close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nûr Sûresi 35. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
(A)llâhu nûru-ssemâvâti vel-ard(i)(c) meśelu nûrihi kemişkâtin fîhâ misbâh(un)(s) elmisbâhu fî zucâce(tin)(s) ezzucâcetu keennehâ kevkebun durriyyun yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkiyyetin velâ ġarbiyyetin yekâdu zeytuhâ yudî-u velev lem temses-hu nâr(un)(c) nûrun ‘alâ nûr(in)(k) yehdi(A)llâhu linûrihi men yeşâ/(u)(c) veyadribu(A)llâhu-l-emśâle linnâs(i)(k) va(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Allah ışığıdır göklerin ve yeryüzünün. Işığının örneği, kandil konan bir yere benzer, orada bir kandil var, kandil, bir sırça içinde, sırça da parılparıl parlayan bir yıldız sanki; doğuda da olmayan, batıda da olmayan kutlu zeytin ağacından yakılmış;ateş dokunmadan da yağı, hemen ışık verecek; nur üstüne nur. Allah, doğru yolu gösterir nuruyla dilediğine ve Allah, örnekler getirir insanlara ve Allah, her şeyi bilir.
Işık, doğru yolu göstermekten kinayedir, bu, İbn-i Abbas'ın kavlidir. Hasen, Ebül-Aliye ve Dahhâk, Allah, gökleri ve yeryüzünü, güneşle, ayla, yıldızlarla ışıtır diye tefsir etmişlerdir. Kâ'b oğlu Ubeyy, Allah, gökleri meleklerle, yeryüzünü peygamberler ve bilginlerle süsler, bezer demiştir. "Işığının örneği" sözündeki ışığı iman ve Kur’ân, yahut Hz. Muhammed (s.a.a)'in nuru diye tefsir etmişlerdir. Tanrıya itaat etmektir diyenler de olmuştur. Kandil konan yeri, Hz. Muhammed (s.a.a)'in göğsü, kandili peygamberliği, "doğuda ve batıda olmayan kutlu zeytin ağacı"nı, Tanrıyı tenzih temeline dayanan Mûsa diniyle yalnız teşbih temeline dayanan Hıristiyanlığın ortasında, ifrat ve tefritten münezzeh olan dini diye tevil edenler olmuştur. Bu ayeti tefsir ve Tevil yolunda çeşitli sözler söylenmiş, hatta kitap dahi yazılmıştır. (Mecma, 2, 197).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali (bir örneği), içinde (parlak ışıklı) fitil bulunan bir lamba benzeridir; (o) lamba da bir sırça (cam fanus-ampul) içerisindedir; (o) sırça (ampul ise), sanki incimsi bir yıldızdır ki; (içindeki parlak ışık) doğuya da batıya da ait olmayan (benzeri bulunmayan) kutlu bir zeytin ağacından tutuşturulmuş (gibidir; bu öyle bir ağaç ve nurani bir kaynaktır ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı (enerji akımı) ışık verir. (Açıkça elektrik enerjisine benzetilmektedir. Bu,) Nur üstüne nur (aydınlık, kolaylık ve huzur)dur! Allah, (gerçeği arayan ve çabalayanlardan) kimi dilerse onu Kendi nuruna (hidayet ve hikmet yoluna) yöneltip-iletir. Allah insanlar için (işte böyle) örnekler verir. Allah, her şeyi Bilendir.
[Not: Bu ayet; kâinatın ve bütün varlıkların, İlahi Nurun farklı tecellilerinden ve atomik enerjinin değişik dalga boyutu tezahürlerinden yaratıldığına; ayrıca elektriğin alternatif akımına ve sinüs dalgasına işaret etmektedir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah, bütün göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûru, içinde kandil bulunan bir oyuğa benzer. O kandil cam fânûs içindedir. O fânûs, inci gibi parıldayan bir yıldızdır. Ve o kandil, ışığını doğuda da olmayan batıda da olmayan mubarek bir zeytin ağacından alır. Ve o ağacın yağı, öyle arı duru öyle parlak ki, neredeyse yakılmadığı halde de ışık verecek, nûr üstüne nûr. Allah nuruna erişmek isteyeni dilediği şekilde nûruna eriştirir. İşte bunun için Allah insanlara örnekler vermektedir. Çünkü herşeyi bütün boyutlarıyla, yalnızca Allah bilir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin hayatiyetlerini, ihyalarını sağlayan nûrudur, göklerde ve yerde yaşayanların önünü ve ufkunu aydınlatır, hidayet rehberlerini gönderir. O'nun nuru, üzerinde sabah aydınlığına benzer ışık veren bir direkteki lambaya benzer. O mükemmel ışık kristal bir ampul içindedir. Kristal ampul, doğu ve batı güneşinden istifade etmeyen faydalı, bereketli zeytin ağacı gibi doğu ve batı medeniyetinden etkilenmemiş bir medeniyet ağacından yakılan, peygamberler soyundan gelen sanki inciye benzer parlayan bir yıldızdır. O ağacın mahsulünden elde edilen yağ, neredeyse yakılmasa da çevresini aydınlatır. İşte bu, nur üstüne nurdur, Muhammed'dir, Kur'an'dır. Allah, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkları nuruna ulaştıracak hidayet vesileleri, hakka yönlendirici, aydınlatıcı bilgiler veriyor. Allah işte böyle benzetmeler yaparak dini hakikatları,insani ve ahlaki değerleri insanlara açıklıyor. Her şey Allah'ın ilmi, planı, iradesi dahilinde cereyan etmektedir.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 4/174; 6/122; 57/19, 28; 39/22.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun örneği içinde çerağ bulunan bir kandil yuvası gibidir. Çerağ bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi bir yıldızdır. O, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Onun yağı neredeyse kendine ateş dokunmasa bile ışık verir. (Bu) nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna iletir. Allah insanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah her şeyi bilendir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin aydınlatıcısıdır. Müminin kalbinde, nurunun sıfatı: Sanki bir hücre ki, içinde bir lâmba var; lâmba da cam bir mahfaza içinde; o cam mahfaza, sanki (parlayan) incimsi bir yıldız. Bu lâmba, güneşin doğuşunda ve batışında gölgeye düşmiyen mübarek bir zeytin ağacının yağından tutuşturulur. Bu öyle (saf) bir yağdır ki, nerde ise ateş dokunmasa da aydınlık verecek. Bu aydınlık, nur üstüne nurdur (Allah'ın müminlere hidayeti, iman nuru üstüne bir nurdur). Allah, dilediği kimseyi nuruna (İslâm dinine) kavuşturur. Allah, insanlara böyle misaller verir (ki ibret alıb iman etsinler). Allah, her şeyi bilir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. (Neyin ne olduğunu, hükmünün nasıl olduğunu gösteriyor.) O’nun nurunun örneği, içinde lamba olan kandildir. Ki o lamba, bir cam içindedir. O cam, inci misali parlayan bir yıldız gibidir. O yıldız, ne doğudan gelen ne de batıdan gelen, mübarek bir ağacın yağından tutuşturulur. Ateş dokunmadan dahi, nerede ise onun yağı tutuşacaktır. O nur üstüne nurdur.(*) Allah, nurunu istediğine gösterir. Ve Allah, insanlar için örnekler veriyor. Hiç şüphesiz Allah, her şeyi çok iyi bilendir.
(*) Burada elektriğe işaret vardır. Elektrik de, ateş dokunmadan tutuşuyor. Elektriğin yanması, peşpeşe gelen akımlardır. Elektrik şebekesi, bir ağaç gibidir. Elektrik, ne şarkın malıdır ne de garbın. Her yerde bulunur. Şehir içinde ampuller, adeta birer yıldız gibidirler. Allah’ın hidayeti de elektrik gibidir, her yerde bulunur. Zorlanmaya, tutuşturmaya ihtiyacı yoktur. Bir niyet ile parlamaya başlar.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûru, içinde kandil bulunan bir oyuğa/lambaya benzer. Kandil, bir cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldızdır. Ne doğuya ne batıya ait olan mübarek bir zeytin ağacının yağından yakılır. Öyle ki, ateş değmese de neredeyse yağı ışık verir. O, nûr üstüne nûrdur. Allah dileyen kimseyi nûruna iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bilir.[367]
[367] Allah’ın göklerin ve yerin nuru oluşu hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIII, 387-391.  
Besim Atalay
swap_vert close
Göklerin, yerin nurudur Allah, nurunun benzeri, içerisinde çırağ olan kandillik gibi; çırağ billur içindedir, billûr da bir inci yıldız gibidir, ne doğuda, ne batıda bulunan kutlu zeytin ağacından yakılır, onun yağı ateş dokunmasa da ışık saçar; nur üstüne nurdur; Allah yeder nuruna dilediği kimseyi, Allah insanlara örnekler verir, her şeyi Allah bilir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nurudur (her şeyin aydınlığını verendir). O'nun nuru, içinde kandil bulunan bir oyuk(tan yayılan ışığa) benzer. O kandil ki bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parıldayan bir yıldızdır ki onun yakıtı, doğuda da batıda da eşine rastlanmayan mübarek/bereketli bir zeytin ağacından alınmaktadır. Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek. (Bu da) nur üstüne nurdur (ışığı pırıl pırıldır). Allah, dileyeni nuruna kavuşturur. Allah (gerçeği anlamaları için) insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
“Allah göklerin ve yerin nurudur” söylemi üzerinde çok farklı yorumlar yapılmıştır. “Allah, göklerle yeri güneşle aydınlatıp karanlık perdesini ortadan kaldırmıştır” şeklinde yorumlayanlar olduğu gibi, “Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi nuruyla doğru yola ileticidir” şeklinde fikir beyan edenler de olmuştur. Otoritelerin çoğuna göre bu ifade, ayetin kendi içindeki anlam bütünlüğüne bağlı olarak Allah’ın yaratma ve yönetmedeki kudretini anlatmaktadır. Ancak bir sonraki ayetle bağlantısı kurulduğunda görülüyor ki bu söylem, insanı aydınlatan ilahi gücün ortaya çıkmasından yani vahyin hayata müdahalesinden bahsediyor.   
