1,2,3,4. Çöktüğü (enerjisi tükenip süpernova hâlinde patladığı) zaman yıldıza yemin ederim ki, arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır ne de (doğruluktan) ayrılmıştır. Ve o, (size Rabbinin mesajını, nutuk ettiği Kur’an’ı tebliğ edip aktarırken) hevadan (kendi arzusundan hiçbir şey) söylemiyor. O (size okuduğu Kur’an), kendisine indirilen vahiyden başka bir şey değildir. *
(*) Birinci ayette geçen (هوي)‘’hevâ’’kelimesi çökmek, düşmek, kaymak, inmek gibi anlamlara gelir. Fakat asil anlamı; Yakıtı bittiğinde yıldızın kendi üzerine çökmesidir, yani süpernova olayının meydana gelmesidir. (الله اعلم) Bunun açıklaması da şöyledir: Enerjisi biten yıldız patlıyor ve bu patlama sonucunda süpernova oluyor, yeni yıldızlar oluşuyor… Süpernovalar iki şekilde oluşur: Birinci tür süpernovalar ikili yıldız sistemlerinde oluşur. Yıldızlardan biri diğerinden madde çeker. Madde çektikçe o kadar ağırlaşır ki sonunda patlar. Bu patlama sonucu süpernovalar oluşur. İkinci tür süpernovalar ise yaşlanan yıldızın ölmesiyle/patlamasıyla/ oluşuyor. Yıldız nükleer enerjisini bitirince git gide kendi kütlesini çekirdeğe akıtmaya başlıyor. Bunun sonucunda çekirdek kendi çekim kuvvetine dayanamaz hâle gelir ve patlar. Yani ölür. Bu ölüm bazen bir karadeliğe bazen bir nötron yıldızına başlangıçtır. (Süpernova Nedir-Müh.Beyinler.) Yani ölüme patlarken gerilerinde Nötron Yıldızı veya Kara delikler bırakarak ölen ve yine ölümüyle doğuma sebebiyet vermek için arkada gaz ve toz bulutu terk ettiği zaman Yıldıza kasem edilmektedir. Kaynak: Necm Suresi (1 ila 39. Ayetler) Orijinal İslam). Süpernova /yıldızların/patlamaları, evrendeki en görkemli yokoluş biçimidir. Aynı zamanda bu yokoluş, yaşam oluşturacak elementlerin uzaya saçılmasını sağladığından, varoluşu da tetikler. Ayrıca aşağıdaki Arapça metninde de hem bir yıldızın kendi üzerine çökmesi hem de süpernova hakkında kısa bir bilgi verilmektedir. Not: 4. ayette ise إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿٤﴾) icmâ ile buradaki ‘’huve’’zamiri Kur’an’dan mentuk olan vahye gider. Yani onun nutuk edip okuduğu o Kur’an vahiyden başka bir şey değildir. Bunun hadislerle/Hz. peygamberin sözleriyle/asla bir alakası yoktur. Ayrıca 5. ayette de vahiy meleğine işaret edilerek (عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ﴿٥)’’ Ona (o vahyi, Kur’an’ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir’’ deniliyor. Mademki vahiy meleği olan Cebrail ona öğretmiştir, öyleyse bu ayetlerin Hz. Peygamberin hadisleri/ sözleri veya sünnetiyle hiçbir alakası olamaz. Çünkü vahiy meleği Cebrail Hz. Peygambere hadislerini/ sözlerini/ de kendisine öğretecek değildir. Eğer Cebrail’in kendisine öğrettiği şeyler Hz. Peygamberin hadisleri ise, demek ki, haşa Hz. Peygamber bir söz dahi söyleyemiyor, konuşmasını bilmiyor, bütün günlük konuşmasını da Cebrail ona öğretiyor, şeklinde Hz. Peygamber için saçma sapan bir durum söz konusu oluyor? Demek ki 5. ayetle de kesin ve net bir şekilde 3. ayette vurgusu yapılan vahiy kaynağı olan Kur’an’a vurgu yapılıyor. Ayrıca eğer hadisleri/sözleri veya onun içtihatları vahiy olsaydı, yaptığı bazı işlerden dolayı Kur’an onu asla kınamazdı! Örneğin: (يا أيهاالنبي لم تحرم ما احلل الله لك)’’ Ey peygamber? Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niye kendine haram kılıyorsun?’’ (et- Tahrîm, 66/1); (Tevbe, 9/43), (el-Enfâl, 8/67), (Abese, 80/1-10), (el-Ahzâb, 33/37); gibi yerlerde de Hz. Peygambere yaptıklarından dolayı kınama var. Ayrıca bu kınamalar bile, Kur’an, Hz. Peygamberin sözü olmadığını göstermektedir. Eğer haşa Kur’an, onun süzü olsaydı kendini kınayan ayetleri Kur’an’a yerleştirmezdi, bu da ayrı bir hsusus! İşte görüldüğü gibi bu ayetlerde Hz. Peygambere yaptıklarından dolayı yüce Allah’tan kınama vardır! Demek ki, hadisler ve sünnet vahiy değildir. Zaten vahiy olsaydı, Allah resulu kendi Hadislerini de Kur’an’a yerleştirecekti, niye yerleştirmemiştir ve hatta hadisleri korunsun diye niye yazdırıp kayıt altına almamıştır? Bilakis hadislerinin yazılmasına da hiç izin vermemiştir. Eğer hadisler ve sünnet vahiy olsaydı, böyle yapar mıydı? Kesinlikle hayır! Yoksa yüce Allah’ın Nahl- 89 ve benzeri nice ayetlerde ( (وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِّكُلِّ شيئ ‘’Ayrıca bu Kitabı (Kur’an’ı) da sana, (din hususunda muhtaç olduğunuz) her şeyi bildiren, (tüm insanlık için) doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için de bir müjde (kaynağı) olarak peyderpey indirdik.