close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 65. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Fevecedâ ‘abden min ‘ibâdinâ âteynâhu rahmeten min ‘indinâ ve’allemnâhu min ledunnâ ‘ilmâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.
Bu zatın, Hızr olduğunda hemen hemen ittifak vardır. Hızır’ın Belya adlı bir zat olduğu söylenmiştir. Buhârî'de, kuru otların üstüne oturduğu vakit otların yeşerdiği ve bu yüzden Hızır adıyla anıldığı rivâyeti vardır (al-Tecrid, Kitâbu Bed'il- halk, 2, 41). Hızır’ın, kıyamete dek hayatta olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi ölmüştür diyenler de vardır. Sufilerin, Hızır hakkında çeşitli kanaatleri mevcuttur. Hızır'ın, peygamber olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi erenlerden birisi bulunduğunu söyleyenler de olmuştur (Hızır hakkındaki incelemeleri ve çeşitli inançları anlamak için Prof. Pertev Naili Boratav'ın, İslam Ansiklopedisi'ndeki Hızır maddesine bakınız, cüz, 44, s. 457-471).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Derken orada) Kullarımızdan bir (seçkin ve erişkin) kul buldular ki, Biz ona katımızdan (üstün bir) rahmet (nimet ve fazilet) vermiştik ve Kendi tarafımızdan (çok özel) bir ilim (gayb ve kader bilgisi: İlmi Ledün) öğretmiştik. (Hadis-i Şeriflerde bu Zat’ın Hz. Hızır olduğu anlatılmaktadır.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve orada kullarımızdan bir kul buldular ki, biz katımızdan O'na rahmet verip, özel bilgiyle donatmıştık O'nu.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Orada, dindar, ahlâklı, hayırhasenat sahibi mü'min, salih kullarımızdan birini buldular. Nezdimizden ona rahmet, peygamberlik vermiştik. Yüce katımızdan kendisine ilim öğretmiştik.
Ahmet Varol
swap_vert close
Derken kullarımızdan kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular.
Ali Bulaç
swap_vert close
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nihayet kullarımızdan bir kul (olan Hızır'ı) buldular ki, biz ona, katımızdan bir vahy vermiş ve tarafımızdan (gayblara dair özel) bir ilim öğretmiştik.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kendi katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve kendimizden ilim öğrettiğimiz, ibadımızdan bir abdi (kulu) buldular.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Orada katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve yine katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.[302]
[302] Ledünnî ilme sahip kul hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XII, 19-22.  
Besim Atalay
swap_vert close
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz, kendi yanımızdan, bilgi öğrettiğimiz kullarımız içinden birisini buldular
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
“Kullarımızdan bir kul” söylemindeki “kul” ifadesinin kim için kullanıldığıyla alakalı kesin bir şey söyleyemeyiz. Ayette ibadet ve ubudiyet makamının yüceliği ifade edilen bu kişi, tefsir otoritelerinin çoğuna göre, insanî normları aşan, kendisine ilahi bilgi ve hikmet öğretilen temsilî bir kişiliktir. Buna ister Hızır deyin isterse başka bir şey, aşağıdaki ayetlerdeki kanıtlara bakıldığında onun beşerî yasalara tâbi olmayan melek veya başka bir ruhanî varlık olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an bu kişinin kim olduğu ile ilgili herhangi bir şey söylememektedir.