Yoksa (küçüklüğünden beri bütün hayatı aralarında geçen) elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü, her zaman güvenilir biri olduğunu ve güzel ahlâkını bilmedikleri) için mi onu inkâr ediyorlar?*
(*) Mekke toplumu, kırk yıldır aralarında yaşayan Hz. Muhammed’i yakından tanıyor, hem zihinsel hem de ahlâkî yönden kendisini takdir ediyor, güvenilir bir kişi (el-emîn) olarak niteliyorlardı. Bu durumda peygamberlik geldikten sonra ona “yalancı, cin çarpmış” gibi isnatlarda bulunmaları, altında çıkarcı duygu ve maksatlar yatan birer iftiradan başka bir şey olamazdı. Sonuç olarak vahiy yoluyla Resûlullah onlara gerçek olanı, yani her akıl sahibi ve fıtratı bozulmamış insanın doğruluğunu kolayca kavrayacağı bilgiler, hikmetler getirmiştir; iyilikleri emretmiş, kötülükleri yasaklamıştır. Şu halde putperestlerin onun peygamberliğini tanımamalarının asıl sebebi, “gerçeği sevmemeleri” yani doğruları kabul edip getirdiği hükümlere uymaya yanaşmamalarıdır. Ayrıca onlar, Hz. Peygamber’e inananları kendilerinden aşağı görüyor; gerçeğin onların yanında olduğunu kabul etmeyi kendilerine yediremiyor; bu sebeple onlara haset ediyor, kin besliyorlardı (Taberî, XVIII, 42). Ne yazık ki bu zaaf, sadece o dönemin cahil ve kaba putperestlerine özgü olmayıp insanlığın, tarihin çeşitli dönemlerinde, hatta günümüzde de örneklerine rastlanan ciddi bir sorunudur. (Kur’an Yolu Tefsiri) Onu bütün yönleriyle tanımamaları mümkün değildi. Bilakis ona çocukluğundan beri “el-Emin” derlerdi. Hiç yalan söylemediğini, mükemmel ahlâkını kimseden öğrenmediğini, iddiacı, şöhret peşinde biri olmadığını iyi biliyorlardı. İşte bu tanıma fiziki yönden değil, doğruluk, emanet, güzel ahlak ve insanı özellikleri yönüyle tanımadır.
(أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ ) محمّداً بالصدق والأمانة (فَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ ) ألم يعرفوه صادقاً أميناً فلماذا يُنكرون عليه رسالتهُ ؟(حقائق التأويل في الوحي والتنزيل) أم لم يعرفوا رسولهم فهم له منكرون وفي هذا إضراب وانتقال من التوبيخ بما تقدم إلى التوبيخ بوجه آخر أي : بل ألم يعرفوه بالأمانة والصدق فأنكروه ، ومعلوم أنهم قد عرفوه بذلك (تفسير فتح القدير)