Ey inanmış olanlar! (Size saldıran düşmana karşı her türlü savunma ve korunma) tedbirinizi alın da (size saldırdıklarında) bölük bölük, ya da (gerekirse) hep birlikte (karşılık vermek üzere) seferber olun. *
(*) Saldırganlara karşı tedbirli ve ihtiyatlı davranmak, savunma savaşı için siyasetinin bir gereğidir. Zamana ve şartlara göre farklı stratejilerle saldırgan düşmanın karşısına nasıl çıkılması gerekiyorsa o şekilde çıkılmalı. Toplu halde çıkılması gerekiyorsa toplu halde, küçük gruplar hâlinde çıkılması gerekiyorsa da küçük gruplar hâlinde çıkılmalı, ama mutlaka karşı taraf saldırınca karşılık verilmeli. Hiç kimse, düşman saldırsa bile, haksızlık ve zulümleri alır bağrıma basarım, ibadetimle meşgul olur, kulluğumu yerine getiririm” diyemez. Eğer birileri, -hangi dinden ve düşünceden olursa olsun, isterse Müslüman kimliğiyle yaşayan bir toplum olsun, saldırganlık yapıyor, dünyanın huzurunu bozuyor, evrensel barışı tehdit ediyor, güveni ortadan kaldırıyor, insanlar arasında kardeşliği, birliği, dayanışmayı dinamitliyor ve insanların hayat haklarını veya vatanlarını ellerinden almaya çalışıyorsa, o saldırgan topluma karşı koymak ve onların her türlü saldırılarını önlemek farzdır. Bkz. 2/190 ve dipnotu… İşte İslâm meşru müdafaa için, yeryüzünden zulüm, haksızlık, sömürü ve her türlü baskıyı kaldırmak, gerçek din, vicdan ve düşünce hürriyetini sağlamak ve evrensel değerlere yapılan saldırıları önlemek için saldırganlara karşılık vermeyi farz kılmıştır.