“Ayette geçen “ledün” sözcüğü, “nezd, taraf, huzur” anlamlarına gelen bir kelimedir. Yani ona Allah tarafından ilim öğretilmiştir.Tıpkı; Allah’ın Hz. Âdem’e bütün varlıkların isimlerini, sıfatlarını, özelliklerini, kanunlarını öğrettiği gibi (Bakara 2/31). “Ledün” kelimesinin Kur’an’da geçtiği yerler: (Nisa 4/67, Meryem 19/13, Taha 20/99, Enbiya 21/17 ve Kasas 28/57)“Katımızdan ilim öğrettiğimiz” cümlesini insanlar için kullanarak, çalışmadan Allah tarafından kalbine ilham edilen özel bilgiler olarak değerlendirmek, dini nesnel kaygılarına alet eden din tüccarlarının ekmeğine yağ sürmek olur. Bazıları bu âyeti istedikleri şekilde yorumlayarak kendilerine has bir ilim dalı icat etmişler ve buna da “ilm-i ledün” demişler. Onlara göre,duyu, akıl ve tecrübe dışında, bir de ilm-i ledün vardır ki bu da vehbî bir ilimdir. Bu da okuyarak öğrenilemeyen, çalışarak elde edilemeyen Allah’ın ihsanı ile kalbe ilham edilen,olayların iç yüzlerine vakıf olmayı sağlayan Allah tarafından özel olarak lütfedilen ilahi sırlara ait bir ilimdir. Bu ilim yoluyla elde edilenler, görünüşte akla ve nakle zıt gelebilir ama arka planında mutlaka bilinmeyen bir derinlik, sırrına vakıf olunamayan bir hikmet vardır. İlm-i ledün sahibi olanlar, hadiselerdeki gizli sırları ve hikmetleri de bilirler. İşte önce böyle bir ilim dalı icad ediyorlar ve bunu da Kur’an’a (bu âyete) dayandırarak insanların önüne koyuyorlar, ondan sonra da ver elini evliya, ulema, fukeha, suleha, kübera... Arkasından bu yolla Allah adına aldatılmış milyonlarca cahil cühela…  
Cemil Said
swap_vert close
Kendisine rahmetimizi ve ’ilmimizi ihsân iylediğimiz bir ’abdimize [1] rast geldiler.
[1] Hızır ’aleyhisselâm  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.[330]
Âyette söz konusu edilen kul, çoğunluğun görüşüne göre Hızır (a.s.)’dır. Fakat Kur’an, bu “kul”un kim olduğundan söz etmemiştir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Derken, kullarımızdan birini buldular ki ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Edip Yüksel
swap_vert close
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona nezdimizden bir rahmet vermiş ve ledünnimizden bir ılim öğretmiştik
Emrah Demiryent
swap_vert close
Derken (onlar) kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine tarafımızdan (özel) bir ilim öğretmiştik.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Derken katımızdan, kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan¹ bir ilim öğrettiğimiz¹ Bizim kullarımızdan bir kul² buldular.
1- “Ledun” sözcüğü, kimi dünya dinlerinde gnosis (gizli, özel bilgi, sır) olarak tanımlanan biçimiyle “tasavvuf dininde” de bilgi türü olarak, “ilm-i ledun” olarak yer almaktadır. İlm-i ledun; “hiçbir çaba olmaksızın, Allah'ın, kimilerinin kalbine doğrudan bilgi yüklemesi” olarak tanımlanmaktadır. Oysaki “ledun” sözcüğü Kur'an'ın onlarca ayetinde (Bu surenin 76. ayetinde de var.) olduğu gibi, bu ayette de “mekân zarfı” olarak; tarafında, yanında, katında anlamlarına gelmektedir. 2- Çeşitli kaynaklara dayanılarak “Hızır” olarak adlandırılan “bir kul”un kim olduğu bilgisi Kur'an'da yer almamaktadır. Hızır sözcüğü Kur'an'da yer almadığı halde, “kullarımızdan bir kul”u, Kur'an dışı geleneksel anlayış, Kur'an dışı inançların etkisinde kalarak “Hızır” olarak anmaktadır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Derken kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine nezdimizden (haas) bir ilim öğretmişdik.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Derken ikisi, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu (Hızır'ı) buldular.(1)