Cemil Said
swap_vert close
Allâh semâvât ve arzın nûrının sâhibidir bu nûr bir meş’aleye, şeffâf bir kristal dâhiline vaz’ idilmiş bir meş’aleye benzer ki bu; billûrdan parlak bir yıldız gibidir. Bu meş’ale mübârek bir zeytun ağacının yağıyla yanar bu zeytun ağacı ne şarkda, ne garbda vardır. Ânın yağı ateş dokunmasa bile parlar. Nûr üzerine nûrdur. Allâh istediğini râh-ı hakka sevk ider ve darb-ı meseller îrâd iyler. Allâh her şeyi bilür.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[388]
Bu âyette geçen, “Allah, göklerin ve yerin nurudur” ifadesi, Allah’ın yaratma ve yönetmedeki kudretini temsil etmektedir. Karanlık bir odanın duvarındaki hücrenin daha da karanlık ortamında bulunan bir ışık kaynağının, defalarca güçlendirildiğinde sağlayacağı ışık sütununun karanlık ortamı aydınlatmadaki gücü, Allah’ın kâinat üzerindeki kudretini hatırlatmaktadır.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nûr üstüne nûr. Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.  
 Allah’ın nûr olmasının manası, bütün âlemin ve âlemdeki bütün hissî nûrların ve idrak edici güçlerin yaratıcısı ve icat edicisi olmasıdır. Şu halde, nûrdan asıl umulan aydınlatma, açığa çıkarma, tecelli ve inkişaf manalarının temeli, nûrdan ve nûru alandan çok, nûru yapıp yaratana ait olacağı için «Nûr» ismi Allah’a daha lâyıktır. Ancak, bundan dolayı nûru yaratana «Nûr» denilmesi, lisan bakımından hakikat değil, mecazdır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
ALLAH göklerin ve yerin ışığıdır. Işığının örneği şuna benzer: içinde lamba bulunan bir oyuk... Lamba bir cam kap içindedir. O cam kap ise, incimsi bir gezegen gibidir. Yakıtı, ne batıya ne de doğuya bağıntısı olmayan, zeytinyağı üreten bereketli bir ağaçtandır. Yağı, neredeyse ateş değmeden aydınlık verir. Işık üzerine ışıktır. ALLAH dileyeni/dilediğini ışığına ulaştırır. İşte ALLAH halka böyle örnekler verir. ALLAH her şeyi bilir.
Bu örnek, Kuran'ın önemli özelliklerini anlatır. Kuran, Tanrı'nın ışığını ileten bir lamba gibidir. Kuran, şifreli bir matematiksel sistemle mükemmel biçimde korunmasına rağmen saydam bir dile sahiptir (cam kap). Tanrı'nın bilgisini yansıtır (incimsi gezegen). Mesajı evrensel olup belli bir ırk veya coğrafya ile sınırlı değildir (ne doğuya ne batıya bağıntılı olmayan yakıt). Mesajı, gayret göstermeksizin bile inananları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak bir özelliktedir (neredeyse ateş değmeden aydınlatır). Buna rağmen, anlam içinde anlama, mesaj içinde mesaja sahiptir (ışık üzerine ışık). Onu anlamak Tanrı'nın bir lutfudur ve onu öğreten O'dur (Tanrı dileyeni/dilediğini ışığına ulaştırır).  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allah, Semavât-ü Arzın nûrudur, nûrunun temsili sanki bir mişkât; içinde bir mısbah, mısbah bir sırçada, sırça sanki bir kevkebi dürrî (bir inci yıldız), mübarek bir ağaçtan tutuşturulur: bir zeytundan ki ne şarkîdir ne garbî, yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile zıya verir, nûr üzerine nûr, Allah nûruna dilediğini hidayet buyurur ve insanlar için meseller darb eyler ve Allah, her şey'e alîmdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Allah, gökleri ve yeri (güneş, ay ve yıldızlar ile madden, peygamberler ve melekler ile manen) nurlandırandır. O’nun (Allah’ın, yaratmış olduğu hidâyet) nurunun misali şöyledir: O, duvardaki oyuk içinde bulunan, bir kandile benzer. O kandil, cam bir fanus içindedir. O cam fanus da, inci gibi (parlayan) bir yıldız gibidir. (O kandil) ne doğuya ne batıya ait olan mübarek zeytin ağacının yağından yakılır. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. Nur üstüne nur. Allah hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf eden kimseyi, (lütfuyla, İslâm) nuruna (hidâyete) eriştirir. Allah, insanlara böyle misaller verir (ki ibret alıp îmân etsinler). Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Allah, göklerin ve yeryüzünün aydınlığıdır.¹ O'nun aydınlığı, içinde ışık bulunan kandil yuvası gibidir. O kandil, bir fanus içindedir. O fanus, inciden bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir. Aydınlık üstüne aydınlıktır. Allah, dileyen kimseyi aydınlığına iletir. Allah, insanlara örnekler verir. Allah, her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilendir.
1- Gökleri ve yeri aydınlatandır. İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaran vahiydir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nuurudur. Onun nuurunun sıfatı, sanki içinde bir çerağ bulunan bir hücredir. O çerağ bir sırça (kandil) içindedir. O sırça (kandil) de sanki bir inci (gibi parıldayan) bir yıldızdır ki güneşin doğduğu yere de, battığı yere de nisbeti olmayan mübarek bir ağacdan, zeytinden tutuşdurulub yakılır. Onun yağı, kendisine bir ateş dokunmâsa da, hemen hemen ışık verir. (Bu ışık da) nuur üstüne nuurdur, Allah kimi dilerse onu nuruna kavuşdurur. Allah insanlar için meseller irâd eder. Allah, her şey'i hakkıyle bilendir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin Nûr'udur. O'nun nûrunun misâli, içinde lâmba bulunan bir kandillik gibidir. O lâmba bir cam içindedir. O cam da, sanki inciden bir yıldızdır; bu lâmba, ne doğuya ne de batıya nisbeti olmayan mübârek bir ağaçtan, zeytin ağacından(çıkan yağdan) yakılır; onun yağı, nerede ise kendisine ateş değmese bile ışık verecek! Nûr üstüne nûrdur. Allah, dilediği kimseyi nûruna hidâyet eder.(3) İşte Allah, insanlara böyle misâller getirir. Çünki Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.
