close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tîn Sûresi 1. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-ttîni ve-zzeytûn(i)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Andolsun Tin'e ve Zeytun'a.
Tin, incir anlamına gelir, zeytun da bildiğimiz zeytindir. Bu iki nesnenin, her şeyinden faydalanıldığı için Tanrı, bilhassa bunları andı denmiştir. Tin, Şam'ın, üstüne kurulduğu tepedir, Zeytun da Beyt-i Makdis'in kurulduğu dağdır diyenler olmuştur ki bu, Katade'den rivayet edilmiştir. İkreme'ye göre Tin ve Zeytun iki dağdır; bu dağların birinde incir, öbüründe zeytin yetiştiği için bu adlarla adlanmıştır. Tin, Şam mescididir, zeytun da Beyt-i Makdis'tir; Tin, Cudi tepesinde, Nûh Peygamberin mescididir, Zeytun, Beyt-i Makdis'tir; Tin, Ka'be'dir, Zeytun, Mescid-i Aksadır diyenler de olmuştur. İncirin, Museviliği temsil ettiği söylenegelmiştir. 24. sûrenin 35. ayetinde Müslümanlık, doğuda ve batıda olmıyan zeytin ağacına benzetilmiştir.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Andolsun İncir ve Zeytin (gibi yaratılış harikası lezzetli yiyecek ve vitamin depolarına)…
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
İncir ve zeytine veya yetiştikleri bölgeye,
Ahmet Tekin
swap_vert close
İncire ve zeytine, önceki peygamberlerin ve ümmetlerin yaşadığı incir ve zeytin diyarına andolsun!
Ahmet Varol
swap_vert close
Andolsun incire ve zeytine,
Ali Bulaç
swap_vert close
İncire ve zeytine andolsun,
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
And olsun incire, zeytine,
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
İncir ve zeytine,
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İncir ve zeytine yemin olsun, [776][777]
[776] Tîn sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 215.[777] Üç peygambere yönelik hatırlatıcı yeminmler hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 217-219.  
Besim Atalay
swap_vert close
İncire, zeytine ant
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Andolsun (Filistin'de İbrahim'in vahiy aldığı) İncir (diyarına) ve (İsa'nın vahiy aldığı) Zeytin (dağına),
Burada “tîn” ve “zeytun” kelimelerine meyve değil de bölge manası verirsek daha doğru olur. Çünkü sonraki ayetlerde de Tûr-i Sina ve güvenli şehir Mekke gibi bölgelere yemin edilmektedir. Ama “zeytun” kelimesi Kur’an’daki diğer örneklerin tamamında (En’am 99, 141 ve Nahl 11) meyve çeşitleriyle bir arada kullanıldığı için zeytin olarak değerlendirilmiştir.  
Cemil Said
swap_vert close
1,2,3. İncir, zeytûn, Tûr-i Sînâ ve emîn belde (Mekke) hakkıçün yemîn iderim.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İncir ve zeytine and olsun,
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Tîn’e ve zeytûn’a andolsun.[586]
Tefsir bilginleri âyette geçen “Tîn” ve “Zeytûn” kelimelerinin, incir ve zeytin manalarına cins isim olabileceği gibi, iki kutsal mekânın özel adı da olabileceğini söylemişlerdir. Daha sonra gelen “Sina Dağı” ve “güvenli şehir (Mekke)” ifadeleri ile uyum sağlaması açısından ikinci görüş daha sağlıklı görünmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yemin olsun incire ve zeytine;
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2, 3, 4, 5. İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.  
