O şehirde ise dokuz kişi vardı ki, yeryüzünde fesad çıkarıyorlardı, ıslâh etmiyorlardı.(1)
(1)“Evet fıskla (günahlara dalmakla) bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, ma‘ruz kaldığı o dehşetli hâlet, bir parça tahfîf edilsin(hafifletilsin). Çünki musîbet umûmî olursa, hafîf olur.Ve kezâ bir şahsın kalbinde bir ihtilâl, bir fenâlık hissi uyanırsa, o şahsın yüksek hissiyâtı (hisleri) ve kemâlâtı (yüksek sıfatları) sukût etmeye (düşmeye) başlar; kalbinde tahrîbâta (bozgunculuğa), fenâlığa bir meyil, bir zevk peydâ olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür; sonra o şahıs bütün lezzetini, zevkini tahrîbatta, fenâlıkta bulur. İşte o vakit o şahıs, arz üzerinde tam ma‘nâsıyla yırtıcı bir hayvan, ihtilâli çıkarıp büyüten bir belâ, fesâdı durmayıp karıştıran bir âfet kesilir.” (İşârâtü’l-İ‘caz, 225)