(3)Bu âyetin geniş îzâhı için bakınız; (Mektûbât, 29. Mektûb, 259)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin (tüm evrenin) aydınlatıcısıdır (evreni en güzel şekilde düzene koyup dizayn eden ve yönetip idare edendir). O’nun nûrunun sembolü, içinde kandil bulunan bir ışık mahalli gibidir. O kandil kristal bir ampul içindedir. Öyle bir ampul ki (ışık yansıtması sebebiyle) sanki inci gibi (parıldayan) bir gezegen. O kandil, doğuya da batıya da ait olmayan (üzerine gün boyu güneş ışınları düşen, enerji alan) mübarek bir zeytin ağacından elde edilmiş bir yakıtla tutuşturulur. Öyle ışıltılı bir yağ ki, neredeyse ateş değmeden bile ışık saçacak: Nûr üstüne nûrdur! Allah dileyen (araştırıp çabalayan) kimseyi nûruna (yasaların bilgisine) kavuşturur. Allah, (gerçeği anlamaları için) insanlara böyle misaller verir. Allah, her şeyi (hakkıyla) bilendir. *
(*) “Allah, göklerin ve yerin nurudur.”mealindeki ifadenin bir manası şudur, tekvinî/ontolojik vahiyle göklere ve yere talimat vererek, onları zerre kadar şaşırmayacak şekilde kendi görevlerinde başarılı kıldığı, onları -cehalet ve rehbersizlik karanlığı içerisinde bırakmayarak- yanlış yollara sapıp yörüngelerinden ayrılmalarına izin vermediği gibi, teşriî vahiy denilen semavî kitaplar, meleklere yapılan vahiy ve ilhamlarla da göklerde ve yerde bulunan şuurlu varlıkları, dosdoğru yola hidayet eder. “Allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” (Bakara, 2/257) mealindeki ayette de söz konusu aydınlatmaya işaret etmektedir… “Allah göklerin ve yerin/kâinatın nurudur, aydınlatıcısıdır.” Çünkü var olan her şeyi yokluktan varlığa çıkaran Allah’tır. Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı koyan da O’dur. İster hissî olsun ister manevî, içteki ve dıştaki tüm karanlıkları yok edip gökleri ve yeri aydınlatan Allah’tır. Her şey, ancak O’nunla ademiyetten varlık âlemine çıktığı ve vücut bulduğu için tüm âlemlerin nuru ve tüm ışıkların asıl membaı O’dur. O olmasaydı, hiçbir şey var olamazdı… O’nun varlığı ve cömertliği sebebiyle gökler, yer ve her ikisi arasındakiler vardır ve varlık âlemine çıkmışlardır. O hem eşyaya varlık vererek vücuda getiren anlamında hem de onlardakileri hissî ve manevî olarak açığa çıkartan, görülen ve görülmeyen yönleriyle onlar hakkında bilgi sunan, gösteren aslî nurdur. Ayete geçen yağ ise; Doğusu, batısı (güneyi ve kuzeyi) olmayan, dolayısıyla günün her anında güneşten bol bol enerji alan hayali bir zeytin ağacının son derece kaliteli ve harika zeytinlerinden elde edilecek en üstün evsaftaki parlak yağı, bu ayette vahyi, peygamberlere indirilen sahifeleri ve kitapları sembolize etmektedir. Burada vahiy, “Görüleni de görülmeyeni de bilen...” ve her şeyin yaratıcısı, yöneticisi ve sahibi olan yüce Allah’tan gelen kesin ve doğru bilgiyi ve hikmeti içerir. Diğer bir ifadeyle vahiy, asılları itibariyle, daha önce peygamberlere verilen Suhuflar, Tevrat, Zebur, İncil ve en son “Hakk olarak (aslî hüviyetiyle) indirilmiş olan ve hâlâ aslî hüviyetini korumakta olan ve kıyamete kadar da asli hüviyetini koruyacak olan son ve evrensel kitap Kur’an-ı Kerîm demektir... (اللَّهُ نُور السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ)، أي الله مدبر الوجود ومنشئه، خلقه ودبره في أدق نظام، وأعظم إبداع، فربط بين أجزائه برباط محكم لَا تنفصل كواكبه، ولا نجومه فتتساقط كوكبا بعد كوكب، ونجما بعد نجم، يأبى الله على السماوات والأرض أن تزولا، (وَلَئِن زَالَتَا إِن أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَد مِنْ بَعدِهِ.) فقوله تعالى: (اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ) كلمة (نور) من قبيل الاستعارة، إذ شبه إدارة الله تعالى للسماوات والأرض وتعليماته للعقلاء، وتسخيرها لغير العقلاء، بنظام رتيب محكم دقيق بالنور المميز، فصح وصف الله تعالى أو الإخبار عنه بالنور على هذا المعنى المجازي المصور لما نرى ونحس، ونور الله فوق ما نبصر وأعلى مما ندركوثالثها : المراد من نور السموات والارض ناظم السماوات والأرض على الترتيب الأحسن فإنه قد يعبر بالنور على النظام (التفسير الكبير) قال مجاهد وابن عباس في قوله : ( الله نور السماوات والأرض ) يدبر الأمر فيهما ، نجومهما وشمسهما (تفسير ابن كثير)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin aydınlatıcısıdır (nurudur). O’nun nurunun misali, içinde lamba bulunan oyuk gibidir. O lamba cam içinde, camda sanki inciye benzeyen yıldız gibidir. O lambanın ışığı, doğuda ve batıda olmayan çok bereketli ağaçtan elde edilen yağla tutuşturularak elde edilir. O ağacın yağı hiçbir ateş değmediği halde sanki kendi başına ışık verecek nur üzerinde nur gibidir. Allah dileyen kimseyi ışığına kavuşturur. Allah insanlara misaller anlatıyor ki. Allah her şeyi en iyi bilendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Allah yerlerin, göklerin ışığıdır. Onun ışığı sanki bir hücredir de içinde bir aydınlatıcı vardır. Bu aydınlatıcı da bir kandil içindedir. Bu kandil parıl parıl parıldayan bir yıldız gibidir. Kutlu bir ağacın, zeytin ağacının yağıyla tutuşturulmuştur. Bu yağ ne Doğu’nunkidir, ne de Batı’nınkidir. Onun yağı ateş dokunmadan da hemen ışık verecek gibidir. Işık ışık üstüne! Allah dilediğini ışığına kavuşturur, insanlar için örnekler gösterir. Allah her nesneyi bilicidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nurudur [⁸] O/nun nuru [⁹] içinde çırağ bulunan bir kandillik gibidir ki o çırağ [¹⁰] billûr kandildedir. Bu billûr kandil sanki parlak bir yıldızdır. Ne şark/ta, ne garp/ta bitmeyen [¹¹] mübarek [¹²] bir zeytin ağacından yakılır. Ona ateş dokunmasa da onun yağı hemen ziya verecek gibidir [¹³]. O kat kat nurdur. Allah nuru ile dilediğini hidayete erdirir [¹⁴]. Allah insanlara hidayeti sezmeleri için misaller getirir. Allah her şeyi hakkıyle bilir.
[8] Her şeyin nuru O'nun nurudur. Veya O, nurlandıran Tanrı'dır.[9] Kur'an-ı mübîn Resul-ü Ekrem veya kalb-i mü'mindeki marifeti Bari.[10] Yağa bulanmış fitil, mum, meş'ale.[11] Şarkta değildir ki güneş batınca karanlıkta kalsın, garp'ta değildir ki güneş doğunca karanlıkta kalsın, güneş ne doğarken, ne batarken karanlıkta kalmaz. Gûya geniş, gayet geniş sahrada bulunmakla her iki surette güneşten müstefit olur veya, yalnız şark'ta veya yalnız garp'ta değildir. İşte böyle bir ağacın zeytinyağı gayet parlak olur.[12] Bereket ve menfaati çok.[13] O kadar saftır ki ateş dokunmasa da meş'ale gibi ziya verir.[14] Nur mârifetiyle hidayet eder veya nuruna erdirir. Yani İslâm yoluna, cennet yoluna getirir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin Nûr’udur. O’nun nuru, içinde lamba bulunan oyuğa/kandilliğe benzer. O kandil bir cam fanus içindedir. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız gibidir ki,¹⁴ doğuda ve batıda olmayan mübarek/bereketli bir zeytin ağacından yakılır/tutuşturulur.¹⁵ Onun yağı neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur ve insanlara böyle örnekler verir. Zira Allah her şeyi en iyi bilendir.
14 Sembolik açıdan, “kandil”i vahiyle ve “inci gibi parlayan bir yıldız”ı da akıl olarak yorumlamak da mümkündür. Akıl, imanın kalbe ulaşmasında insanın kullandığı tek yoldur. Bir şeye tam iman edebilmek için, önce aklın o şeyi kabul etmesi daha sonra da kalbin ona meyletmesi gerekir. Bu meyilden sonra iman gelir. Bir diğer ifadeyle kalp, Kur’an anlatımında hem ruhun merkezi ve hem de aklın idrak merkezidir. Metafor yoluyla açıklarsak, biri akla açılan, diğeri ruha açılan iki kapısı olan bir merkez gibi düşünelim. İmanın oluşması için önce bilgi olacak, bilgisiz iman olmaz, sonra da o bilgiyi akıl kabul edecek, bu idrak kalbe gidecek ve bu idrak üzerine kalbde iman doğacaktır.. Kalb, hem idrak hem de imanın merkezidir. Materyalistlerin dediği gibi, akılla izah edilemeyen şeylere inanılır diye bir şey yoktur. 15 Bu ayet aslında Allah’ın nurunun sembolik/simgesel bir anlatımıdır. Bunu bazı kimseler “elektriğin müjdesi” olarak yorumladılar. Mesela Paris’te doktora yaptığımız zamanlarda Tunuslu kimya üzerine çalışan Hasan isimli bir arkadaşımız vardı. Kur’an ayetleri üzerine bazı gecelerde saatlerce tartışırdık. Bir gün bu ayeti tartıştık. Ben sembol olduğunu iddia ettim. O ise elektrik diye ısrar etti. Gerekçe olarak da “doğuda ve batıda olmayan” ifadesinden hareket ederek, elektriğin bir N-S (Kuzey güney) arası bir mıknatıslanma olayı olmasını ileri sürmüştü. Aslında bu ayet Allah’ın nurunun evrende tecellisinin sembolik ifadesinden ibarettir. Madde bile enerjinin yoğunlaşmasıdır. Enerji ise ışığın/nurun kaynağıdır. Bütün varlıklar demek ki Allah’ın nurundan var olmuşlardır. Nûr, Allah’ın bir ismidir. Bu ismin tecellisidir ve Zatî isimlerinden değildir. Bu ayeti ayrıca Allah’ın insanın kalbine bahşettiği hidâyet nuru olarak da anlayabiliriz.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun örneği; içinde ışık bulunan, o ışığın bir sırça içinde olduğu, sırçanın ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızı andırdığı ve de ne sadece doğuda ve ne de sadece batıda (aksine, bağın tam ortasında) bulunan bereketli zeytin ağacından yakılan bir kandil yuvası gibidir ki ateş değmese bile nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir. O, her şeyi bilir.