 Allah Teâlâ insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Sûrede «en güzel biçimde yarattık» ifadesi bu hususu belirtmektedir. İnsan serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak «kâmil insan» olacak, yahut da aksi yönü tutarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Andolsun incire ve zeytine,
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Tîn'e ve Zeytun'a,
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Kasem olsun o Tîne ve o Zeytune
Emrah Demiryent
swap_vert close
1-2-3. İncire ve zeytine, Tûr-i Sînâ’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) kasem olsun ki,
Erhan Aktaş
swap_vert close
İncire ve zeytine ant olsun,
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Andolsun incire, zeytine,
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Yemîn olsun tîn'e (incire) ve zeytine!(1)
(1)“Cenâb-ı Hakk, tîn (incir) ve zeytin ile kasem (yemin) vâsıtasıyla, azamet-i kudretini ve kemâl-i rahmetini ve büyük ni‘metlerini ihtâr ederek, esfel-i sâfilîn tarafına (aşağıların aşağısına) giden insanın yüzünü o taraftan çevirip, şükür ve fikir ve îman ve amel-i sâlih ile tâ a‘lâ-yı illiyyîne (en yüce mertebeye) kadar terakkıyât-ı ma‘neviyeye (ma‘nen ilerlemeye) mazhar olabilmesine işâret ediyor. Ni‘metler içinde tîn ve zeytinin tahsîsinin sebebi, o iki meyvenin çok mübârek ve nâfi‘ (faydalı) olması ve hılkatlerinde (yaratılışlarında) da, medâr-ı dikkat ve ni‘met çok şeyler bulunmasıdır.” (Mektûbât, 29. Mektûb, 240)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
1,2,3, 4. İncire, zeytine, (insanlık tarihi boyunca nice Peygamberlere ev sahipliği yapan, ilâhî vahyin merkezi konumunda olan ve bolca incir ve zeytinin yetiştiği coğrafi bölgelere), Sina dağına ve şu emîn beldeye (vahyin indiği Mekke şehrine) kasem ederim ki, elbette biz insanı (beyni ile akleden, düşünen, araştıran, karar veren, sorgulayan, sorumlu davranan, çalışıp üretebilen, medeniyetler kuran ve diğer canlı türlerinden farklı meziyetleri bulunan bir varlık olarak) en iyi ve mükemmele ulaşacak potansiyelde yarattık.*
(*) (Tîn” incir, “zeytûn” da zeytin anlamındadır. Ancak Kur’an’ı kerimin genel kullanımına baktığımızda bazı meyve isimleriyle, o meyvelerin ağaçları veya bahçeleri kastedilmiştir. Mesela üzüm anlamındaki “ineb”in çoğulu “a’nâb”dır. Bağlar anlamındadır. Keza “nahl” hurma demektir, Kur’an, bu ifadeyle hurma ağacını veya hurmalıkları kasteder. Burada da incirle incir ağacını, zeytinle de zeytin ağacını veya zeytinlikleri kastediliyor olabilir. Çok daha özelde ise Zeytin Dağı’nı ifade etmektedir. Bu ayetlerde vahiy alınan yerler söz konusudur. Ayrıca Muhammed Hamidullah’a göre incir ağacı ile Buda kastedilmiştir. Nitekim Sanskritçede “budi” kelimesi Buda demektir ve Budizm’in kurucusu Buda, vahyini incir ağacının altında almıştır. (Bkz. Le Saint Coran). Demek ki Budizm de vaktiyle bir hak dinmiş ama bozulmuş. Zaten Buda’nın Çinli bir ressam tarafından uzaktan çizilen tek bir resmi vardır. Bütün tapınaklarında hep aynı resim ve o resme göre yapılmış heykelleri kullanılır. ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Zeytin ağacı daha doğrusu Zeytin Dağı ise, Hz. İsa’nın vahiy aldığı dağdır. Tûr-u Sinâ da Hz. Musa’nın vahiy aldığı dağdır. Emin/ belde ise tartışmasız Mekke’dir ki Hz. Muhammed de ilk vahyini burada almıştır. (İ. Yakıt Meali Tin suresi - 1. Ayet Açıklaması) İşte burada önemine dikkat çekilen incir, en çok mensubu bulunan dinlerden Budizm’in kurucusu Buda’nın da Nebîlerden olduğunu gösteriyor olmalıdır. Çünkü Budistler Buda’nın, Ganj’ın bir kolu olan Neranjara kıyısında, Gaya’da Bodhi veya Bo ağacı denen incir ağacı altında aydınlanmaya eriştiğine inanır ve orayı kutsal ziyaret yeri sayarlar. (Budizm, Günay Tümer DİA). Ayrıca Bkz: (S. Vakfi Meali Tin Sûresi -1 Ayet Açıklaması) Zaten Kur’an’da şöyle deniliyor: ‘’Hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinde (hayat süreçlerinde) onlara bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.’’ (Fatır 35/23-24) Ayrıca metni aşağıya alınan (محاسن التأويل - القاسمي) ‘’Mehasinut-Te’vil’’adlı tefsirde de şöyle deniliyor: Bazı çağdaş âlimler, yüce Allah’ın şu sözünün: {ve incir}, gerçek kökeninden büyük ölçüde sapmış olan Budist dininin kurucusu Buda’nın altında aydınlandığı/vahiy aldığı/İncir ağacı anlamına geldiğini ortaya çıkarmışlardır. Fakat Buddha’nın öğretileri onun zamanında yazılmadı, sözlü anlatımlarla hadisler gibi anlatıldı ve ardından takipçileri tarafından yazıldı. Sonra bu araştırmacı alimler şöyle diyorlar: Bizim için en doğru olan şey, eğer bu ayetle ilgili yorumumuz doğruysa, onun gerçek bir peygamber olduğu ve Skiamuti veya Junama olarak adlandırıldığı ve görevinin başlangıcında olduğudur. Büyük bir incir ağacına sığındı ve onun altında kendisine vahiy indi ve Allah onu bir elçi olarak gönderdi, bunun üzerine şeytan onu orada ayartmak için yanına geldi, fakat o, onunla başarılı olamadı. Ve bu ağaç Budistler arasında çok ünlüdür ve adı: kutsal incir ağacı ve onların dilinde: Ajabala . Yine bu alimler demişlerdir ki: Cenâb-ı Hak bu âyet-i Kerimede, insanların hidâyeti, din ve dünya işlerinde faydalı işleri yapmaları için indirdiği en büyük dört dini zikretmiştir. İşte bu surede önce Budizmin kurucusu olan Buda’ın altında aydınlandığı/vahiy aldığı kutsal İncir ağacına, daha sonra Hz. İsa’nın vahiy aldığı mübarek ve mukaddes kılınmış zeytinlik bölgeye, daha sonra da Hz. Musa’nın vahiy aldığı Sina dağına ve en son olarak da Hz. Muhammed’in ilk vahyini almış olduğu Emin beldeye (Mekke’ye) yemin edilmiştir. Yani kendileriyle yemin edilen bu dört yer veya nesne, dört büyük dininin peygamberlerinin ilk vahyi almış oldukları yerleri veya nesneleri simgeler. Ayrıca Buda’nın ahlak öğretileri tamamen İslamın öğretileriyle tam uyumludur. Örneğin: Hz. Muhammed (انما بعثت لاتمم مكارم الاخلاق) ‘’Ben yeryüzünde ancak güzel ahlakı/doğru, dürüst ve erdemli bir yaşam tarzı ile ilgili öğretileri/ tamamlamak üzere elçi olarak gönderildim’’ diye buyurmuştur. Bakıyoruz ki, Buda da hep aynı şeyler üzerinde durmuştur, yani hem sözde hem de özde doğru ve dürüst davranışları sergilemek, güzel ahlaki prensipleri öğretmek ve bunları insanlar arasında yaymaya çalışmak istemiştir. Bu nedenle Buda da Kur’an’da zikredilen bir nezir/bir uyarıcı peygamber/olarak Hindistan ve Çin gibi Uzak Doğudaki ülkelerde tebliğ göreviyle görevlendirilmiş olması güçlü bir ihtimaldir, deniliyor. Fakat vefatından sonra Budizm, gerçek kökeninden büyük ölçüde sapmış/tahrif edilmiş ve maalesef Buda’ da adeta bir tanrı hâline getirilmiştir. ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Mekke’nin “güvenli şehir” olarak anılmasının sebebi ise gerek İslâm’dan önce gerekse İslâmî dönemde buranın bir barış kenti olarak tanınması ve orada her türlü kan dökmenin yasaklanmasıdır. Ayrıca dördüncü ayet, insanın fiziki güzelliğine değil, manevi özellikleri olan akıl, irade ve düşünebilme gibi, insanı diğer canlı türlerinden ayıran beynin bütün fonksiyonlarına vurgu yapmaktadır. واستظهر بعض المعاصرين أن قوله تعالى: {وَالتِّينِ} يعني به شجرة بوذا مؤسس الديانة البوذية، التي تحرفت كثيراً عن أصلها الحقيقي؛ لأن تعاليم بوذا لم تكتب في زمنه وإنما رويت كالأحاديث بالروايات الشفهية، ثم كتبت بعد ذلك حينما ارتقى أتباعها.ثم قال: والراجح عندنا، بل المحقق إذا صح تفسيرنا لهذه الآية أنهُ كان نبياً صادقاً ويسمى: سكياموتي، أو جوناما، وكان في أول أمره يأوي إلى شجرة تين عظيمة وتحتها نزل عليه الوحي، وأرسله الله رسولاً، فجاءه الشيطان ليفتنه هناك فلم ينجح معه. ولهذه الشجرة شهرة كبيرة عند البوذيين، وتسمى عندهم: التينة المقدسة، وبلغتهم: أجابالا.