close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Necm Sûresi 1. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-nnecmi iżâ hevâ
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Andolsun yıldıza, inerken.
Yıldızdan maksat Kur’ân'dır. Nücumen, yani âyet âyet indiği için bu adla anılmıştır. Bu tefsiri Dahhak, Mücahid ve Kelbi kabul eder. Arapça'da tencim, ayırmak anlamınadır, müneccem, ayrılmış demektir. Burdaki yıldız, ülker yıldızıdır diyenler de vardır. İbn-i Abbas buna zahib olmuştur. Hasen'e göre doğrudan doğruya yıldız anlamınadır. "İnerken" den murat, kıyamet günü, yıldızın yere düşmesidir diyenler de vardır.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Çıkıp zuhur ettiği zaman Necm’e (kutlu Yıldız şahsiyete) yemin olsun ki;
[Not: Necm: Bir konuyla ilgili inen toplu Kur’an ayetleri faslına; veya, yaratılış ve imtihan gayelerini açıklamak üzere çıkıp zuhur eden "Din Yıldızına" denir. "İza hevâ" kelimelerine "Battığı zaman" yerine; "Doğup aydınlattığı zaman" manası daha uygun düşmektedir. Burada zikredilen Necm; Hz. Peygamber Efendimizin zuhuruna ve tarihi medeniyet-Mehdiyet inkılâbına da işaret olabilir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah tarafından parça parça indirilen mesajın, gözler önüne serdiğine bir bak! Veya andolsun kaybolduğunda yıldıza!
Peygamberlik, ölümden sonraki hayat ve hesaba inanma konularından bahsederek Mirac’taki enteresan manzaraları anlatıp putlar ve meleklere ibadetin şirk olduğunu vurgular. Kıyamette adil hesaplaş-manın olacağından bahsedip herkese yaptığının karşılığı verileceği anlatılır. Yaratma ve öldürmede Allah’ın yüce kudretini anlatarak Âd, Semûd, Nuh, Lut gibi azgın kavimlerin sonlarından bahsederek sûre son bulur.  
Ahmet Tekin
swap_vert close
Doğmakta olan yıldıza, Kur'ân'a andolsun! Yükselmekte olan yıldıza Muhammed'e andolsun, doğan ve yükselen yıldızlara andolsun!
bk. et-Tefsîru’l-Kebir, 28/277-280.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Battığı zaman yıldıza andolsun ki,
Ali Bulaç
swap_vert close
Battığı zaman yıldıza andolsun;
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yıldıza (Süreyya'ya) battığı zaman kasem olsun ki,
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Yıldızın düştüğü zamana(*) andolsun ki;
(*) Veya bitki kuruyup yere düştüğü zamana… Yıldızlarda, bitkilerin ölüp tekrar yeşermesinde, vahye bir delil vardır. Evet, vahye zarar vermemeleri için, şeytanları taşlamak üzere düşürülen yıldız, vahyin bir işaretidir. Ve yeryüzünü bitkilerle süsleyen rahmet, vahyin gönderilmesine sebeptir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
1,2,3,4. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir. [589]
[589] Necm sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 351.  
Besim Atalay
swap_vert close
Dulunan yıldıza ant
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Battığı zaman yıldıza/Allah'tan aşama aşama gelen mesaja andolsun ki,
Cemil Said
swap_vert close
1,2. Gurûb iden yıldız hakkıyçün sâhibiniz (Muhammed ’aleyhisselâm) aslâ doğrılıkdan ayrılmamışdır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Batmakta olan yıldıza and olsun ki,
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
1,2. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
1-2. Battığı sırada yıldıza andolsun ki bu arkadaşınız ne sapıtmış ne de eğri yola gitmiştir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2, 3. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.
Edip Yüksel
swap_vert close
Düşerken yıldızlara andolsun.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O necme kasem ederim indiği dem ki
Emrah Demiryent
swap_vert close
Battığı zaman yıldıza kasem olsun ki,
Erhan Aktaş
swap_vert close
Batan yıldıza ant olsun ki,
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Batdığı dem yıldıza and olsun ki,
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
1,2. Battığı zaman necm'e (o yıldıza) and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve azmadı!
