(Şimdi sen söyle ey bu hitabın muhatabı!)[³⁰⁴³] Bunların kalplerinde bir hastalık mı vardır,[³⁰⁴⁴] yoksa kuşkuya mı kapılıyorlar!?[³⁰⁴⁵] Yahut da Allah’ın, dolayısıyla O’nun Elçisi’nin[³⁰⁴⁶] kendilerine haksızlık yapmasından mı korkuyorlar!? Hayır, aksine asıl haksızlık edenler kendileridir.
[3043] Cevabı Allah tarafından bilinen bu soruların amacı, muhatabı, inkârcı aklın tutarsızlığı üzerinde düşünmeye davettir. Parantez içi açıklamanın gerekçesi budur.
[3044] Bu zümreyle ilgili istikraî bir okuma için bkz: 74:31, not 26.
[3045] İrtâbûnun kendisinden türetildiği rayb/rîbe, “inkârcı kuşku” anlamına gelen şekk’ten farklı olarak “korkulu kuşku”, yani “kuşkusunda haksız çıkma korkusunu içinde barındıran kuşku” anlamına gelir (Bkz: 9:110, not 140). Kuşku, münafığın niteliği olan “kalp hastalığı” ve kâfirin niteliği olan “Allah ve Rasulü’ne güvensizlik” dışında, ayrı bir kategori olarak ele alınmıştır. Bu da vahyin, en temel inanç ilkelerine yönelik dahi olsa, kuşkuyu nifaktan ve küfürden ayrı olarak değerlendirdiği anlamına gelir. Allah Rasûlü, sahibini mutlak hakikate yaklaştıran bir tür kuşku için “zâke sarîhu’l-iman: işte bu da imanın ta kendisidir” buyurmuştur (Müslim, İman, 209).
[3046] Ve bağlacını “dolayısıyla” şeklinde çevirimiz için bkz: Âyet 3, not 6.