(Sadece sabah veya akşam güneş alacak şekilde bağın doğu ve batısında değil de tam ortasında, sabahtan akşama güneş ışığı alan zeytin ağacı parlak ışık saçan güzel yağ verir. Öte yandan, yalnızca doğudan veya batıdan güneş ışığı alan bir ağaç ise, zayıf ışıklı koyu yağ verir. Eskiden, parlak ışığın kaynağı zeytinyağı lambalarıydı ve bu amaçla kullanılan en üstün yağ, açık ve yüksek bir yerde biten ağaçtan elde edilen yağdı.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Çünkü Allah, var olan her şeye varlığını armağan eden, her birini kendi yaratılışındaki hikmete uygun niteliklerle donatan, hedefini ve yolunu göstererek onları dâimâ iyiye, güzele yönlendiren; gönderdiği mesajlarla gönülleri aydınlatan, duygu ve düşünceleri arındıran ve böylece, tüm kâinâta nuruyla tecellî edip varlığa anlam ve değer kazandıran mutlak hakikattir, yani göklerin ve yerin nurudur. O’nunvarlığa yansıyan en parlak nuru olan bu Kur’an, tıpkı rüzgar ve yağmurdan korunmuş sapasağlam bir siper içindeki kandile benzer. Kandil, camdan bir fânus içindedir. O fânus ki, inci gibi parıldayan bir yıldızdır sanki. Bu kandil, hayır ve bereketin sembolü olan kutlu bir bitkiden, zeytinden elde edilen saf ve doğal zeytinyağıyla, yani ilâhî bir yakıtla tutuşturulmuştur ki, ne doğulu Hint mistizminden kaynaklanmıştır, ne de batılı Yunan felsefesinden. Bu nur, herhangi bir coğrafyanın, kültürün ve medeniyetin ürünü değildir; aksine, tüm zamanları ve mekânları kucaklayan ilâhî-evrensel bir mesajdır. Ve o kandilin yağı o kadar berrak, o kadar parlaktır ki, neredeyse hiç ateş değmese bile kendiliğinden ışık verecek! Öyle ki, iç içe dâireler şeklinde kat kat ışık demetleri; nur üstüne nur! İşte Kur’an, böylesine parlak, böylesine aydınlatıcı bir kitaptır. Ne var ki, bütün gözler bu aydınlıktan istifâde edemiyor, çünkü: Allah, yalnızca hakîkate ulaşmak isteyen kimseleri kendi nuruna eriştirir; işte bunun içindir ki Allah, insanlara böyle canlı örnekler vermektedir. Çünkü Allah, her şeyi en mükemmel şekilde bilmektedir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Allah Yer’in ve Gökler’in NÛR’udur. O’nun NÛR’unun misâli, içinde bir ışık bulunan lamba gibidir. Işık bir cam içindedir. Cam sanki parlayan bir yıldız gibidir; yağlık bereketli bir ağaçtan yakılır; ne Doğu’lu, ne Batı’lı, ona bir ateş değmediyse de onun yağı neredeyse ışık verir. NÛR üstüne NÛR’dur. Allah, kendi NÛR’u için dileyeceği kimseye yol gösteriyor. Allah Misâller’i İnsanlar için veriyor. Allah her şeyi bilendir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah, tüm göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûru, duvardaki ışıklık gibidir. üstelik lambası camlı, camı da inci gibi pırıl pırıl. Yakıtı ise, ne doğuda ne batıda emsali bulunmayan nefis bir zeytinden, sanki ateşlemeden parlayacak gibi dumansız. Nûrun alâ nur: her şey mükemmel sonuç da mükemmel Allah değer bulduğu kulunun yolunu böylesi bir ışıkla aydınlatır. Allah bu benzetmeyi tüm insanlık için yapıyor, çünkü o, her şeyi tüm ayrıntısıyla biliyor...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nurudur. Işığıyla her şeyin gerçeğini bilgisiyle aydınlatır. Allah’ın nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre içinde bir kandil, kandil cam fanusun içinde! Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız! Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak kadar berraktır. İşte Allah’ın gönderdiği ayetler de gerçekleri aydınlatan nur üstüne nurdur. Allah; aydınlanmak, gerçekleri öğrenmek isteyenleri aydınlığına ulaştırır. Allah insanlar gerçekleri anlasın, gerçekleri kavrasın diye çeşitli misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin [nur]udur. O’nun [nur]unun durumu, içinde kandil bulunan bir oyuk gibidir. O kandil, cam (billur) bir fanus içindedir. O fanus da sanki inci (görünümlü) bir gezegen gibidir ki doğuya da batıya da ait olmayan bereketli bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağ ile) tutuşturulur. O (ağac)ın yağı, kendisine ateş değmese bile neredeyse [nûr] (ışık) verir. (Bu), [nûr] üstüne [nûr]dur. Allah dileyeni (layık gördüğü) kimseyi [nûr]una ulaştırır. Allah insanlara (işte böyle) örnekler verir. Allah her şeyi bilendir. [*]
Bu ayet Yüce Allah’ın mutlak otoritesini göstermektedir. Benzer mesajlar: Bakara 2:255; Âl-i İmrân 3:2, 26-27; En‘âm 6:101-103; Şûrâ 42:11; Haşr 59:22-24; İhlâs 112:1-4.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin¹ nûrudur.² Onun nûrunun misali, içerisinde ışık bulunan bir kandil³ gibidir. Işık bir cam fanus içerisindedir. Cam fanus (içerisindeki ışık) ise sanki doğuya da batıya da ait olmayan,⁴ ateş ona dokunmasa da yağı bile ışık veren, kutlu bir zeytin ağacının (yağından) yakılan, incimsi bir yıldızdır.⁵ (İşte bu ışık,) nûr üstüne nûrdur. Allah, kimi dilerse ona kendi nûruyla yol gösterir.⁶ Allah, bu örnekleri insanlar için vermektedir ve Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
1 Yani, evrenin tamamının…2 Nûr: Işık, aydınlık, parlaklık; şan, şeref; eşyayı ortaya çıkaran ve onun gerçekliğini gözler tarafından görünür kılan demektir. Çoğulu “envâr”dır. Parlaklığı bizzat kendinden olan cisimlerin yaydığı ışıklara “ziyâ”, başka bir ışık kaynağı vasıtasıyla parlak olan cisimlerin saçtığı ışığa ise “nûr” denilmektedir. (Yunus: 5) Nûr kavramı Kur’an-ı Kerîm’de bazen salt fizikî anlamda; çoğu zaman da Kalbî-Ruhî gerçekleri ifade etmede mecâzî anlamlarda kullanılmaktadır. Kur’an-ı Kerîm, vahyin dışında olan bütün düşünce ve sistemleri, “zulumât” (karanlıklar), bunun karşısında ilahî vahyin nuruyla aydınlanmış tevhid çizgisi üzerinde uzanan yolu da “nûr” olarak nitelemiştir. Bu ayette “nur” kavramıyla, sınırsız olanı sınırlı olan insan idrakine yakınlaştırmak için göklerde ve yerlerde bulunan bütün varlıkları aydınlatan, dilediğini nûruyla hidayete erdiren Allahu Teâlâ kastedilmektedir. Yoksa “işrakiler”in ve diğerlerinin iddia ettiği gibi Allahu Teâlâ’nın zatının, nûr olduğunu söylemek sapıklıktır. Allahu Teâlâ, nûrun yaratıcısı ve var edicisidir. Nûr kelimesi, “bilgi” anlamında da kullanılır. Dolayısıyla, cehalete “karanlık” denir. Allah, bu anlamda da kâinatın nûrudur. Çünkü hakikat ve hidayetin bilgisi yalnızca O’ndan gelir. Burada Allah için “nûr” kelimesinin kullanılması, hiç bir zaman O’nun zatının nûr olduğu anlamına gelmez. Nûrun kaynağı olarak mükemmelliğinden dolayı, Allah’a “nur” denilmiştir. Bazı sûfilerin “Muhammedî nûr”un intikali hakkında ileri sürdükleri şeyler, akli verilere dayanmakta olup, mesnetsizdir. Aynı zamanda nübüvvetin devamını niteleyen Nûr-i Muhammedî’nin Rasulullah’tan sonra masum imamlar yoluyla Ehl-i Beyt’te devam ettiğini iddia etmenin de hiçbir tutarlı dayanağı yoktur.3 Mısbah: Sabah kökünden âlet ismidir ki sabah gibi kuvvetli aydınlık veren lamba demektir. Kur’anda Güneşe “sirac” denilmiş olduğu halde burada “mısbah” denilmesi buna nazaran Güneşin alelade bir kandil mesabesinde kalacağını ima vardır. (Elmalılı) 4 Yön kavramından uzak, dünyadaki zeytin ağaçlarından olmayan… hem doğuya hem de batıya bakan tepenin tam ortasında yetişen -ki; böyle bir mevkide bulunan zeytinin yağı gayet saf ve parlak olur.- Veya bilgisini doğu ve batı felsefesinden almayan… anlamlarına gelebilir…5 Bu âyetteki ifâdeler bir teşbih-i beliğ ve teşbih-i temsilidir. Buna göre Allah ışığa, kâinat kandile, cam fanus, Allah’ın kendisini yarattıklarından gizlediği perdeye, nûr da ilâhî vahye benzetilebilir...6 Yani Allah’ın ve Peygamberin nûru olan ilâhî bilgileri herkes tam olarak anlayamaz…  
Muhammed Esed
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûru içinde kandil bulunan bir oyuk(tan yayılan ışığa) benzer. ⁵⁰ O kandil ki sırça fânûs içindedir; o fânûs ki, inci (gibi parıldayan) bir yıldızdır sanki! ⁵¹ Ve o kandilin yakıtı, ne doğuda ne de batıda eşine rastlanmayan mübarek bir zeytin ağacından alınmaktadır. ⁵² Ve o ağacın yağı [öyle arı-duru, öyle parlak ki] neredeyse ateş değmeden de ışık verecek: Nûr üstüne nûr! ⁵³ Allah, [erişmek isteyeni] nûruna eriştirir; ⁵⁴ işte [bunun içindir ki] Allah insanlara örnekler vermektedir; ⁵⁵ çünkü her şeyi bütün boyutlarıyla [yalnızca] Allah bilir.