İhsan Aktaş
swap_vert close
1,2,3,4. Çöktüğü (enerjisi tükenip süpernova hâlinde patladığı) zaman yıldıza yemin ederim ki, arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır ne de (doğruluktan) ayrılmıştır. Ve o, (size Rabbinin mesajını, nutuk ettiği Kur’an’ı tebliğ edip aktarırken) hevadan (kendi arzusundan hiçbir şey) söylemiyor. O (size okuduğu Kur’an), kendisine indirilen vahiyden başka bir şey değildir. *
(*) Birinci ayette geçen (هوي)‘’hevâ’’kelimesi çökmek, düşmek, kaymak, inmek gibi anlamlara gelir. Fakat asil anlamı; Yakıtı bittiğinde yıldızın kendi üzerine çökmesidir, yani süpernova olayının meydana gelmesidir. (الله اعلم) Bunun açıklaması da şöyledir: Enerjisi biten yıldız patlıyor ve bu patlama sonucunda süpernova oluyor, yeni yıldızlar oluşuyor… Süpernovalar iki şekilde oluşur: Birinci tür süpernovalar ikili yıldız sistemlerinde oluşur. Yıldızlardan biri diğerinden madde çeker. Madde çektikçe o kadar ağırlaşır ki sonunda patlar. Bu patlama sonucu süpernovalar oluşur. İkinci tür süpernovalar ise yaşlanan yıldızın ölmesiyle/patlamasıyla/ oluşuyor. Yıldız nükleer enerjisini bitirince git gide kendi kütlesini çekirdeğe akıtmaya başlıyor. Bunun sonucunda çekirdek kendi çekim kuvvetine dayanamaz hâle gelir ve patlar. Yani ölür. Bu ölüm bazen bir karadeliğe bazen bir nötron yıldızına başlangıçtır. (Süpernova Nedir-Müh.Beyinler.) Yani ölüme patlarken gerilerinde Nötron Yıldızı veya Kara delikler bırakarak ölen ve yine ölümüyle doğuma sebebiyet vermek için arkada gaz ve toz bulutu terk ettiği zaman Yıldıza kasem edilmektedir. Kaynak: Necm Suresi (1 ila 39. Ayetler) Orijinal İslam). Süpernova /yıldızların/patlamaları, evrendeki en görkemli yokoluş biçimidir. Aynı zamanda bu yokoluş, yaşam oluşturacak elementlerin uzaya saçılmasını sağladığından, varoluşu da tetikler. Ayrıca aşağıdaki Arapça metninde de hem bir yıldızın kendi üzerine çökmesi hem de süpernova hakkında kısa bir bilgi verilmektedir. Not: 4. ayette ise إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿٤﴾) icmâ ile buradaki ‘’huve’’zamiri Kur’an’dan mentuk olan vahye gider. Yani onun nutuk edip okuduğu o Kur’an vahiyden başka bir şey değildir. Bunun hadislerle/Hz. peygamberin sözleriyle/asla bir alakası yoktur. Ayrıca 5. ayette de vahiy meleğine işaret edilerek (عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ﴿٥)’’ Ona (o vahyi, Kur’an’ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir’’ deniliyor. Mademki vahiy meleği olan Cebrail ona öğretmiştir, öyleyse bu ayetlerin Hz. Peygamberin hadisleri/ sözleri veya sünnetiyle hiçbir alakası olamaz. Çünkü vahiy meleği Cebrail Hz. Peygambere hadislerini/ sözlerini/ de kendisine öğretecek değildir. Eğer Cebrail’in kendisine öğrettiği şeyler Hz. Peygamberin hadisleri ise, demek ki, haşa Hz. Peygamber bir söz dahi söyleyemiyor, konuşmasını bilmiyor, bütün günlük konuşmasını da Cebrail ona öğretiyor, şeklinde Hz. Peygamber için saçma sapan bir durum söz konusu oluyor? Demek ki 5. ayetle de kesin ve net bir şekilde 3. ayette vurgusu yapılan vahiy kaynağı olan Kur’an’a vurgu yapılıyor. Ayrıca eğer hadisleri/sözleri veya onun içtihatları vahiy olsaydı, yaptığı bazı işlerden dolayı Kur’an onu asla kınamazdı! Örneğin: (يا أيهاالنبي لم تحرم ما احلل الله لك)’’ Ey peygamber? Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niye kendine haram kılıyorsun?’’ (et- Tahrîm, 66/1); (Tevbe, 9/43), (el-Enfâl, 8/67), (Abese, 80/1-10), (el-Ahzâb, 33/37); gibi yerlerde de Hz. Peygambere yaptıklarından dolayı kınama var. Ayrıca bu kınamalar bile, Kur’an, Hz. Peygamberin sözü olmadığını göstermektedir. Eğer haşa Kur’an, onun süzü olsaydı kendini kınayan ayetleri Kur’an’a yerleştirmezdi, bu da ayrı bir hsusus! İşte görüldüğü gibi bu ayetlerde Hz. Peygambere yaptıklarından dolayı yüce Allah’tan kınama vardır! Demek ki, hadisler ve sünnet vahiy değildir. Zaten vahiy olsaydı, Allah resulu kendi Hadislerini de Kur’an’a yerleştirecekti, niye yerleştirmemiştir ve hatta hadisleri korunsun diye niye yazdırıp kayıt altına almamıştır? Bilakis hadislerinin yazılmasına da hiç izin vermemiştir. Eğer hadisler ve sünnet vahiy olsaydı, böyle yapar mıydı? Kesinlikle hayır! Yoksa yüce Allah’ın Nahl- 89 ve benzeri nice ayetlerde ( (وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِّكُلِّ شيئ ‘’Ayrıca bu Kitabı (Kur’an’ı) da sana, (din hususunda muhtaç olduğunuz) her şeyi bildiren, (tüm insanlık için) doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için de bir müjde (kaynağı) olarak peyderpey indirdik.‘’şeklindeki mesajlarına rağmen Kur’an’ı eksik gördükleri için mi Nebimizin hadislerine haşa (وحي غير المتلو) ‘’vahyi gayri metlûv’’yani okunmayan vahiy’’ diyorlar? Haşa okunmayan bir vahiy mi var? İşte Kur’an, bu yanlışı reddediyor: Kur’an: (اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ) ‘’Ey Resulüm! Sana kitaptan ne vahiyedilmişse, onu (hepsini) mutlaka (insanlara) OKU! ’’ (Ankebüt-45), (Kehf- 27), Demek ki, Allah’tan gelen vahyin tümü okunmuş ve tebliğ edilmiştir. Peki, (metlûv olmayan), yani okunmayan vahiy nereden çıkıyor? Yoksa haşa Hz. Peygamber Allah’ın bu emrini ihmal mi etmiştir? Bu nedenle ‘’Vahyi Gayri Metluv’’iddiası kişiyiı küfre götürecek kadar çok tehhlikeli bir durumdur. ‘’Allah muhafaza!’’ Zaten nice ayetlerden anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber kendisine gelen bütün ayetleri/ vahyin tümünü tebliğ edip, okuyor, öğretiyor ve yazdırıyordu. Yani okumadığı ve yazdırmadığı bir vahiy söz konusu değildir. İşte Allah resulü, kendisine gelen bütün vahyi okuduğuna dair onlarca ayetler arasından sadece bir ayeti vermekle yetiniyorum: Bakara-151: ‘’Nitekim size kendi içinizden öyle bir elçi gönderdik ki o, size (bütün) âyetlerimizi (bütün vahyimizi) okur, sizi (her türlü kirli ve yanlış düşüncelerden) arındırır, size kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti (problem çözme bilimi, bilimsel gerçekleri, doğru hüküm vermeyi ve kitapta bulunan hükümleri sebep ve amaçlarıyla birlikte) öğretir, daha başka bilmediğiniz şeyleri de öğretir.’’ İşte resulun tilavet etmediği (Gayri Metlûv) bir vahiy yoktur. Ayrıca hem 1. ayette geçen ‘’en-necm’’ile ilgili bilimsel bir açıklama, hem de 3. ayetteki (وما ينطق) ile neye vurgu yapıldığına dair bazı tefsir metinleri aşağıya alınmıştır. ويقول العلماء إن النجم العملاق الذي تم رصد انفجاره منذ أشهر يبعد عن الأرض 240 مليون سنة ضوئية، ونلاحظ أن مادة النجم لا تذهب بعيداً كما يحدث في الانفجارات العادية بل تتهاوى باتجاه مركز النجم (أي مركز جاذبية النجم) ولذلك فإن كلمة (هوى) تعتبر أدق لغوياً من مصطلح (موت النجوم)، بل إن هذا الانفجار هو من الأمور الكونية العظيمة والتي لا يشك العلماء أبداً في وجودها، أي أنهم متأكدون من حقيقة انفجار النجوم وسقوطها وأن كل نجم في الكون لابد أن يأتي عليه يوم يستهلك فيه وقوده ومن ثم يهوي على نفسه وينفجر – المصدر :(الإعجاز في الكون - والنجم إذا هوى ) قوله: {وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ } التعريف للجنس، والمراد به: جنس