Ey iman etmiş olanlar! (Yaptıkları zulüm ve kötülükler yüzünden) kendilerine Allah’ın azap etmesini dilediği bir topluluğu veli (yönetici, lider ve temsilci) edinmeyin; inkârcıların mezarlık halkından (ölmüş olanların yeniden dirilip dünyaya dönüşlerinden) ümit kestikleri gibi (iman etmemeleri ve yaptıkları kötülükler sebebiyle) onlar da ahiretten (ebedi yurttaki nasiplerinden, lütuf ve rahmetten, kurtuluştan) ümit kesmişlerdir. *
(*) Onlara velayetinizi vermeyin. Onları, kendinize yönetici, koruyucu, gözetici edinmeyin. Kur’an’da yer alan “veli”, “evliya” gibi sözcükler genellikle “dost, dostlar” olarak çevirilere konu edinilmektedir. Oysaki bu sözcükler, ahlaki bağlamda “dostluğu” değil, siyasi bağlamda “velayeti” yani yönetmeyi, korumayı, gözetilmeyi ifade etmektedir. (E. Aktaş Meal Açıklaması) Ayrıca buradan şöyle bir mesaj da çıkabilir: Allah’ın rahmetinden ancak kör taassup göstererek inkârcılıkta direnen kimseler ümitlerini keser. Mümin kişi ise kullukta ne kadar kusurlu olursa olsun, “Artık kesinlikle Allah bana acıyıp affetmez” diyerek O’nun engin rahmet ve bağışından ümit kesmez; aynı şekilde bu mümin iyi kul olmak için ne kadar gayret ederse etsin asla ameline güvenip, “Ben üstüme düşen her şeyi yaptım, artık Allah’ın rahmetine ve affına ihtiyacım kalmadı” diye düşünmez. Çünkü her iki durum da Allah’ın mutlak iradesini sınırlandıran bir davranış olup kesinlikle haramdır