قال: ففي هذه الآية ذكر الله تعالى أعظم أديان البشر الأربعة الموحاة منه تعالى لهدايتهم ونفعهم في دينهم ودنياهم، فالقسم فيها كالتمهيد لقوله بعده: {لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ} إلى آخر السورة.قال: ولا يزال أهل الأديان الأربعة هم أعظم أمم الأرض وأكثرهم عدداً وأرقاهم. والترتيب في ذكرها في الآية هو باعتبار درجة صحتها بالنسبة لأصولها الأولى، فبدأ تعالى بالقسم بالبوذية لأنها أقل درجة في الصحة وأشد الأديان تحريفاً عن أصلها، كما يبدأ الْإِنْسَاْن بالقسم بالشيء الصغير، ثم يرتقي للتأكيد إلى ما هو أعلى، ثم النصرانية وهي أقل من البوذية تحريفاً، ثم اليهودية وهو أصح من النصرانية، ثم الإسلامية وهو أصحها جميعاً وأبعدها عن التحريف والتبديل، بل إن أصولها: الكتاب والسنة العملية المتواترة، لم يقع فيها تحريف مطلقاً. ومن محاسن هذه الآية الشريفة غير ذلك، ذكر ديني الفضل: البوذية والمسيحية أولاً، ثم ديني العدل: اليهودية والإسلامية ثانياً؛ للإشارة إلى الحكمة بتربية الفضل والمسامحة مع الناس ...ومن محاسن الآية أيضاً الرمز والإشارة إلى ديني الرحمة بالفاكهة والثمرة، وإلى ديني العدل بالجبل والبلدة الجبلية: مكة، وهي البلد الأمين. ومن التناسب البديع بين ألفاظ الآية أن التين والزيتون ينبتان كثيراً في أودية الجبال، كما في جبل الزيتون بالشام وطور سيناء، وهما مشهوران بها. فهذه الآية قسم بأول مهابط الوحي، وأكرم أماكن التجلي الإلهي على أنبيائه الأربعة، الذين بقيت شرائعهم للآن، وأرسلهم الله لهداية الناس الذين خلقهم في أحسن تقويم. انتهى بحروفه. والله أعلم : المصدر (محاسن التأويل – محمد جمال الدين القاسمي) .الم يتطرق القرآن مباشرة إلى أكثر الأديان كما هو الحال مع الهندوسية والبوذية والكنفشيوســية والتاوية والشــنتوية، إلا أنه تم توســيع مفهوم أهل الكتاب من قبل علماء المســلمين ليضم غيرهم. وعلى الرغم من الصعوبات التي جابهــت العلماء في فهم طبيعــة هذين التقليدين نتيجــة اختلاف اللغة الأسطورية التي تتســم بها التقاليد الهندية عن لغة الإسلام المجردة. وفي هذا الشــأن أورد البيروني (توفــي فــي 453هـ1061/م) معلومــات قيمة عن الهندوســية في كتابه كتاب التحقيق عن أهل الهن المعتقدات المتشابهة مع الإسلام وخاصة ما يتعلق بالتوحيد . لاعتقادهم وصف بعض العلماء المسلمين الهندوس بأنهم أهل كتاب؛ نظرا ُعثوا قبل الإســلام، ولدرجة أنهم بأنهم ينتمون لسلســلة من الأنبياء الذيــن ُبعثوا قبل الإســلام ولدرجة أنهم أجمعوا على منحهم صفة أهل الذمة التــي تطلق عادة على أهل الكتاب، النظرة إلــى الديانة البوذية من النمــاذج العملية لإظهار تباين تعد الآراء بين الباحثين المســلمين تجــاه الأديان الأخرى (نظرة المسلمين المعاصرين إلى الأديان الأخرى) تشتمل أقوال بوذا المتعلقة بالإيمان بالله والعمل الصالح والإيمان بالجنة والجحيم على كثير من الجوانب المنسجمة مع تعاليم الإسلام، وبناء على جميع ما تقدم يمكن القول أن الراجح في مسألة نبوة بوذا أنه،إن صحت الروايات التي جاءت عنه، أنه كان نبيا رسولا بعثه الله إلى الهند وهذا الرأي ينسجم مع قول الشهرستاني"( مسألة نبوة بوذا من منظور إسلامي دراسة عقدية نداء الهند)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İncire ve zeytine,
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İncir, zeytin hakkı için,
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
İncir Hakkı için, zeytin hakkı için,
[1] Mekke'de nâzil olmuş (8) âyettir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Andolsun, incire ve zeytine/incir ağacına ve zeytin ağacına/Zeytin Dağı’na¹
1 “Tîn” incir, “zeytûn” da zeytin anlamındadır. Ancak Kur’an’ın genel kullanımına baktığımızda bazı meyve isimleriyle, o meyvelerin ağaçları veya bahçeleri kastedilmiştir. Mesela üzüm anlamındaki “ineb”in çoğulu “a’nâb”dır. Bağlar anlamındadır. Keza “nahl” hurma demektir, Kur’an, bu kelimeyle hurma ağacını veya hurmalıkları kasteder. Burada da incirle incir ağacını, zeytinle de zeytin ağacını veya zeytinlikleri kastediyor. Çok daha özelde ise Zeytin Dağı’nı ifade etmektedir. Bu ayetlerde vahy alınan yerler söz konusudur. M. Hamidullah’a göre incir ağacı