‘’şeklindeki mesajlarına rağmen Kur’an’ı eksik gördükleri için mi Nebimizin hadislerine haşa (وحي غير المتلو) ‘’vahyi gayri metlûv’’yani okunmayan vahiy’’ diyorlar? Haşa okunmayan bir vahiy mi var? İşte Kur’an, bu yanlışı reddediyor: Kur’an: (اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ) ‘’Ey Resulüm! Sana kitaptan ne vahiyedilmişse, onu (hepsini) mutlaka (insanlara) OKU! ’’ (Ankebüt-45), (Kehf- 27), Demek ki, Allah’tan gelen vahyin tümü okunmuş ve tebliğ edilmiştir. Peki, (metlûv olmayan), yani okunmayan vahiy nereden çıkıyor? Yoksa haşa Hz. Peygamber Allah’ın bu emrini ihmal mi etmiştir? Bu nedenle ‘’Vahyi Gayri Metluv’’iddiası kişiyiı küfre götürecek kadar çok tehhlikeli bir durumdur. ‘’Allah muhafaza!’’ Zaten nice ayetlerden anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber kendisine gelen bütün ayetleri/ vahyin tümünü tebliğ edip, okuyor, öğretiyor ve yazdırıyordu. Yani okumadığı ve yazdırmadığı bir vahiy söz konusu değildir. İşte Allah resulü, kendisine gelen bütün vahyi okuduğuna dair onlarca ayetler arasından sadece bir ayeti vermekle yetiniyorum: Bakara-151: ‘’Nitekim size kendi içinizden öyle bir elçi gönderdik ki o, size (bütün) âyetlerimizi (bütün vahyimizi) okur, sizi (her türlü kirli ve yanlış düşüncelerden) arındırır, size kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti (problem çözme bilimi, bilimsel gerçekleri, doğru hüküm vermeyi ve kitapta bulunan hükümleri sebep ve amaçlarıyla birlikte) öğretir, daha başka bilmediğiniz şeyleri de öğretir.’’ İşte resulun tilavet etmediği (Gayri Metlûv) bir vahiy yoktur. Ayrıca hem 1. ayette geçen ‘’en-necm’’ile ilgili bilimsel bir açıklama, hem de 3. ayetteki (وما ينطق) ile neye vurgu yapıldığına dair bazı tefsir metinleri aşağıya alınmıştır.
ويقول العلماء إن النجم العملاق الذي تم رصد انفجاره منذ أشهر يبعد عن الأرض 240 مليون سنة ضوئية، ونلاحظ أن مادة النجم لا تذهب بعيداً كما يحدث في الانفجارات العادية بل تتهاوى باتجاه مركز النجم (أي مركز جاذبية النجم) ولذلك فإن كلمة (هوى) تعتبر أدق لغوياً من مصطلح (موت النجوم)، بل إن هذا الانفجار هو من الأمور الكونية العظيمة والتي لا يشك العلماء أبداً في وجودها، أي أنهم متأكدون من حقيقة انفجار النجوم وسقوطها وأن كل نجم في الكون لابد أن يأتي عليه يوم يستهلك فيه وقوده ومن ثم يهوي على نفسه وينفجر – المصدر :(الإعجاز في الكون - والنجم إذا هوى ) قوله: {وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ } التعريف للجنس، والمراد به: جنس النجوم، وبه قال جماعة من المفسرين، وعُنِي بقوله: {إذَا هَوَى}: إذا سقط، (أي اِنْهدَمَ) (جامع البيان في تفسير القرآن وقوله: {إن هو إلا وحي يوحى} يراد به القرآن بإجماع، (المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ} أي وما يصدرُ نطقُه بالقرآنِ عن هَوَاهُ ورأيهِ أصلاً فإنَّ المرادَ استمرارُ نفي النطقِ عن الهوى لا نَفيُ استمرارِ النطقِ عنْهُ كما مرَّ مِراراً. (رشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم – روح المعا ني- التحرير والتنوير) يقول تعالى ذكره: وما ينطق محمد بهذا القرآن عن هواه يقول تعالى ذكره: وما ينطق محمد بهذا القرآن عن هواه { إنْ هُوَ إلاَّ وَحْيٌ يُوْحَى } يقول: ما هذا القرآن إلا وحي من الله يوحيه إليه. وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل ( جامع البيان في تفسير القرآن – الطبري) إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَىٰ} أي: إنما يقول ما أمر به يبلغه إلى الناس كاملاً موفوراً، من غير زيادة ولا نقصان ( تفسير القرآن العظيم - تفسير المراغي) {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ } وما يصدر نطقه بالقرآن عن الهوى (انوار التنزيل واسرار التأويل) وما يصدر نطقه - فيما يتكلم به من القرآن - عن هوى نفسه (المنتخب في تفسير القرآن الكريم) {وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ} قال قتادة: وما ينطق بالقرآن عن هواه {إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَىٰ} إليه (الجامع لاحكام القرآن) وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰ} لم يتكلم بالقرآن بهوى نفسه {إِنْ هُوَ} ما هو يعني القرآن {إِلاَّ وَحْيٌ} من الله {يُوحَىٰ} إليه جبريل (تفسير القرآن - الفيروزابادي)