Hâlbuki (onlar,) kendileri için bir izzet (ve şefâat) vesîlesi olsun diye Allah'dan başka ilâhlar edindiler.(1)
(1)“Ey bedbaht ehl-i dalâlet ve sefâhet! (Haktan sapmış ve günahlara dalmış olanlar!) (...) Güvendiğiniz ve bel bağladığınız ve âsâr-ı İlâhiyeyi (Allah-ü Teâlâ’nın eserlerini) ve ihsânât-ı Rabbâniyeyi(Rabbinizin ihsanlarını) onlara isnâd ettiğiniz (dayandırdığınız) hangi tabîatınız, hangi esbâbınız(sebebleriniz), hangi şerîkiniz (Allah’a ortak koştuğunuz şey), hangi keşfiyâtınız (fennî keşifleriniz), hangi milletiniz, hangi bâtıl ma‘bûdunuz (ilâhınız), sizi sizce i‘dâm-ı ebedî (sonsuz yokluk) olan mevtin (ölümün)zulümâtından (karanlığından) kurtarıp, kabir hudûdundan, berzah (kabir âleminin) hudûdundan, mahşer(haşir meydanı) hudûdundan, Sırat köprüsünden hakîmâne geçirebilir, saâdet-i ebediyeye mazhar edebilir(kavuşturabilir)? Hâlbuki kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat‘î olarak bu yolun yolcususunuz. Böyle bir yolcu, öyle birisine dayanır ki, bütün bu dâire-i azîme (bu büyük dâire) ve bu geniş hududlar, O’nun taht-ı emrinde ve tasarrufundadır (emir ve idâresi altındadır).” (Sözler, 32. Söz, 297)