50 Bir ismin başına gelen ke (“gibi”, ya da “sanki”) takısı Arap gramerinde kâfu’t-teşbîh (“benzerlik yahut teşbîh ifade eden kâf”) olarak isimlendirilmektedir. Yukarıdaki anlam örgüsü içinde, bu takının kullanılması, aslında, benzetme ya da teşbîh yoluyla bile olsa Allah’ı tanımlamanın imkansızlığını îma etmektedir. Çünkü “hiçbir şey O’na benzemez” (42:11); ayrıca, “Hiçbir şey O’na denk tutulamaz” (112:4). Bunun içindir ki, “Allah’ın nûru” teşbîhi, yaratılmış varlıklar için kavranılamaz olan ve dolayısıyla herhangi bir beşerî dille ifadesi imkansız olan Allah’ın gerçek mahiyetini değil, fakat sadece, Nihaî Gerçeklik olan Allah’ın hidayete istekli olan kullarının duygu ve kavrayış güçlerine bahşettiği aydınlanmayı ifade etmektedir. Taberî, Beğavî ve İbni Kesîr, İbni ‘Abbâs ve İbni Mes‘ûd’dan “Bu, bir müminin kalbindeki Allah nûrunun ifadesi için yapılan bir teşbîhtir” dediklerini kaydetmektedirler.51 “Kandil” Allah’ın peygamberlerine indirdiği vahiydir ki müminin kalbinde yani, sözkonusu teşbîhdeki “oyuk”da parıldayan odur (Taberî’nin kaydettiğine göre Ubey b. Ka‘b); vahyi, pek tabii, mümin aklıyla (yani, “yıldız gibi parıldayan sırça fânûs) kavrayıp benimsemektedir; çünkü akıl, gerçek imanın insan kalbine ulaşmak için kullanmak zorunda olduğu tek yoldur.52 Öyle görünüyor ki bu, bütün ilahî mesajlar arasındaki organik bütünlüğü ifade eden bir îma durumundadır: Vahiy bir tek “kök”ten ya da Allah’ın varlığının eşsiz ve benzersiz olduğu temel gerçeğinden hareket ederek insanoğlunun manevî gelişim tarihi boyunca kararlı bir şekilde boy verip dinî tecrübenin parlak çeşitlemeleri içinde dallanıp çiçeklenerek insanın gerçeği algı ve kavrayış seviyesinde sonu gelmeyen bir genişleme sağlamaktadır. Bu fikrin zeytin ağacıyla birleştirilmesi ya da ifade edilmesi, öyle görünüyor ki, bu ağaç cinsinin, Kur’ânî mesajın peygamberî müjdecilerinin çoğunun yaşadığı topraklara, yani doğu Akdeniz ülkelerine özgü olmasından ileri geliyor; fakat vahyî mesajların hepsi ve özellikle de bütün insanlığa hitab eden Kur’ânî vahiy Mutlak ve Sınırsız Varlık’tan kaynaklandığına göre, bunu simgeleyen ağaç da “ne doğuya ne de batıya aittir”; ve amacı itibariyle de evrenseldir.53 Kur’an mesajının özü, bir başka yerde “[kendinde/kendiliğinden] açık ve gerçeği açıkça gösteren” olarak tanımlanmaktadır (karş. 12:1 hk. 2. not); ve bizce, yukarıdaki cümleyle îma edilen de Kur’an’ın bu özelliğidir. Kur’an mesajı ışık saçmaktadır, çünkü Allah’tan gelmektedir; fakat “ona ateş dokunmasa da neredeyse [kendiliğinden] ışık saçacaktır”: yani, insan onun ilahî vahyin “ateşiyle tutuşturulduğu”nun farkında olmasa bile, iç tutarlığıyla, doğruluğu ve hikmetlerle dolu muhtevasıyla o, akıl ve sağduyuyla, peşin hükümsüz olarak yaklaşan kimselere ışığını ulaştırabilecek niteliktedir.54 Müfessirlerin çoğu yukarıdaki ibareyi “Allah dilediğini nûruna/aydınlığına eriştirir” şeklinde anlamlandırmakta iseler de, Zemahşerî bu ibareye bizim çeviride benimsediğimiz anlamı vermiştir. (İbare yapısı itibariyle her iki anlama da gelebiliyor.)55 Yani, karmaşık olmalarından ötürü belli bazı gerçeklerin insana ancak temsîl ve teşbîhlerle ulaştırılabilmesi sebebiyle: bkz. 3:7 hk. 5 ve 8. notlar.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nurunun kaynağıdır. O’nun nurunun sembolü duvardaki bir oyuk ve içinde bir lamba, lamba da billur bir fanus içinde; fanus ise sanki inci gibi parlayan bir yıldız, yakıtı da doğuda ve batıda bulunmayan bereketli bir zeytin ağacından, o yağ neredeyse ateş değmeden ışık verecek. Nur üstüne nur. Allah bu nuru tercih edeni o nura ulaştırır. Ve Allah gerçekleri anlatmak için insanlara böyle örnekler veriyor. Çünkü Allah her şeyi bütün boyutlarıyla bilendir. 5/15- 16, 14/1, 33/45- 46, 39/22, 65/11
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
ALLAH göklerin ve yerin nûru(nun kaynağı)dır.[³⁰¹⁸] O’nun nûrunun sembolü,[³⁰¹⁹] içinde kandil bulunan bir ışık mahalli gibidir.[³⁰²⁰] O kandil kristal bir fânus içindedir.[³⁰²¹] Öyle bir fanus ki, sanki inci gibi (parıldayan) bir gezegen.[³⁰²²] O kandil, doğuya da batıya da ait olmayan[³⁰²³] mübarek bir zeytin ağacından elde edilmiş bir yakıtla tutuşturulur. Öyle ışıltılı bir yağ ki, neredeyse ateş değmeden bile ışık saçacak: nûr üstüne nûrdur! Allah, tercih edeni/tercih ettiğini nurunun (peşine takarak) doğru yola iletir. İşte Allah insanlara böyle misaller vermektedir: zira Allah, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilendir.
[3018] Nûr, kaynağı görünmeyen fakat hedefini görünür kılan çok özel ışık demektir. Allah’ın varlığın ışığı olması, âlemi yokluktan varlığa çıkaranın O olduğuna delâlet eder. “Allah nûrdur” denilirse, âyetteki temsil ve teşbih yok sayılıp mâna hakikate taşınmış olur ki, bu doğru olmaz. Zira bu cümlenin teşbih olduğu hemen arkadan gelen mesel (sembol) ve kâf teşbih edatından anlaşılmaktadır. Bu ibâre Allahu câ‘ilu nûri’s-semâvât.. (Allah göklerin ve yerin nurunu var edendir) şeklinde anlaşılabilir. Bu sembolizmi çok yüksek âyetin nüzul ortamındaki nesnel karşılığı, Peygamber mescidine yeni hediye edilen bir kandildir. Önceleri mescitte kandil bulunmamakta, ihtiyaç halinde ateş yakılmaktadır. Temim ed-Dârî, Şam’dan dönüşte hediye olarak bir kandil getirir. İşte âyetteki teşbihin nüzul ortamındaki nesnel karşılığı o kandildir. [3019] Hem meselu nûrihî ibâresi hem de teşbih kâfı ile ibârenin sembolik mahiyetine çifte vurgu yapılması, başta nûr olmak üzere Allah için hiçbir sıfatın hakiki mânasıyla kullanılamayacağına delâlet eder. Mesel, adı üstünde temsildir, teşbihtir, benzetmedir. Hiçbir beşeri tanıma sığmayan Allah’ın hidayete yatkın kullarına bahşettiği gönül aydınlığıdır nur. Nûr vahyin sıfatıdır: Tevrat (5:44), İncil (5:46) ve Kur’an için kullanılır (7:157 ve 4:174). Vahyin kaynağı görünmez, fakat insana öyle bir basiret kazandırır ki, insan o basiretle hayatın ve eşyanın mahiyetini görür. [3020] Mişkât, “odaların duvarlarında kandilin konulduğu oyuk”. [3021] Fânûs, tabir caizse “ışığın yolu”dur. Sahabeden Ubey b. Ka‘b bunu “akıl” olarak yorumlar. Zira vahyin ışığı akıl yoluyla hayata taşınır. [3022] Veya: “uydu”. Kur’an’da güneşin ışığının dıya’ ayın ışığının nûr olarak geçtiğini hatırlamanın tam zamanı (10:5). Ve şu âyet: “Kim Rahmân’ın uyarı dolu mesajına kusurlu bir gözle bakarsa, ona bir tür şeytanı musallat ederiz de, kendisi onun uydusu haline gelir” (43:36). [3023] Zımnen: “.. hiçbir dünyevî mekâna ait olmayan”. Hakikat ne doğunun ne batının imtiyazı olmadığı gibi, sapma da ne doğuya ne batıya hasredilebilir. Yani: Hakikatin kaynağı zamandan ve mekândan münezzeh olan Allah’tır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misal, (mecaz olarak) içinde lamba bulunan bir kandilliğe benzer. O lamba, billurdan bir kandil içindedir ve o lamba inci parlayan bir yıldıza benzer ki o lamba, -ne doğuya ne de batıya nisbeti olmayan- mübarek bir ağaçtan -zeytin ağacının yağından- tutuşturulup yakılır. Onun yağı, (o kadar incelmiştir ki) neredeyse kendisine ateş değmese de -parlar- etrafına ışıklar saçar. Bu ışık ise nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu, nuruna kavuşturur. Allah, insanlara (işte böyle) örnekler verir. Allah, herşeyi hakkıyle bilendir.