النجوم، وبه قال جماعة من المفسرين، وعُنِي بقوله: {إذَا هَوَى}: إذا سقط، (أي اِنْهدَمَ) (جامع البيان في تفسير القرآن وقوله: {إن هو إلا وحي يوحى} يراد به القرآن بإجماع، (المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ} أي وما يصدرُ نطقُه بالقرآنِ عن هَوَاهُ ورأيهِ أصلاً فإنَّ المرادَ استمرارُ نفي النطقِ عن الهوى لا نَفيُ استمرارِ النطقِ عنْهُ كما مرَّ مِراراً. (رشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم – روح المعا ني- التحرير والتنوير) يقول تعالى ذكره: وما ينطق محمد بهذا القرآن عن هواه يقول تعالى ذكره: وما ينطق محمد بهذا القرآن عن هواه { إنْ هُوَ إلاَّ وَحْيٌ يُوْحَى } يقول: ما هذا القرآن إلا وحي من الله يوحيه إليه. وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل ( جامع البيان في تفسير القرآن – الطبري) إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَىٰ} أي: إنما يقول ما أمر به يبلغه إلى الناس كاملاً موفوراً، من غير زيادة ولا نقصان ( تفسير القرآن العظيم - تفسير المراغي) {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ } وما يصدر نطقه بالقرآن عن الهوى (انوار التنزيل واسرار التأويل) وما يصدر نطقه - فيما يتكلم به من القرآن - عن هوى نفسه (المنتخب في تفسير القرآن الكريم) {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ} قال قتادة: وما ينطق بالقرآن عن هواه {إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَىٰ} إليه (الجامع لاحكام القرآن) وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ} لم يتكلم بالقرآن بهوى نفسه {إِنْ هُوَ} ما هو يعني القرآن {إِلاَّ وَحْيٌ} من الله {يُوحَىٰ} إليه جبريل (تفسير القرآن - الفيروزابادي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kaybolduğu zaman yıldıza yemin olsun ki.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Batmakta olan yıldız hakkı için,
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Gurup vaktindeki [²] yıldız [³] hakkı için,
[1] Mekke'de nâzil olmuş (62) âyettir.[2] Veya tulü' vaktindeki.[3] Ülker yıldızı veya sabit yıldızlar veya zühre veya nüzul eden Kur'an yıldızı veya yeryüzündeki ot.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Aşağı doğru kayan¹ yıldıza andolsun ki,
1 “Hevâ” kelimesi, düşmek, kaymak, inmek gibi anlamlara gelir. Cebrail’i vahiy getireceği zamanki hâlini, kayan bir yıldıza teşbih ederek yemin ediyor. Müteakip ayetlerden bunu anlıyoruz.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Battığı zaman yıldıza andolsun.
(Mekke’de nazil olmuştur ve 62 ayettir. Yıldız anlamına gelen, surenin ilk ayetindeki “necm” kelimesinden bu adı almıştır.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
İnsanlığı ilâhî nurlarla aydınlatmak üzere yücelerden inmekte olan Yıldıza, Hz. Peygamber’e inen Kur’an’ın her bir bölümüne yemin olsun ki,
Mekke döneminin beşinci yılında, İhlâs sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, ilk ayetindeki ‘necm’ kelimesinden almıştır. Bu kelime Kur’an’da kimi yerlerde ‘gökteki yıldız’ (16. Nahl: 12, 16; 22. Hac 18; 37. Saffat 88), kimi ayetlerde ‘Hz. Peygamber’e inen Kur’an-ı Kerim’in her bir birimi’ (53. Necm: 1; 56. Vakıa: 75) ve Rahman sûresinde de ‘gövdesiz bitki’ yani ‘ot’ (55. Rahman: 6) anlamlarına kullanılmaktadır. 62 ayettir.  
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Battığı zaman YILDIZ’a and olsun ki;
Mehmet Çakır
swap_vert close
1,2. Kayan yıldıza yemin ederim ki / arkadaşınız, sapmadı azmadı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Kayarak inen yıldıza Andolsun!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Parça parça) indiğinde [necm]’e (Kur’an’a) yemin olsun.