ile Buda kastedilmiştir. Nitekim Sanskritçede “budi” kelimesi Buda demektir ve Budizm’in kurucusu Buda, vahyini incir ağacının altında almıştır. (Bkz. Le Saint Coran). Demek ki Budizm de vaktiyle bir hak dinmiş ama bozulmuş. Zaten Buda’nın Çinli bir ressam tarafından uzaktan çizilen tek bir resmi vardır. Bütün tapınaklarında hep aynı resim ve o resme göre yapılmış heykelleri kullanılır. Zeytin ağacı daha doğrusu Zeytin Dağı, Hz. İsa’nın vahiy aldığı dağdır. Tûr-u Sinâ da Hz. Musa’nın vahiy aldığı dağdır. Emin/ güvenilir belde ise tartışmasız Mekke’dir ki Hz. Peygamber de ilk vahyini burada almıştır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Andolsun incire ve zeytine.
(“Tin”, dağ adı veya incir demektir. Bürûc suresinden sonra Mekke’de nazil olmuştur ve 8 ayettir.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Andolsun, insanlık tarihi boyunca nice Peygamberlere ev sahipliği yapan, ilâhî vahyin merkezi konumunda olan coğrafi bölgelere, özellikle de, incire ve zeytine, yani incir ve zeytin ağaçlarının bolca yetiştiği tin ve zeytin bölgelerine, Şam ve Filistin diyarına,
Mekke döneminin başlarında, Burûc sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, birinci ayetinde geçen ve Hz. İsa’nın Peygamberliğine işâret eden “Tin: incir ağacı” kelimesinden almıştır. 8 ayettir.  
Mahmut Özdemir
swap_vert close
And olsun TÎN’e (İncir Dağı’na) ve Zeytûn’e (Zeytin Dağı’na)!
Mehmet Çakır
swap_vert close
1,2,3. İncire, zeytine, // Tûr dağına ve // bu güvenli Mekke şehrine yemin ederim ki
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yaşamınızın gerçeklerinden olan incire ve Zeytin’e andolsun!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yemin olsun: [Tîn]’e, [Zeytûn]’a, [*]
Buradaki [et-Tîn] ve [ez-Zeytûn] kelimeleri, Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Hz. İsa’nın vahiy aldığı Filistin’deki iki bölgedir. Sînâ Dağı Hz. Musa’nın, güvenli belde Mekke ise Hz. Muhammed’in vahiy aldığı şehirdir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki,
1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır.3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
İNCİRİ ve zeytini düşün,
Mustafa Çavdar
swap_vert close
İncir diyarına ve zeytin diyarına andolsun. 6/141, 13/3-4
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
İNCİR AĞACI ve zeytin (diyarı) şahittir![⁵⁷⁹³]
[5793] İncir veya incir ağacı ile ne kastedildiği yoruma açıktır. Fakat 2 ve 3. âyetlerde beldeler açıkça zikredildiğine göre incir ve zeytin de iki vahiy bölgesi olmalıdır. “Zeytin” ile Hz. İsa’nın vahiy aldığı bölgenin kastedildiğini düşünürsek, geriye “incir” kalmaktadır. Bununla Şam bölgesinin veya Hz. Nûh’un gemisinin son durağı Cûdi dağının kastedildiğini söyleyenler olmuştur (Taberî). M. Hamidullah ise, kimi otoriteleri de referans göstererek âyetteki “incir ağacı”nın, Buda’ya adını veren ve “yabanî incir ağacı” anlamına gelen Budi ağacı olduğunu söyler. Buda ilâhî ilhamı bu ağacın altında almıştır (Aziz Kur’an). Musa Carullah gibi kimi çağdaş âlimler de Buda’nın peygamber olduğu kanaatini paylaşırlar. Zeytin ile Nûr âyetinde (24:35) geçen ve iç aydınlanmayı ifade eden “mübarek zeytin ağacı” arasında bir ilişki kurulabilir. Çekirdekleri itibarıyla incir “kesrete” zeytin “vahdete” işaret olarak yorumlanmıştır. İncir gerçekten de bitkilerin havyarı diyebileceğimiz mucize bir meyvedir. Bu âyet, ilâhî ışığın şavkının varlık, zaman ve mekâna düşmesiyle nasıl bir bereket kesbettiğini gösterir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Tin'e ve Zeytun’a,
Osman Fırat
swap_vert close
Ve Tin ve Zeytûn,
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Andolsun tin'e ve zeytûn'e.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İncir ve zeytin hakkı için!