(1)“Suâl: Hazret-i Hızır (as) hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulemâ (âlimler) hayâtını kabûl etmiyorlar? El-cevab: Hayattadır, fakat merâtib-i hayat (hayat mertebeleri) beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bâzı ulemâ hayâtından şübhe etmişler. Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayâtımızdır ki çok kayıdlarla mukayyeddir (sınırlıdır). İkinci tabaka-i hayat: Hz. Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levâzımâtıyla (insanlık ihtiyaçlarıyla) dâimî mukayyed (bağlı) değillerdir. Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevâtür derecesinde (yanlış olması imkânsız olacak kadar çoklukla rivâyet edilen haberlerle) ehl-i şuhûd ve keşif olan (kalb gözleri açık olup ma‘neviyâtı görebilen) evliyânın Hz. Hızır (as) ile mâcerâları, bu tabaka-i hayâtı tenvîr (aydınlatır) ve isbât eder.” (Mektûbât, 1. Mektûb, 2)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Derken (deniz kenarında sığındıkları kayanın yanında) kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim de öğretmiştik.*
(*) Allah kullarından bir kul: Resûlullah’a da kitabımız kul der. Ayrıca buradaki “ledün” ifadesine kafayı takıp Allah’ın muradının dışında akıllarına estiğince çok yanlış manalara çekenler olmuştur… Dikkat ederseniz azap konusunda da “min ledün” denmişti. Azap Allah’tan, ilim Allah’tan, hayat Allah’tan, ölüm Allah’tandır, rahmet Allah’tan, her şey O’ndandır. Öyleyse söylesenize hangi peygamber sahip olduğu ilmi Allah’tan almamıştır? Ledünnî olmayan bir ilim, ledünnî olmayan bir hayat, ledünnî olmayan bir mal bir varlık, bir eşya var mı? Yâni Allah’tan olmayan, Allah kaynaklı olmayan bir şey var mı? Her şey Allah’tan değil mi? Peki birinde “min indina”, ötekisinde ise “min ledünna” dendi. Yani rahmet kelimesi “min indina” şeklinde ifade edilirken, ilim kelimesi ise “min ledünna” şeklinde kullanılmış. Bu ikisinin arasında bir fark mı var ki böyle buyurdu Rabbimiz diye tartışmaya girmenin anlamsızlığını düşünüyorum... (BESAİRU’L KUR’AN - Ali Küçük Tefsiri) Ayrıca Mutesavvuflar (Kehf: 65) ve benzeri ayetleri keyfi yorumlarıyla uydurdukları sofist felsefelerine dayanak yapmaya çalışarak, ayetleri ve dini çığırından çıkartmışlardır. Diğer birçok dini ıstılahta olduğu gibi bu kelimenin de başına bir “ilim” ekleyerek kendilerine has bir ilim dalı vs. icat etmişlerdir… Sonuç olarak; şüphesiz bütün Peygamberlerin ilmi, Allah tarafından vahiy yoluyla öğretildiği için ledünnîdir/yani yüce Allah katındandır ve bu ilim gayretle elde edilemez… Ama mutasavvıflar, Hızır kıssasına kendi görüşlerinin delili olarak sarılırlar ve bir kısım insanların bu ilme sahip olduğunu iddiâ ederler. Bunun şer’i/dini bir dayanağı yoktur ve tamamen uydurmadır. Sonuçta her Peygambere Allah’ın gönderdiği vahiyler ledünni ilmin ta kendisidir. Müslümanların ledünnî bilgileri de Kur’an‘dır. Bunun dışındaki ledünnî olduğu iddiâ edilen bilgiler, kesinlikle yalandır… (M. Türk Meali 65. Ayet Açıklaması) 1- “Ledun” sözcüğü, kimi dünya dinlerinde gnosis (gizli, özel bilgi, sır) olarak tanımlanan biçimiyle “tasavvuf dininde” de bilgi türü olarak, “ilm-i ledun” olarak yer almaktadır. Oysaki “ledün” sözcüğü Kur’an’ın onlarca ayetinde olduğu gibi, bu ayette de “mekân zarfı” olarak; tarafında, yanında, katında anlamlarına gelmektedir. 