Mehmet Türk
swap_vert close
İndiği zaman yıldıza¹ yemin olsun ki,
1 Necm: Arapçada yıldız, köksüz ot, çemen, parça parça verilen bir şeyin her bir kısmı, (Süreyya) Ülker Yıldızı anlamlarına gelir. Necm kelimesiyle mecâzen; Kur’an’ın indirilen miktarı veya Peygamberimiz de kastedilmiş olabilir. Nitekim İmam Cafer Sadık: “(النَّجْم)’den kasıt Peygamber (s.a.v), (هَوٰى)’dan kasıt ise Hz. Peygamber (s.a.v)’in mi’rac’dan inmesi yahut mekânsız aleme yükselmesi demektir” demiştir. Necm’le ilgili seleften gelen o kadar çok rivayet vardır ki aralarını telif etmek oldukça zordur. Ayrıca yeni yetmelerden Kur’an’a canlarının istediği gibi anlam verenler de işi; neredeyse vahyin indiği yere, Cebrail’e ve vahyi alan nebiye şahitmişçesine uydurma noktasına getirmişlerdir. Bazıları da bu konuyla ilgili mutezile, tasavvuf ve şia’da ne varsa toplamaya çalışmışlardır. Bunların tamamı Müslümanların zihinlerini bulandırmak için yapılan kasıtlı projeler olsa gerektir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
DÜŞÜN yücelerden inen [Allah’ın mesajının] gözler önüne serdiğini! ¹
1 Yahut: “Battığı zaman yıldızı düşün”: bazı sebeplerden dolayı müfessirlerin büyük kısmı tarafından tercih edilen bir çeviri şekli. Ancak, müfessirlerin hemen hemen tümüne göre, necm terimi -ki, “göründü”, “başladı”, “ortaya çıktı”, “meydana geldi” anlamlarına sahip olan neceme fiilinden türetilmiştir- aynı zamanda, tedrîcen, adeta parça parça meydana gelen yahut ortaya çıkan bir şeyin “gözler önüne serilmesi”ni/“gözler önüne serdikleri”ni gösterir. Bu nedenle, necm terimi, başından beri, Kur’an’ın tedrîcen vahyedilen parçalarının (nucûm) herbiri ve böylece tedricî vahiy süreci yahut onun “gözler önüne serilmesi” için kullanılmıştır. Bu çeviri, aslında, Abdullah b. ‘Abbâs’ın (Taberî tarafından nakledilen) yukarıdaki ayet ile ilgili yorumuna dayanmaktadır. Ayetin devamına bakılarak bu yorum, Rağıb, Zemahşerî, Râzî, Beydâvî, İbni Kesîr ve diğer otoriteler tarafından geçerli görülmüştür. Râğıb ve İbni Kesîr, özellikle, Kur’an’ın safha safha vahyedilmesine işaret eden 56:75’teki mevâki‘u’n-nucûm ifadesine işaret etmişlerdir -ve niteleme edatının “Düşün” olarak çevrilmesi konusunda bkz. sure 74, not 23.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Peyderpey nazil olan İlahi vahye andolsun ki. 17/105-106, 25/32
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
VAHYİN necm necm inişi şahit olsun![⁴⁷⁷¹]
[4771] Veya: “Yücelerden inen vahyin gözler önüne serdiği (hakikat) şahit olsun!” ya da “Göründüğü zaman yıldız şahit olsun!” Bağlamla uyum halindeki tercihimiz, Mücahid’in İbn Abbas’tan naklîne dayanır (Taberî). Kur’an pasajlarının her biri bir “necm”dir. Necm “yıldız” demektir. Nasıl ki gökteki yıldızlar çöl yolcusuna yol gösterirse, kelâmın yıldızı olan Kur’an pasajları da, hayat yolcusu olan insana öyle yol gösterir. Yemin vavı için bkz: 93:1, not 1.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O yıldızın indiği anlara andolsun ki.
(Zaman aralıklarıyla parça parça verilen bir şeyin her bir parçasına da "Necm” denir; Kur'an da yirmi üç senede peyderpey indirildiğinden "müneccemen" nâzil oldu ve her inen kısımına da "necm" adı verilir. Eğer necm ile Kur'an'dan inen miktar kasdedilirse "hüviy" de onun inişi manasınadır. Bu durumda Kur’an'ın nuzulü esnasında her inen kısmın indiği zamana, yani vahiy olayının görünmekte olduğu saatte tecelli eden Kur'an ayetlerine yemin edilmiş olması muhtemeldir.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Ve O yıldız görünmez olduğu zaman,
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yıldıza; tulûa başladığı zaman kasem olsun ki,
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kayan yıldıza yemin olsun ki.
