Ve şüphesiz ki o zulmetmiş olanlara (haksızlık, baskı ve işkence ile insanların temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayan güçlere ve hain işbirlikçilerine) bundan başka (daha dünyada iken) bir azap ta vardır (kurdukları o zulüm ve sömürü düzenleri yıkılıp rezil ve zelil edileceklerdir); fakat onların çoğu (bu gerçeği) bilmezler. *
(*) Bu âyette bundan başka bir azap ile daha karşılaşacakları belirtilmiş, fakat azabın mahiyeti açıklanmamıştır. Bazı müfessirlere göre bundan maksat açlık, yakınlarını ve servetini kaybetme ya da Bedir Savaşı vb. hezimetlere uğrama gibi dünyevî belâlardır (İbn Atıyye, V, 194). Zulümlerine Mekke’den başlayan ama bununla yetinmeyip yollara dökülerek tâ Medine’ye kadar giden müşrikler her hamlelerinde kaybetmeye mahkûm olmuştur. Yani azap üstüne azap yaşamışlardır. Bir de işin âhiret boyutu vardır ki esas büyük azap orada beklemektedir. Yani bu ayet burada zulmedenlerin dünyada başlarına gelen belâları kastetmektedir. Zalimlerin, saygınlıklarını, saygı ve itibarlarını kaybederek kıyamete kadar lanetle anılmaları bile onlar için ayrı bir azaptır. Zira ayetten de anlaşıldığı gibi bu azap dünyevi bir azaptır. Bunu kabir azabına yorumlayanlar çok yanılıyorlar. Ayrıca aşağıdaki ayetlerde sadece iki azaptan söz ediliyor, biri dünya azabı, öbürü ise, ahiret azabı! Yani üçüncü bir azaptan/berzah ve kabir azabından hiç söz edilmiyor, eğer kabir azabı olsaydı Kur’an ondan da söz ederdi. Konuyla ilgili aşağıdaki ayetlere (Haşr-3, Bakara-114, Maide-33, Hac-9, Tevbe-74) bakılabilir.
وَلَوْلَٓا اَنْ كَتَبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَٓاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَاؕ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ - الحشر ﴿٣﴾ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿١١٤ البقرة) ذَٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿٣٣ المائدة﴾ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ ﴿9 الحج﴾ وَإِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ عَذَابًا أَلِيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ﴿74 التوبة﴾﴾