2- Çeşitli kaynaklara dayanılarak “Hızır” olarak adlandırılan “bir kul”un kim olduğu bilgisi Kur’an’da yer almamaktadır. Hızır sözcüğü Kur’an’da yer almadığı hâlde, “kullarımızdan bir kul”u, Kur’an dışı geleneksel anlayış, Kur’an dışı inançların etkisinde kalarak “Hızır” olarak anmaktadır. (E. Aktaş Meali 65. Ayet Açıklaması) Bu nedenle şunu kesin olarak ifade edebiliriz ki, tasavvufi akımın oluşturduğu; ilm-i ledün kavramı ve bunlara sahip olanların kimliklerine dair oluşum ve kabuller, tamamen Âlim Kul ve Musa kıssasının istismar edilmesi suretiyle gerçekleşmiş Kur’an ve İslam dışı eklektik olgulardır. Yine bu bilge kul ile ilgili Kur’an’a dayanmayan uydurma rivayetlerdeki Hızır gerçek değil tamamen muhayyel ve mitolojik bir şahsiyettir. Onun muhayyel bir kişilik olduğu hususu, varsayılan biyografisine dair nakledilen rivayetlerde de çok açık bir şekilde kendini göstermektedir. Sonuç itibariyle, Hızır’ın ismi, soyu, yaşadığı dönem ve âb-ı hayatla ilgili Kur’an’a dayanmayan rivayetlerdeki insan ve tabiatüstüne yönelik atıflar, mitosların genel karakteristiklerine ilişkin bu bilgiler çerçevesinde değerlendirildiğinde, Hızır’ın aslında çevre kültürlerden ithal edilen çeşitli mitolojik motiflerin bir türevi olduğu gerçeği ortaya çıkacak ve bilhassa tasavvuf literatüründeki Hızır portresi incelendiğinde, bu gerçek çok daha âşikar görünüm kazanacaktır. Ayette geçen ‘’min indina’’ve min ledünna’’ arasında ise hiçbir fark yoktur, çünkü ikisinin da anlamı aynıdır. Her ikisi de yanında, katında, nezdinde ve tarafında anlamındadır. Ayrıca ayette ‘’Kullarımızdan bir kul” söylemindeki “kul” ifadesinin kim için kullanıldığıyla alakalı kesin bir şey söylenemez. Ayette ibadet ve ubudiyet makamının yüceliği ifade edilen bu kişi, birçoğuna göre, kendisine ilahi bilgi ve hikmet öğretilen temsilî bir kişiliktir. Kur’an bu kişinin kim olduğu ile ilgili herhangi bir bilgi vermiş değildir. Ama ilgili ayetlere dikkat edilirse bu kul, bir nebi ve orada ilahi hükümleri uygulayan bir yönetici oldğu anlaşılmaktadır. لَدُن:ظرف زمان ومكان بمعنى عند (تعريف و معنى لدن في معجم المعاني) وما يهمنا أن القرآن الكريم لم يذكر لنا اسم هذا العبد الصالح، ولم يذكر أنه نبي أو رسول بصريح العبارة، من هنا اختلف أهل العلم في اسمه، وهل هو نبي أو لا؟ ذهب فريق من أهل العلم إلى أنه عبد صالح، وليس نبيًّا أو رسولاً، وذهب آخرون - ومنهم الألباني - إلى أنه نبيٌّ، واستدل بقوله تعالى والله أعلم. ﴿ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ﴾ [الكهف: 82]، وهذا هو الحق والصواب، والله أعلم،، والآية تشهد بنبوّته؛ لأن بواطن أفعاله لا تكون إلا بوحي. وأيضاً فإن الإنسان لا يتعلم ولا يَتَّبع إلا من فوقه، وليس يجوز أن يكون فوق النبيّ من ليس بنبيّ.. ويجوز أن يكون جعلناه سبب رحمة بأن صرفه تصرفاً يجلب الرحمة العامة. والعلم من لدن الله: هو الإعلام بطريق الوحي.( التحرير والتنوير)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sonunda Musa ve yardımcısı kendisine yanımızdan bir rahmet verdiğimiz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kulumuzu buldular.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O aralık kullarımızdan öyle birini buldular ki, Biz ona kendi esirgeyiciliğimiz eriştirdik. Hem de kendi katımızdan bir ilim de öğrettik.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kayaya geldiler. Orada kullarımızdan bir kulu [²] buldular ki biz ona nezdimizden bir velâyet [³] vermiştik. Ona öz yanımızdan da bir ilim de [⁴] öğretmiştik.