Süleyman Ateş
swap_vert close
Tin'e ve Zeytun'a andolsun.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
İncir ve zeytun
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İncir[1], Zeytin[2],
[1] Burada önemine dikkat çekilen incir, en çok mensubu bulunan dinlerden Budizm'in kurucusu Buda'nın da Nebîlerden olduğuna gösteriyor olmalıdır. Çünkü Budistler Buda'nın, Ganj'ın bir kolu olan Neranjara kıyısında, Gaya'da Bodhi veya Bo ağacı denen incir ağacı altında aydınlanmaya eriştiğine inanır ve orayı kutsal ziyaret yeri sayarlar. (Budizm, Günay Tümer DİA) Allah Teâlâ Nebîmize şöyle demiştir: "Her toplumun geçmişinde bir uyarıcı mutlaka bulunmuştur." (Fatır 35/23-24) [2] Kudüs'te, İsa aleyhisselamın dua için sık sık gittiği dağ. Bu dağın eteğindeki Getsemani Bahçesi, İsa aleyhisselamın, havarileri ile yediği son akşam yemeğinden sonra Yahuda tarafından yakalatıldığı bahçedir. (Matta.26/36-46, Markos.14/32-42, Luka.22/39-46)]  
Şaban Piriş
swap_vert close
Andolsun, İncir ve zeytine ..
Ümit Şimşek
swap_vert close
And olsun incire ve zeytine,
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yemin olsun incire, zeytine,
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
[317a] incir ḥaķķı-içün yā dımışk ŧaġı ḥaķķı-çun daħı zeytūn ḥaķķı-içün yā beyte’l muķaddes ŧaġı ḥaķķı-içün.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
İncīr ve zeytūn ḥaḳḳı‐çun.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
And olsun əncirə və zeytuna;
M. Pickthall (English)
swap_vert close
By the fig and the olive,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
By the Fig(6194) and the Olive,(6195)
6194 The substantive proposition is in verse 4-8, and it is clinched by an appeal to four sacred symbols. viz., the Fig, the Olive, Mount Sinai, and the sacred City of Makkah . About the precise interpretation of the first two symbols, and especially of the symbol of the Fig, there is much difference of opinion. If we take the Fig literally to refer to the fruit or the tree, it can stand as a symbol of man's destiny in many ways. Under cultivation it can be one of the finest, most delicious, and most wholesome fruits in existence: in its wild state, it is nothing but tiny seeds, and is insipid, and often full of worms and maggots. So man at his best has a noble destiny: at his worst, he is "the lowest of the low". Christ is said to have cursed a fig tree for having only leaves, and not producing fruit (Matt. 21:18-29), enforcing the same lesson. There is also a parable of the fig tree in Matt. 24:32-35. See also the parable of the good and evil figs in Jeremiah, 24:1-10. But see n. 6198 below. 6195 For the sacred symbolism of the Olive, see n. 2880 to 23:20, and notes 3000-3002 to 24:35, where the parable of Allah's Light includes a reference to the Olive. But it is possible that the Olive here refers to the Mount of Olives, just outside the walls of the City of Jerusalem (see n. 5038 to 52:2), for this is the scene in the Gospel story (Matt. 24:3-4) of Christ's description of the Judgement to come.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَالتّ۪ينِ
andolsun incire
وَالزَّيْتُونِۙ
ve zeytine
(Vahyin indiği) İncir ve Zeytin (Dağı'n)a andolsun,
تِين
İsim
ت ي ن
İncir
زَيْتُون
İsim
ز ي ت
Zeytin