(En'am suresinin 1. ayetinde "Hamd, gökleri ve yeri yaratan zulmeti ve nuru var eden Allah'a mahsustur" buyurulmuş böylece; nur’un Allah Teala'nın yaratığı olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan bu ayetin başındaki beyana; Allah Teala'nın zâtının nur olduğu manasını vermek asla doğru değildir. O halde bunun, mecâzi bir manası olması gerekir. Nitekim ikinci beyan olarak "O'nun nurunun misali" buyurulmak suretiyle, O'nun zâtının nur olamayacağı vurgulanmıştır. Bu mecâzi mana ise ancak "Allah, gökleri ve yeri nurlandırandır" şeklinde ifade edilebilir. Nurlandırma ise, maddi ve manevi olarak ikiye ayrılabilir, nitekim Cenab-ı Hak, gökle yeri güneşin ışınları ile aydınlatır, bu maddi nurlandırmadır. Nurlandırmanın manevi yönü ise, Allah Teala’nın kullarını, küfür karanlıklarından çıkarıp iman nuruna iletmesidir. Nitekim Bakara suresinin 257. ayetinde: "Allah, iman edenlerin dostu, yardımcısıdır, onları, küfür karanlıklarından iman nuruna çıkarır” buyurulmuştur. İman nuruna çıkarmak ise hidayet ile olacaktır. Bu bakımdan mecâzi manayı "Allah, göklerde ve yerde olanları, hidayete erdirendir" şeklinde de alabiliriz ki nitekim, ayetin sonunda "Allah, dilediği kulunu, nuruna hidayet eder” buyurulması da Allah-u a'lem, bu manaya işarettir. Böylece ilkin ayeti genel çerçevede, inceledikten sonra, ayrıntılarına geçiyoruz ve aşağıda sunduğumuz 5 beyanı da "hidayet" açısından değerlendirmeye çalışıyoruz. 1. "O’nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandilliğe benzer" 2. "O lamba bir cam içerisindedir" 3. "O cam ise, inci gibi parıldayan bir yıldıza benzer" 4. "O lamba, doğuya da, batıya da nisbeti olmayan mübarek zeytin ağacından yakılır" 5. "O ağaç öyle bir meyve verir ki; onun yağı, neredeyse ateş değmese de parlak ışık verir, o ışık ise nur üstüne nurdur" Ayet-i kerime’nin düğüm noktasını 4. beyan teşkil eder. Çünkü kandilliğin içinde bulunan lambanın yakılması için gereken yağ, mübarek bir ağaçtan yakılmaktadır. Acaba bu ağaçtan murâd nedir? "Mübarek ağaç'a; peygamberlerin şeceresi, yani "Hayat ağacı" manasını vermeyi uygun buluyoruz. Çünkü Allah Teala peygamberlerini birer hidayet rehberi olarak göndermiştir. Şayet onları göndermeseydi, gönüllerde yer alan iman nurunun yeşerebilmesi güç olmaz mıydı? Nitekim Şura suresinin 52, 53. ayetlerinde: "Ey Muhammed, şüphe yok ki sen insanlara, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın doğru yolunu göstermektesin" buyurulmuştur. Acaba o mübarek abacın meyvesinden -zeytinden- murâd nedir? Her ağaç büyür gelişir ve meyvesini verir. Bu bakımdan Peygamberlerin hayat ağacının meyvesine de Son Peygamber, Muhammed [s.a.s] manasını vermeyi uygun görüyoruz. Mevlana bu manayı şöyle dile getirmiştir. (Sevgilidir, alçak gönüllüdür, bu haslet mayasında var onun, meyvesi bol olan dal gibi ki o meyve onu aşağıya doğru eğer. Evet, Sevgili Peygamberimiz de çok alçak gönüllüydü, çünkü önden ve sonradan gelenlerin bütün meyvesi onda toplanmıştı, bu yüzden de herkesten alçak gönüllüydü. Kimse; selam vermeden onun, önüne geçemedi!.. Çünkü, selam vermeyi ondan öğrendiler. Önce gelen... peygamberlerin, hepsi onun gölgesidir, kişinin gölgesi eve, kendisinden önce girse bile, aslında eve giren kendisidir, gölge ancak ona Öncülük eder ve ona uyar. Bu güzel huylar şimdi meydana gelmiş değildi. Ta Adem'in zerrelerinde de vardı ve o zerreler Adem'in zerrelerinin hepsinden daha arıydı, daha nurluydu, daha alçak gönüllüydü. Bundan anlaşılır ki Temel Muhammed’dir. Rabbi ona "Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurmuştur.) Sıra diğer dört beyana mana vermeye gelmektedir. Allah bilir, kandillikten murâd Sevgili Peygamberimizin mübarek bedeni, kandilden -lambadan- murâd onun mübarek kalbi, billur camdan murâd da, onun mübarek ruh'udur.. Zeytinin yağına gelince ondan da murâd; Peygamberlik nuru, Kur'an'dır. Evet!.. kandil ne kadar güzel yapılmış olursa olsun yağsız ışık vermediği gibi, bir insan da ne kadar güzel ahlaklı olursa olsun peygamber olamaz, onun peygamber olması ancak Rabbinin ona, vahiy indirmesi sayesinde gerçekleşir. Nitekim Şûra süresinin 52. ayetinde; "Ey Muhammed, işte böylece sana da emrimizle, Kur'an'ı vahyettik. Sen kitap nedir vahiy nedir bilmezdin. Fakat biz onu bir nur kıldık ki, onunla kullarımızdan kimi dilersek ona hidayet ederiz." buyurulmuştur. Evet nasıl ki bir kandile çok temiz ve incelmiş saf bir yağ konup, kibrit çakar çakmaz billur camından etrafa ışıklar saçarsa, işte onun gibi, Sevgili Peygamberimiz de 40 yaşına geldiğinde, Rabbinin onu seçip Cebrail (a.s.) vasıtasıyle kalbine -saf bir yağ görevi yapacak- vahiy indirmesiyle, kalbindeki iman nuru; Kur’an nuru ile birleşerek nur üstüne nur olmuş ve böylece kıyamete dek bütün âlemleri aydınlatacak; "İslam meş’alesi" yanmaya başlamıştır. Kuşkusuz o meş'alenin ardında birleşip, Resulullah [s.a.s] izinden giden İslam kervanına katılarak hidayete ermek de kulun yönelmesiyle beraber Allah Teala'nın dileğine, takdirine bağlıdır.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Allâh, göklerin ve yerin nuru/ ışığıdır. O’nun ışığının misali, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir gezegen gibidir. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübârek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. Ve temassız bile ışık verir. Işık üstüne ışıktır. Allâh, dilediği kimseyi ışığına iletir. Allâh insanlara misaller verir. Allâh her şeyi bilendir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Allah Teâlâ, göklerin ve yerin nûrudur. Nûrunun meseli, içinde latif bir çırağ bulunan bir mişkât gibidir. O çırağ ise bir kandil içindedir. O kandil ise sanki bir incimsi yıldızdır, şarkı ve garbı olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulmaktadır. Onun yağı bir halde ki, kendisine ateş dokunmasa bile hemen hemen ziya verecektir. Nûr üstüne nûrdur. Ve Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Ve Allah Teâlâ nâsa misaller irâd eder ve Allah Teâlâ her şeyi hakkıyla bilicidir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun misali, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. Lamba bir sırça (cam) içinde, o sırça da sanki parlayan incimsi bir yıldız! Bu lamba, ne yalnız doğuya, ne de yalnız batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nûruna iletir, gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir. [4, 174; 39, 22; 57, 28; 6, 122; 57, 19] {KM, II Samuel 22, 29; I Yuhanna 1, 5; Yuhanna 8, 12}
Nur: “Görmeye vesile olan ışık” veya “Işık kaynağı” anlamına gelir. Bu anlamı ile nur yaratılmış olduğundan, âyetin ilk cümlesi: “Allah, güneş vb. ışık saçan cisimleri yaratmak sûretiyle gökleri ve yeri aydınlatan” veya “Göklerde ve yerde olanları sapıklıktan kurtaran, hidâyete erdiren, aydınlığa çıkaran” diye tefsir edilir. Başka geniş tefsirler de vardır. Hülasa nûr ismi, Allah Teâlâ hakkında bazı âlimlerce mecazî, bazılarınca da hakikî mânada değerlendirilir. Birçok çağdaş müfessir, bu âyetin devamında, başka bazı gerçekler arasında, bir de elektrik ampülüne işaret edildiği kanaatindedirler.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam, sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne batıya mensub olmayan mübarek bir zeytin ağacı(nın yağı)ndan yakılır. (Öyle mübarek bir ağaç) Ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl, parıldır. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlara misaller verir. Allah her şeyi bilir.