[2] Bu, Hızır Aleyhisselâmdır, İlyas ve Elyasa Aleyhimüsselâm diyenler de vardır.[3] Veya nübüvvet.[4] Mugayyebat ilmini.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
İkisi de kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan [ledunnâ] da bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.¹⁵
15 Bu ayetten rahmetin verildiğini ve ilmin de öğretildiğini anlıyoruz. “Ledün ilmi” adı verilen ilmin, Allah tarafından, dünya hayatının sıkıntıları ve çileleri arasında sabıra dayalı ve yaşanan olaylardaki hikmetleri öğreten bir eğitim olduğu anlaşılıyor. Kur’an bu zatın ismini vermiyor. Gelenek ona “Hızır” adını vermiştir. Hızır kelimesi, yeşil/yeşillendiren anlamındadır. Çorak bir yere ayak bastığında oranın yeşillenmesini anlatan sembolik bir ifadedir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ve o kayanın yanı başında, Peygamber olan Hızır adında bir kulumuzla karşılaştılar ki, Biz ona katımızdan engin bir lütuf ve rahmet bahşetmiş ve yine katımızdan, onu evrenin bilinmezliklerine ve ilâhî takdire dâir, her Peygamberin sahip olmadığı bazı özel bilgilerle donatmıştık.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Orada, katımızdan rahmet verdiğimiz ve ledünnümüzden / tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz, “kullarımızdan bir kul” buldular.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Geri dönüş yolunda, biraz sevgi biraz da bilgi yüklediğimiz değerli kullarımızdan birine rastladılar. ( hızır )
Mehmet Çoban
swap_vert close
Derken orada kullarımızdan bir kul buldular. Biz O’na katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan ilim öğretmiştik. Artık o ayetlerimizin anlatmak istediği gerçekleri bilen biriydi.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Derken), kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve ona tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul bulmuşlardı. [*]
Burada sözü edilen “kul”, Hz. Musa’ya hocalık yapsın diye görevlendirilen özel bir “melek” olmalıdır. Bu kişiyi “insan” kabul edip adına “Hızır” denmesi, cevabı imkânsız soruların sorulmasına neden olmaktadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Derken (oraya varınca,) kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan bir ilim¹ öğrettiğimiz kullarımızdan² bir kulu buldular.
1 Ledün ilmi (Bâtın İlmi): Ledün, Arapçada kat, huzur, nezdimizde veya tarafımızda (Allah tarafından gibi) anlamına gelen bir zarftır. Mutasavvıflar, “Derken, (oraya varınca,) kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan da bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan, bir kulu buldular.” (Kehf: 65) ve benzeri ayetleri keyfi yorumlarıyla uydurdukları sofist felsefelerine dayanak yapmaya çalışarak, ayetleri ve dini çığırından çıkartmışlardır. Diğer birçok dini ıstılahta olduğu gibi bu kelimenin de başına bir “ilim” ekleyerek kendilerine has bir ilim dalı icat etmişlerdir. Onlara göre: “gizli hakikatleri konu alan ve bu yolla insanı mânevî kurtuluşa ulaştırdığına inanılan ilim, ilm-i ledün, ilm-i husûs veya batın ilmidir.” Bu bilgi türü sadece sûfîlere hastır. Bunlara göre; havas ve hâvass’ül-havâs, bu ilim sayesinde Kur’an ve hadisten herkesin farkına varamadığı (!) mânaları bulur ve ortaya çıkarır. (Meselâ Hz. İbrâhim’in gördüğü yıldız “his”, ay “akıl”, güneş “Hak nuru” şeklinde yorumlanır.) Sünnî ve Şiî sufilere