Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir. Bilgi sahibi olanlar için bunda ibretler vardır.(6)
(6) İnsanın yaratılışına dikkat çekildikten sonra, insanlar arasındaki farklılıklar bir tevhid delili olarak sunulmaktadır ki, gerçekten de, insanın insan olarak var olabilmesi, vazgeçilmez bir şart olarak, bu farklılıkları gerektirmektedir. Bunlardan ikisi, belki de en önemlisi, bu âyette işaret edilen ses ve sima farklılıklarıdır ki, en geniş ölçekte lisan ve renk şeklinde ortaya çıkan bu farklılıklar, bireylere indikçe daha derinleşmekte ve özelleşmektedir. Her insan bireyinin sesi birbirinden kesin şekilde farklı olduğu gibi, sesleri algılayış biçimi de farklıdır; çünkü sesleri toplayan kulak kıvrımları, herkes için ayrı bir ses stüdyosu olarak düzenlenmiş ve bir insanın kulağı diğerinde tekrarlanmamıştır. Konuşma ise, bilimi bütünüyle âciz bırakan bir mucize olarak belirmektedir ki, bu mucizenin bir tarafında insanın meramını sözle anlatabilmesi, diğer tarafında da anlatılan sözü dinleyip anlayabilmesi vardır. Farklı sesler, farklı lisanlar, farklı sözlerle bu mucizenin göz kamaştırıcılığı daha da artmaktadır. Simalardaki farklılığa gelince, bu, çok ince rötuşlardan ibaret, son derece duyarlı ve inceden inceye işlenmiş bir farklılıktır ki, bu farklılığı ayırt etmek için, her insanın beyninde özel bir bölge görevlendirilmiştir. Bu bölge sayesinde insanlar birbirlerinin yüzüne baktıklarında onu diğer insanlardan ayırabilirler. Bu bölgenin hasara uğraması halinde ise “yüz körlüğü” denen hadise ortaya çıkmaktadır ki, bunun keşfi yirminci yüzyıla rastlar. Kısacası, bir tarafta gökleri ve yeri yaratan İlâhî kudret ve irade, diğer tarafta insan bireylerinin birbirine benzeyen ve benzemeyen yönlerinden herbiriyle ayrı bir eserini gözlerimizin önüne sermekte, böylece, herbir insan bireyinin varlığındaki en gizli köşelerden göklerin en ücra tabakalarına kadar uzanan tevhid delilleri, kâinatı üst üste sarıp sarmalamaktadır.