Âyette geçen “hevâ”: düşmek, kaymak, inmek, çıkmak mânalarına gelebilirse de, burada inmek anlamı tercih edilmelidir. Çünkü yıldız kavramı ile, Hz. Peygambere inen melek veya Kur’ân-ı Kerim arasında güçlü bir ilgi kurulmuştur. Bu meleğin veya Kur’ân’ın, yıldız gibi parlak ve ışık verici olduğu anlatılmak istenmiştir. Zira necm’in anlamlarından biri, “Kur’ân vahyinden bir seferde inen bölüm” dür.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:
Âyette geçen çîèîé (hevâ) düşmek, kaymak, inmek ve çıkmak anlamlarına gelir. Kanâ'atimize göre burada inmek anlamınadır. Çünkü yıldız ile, Hz. peygamber'e inen melek veya Kur'ân arasında güçlü bir ilgi ve uyum kurulmuştur. Peygamber'e inen meleğin veya Kur'ân'ın gökten inen yıldız gibi parlak ve ışık verici olduğu anlatılmak istenmiştir. Asıl çèé düşmek, kaymak anlamında olduğundan, èÇäæÌ ÅĞÇ çèé"Kayan yıldıza andolsun" demektir. Ancak bu kayma, ufuktan yere doğru olduğundan biz âyeti, "Aşağı kayan" şeklinde çevirmeyi uygun gördük.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Nâzil olan Kur'ân (veyâhud) nüzûl iden şihâb hakkıyçün
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Alçalıp yükseldiğinde o yıldız (çoban yıldızı) önemlidir[*].
[*] Hevâ = هَوَى kelimesi hem yükselme hem de aşağı kayma anlamındadır (Müfredat). "O yıldız" anlamında en-necm = النَّجْمِ kelimesi bu âyetle beraber dört yerde geçer. İlki bu ayette geçer. İkinci olarak Tarık suresinin şu âyetleri onun "Kutup Yıldızı" olduğunu gösterir: "Gökyüzü ve Târık (her gece gelen yıldız) önemlidir. Târık nedir, nereden bileceksin? O, (karanlığı) delip geçen yıldızdır. (Tarık 86/1-3) Üçüncüsü şu âyettir: " Birçok işaretlerle ve o yıldızla yollarını bulurlar." (Nahl 16/16) Kuzey yarım kürede her gece doğan ve güçlü ışığı olan tek yıldız Kutup Yıldızıdır. Ekvatora sıfır, kutup noktasına 90 derecelik açı yapar. Bu ikisi arasındaki her yere yaptığı açı, oranın enlemi kadardır. Konum ve yön belirlemede en önemli göstergedir. Diğer yıldızlar, sürekli yer değiştirirler ama Kutup Yıldızı hep aynı noktada kalır. Dördüncüsü de (Rahman 55/6) âyetidir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Yıldıza andolsun batarken.
Ümit Şimşek
swap_vert close
And olsun yıldıza battığı zaman.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı'na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
1-2. yılduz ḥaķķı-y-içün ol vaķt kim aşaġa düşdi ya'nį battı azmadı işüñüz daħı yolsuz olmadı.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yılduz ḥaḳḳı‐çun.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Batmaqda olan ulduza (Sürəyya ulduzuna) and olsun ki,
M. Pickthall (English)
swap_vert close
By the Star when it setteth,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
By the Star(5085) when it goes down,-
5085 Najm is interpreted in various ways. As most commonly accepted, it means either a Star genetically, or the close cluster of seven stars known as the Pleiades in the Constellation Taurus, which the sun enters about the 21st of April every year. In mid-April, or a little later, the beautiful cluster would set just after the sun, after having gradually ascended the sky in the winter months. In late May, or a little later, it would rise just before the sun. In its western aspects, it might be considered a spring constellation. To open-air nations (including the Arabs) whose climate usually presents starry skies, this is an object of great interest, and many folklore tales gather round it. When so glorious a cluster is content to bow down in the horizon and merge its light in the greater light created by Allah (see the last three lines of C. 228), it becomes a symbol of humility in beauty and power before the Most High, Whose revelation discloses the summit of beauty, power and wisdom. Hawa in the text may mean either "goes down (or sets)" or "rises". Whichever meaning we take, it makes no difference to the symbolic interpretation given above.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَالنَّجْمِ
yıldıza and olsun ki
اِذَا
za-man
هَوٰىۙ
yükseldi
Parıldadığı zaman yıldıza (ve nûr saçan âyetlere) andolsun ki,
نَجْم
İsim
ن ج م
Yıldız
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
هَوٰى
Fiil-I
ه و ي
Hoşlandı, meyletti, sürükledi, arzu etti, yerin dibine geçirdi