göre; Hz. Ali’den sonra Muhammed Bâkır ve Ca‘fer es-Sâdık’a intikal ettiğine inanılan ledün ilminin, bu ilmi anlama ve kavrama seviyesinde olmadıkları için halka açıklanması uygun görülmemiştir. Zira halk bâtınî anlamları kavrayamaz. Ca‘fer es-Sâdık’ın bildiği iddia edilen “cifr ilmi”nin de bâtın ilmi olduğuna inanılır. Bu tür rivayetler Şiî inancında önemli bir yer tutar. Şiîler bu ilmin mâsum imamlar yoluyla kendilerine intikal ettiğine inanırlar. Mutasavvıflar dinî ilimleri biri “zâhir,” diğeri “bâtın” olmak üzere ikiye ayırır; hadis, fıkıh ve kelâm gibi ilimlere zâhir ilimleri, tasavvufa da bâtın ilmi adını verirler. Zâhirî ilimlerle meşgul olanlara “zâhir ulemâsı”, kendilerine de “bâtın ulemâsı” ve “ehl-i bâtın” derler. Mutasavvıflara göre naslardaki gizli mânaları, ibadetlerin mânevî ve ahlâkî özünü ve olayların arkasındaki sırları açıklığa kavuşturan bâtın ilmi gizlidir ve onu halka açıklamak câiz değildir. Mutasavvıflara göre bâtın ilmi İslâm’dan ayrı ve onun dışında bir ilim değildir. Bu ilim esasen nassların derin ve ince mânalarından ibaret olup Hz. Peygamber tarafından bazı sahâbîlere öğretilmiştir. Cüneyd-i Bağdâdî, Hz. Mûsâ’nın Hızır’dan öğrendiği “ledün ilmi” (Kehf: 65) ile Hz. Ali’nin bildiği bâtın ilminin aynı şey olduğunu söyler. Sonuç olarak; şüphesiz bütün Peygamberlerin ilmi, Allah tarafından vahiy yoluyla öğretildiği için ledünnîdir ve bu ilim gayretle elde edilemez. Mutasavvıflar, Hızır kıssasına kendi görüşlerinin delili olarak sarılırlar ve bir kısım insanların bu ilme sahip olduğunu iddiâ ederler. Bunun şer’i bir dayanağı yoktur ve tamamen uydurmadır. Sonuçta her Peygambere Allah’ın gönderdiği vahiyler ledünni ilmin ta kendisidir. Müslümanların ledünnî bilgileri de Kur’an‘dır. Bunun dışındaki ledünnî olduğu iddiâ edilen bilgiler, kesinlikle yalandır. 2 Müfessirlerin çoğu bu zatın “Hızır” olduğu kanaatindedirler. Mutasavvıfların, “Hızır’ın vefat etmediği ve bazen görüldüğüne” dâir görüşleri ise tamamen şeyhlerin kendilerinden menkul rivâyetleri olup, şer’i hiçbir delilleri yoktur. Zîrâ (Enbiyâ: 34.) âyete göre ölümsüz kimse yoktur. Ayrıca (Âlu İmrân: 185, Enbiyâ: 35 ve Ankebut: 57)’de de; “her nefsin ölümü mutlaka tadacağı” açıkça belirtilmektedir. İbnu Kayyim El-Cevziyye, “Hızır’ın hayatı hakkındaki hadislerin hepsi yalandır, sahih bir hadis bile yoktur.” demiştir. Sonuçta buradaki şahıs, ister melek, ister cin, ister insan olsun, Allah’ın kendisine âyette belirtilen özellikleri verdiği bir kuludur. Bu konuda yapılan yorumlarsa kıssada verilen mesajı yok etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar. ⁷³
73 Ubeyy b. Ka‘b’dan rivayet edilen (67. notta sözü geçen) Hadis’te bu esrarlı bilge kişiden “Yeşil Adam” anlamında “el-Hazir” ya da “el-Hizr” olarak bahsedilmektedir. Bu, öyle görünüyor ki bir isimden çok bir sıfat, bir lakabdır ve (halk arasındaki söylenceye göre) bu kişiye izafe edilen bilgi ve hikmetin her zaman yeni, her zaman geçerli olduğunu ifade etmektedir: Bu husus, bizim, bu kişinin şahsında, insan için varılması mümkün derinliğine kavrayış ve tecrübenin son derece derin olduğunu simgeleyen temsîlî bir kişilik ile karşı karşıya olduğumuzu teyid etmektedir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Derken orada kendisine rahmet/vahiy verdiğimiz ve katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan biriyle karşılaştılar.