Bu âyet, temsîl yoluyla Allah'ın nûrunu anlatmaktadır. Müfessirlere göre nûr, eşyayı bize gösteren şeydir. Bütün varlıkları, yokluktan varlık alanına çıkarıp gözlerimize gösteren Allah'tır. Bu bakımdan O, göklerin ve yerin nûrudur. Bazı müfessirlere göre bu âyette Allah'ın, mü'minlerin kalblerine verdiği hidâyet nûru temsil yoluyla anlatılmaktadır. Nitekim Übeyy ibn Ka'b âyeti "ÂËä æèÑ ÇäÂÄÂæ:Mü'minin nûrunun misali" şeklinde okumuştur. Bütün varlıklarda Allah'ın nûru tecellî etmektedir. Gerçekten maddenin en küçük parçası atomun yapısı da bunu gösterir. Atom, negatif elektronlarla, pozitif elektrik yüklü protondan ve nötr durumundaki nötronlardan oluşur. Madde, enerjinin yoğunlaşmasından ibarettir. Enerji, ışığın kaynağıdır. Demek ki bütün eşya, Allah'ın nûrundan var olmuştur. Ancak nûr, Allah'ın bir adı olmakla beraber zâtı, yanı kendisi değildir. Yani eşyâ Allah'ın bir nûr tecellîsidir, fakat hâşâ Allah'ın kendisi değildir. Bu âyetin bir temsîl olduğu da unutulmamalıdır. Bu en çok üzerinde durulmuş olan bir âyettir. Gazâlî bu âyet üzerine bir risâle yazmıştır ki bu risale, vaktiyle tarafımızdan Türkçeye çevrilmiştir.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Allâh Te'âlâ göklerin ve yerin nûrudur. Nûrunun misli de: Şark ve garba mahsûs olmayan mübârek zeytun ağacının, ateşe temâs itmeksizin kendi kendine neşr-i envâr idecek derecede parlak yağından yakılan ve en parlak yıldızlar kadar parlak şişeden ma'mûl kandil içinde bulunan çerâğ gibidir. (Bütün bu parlaklıklar) Nûr üzerine nûrdur. Allâh dilediğini nûruna hidâyet ider. Cenâb-ı Hak nâsa (anlamaları içün) meseller darb iyler. Allâh Tela her şeyi bilir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Gökleri ve yeri aydınlatan Allah’tır. O’nun aydınlatması, içinde kandil bulunan kör pencerede oluşan aydınlık gibi (parlak ve bütün ayrıntıları gösterecek şekilde) olur. Kandil camın içindedir; cam da sanki inciyi andıran bir yıldızdır. İçindeki yakıt ise doğuya da batıya da ait olmayan bereketli zeytin ağacındandır[*]. Yağı, ateş dokunmasa bile ışık yayar gibi parlaktır. Işık, ışık üstüne! Allah, aydınlanmayı tercih edeni kendi ışığına yöneltir ve insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilir.
[*] Bu ağaç ile ilgili bir bilgim yok. Bilen varsa lütfen söylesin.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin aydınlatıcısıdır. O'nun aydınlatmasının örneği, içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. O ışık bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek zeytin ağacından yakılır. Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek. Nur üstüne nur! Allah dilediği kimseyi nuruna yöneltir. Allah, bu örnekleri insanlar için veriyor. Allah, her şeyi hakkıyla biliyor.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, lâmbanın ortasındaki yuvaya benzer ki, onda bir kandil vardır. Kandil de bir fânus içindedir. Fânus ise inci gibi parlayan bir yıldıza benzer. O ne doğuya, ne de batıya ait olmayan bereketli bir ağacın yakıtından tutuşturulur ki, o yakıtın, ateş değmeden aydınlatacak bir hali vardır. İşte nur üstüne nur... Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. İnsanlara da böyle misaller verir. Çünkü Allah herşeyi hakkıyla bilir.(8)
(8) Göklerin ve yerin bütün aydınlığı Allah’tan gelir. Maddî ve manevî bütün nurların yaratıcısı Odur. Âyette geçen nur sözcüğü ile Allah’ın nuru kastedildiği gibi, Peygamber, Kur’ân, mü’min, iman ve İslâm nurlarının kastedildiği yorumları da yapılmıştır ki, âyetin özlü ifadesi bu yorumların hepsini de haklı çıkardıktan başka, bazı bilimsel mucizeler de içerecek bir kapsamlılığa sahiptir. Bu yorumlara göre, Peygamber, Kur’ân veya mü’minin kalbi, Allah’ın nurunun yerleştiği bir yuva olarak görülmekte, fânus hem bütün parıltısıyla o nuru yayan, hem de onu her türlü dış etkiden koruyan bir mahfazayı temsil etmekte, doğuya ve batıya ait olmayan yakıt ise mekândan, maddeden ve her türlü sınırdan münezzeh bir İlâhî kaynağı göstermektedir. Gökler, yer ve içindekiler, ancak Peygamberin getirdiği nur ile, Kur’ân’ın ışığında, Allah’ın iman ve İslâm şeklinde mü’min kuluna lütfettiği hidayet nuruyla bakıldığı zaman aydınlanmakta, bir anlam kazanmakta, yaratılanların niçin yaratıldığı anlaşılmakta, herkesin nereden gelip nereye gittiği bilinir hale gelmektedir. Yakıt olarak, Kur’ân’ın o çağdaki muhataplarının bildiği yakıt cinsi olan zeytinyağının adı geçmiş, ancak anlatılan “lâmba”nın yakıtının buna da benzemediği ayrıca vurgulanmıştır. Bütün bunları bir kat daha hayret verici kılan şey ise, çağdaş yorumcuların büyük çoğunluğunun da dikkat çektiği gibi, verilmiş olan örneğin tıpatıp bir elektrik ampulünü resmetmekte oluşudur. İşte bir daha nur üstüne nur...  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Allah, göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilmektedir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
Tañrı’nuñdur göklerüñ daħı yirüñ. nūrı beñdeşi dibi dutulu derece gibidür anuñ içinde çıraġdur. çıraġ śırça içindedür. śırça sanasın kim ol ılduzdur yaħŧulu büyük yandurınılur aġaçdan ķutlu zeytūn aġacı gün ŧoġusındın yaña degül [188b] daħı gün batusındın yaña degül. yaķın olur kim yaġı anuñ aydın eyleye eger irmediyise daħı aña od aydıralıķdur aydınlıķ üzere. yol gösterür Tañrı nūrına kimi diler-ise. daħı beyān eyler Tañrı meŝelleri ādemįlere daħı Tañrı her neseneyi bilürdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Tañrı Ta‘ālā münevviridür ve müdebbiridür gökler ve yirlerüñ. Daḫı ol‘acāyib nūrınuñ meẟeli bir ṭākaya beñzer ki içinde çıraḳ ola. Ol çıraḳ ḳandīliçinde ola. Ḳandīl daḫı ol yılduza beñzer ki nūrı ḳatıdur. Yanar olḳandīl mübārek aġaçdan ki zeytūn aġacıdur ki maşrıḳı ve maġribi olmaya.Yaḳın olur zeytinüñ nūrı çıḳmaġa ve od yitişmese daḫı nūrdur, nūr üstine.Tañrı Ta‘ālā hidāyet virür nūrına kime dilese. Daḫı Tañrı Ta‘ālā meẟeller ururḫalḳa, daḫı Tañrı Ta‘ālā her nesneyi bilicidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Allah göylərin və yerin nurudur. (Kainatı yaradıb ona nur verən, yer və göy əhlinə haqq yolu göstərən xaliqdir). Onun (Peyğəmbərimizin və mö’minlərin qəlbində olan) nuru, içində çıraq olan bir taxçaya (çıraqdana) bənzər; taxçadakı o çıraq bir qəndilin içindədir, o qəndil isə, sanki parlaq bir ulduzdur. O çıraq nə şərqdə, nə də qərbdə (aləmin ortasında) olan mübarək bir zeytun ağacından yandırılır. (Şərqdə deyildir ki, günəş batdıqda, qərbdə də deyildir ki, günəş doğduqda qaranlıqda qalsın). Onun (zeytun ağacının) yağı özünə od toxunmasa da, sanki (haradasa) işıq saçır. O, nur üstündə nurdur. Allah dilədiyiniz öz nuruna qovuşdurur (istədiyinə öz nurunu bəxş edib cənnət yolu olan islam dininə yönəldir). Allah (həqiqəti anlaya bilsinlər deyə) insanlar üçün misallar çəkir. Allah hər şeyi biləndir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Allah is the Light of the heavens and the earth. The similitude of His light is as a niche wherein is a lamp. The lamp is in a glass. The glass is as it were a shining star. (This lamp is) kindled from a blessed tree, an olive neither of the East nor of the West, whose oil would almost glow forth (of itself) though no fire touched it. Light upon light, Allah guideth unto His light whom He will. And Allah speaketh to mankind in allegories, for Allah is knower of all things.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Allah is the Light(2996) of the heavens and the earth.(2997) The Parable of His Light is as if there were a Niche and within it a Lamp: the Lamp enclosed in Glass:(2998) the glass as it were a brilliant star:(2999) Lit from a blessed Tree,(3000) an Olive, neither of the east nor of the West,(3001) whose oil is well-nigh luminous, though fire scarce touched it:(3002) Light upon Light! Allah doth guide whom He will to His Light:(3003) Allah doth set forth Parables for men: and Allah doth know all things.
