Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misal, (mecaz olarak) içinde lamba bulunan bir kandilliğe benzer. O lamba, billurdan bir kandil içindedir ve o lamba inci parlayan bir yıldıza benzer ki o lamba, -ne doğuya ne de batıya nisbeti olmayan- mübarek bir ağaçtan -zeytin ağacının yağından- tutuşturulup yakılır. Onun yağı, (o kadar incelmiştir ki) neredeyse kendisine ateş değmese de -parlar- etrafına ışıklar saçar. Bu ışık ise nur üstüne nurdur. Allah kimi dilerse onu, nuruna kavuşturur. Allah, insanlara (işte böyle) örnekler verir. Allah, herşeyi hakkıyle bilendir.
(En'am suresinin 1. ayetinde "Hamd, gökleri ve yeri yaratan zulmeti ve nuru var eden Allah'a mahsustur" buyurulmuş böylece; nur’un Allah Teala'nın yaratığı olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan bu ayetin başındaki beyana; Allah Teala'nın zâtının nur olduğu manasını vermek asla doğru değildir. O halde bunun, mecâzi bir manası olması gerekir. Nitekim ikinci beyan olarak "O'nun nurunun misali" buyurulmak suretiyle, O'nun zâtının nur olamayacağı vurgulanmıştır.
Bu mecâzi mana ise ancak "Allah, gökleri ve yeri nurlandırandır" şeklinde ifade edilebilir. Nurlandırma ise, maddi ve manevi olarak ikiye ayrılabilir, nitekim Cenab-ı Hak, gökle yeri güneşin ışınları ile aydınlatır, bu maddi nurlandırmadır. Nurlandırmanın manevi yönü ise, Allah Teala’nın kullarını, küfür karanlıklarından çıkarıp iman nuruna iletmesidir. Nitekim Bakara suresinin 257. ayetinde: "Allah, iman edenlerin dostu, yardımcısıdır, onları, küfür karanlıklarından iman nuruna çıkarır” buyurulmuştur. İman nuruna çıkarmak ise hidayet ile olacaktır. Bu bakımdan mecâzi manayı "Allah, göklerde ve yerde olanları, hidayete erdirendir" şeklinde de alabiliriz ki nitekim, ayetin sonunda "Allah, dilediği kulunu, nuruna hidayet eder” buyurulması da Allah-u a'lem, bu manaya işarettir.
Böylece ilkin ayeti genel çerçevede, inceledikten sonra, ayrıntılarına geçiyoruz ve aşağıda sunduğumuz 5 beyanı da "hidayet" açısından değerlendirmeye çalışıyoruz.
1. "O’nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandilliğe benzer"
2. "O lamba bir cam içerisindedir"
3. "O cam ise, inci gibi parıldayan bir yıldıza benzer"
4. "O lamba, doğuya da, batıya da nisbeti olmayan mübarek zeytin ağacından yakılır"
5. "O ağaç öyle bir meyve verir ki; onun yağı, neredeyse ateş değmese de parlak ışık verir, o ışık ise nur üstüne nurdur"
Ayet-i kerime’nin düğüm noktasını 4. beyan teşkil eder. Çünkü kandilliğin içinde bulunan lambanın yakılması için gereken yağ, mübarek bir ağaçtan yakılmaktadır. Acaba bu ağaçtan murâd nedir?
"Mübarek ağaç'a; peygamberlerin şeceresi, yani "Hayat ağacı" manasını vermeyi uygun buluyoruz. Çünkü Allah Teala peygamberlerini birer hidayet rehberi olarak göndermiştir. Şayet onları göndermeseydi, gönüllerde yer alan iman nurunun yeşerebilmesi güç olmaz mıydı? Nitekim Şura suresinin 52, 53. ayetlerinde: "Ey Muhammed, şüphe yok ki sen insanlara, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın doğru yolunu göstermektesin" buyurulmuştur.
Acaba o mübarek abacın meyvesinden -zeytinden- murâd nedir? Her ağaç büyür gelişir ve meyvesini verir. Bu bakımdan Peygamberlerin hayat ağacının meyvesine de Son Peygamber, Muhammed [s.a.s] manasını vermeyi uygun görüyoruz. Mevlana bu manayı şöyle dile getirmiştir.
(Sevgilidir, alçak gönüllüdür, bu haslet mayasında var onun, meyvesi bol olan dal gibi ki o meyve onu aşağıya doğru eğer. Evet, Sevgili Peygamberimiz de çok alçak gönüllüydü, çünkü önden ve sonradan gelenlerin bütün meyvesi onda toplanmıştı, bu yüzden de herkesten alçak gönüllüydü. Kimse; selam vermeden onun, önüne geçemedi!.. Çünkü, selam vermeyi ondan öğrendiler.
Önce gelen... peygamberlerin, hepsi onun gölgesidir, kişinin gölgesi eve, kendisinden önce girse bile, aslında eve giren kendisidir, gölge ancak ona Öncülük eder ve ona uyar. Bu güzel huylar şimdi meydana gelmiş değildi. Ta Adem'in zerrelerinde de vardı ve o zerreler Adem'in zerrelerinin hepsinden daha arıydı, daha nurluydu, daha alçak gönüllüydü. Bundan anlaşılır ki Temel Muhammed’dir. Rabbi ona "Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurmuştur.)
Sıra diğer dört beyana mana vermeye gelmektedir. Allah bilir, kandillikten murâd Sevgili Peygamberimizin mübarek bedeni, kandilden -lambadan- murâd onun mübarek kalbi, billur camdan murâd da, onun mübarek ruh'udur.. Zeytinin yağına gelince ondan da murâd; Peygamberlik nuru, Kur'an'dır.
Evet!.. kandil ne kadar güzel yapılmış olursa olsun yağsız ışık vermediği gibi, bir insan da ne kadar güzel ahlaklı olursa olsun peygamber olamaz, onun peygamber olması ancak Rabbinin ona, vahiy indirmesi sayesinde gerçekleşir.
Nitekim Şûra süresinin 52. ayetinde; "Ey Muhammed, işte böylece sana da emrimizle, Kur'an'ı vahyettik. Sen kitap nedir vahiy nedir bilmezdin. Fakat biz onu bir nur kıldık ki, onunla kullarımızdan kimi dilersek ona hidayet ederiz." buyurulmuştur.
Evet nasıl ki bir kandile çok temiz ve incelmiş saf bir yağ konup, kibrit çakar çakmaz billur camından etrafa ışıklar saçarsa, işte onun gibi, Sevgili Peygamberimiz de 40 yaşına geldiğinde, Rabbinin onu seçip Cebrail (a.s.) vasıtasıyle kalbine -saf bir yağ görevi yapacak- vahiy indirmesiyle, kalbindeki iman nuru; Kur’an nuru ile birleşerek nur üstüne nur olmuş ve böylece kıyamete dek bütün âlemleri aydınlatacak; "İslam meş’alesi" yanmaya başlamıştır.
Kuşkusuz o meş'alenin ardında birleşip, Resulullah [s.a.s] izinden giden İslam kervanına katılarak hidayete ermek de kulun yönelmesiyle beraber Allah Teala'nın dileğine, takdirine bağlıdır.)