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Sonunda orada, kendisine katımızdan bir lütufta bulunarak (ilmimizden) bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.[²⁴¹⁴]
[2414] ‘Abden min ‘ibâdinânın tam karşılığı “kullarımızdan bir kul”dur. Bunun şaibeli rivayetlerde “Hızır” (yeşil adam) adıyla ünlenen efsanevi kişi olduğu iddiası, bir çok tefsire girmiş ve tüm batıni (gnostik) akımların istismar ettiği bir malzemeye dönüşmüştür. Rivayetlerde Hızır’ın ölümsüz olduğu iddia edilir. Tüm ölümsüzlük iddiaları; “Biz, senden önce yaşamış hiçbir insana ölümsüzlük bahşetmedik” (21:34) âyetiyle reddedilmek zorundadır. Hızır konusu, her önüne gelenin konuştuğu, fakat kimsenin iddialarının hesabını vermeye yanaşmadığı, spekülatif bir konudur. Kuşeyri bunun varlık evreninde çok özel bir tür olduğu yorumunu yapar (Letâifu’l-İşârât). Kasımi İbn Teymiyye’den naklen, cinlerin “Ben Hızır’ım” diyerek insanları aldattığı yorumunu yapar ve tam isabet kaydettiği Cin sûresinin 6. âyetini nakleder: “İnsanlardan bazıları cinlerden bazılarına sığınırlar, bu da onların zillet verici cür’et ve cesaretini artırır” (Mehâsin, XI, 4049) Meselenin özünü anlamada anahtar kelimelerden biri ‘abddir. ‘Abd Kur’an’da cinler (51:56), melekler (43:19), dahası diğer tüm varlıklar için (7:194) kullanılır. Maverdî bu “kul”un melek olduğu yorumunu yapar (En-Nüket ve’l-‘Uyun, Beyrut, ty., III, 325). Râzî onun nebi değil veli olduğunu savunur. İbnu’l-Cevzî, İbn Kayyım ve Ali el-Kârî Hızır’ın yaşadığına dair rivayetlerin tümünün uydurma olduğunu söylerler. Endülüslü âlim İbn Hazm (ö. 456 h), kitap ehlinin dinî kaynakları konusunda, özellikle de Yahudilik ve Tevrat konusunda kadim İslâm âlimleri içinde konuya en çok vakıf olanlardan biridir. Bu vukufiyeti, zamanında Yahudiler arasında cari olan üç ayrı Tevrat nüshasının karşılaştırmalı tenkidini yapacak kadar derindir. Ünlü eseri el-Fisal’in bir cildinin neredeyse tamamını bu konuya ayırmıştır. İşte alanında böylesine uzman olan İbn Hazm bu konuda şu hükümde bulunur: “Mehdilik de, Hızır telakkisi de Yahudi kökenlidir. Hızır ve İlyas’ın bugüne kadar yaşadığı varsayımı Yahudi telakkilerine dayanır” (el-Fisal IV, 180). Kıssadan çıkarılacak iki tür hisse vardır: 1) Mutlak gayba ancak Allah muttali olur. Bu hakikat, özellikle müphem bırakılan (ki bu ‘bilinçli müphemlik’tir) ‘bilge kul’ ağzından verilmiştir. Bu kıssa âdeta Bakara 216’nın tefsiri gibidir. Eşya ve olayların sadece görünen dış yüzüne bakmak insanı yanıltabilir. Mesela bilge kulun ilerde aktarılan üç fiiline tek boyutlu yüzeysel bir bakış sahibi, eğer onun “gıybetini” ederse, sonuç şöyle olur: O, ilk eyleminden dolayı “çocuk kâtili”; ikinci eyleminden dolayı iyilik yapana kötülük eden bir mütecaviz; üçüncü eyleminden dolayı dostu düşmandan ayıramaz bir ahmak olarak anılacaktır. Kıssa-meselin tümü, muhatabı tek boyutlu bakışaçısının zararlı sonuçlarından sakındırmayı amaçlar. Bundan çıkarılacak ders şudur: Hiçbir şey salt gözünüzle gördüğünüzden ibaret olmayabilir. İnsanları, “Vallahi gözlerimle gördüm” diyerek, niyetlerini ve amaçlarını bilmeden yargılayıp mahkûm etmeyin! 2) Burada dini ve şeriatı/hukuku Bilge Kul değil, Musa temsil eder. Bilge Kul’u taklit ederek biri bir çocuk öldürse, o kişi, din ve hukuk nazarında kâtildir, işlediği de cinayettir. Onun; “Ben Bilge Kul’un yaptığını yaptım, o çocuk ileride şöyle olacaktı” şeklinde savunmasına asla itibar edilmez. Böyle bir şeye kapı aralanırsa, dünyada adalet ve hukuk, nizam ve intizam kalmaz. Her kâtil ve cani, her mütecaviz ve ahmak, yaptığına ‘batıni’ bir kılıf bulur. Bu sûre bize aynı zamanda bu kıyası yapma fırsatı vermektedir. Zımnen din ve hukuk açısından, Bilge Kul’un değil, Musa’nın haklı olduğunu söylemektedir. Zira Allah sıradan kullarını, bir rasulün dahi bilmekten aciz kaldığı şeyleri bilmekle mükellef tutmaz.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Osman Fırat
swap_vert close
(Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona kendi indimizden bir rahmet vermiştik. Ve ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Orada bizim seçkin kullarımızdan öyle bir has kulumuzu buldular ki Biz ona lütfedip, nezdimizden rabbanî bir ilim öğretmiştik.
