Melekler, kendilerine zulmeden kimselere canlarını alırken soracaklar: “Neyiniz vardı sizin?” ¹²³ Onlar: “Biz, yeryüzünde çok güçsüzdük” diye cevap verecekler. [Melekler], “Allah’ın arzı sizin kötülük diyarını terketmenize yetecek kadar geniş değil miydi?” ¹²⁴ diyecekler. Böylelerinin varış yeri cehennemdir, ne kötü bir varış yeri!
123 Lafzen, “hangi [durum]daydınız?” -Yani, yaşadığınız sırada. Bu, hiçbir geçerli mazereti olmaksızın Allah yolunda her türlü mücadeleden kaçınan insanlara işaret eder.124 Lafzen, “Allah’ın arzı, orada hicret edeceğiniz kadar geniş değil miydi?” Hecera (“göç etti”) fiilinden türetilen hicret (“göç”) terimi Kur’an’da iki anlamda kullanılmıştır: Biri tarihsel olup Hz. Peygamber’in ve Ashâbı’nın Mekke’den Medine’ye göç etmelerini ifade ederken, diğeri ahlakî bir muhteva taşır -yani, insanın Şeytan’dan Allah’a “hicret”i- ve kişinin ana yurdunu mutlaka maddî anlamda terk etmesini gerektirmez. İşte yukarıdaki pasajın işaret ettiği, hicret teriminin bu daha geniş dinî ve ahlakî anlamıdır. Tıpkı bir önceki pasajın (95-96. ayetler) “Allah yolunda üstün çaba gösterilmesi”ni (cihâd) terimin en geniş anlamıyla, yani, hem maddî hem manevî çabaları ve gerektiğinde kişinin servetini ve hatta canını feda etmesini kapsayan anlamıyla kullanması gibi. Mekke’den Medine’ye maddî anlamda göç, Mekke’nin H. 8. yılda fethinden sonra müminler için zorunlu olmaktan çıktığı halde kötülük yurdundan iyilik yurduna ruhsal göç, İslam’ın temel şartlarından biri olmaya devam etmektedir. Başka bir deyişle, “Şeytan’dan Allah’a hicret etmeyen” kişi mümin olamaz. Bir sonraki cümlede, bu konuda kayıtsız kalanların suçlanmasının sebebi budur.