Sonra da andolsun ki o gün, (dünyada size verilen) nimetlerden sorguya çekileceksiniz!
(Acaba nimetlerden sorguya çekilme sadece kâfirler için midir yoksa genel midir? Râzî bu konuda şu açıklamalarda bulunmaktadır: "Doğru olan, nimetlerden sorulmanın; gerek lüzumlu olanlar ve gerek olmayanlar hepsinden, mümine ve kâfire genel olmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ'nın lütfettiği şeylerin hepsi onun isyanına değil, itaatine sarf edilmek vaciptir. O halde soru hepsini kapsar. Bunu, rivayet olunan şu nebevi Hadis de te'kid eder. Kıyâmet gününde dört şeyden sorgulanmadıkça, kulun ayakları kımıldamaz; ömründen, onu ne ile yok etti? Gençliğinden, onu nerede çürüttü? Malından, onu nereden kazandı? ve nereye sarf etti? İlminden, onunla ne yaptı? ki Peygamber [s.a.s]in bu zikrettiklerinde her nimet dahil olur. Fakat kâfire olan soru, azarlama sorusudur, çünkü o şükrü terk etmiştir. Mümine olan soru ise şereflendirme sorusudur, çünkü o şükür ve itaat etmiştir"
Elmalılı da, açıklamasına şöyle devam etmektedir! "Bunun özeti, burada sorumluluğun mânası, her nimetin iyi veya kötü kullanılmasına, yerine sarf edilip edilmediğine göre sevap ve ceza gerektirmesi mânasına, borçlanmanın hükmü olan sorumluluk demek olur. Bu sorumluluk ise gerek kâfir, gerek mümin her mükellef içindir kuşkusuz. Görevini yerine getirmeyip nimeti kötüye kullanan ceza için sorumlu, görevini güzel yapanlar da ecir ve sevap ile ödüllendirilmek için sorumludurlar.
Mevlana da; (Dekuki hikayesinde) yukarda zikredilen Hadis'in manasını genişleterek namaza uygulamakta ve müminleri, namaz esnasında Rablerinin kendilerine ihsân buyurmuş olduğu sonsuz nimetleri göz ardı etmemeleri hususunda şöyle uyarmaktadır:
"Allah" diyen Hakk'ın kurbanı olur
Ey oğul, Tekbirin anlamı budur
"Allahu ekber" der kurbanı kesen
Namaza dururken nefsini kes sen
Beden İsmail'dir, cansa Halil'dir
Can, ten üzerine getirir Tekbir
''Bismillah" deyince nefs olur kurban
Beden şehvetlerden kurtulur o an
Mahşerdeki gibi kurulur saflar
Sonunda verilir cezalar aflar
Haşredilmiş gibi kullar el bağlar
Ayakta durarak af diler ağlar
Hak der ki: "Vermiştim bir ömür sana
Kulum ne kazandın gel göster Bana
Ne işle erdirdin ömrünü sona
Gücünü sarf ettin boş şey uğruna
Gözünün nurunu tükenmez sandın
Söyle beş duygunu nerde kullandın
Manevi kudretten yoksun da kaldın
Şu fâni dünyadan ne satın aldın
Bel ve kazma gibi, verdim el ayak
Onları ne yolda kullandın.. bir bak!"
Hakk'ın huzurundan sorular gelir
Sorular çok kula ıztırap verir
Utanç duyan kulun yüzü kızarır
Ayakta duramaz ruku'a varır
Ruku'da yalvarır Hakk’tan af diler
"Noksan sıfatlardan münezzehsin" der
Hakk der ki: Ey kulum kalk da ruku'dan
Sorduğum şeylere cevap ver hem-an
Kul konuşmak ister doğrulur bir an
Fakat yere düşer, bulamaz derman
Hakk'tan ferman gelir, kula şöyle der
Başını kaldır da bana cevap ver
Kul doğrulmak ister, fakat utanır
Yüzünün üstüne tekrar kapanır
Hakk der ki: "Bak da gör, ne imiş mahşer
Yaptığın her şeyin hesabını ver!"
Allah'tan gelen bu heybetli hitap
Bırakır çok kulu âciz ve bîtap
Dermansız kalan kul, diz üstü çöker
Cenab-ı Hak ise: Haydi söyle der
Sana nimet verdim, şükrettin mi sen
Sermaye vermiştim, kâr ettin mi sen
O kul selam verir, sağına bakar
Tüm Peygamberlerden bir yardım arar
Nebi'ler der: Çok geç bu af dileyiş
Dünyada yaptın mı, hiç hayırlı iş
Vaktinde ötmeyen horoz gibisin
Bizi rahat bırak, bahtsız kişisin
Kul, sonra başını çevirir sola
Ki göçmüş, hısmından bir yardım ola
Hısmı der ki: "Olmaz, sen yalvar Hakka
Baş vurma biz gibi, aciz bir halk’a
Kul, her iki yönden umudu keser
Gönlünde amansız bir korku eser
Boynunu bükerek huzura varır
Ellerini açar, Hakk'a yalvarır
Ey oğul namaz bu.. işarete bak
Anla ki kıyâmet nasıl kopacak
Kuş gibi gafletle baş vurma yere
Namaz yumurtası civcivler vere