2996 Embedded within certain directions concerning a refined domestic and social life, comes this glorious parable of Light, which contains layer upon layer of transcendental truth about spiritual mysteries. No notes can do adequate justice to its full meaning. Volumes have been written on this subject, the most notable being al Ghazali's Mishkat al Anwar. In these notes I propose to explain the simplest meaning of this passage. (R). 2997 The physical light is but a reflection of the true Light in the world of Reality, and that true Light is Allah. We can only think of Allah in terms of our phenomenal experience, and in the phenomenal world, light is the purest thing we know, but physical light has drawbacks incidental to its physical nature: e.g., (1) it is dependent on some source external to itself: (2) it is a passing phenomenon: if we take it to be a form of motion or energy it is unstable, like all physical phenomena; (3) it is dependent on space and time; its speed is 186,000 miles per second, and there are stars whose light takes thousands (or millions or billions) of years before it reaches the earth. The perfect Light of Allah is free from any such defects. (R). 2998 The first three points in the Parable centre round the symbols of the Niche, the Lamp, and the Glass. (1) The Niche (Mishkah) is the little shallow recess in the wall of an Eastern house, fairly high from the ground, in which a light (before the days of electricity) was usually placed. Its height enabled it to diffuse the light in the room and minimised the shadows. The background of the wall and the sides of the niche helped throw the light well into the room, and if the wall was white-washed, it also acted as a reflector: the opening in front made the way for the light. So with the spiritual Light: it is placed high above worldly things: it has a niche or habitation of its own, in Revelation and other Signs of Allah; its access to men is by a special Way, open to all, yet closed to those who refuse its rays. (2) The Lamp is the core of the spiritual Truth, which is the real illumination; the Niche is nothing without it; the Niche is actually made for it. (3) The Glass is the transparent medium through which the Light passes. On the one hand, it protects the light from moths and other forms of low life (lower motives in man) and from gusts of wind (passions), and on the other, it transmits the light through a medium which is made up of and akin to the grosser substances of the earth (such as sand, soda, potash, etc.), so arranged as to admit the subtle to the gross by its transparency. So the spiritual Truth has to be filtered through human language or human intelligence to make it intelligible to mankind. 2999 The glass by itself does not shine. But when the light comes into it, it shines like a brilliant star. So men of God, who preach Allah's Truth, are themselves illuminated by Allah's Light and become like illuminating media through which that Light spreads and permeates human life. 3000 The olive tree is not a very impressive tree in its outward appearance. Its leaves have a dull greenish-brown colour, and in size it is inconspicuous. But its oil is used in sacred ceremonies and forms a wholesome ingredient of food. The fruit has a specially fine flavour. Cf. n. 2880 to 23:20. For the illuminating quality of its oil, see n. 3002 below. 3001 This mystic Olive is not localised. It is neither of the East nor the West. It is universal, for such is Allah's Light. As applied to the olive, there is also a more literal meaning, which can be allegorised in a different way. An olive tree with an eastern aspect gets only the rays of the morning sun; one with a western aspect, only the rays of the western sun. In the northern hemisphere the south aspect will give the sun's rays a great part of the day, while a north aspect will shut them out altogether, and vice versa in the southern hemisphere. But a tree in the open plain or on a hill will get perpetual sunshine by day: it will be more mature, and the fruit and oil will be of superior quality. So Allah's light is not localised or immature: it is perfect and universal. 3002 Pure olive oil is beautiful in colour, consistency, and illuminating power. The world has tried all kinds of illuminants, and for economic reasons or convenience, one replaces another. But for coolness, comfort to the eyes, and steadiness, vegetable oils are superior to electricity, mineral oils, and animal oils. And among vegetable oils, olive oil takes a high place and deserves its sacred associations. Its purity is almost like light itself: you may suppose it to be almost light before it is lit. So with spiritual Truth: it illuminates the mind and understanding imperceptibly, almost before the human mind and heart have been consciously touched by it 3003 Glorious, illimitable Light, which cannot be described or measured. And there are grades and grades of it, passing transcendently into regions of spiritual height, which man's imagination can scarcely conceive of. The topmost pinnacle is the true prototypal Light, the real Light, of which all others were reflections; the Light of Allah. Hence the saying of the Holy Prophet about Allah's "Seventy thousand veils of Light".  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَللّٰهُ
Allah
نُورُ
Nûr'udur
السَّمٰوَاتِ
göklerin
وَالْاَرْضِۜ
ve yerin
مَثَلُ
misali
نُورِه۪
O'nun nûrunun
كَمِشْكٰوةٍ
bir oyuk gibidir ki
ف۪يهَا
içinde vardır
مِصْبَاحٌۜ
bir kandil
اَلْمِصْبَاحُ
o kandil
ف۪ي زُجَاجَةٍۜ
bir cam içindedir
اَلزُّجَاجَةُ
o cam ki
كَاَنَّهَا
sanki o
كَوْكَبٌ
bir yıldızdır
دُرِّيٌّ
inciden
يُوقَدُ
tutuş- turulur
مِنْ شَجَرَةٍ
bir ağaçtan
مُبَارَكَةٍ
mübarek
زَيْتُونَةٍ
zeytinden
لَا شَرْقِيَّةٍ
ne doğuya aittir
وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ
ve ne batıya aittir
يَكَادُ
nerede ise
زَيْتُهَا
yağı
يُض۪ٓيءُ
ışık verecek
وَلَوْ
velev ki
لَمْ تَمْسَسْهُ
kendisine değmedi
نَارٌۜ
bir ateş
نُورٌ
nûrdur
عَلٰى نُورٍۜ
nûr üstüne
يَهْدِي
hidâyet eder
اللّٰهُ
Allah
لِنُورِه۪
nûruna
مَنْ
o kim- seyi ki
يَشَٓاءُۜ
diler
وَيَضْرِبُ
ve misal getirir
اللّٰهُ
Allah
الْاَمْثَالَ
misalleri
لِلنَّاسِۜ
insanlara
وَاللّٰهُ
ve Allah
بِكُلِّ شَيْءٍ
her şeyi
عَل۪يمٌۙ
bilendir
Allah, göklerin ve yerin Nûr'udur. O'nun nûrunun misali; içinde kandil (Allah'ın aşkı ve muhabbeti) bulunan bir oyuk(tan; yani gönülden yayılan ışığ)a benzer. O kandil bir cam (fanus; yani kâmil insanın gönlü) içindedir, o cam da (nefsini temizleyip tezkiye ettiği için) sanki inciden bir yıldız gibidir. (Bu kandil) Ne doğuda ne de batıda olan (ırkı ve dili fark etmeyen, bitmek, tükenmek nedir bilmeyen) mübarek bir zeytin ağacından (çıkan yağla, Allah'ın vahyiyle) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse kendisine ateş değmese dahi ışık verir (böyle bir insanın hem gönlü hem de bedeni nûrlanmıştır. Sen ondan bir talepte bulunmasan bile o rahmetiyle sana muamele eder). (İşte bu) Nûr üstüne nûrdur. Allah, dilediğini (böyle bir insanla nûrunu kazanmak isteyeni) nûruna hidâyet eder. Allah, insanlara işte böyle misaller getirir ve Allah her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir.
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
مَثَل
İsim
م ث ل
Misal, örnek, benzetme, benzer
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
مِشْكٰوة
İsim
ش ك و
Oyuk
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
مِصْبَاح
İsim
ص ب ح
Kandil
مِصْبَاح
İsim
ص ب ح
Kandil
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
زُجَاجَة
İsim
ز ج ج
Cam
زُجَاجَة
İsim
ز ج ج
Cam
كَاَنّ
Harf-i nasb
كَاَنّ
Sanki
كَوْكَب
İsim
ك و ك ب
Yıldız
دُرِّىّ
Sıfat
د ر ر
İncimsi
اَوْقَدَ
Fiil-IV
و ق د
Yaktı, tutuşturdu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
شَجَرَة
İsim
ش ج ر
Ağaç
مُبَارَكَة
İsim
ب ر ك
Mübarek, bereketli
زَيْتُونَة
İsim
ز ي ت
Zeytin
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
شَرْقِيَّة
İsim
ش ر ق
Doğu (müennes)
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
غَرْبِيَّة
İsim
غ ر ب
Batıya ait (müennes)
كَادَ
Fiil-I
ك و د
(Bir şey yapmak üzere olmak ama onu yapmamak) Nerede ise, neredeyse
زَيْت
İsim
ز ي ت
Zeytinyağı
اَضَاءَ
Fiil-IV
ض و ا
Aydınlattı, ışık verdi
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
مَسَّ
Fiil-I
م س س
Dokundu, gelip çattı
نَار
İsim
ن و ر
Ateş
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
هَدَى
Fiil-I
ه د ي
Hidâyet etti, başarıya ulaştırdı, yol gösterdi, sevk etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
ضَرَبَ
Fiil-I
ض ر ب
Misal getirdi, vurdu, sefere çıktı, dövdü, vazgeçti, dolaştı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَثَل
İsim
م ث ل
Misal, örnek, benzetme, benzer
نَاس
İsim
ن و س
İnsanlar
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
عَلِيم
İsim
ع ل م
Alîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. İlmiyle her şeyi ve herkesi bilen demektir), çok bilgili, en iyi bilen, bilgin, âlim