Mûsâ (a.s.)’ın karşılaştığı zatın isminin Hızır (Hadır) olduğu hadis-i şerifte bildirilmiştir. Bu zat bazı âlimlere göre peygamber, bazılarına göre büyük bir velîdir.Onun, beşere gönderilen, ilahî şeriatlerde bildirilen hükümlere tâbi olmadığı gerçeğinden hareket eden ender bir görüşe göre Hızır, melek veya başka bir ruhanî olmalıdır. Gerçekten, bu kıssa başından sonuna kadar o zatın bir başka boyuttan olduğunun karineleriyle doludur.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Orada tarafımızdan rahmet virdiğimiz ve 'ilm-i ledünnîyi öğretdiğimiz kullarımızdan bir kulı buldılar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sonra kullarımızdan bir kulu buldular. Ona katımızdan bir ilim öğreterek ikramda bulunmuştuk.
Şaban Piriş
swap_vert close
Orada, kendisine esenlik verip, katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Orada kullarımızdan bir kul buldular ki, katımızdan ona bir rahmet vermiş, tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes buldılar bir ķul ķullarumuzdan ya'nį ħızr virdük aña raḥmet ķatumuzdan daħı ögretdük aña ķatumuzdan bilmek.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes ṭapdılar anda bir ḳulumuzdan ki Ḥıżr ‘aleyhi’s‐selāmdur ki virdüg‐idi añanübüvvet bizüm ḳatumuzdan. Daḫı ögretdük aña bizüm ‘ilmümüzdenġayb ‘ilminden.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Musa və Yuşə orada) Öz dərgahımızdan mərhəmət (peyğəmbərlik və vəhy, yaxud ilham və kəramət) əta etdiyimiz və Öz tərəfimizdən elm (qeybə dair bə’zi biliklər) öyrətdiyimiz bəndələrimizdən birini (Xızırı) tapdılar.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then found they one of Our slaves, unto whom We had given mercy from Us, and had taught him knowledge from Our presence.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
So they found one(2411) of Our servants, on whom We had bestowed Mercy from Ourselves and whom We had taught knowledge from Our own(2412) Presence.
2411 This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. 2412 This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَوَجَدَا
derken ikisi buldular
عَبْداً
bir kulu
مِنْ عِبَادِنَٓا
kullarımızdan ki
اٰتَيْنَاهُ
kendisi- ne verdik
رَحْمَةً
bir rahmet
مِنْ عِنْدِنَا
katımızdan
وَعَلَّمْنَاهُ
ve kendisine öğrettik
مِنْ لَدُنَّا
tarafımızdan
عِلْماً
bir ilim
Derken (orada), katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine (olayların iç yüzünü bilmeye dair özel) bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul (olan Hızır)ı buldular.
وَجَدَ
Fiil-I
و ج د
Buldu
عَبْد
İsim
ع ب د
Kul, köle, âbd
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عَبْد
İsim
ع ب د
Kul, köle, âbd
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
رَحْمَة
İsim
ر ح م
Rahmet, merhamet
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
عَلَّمَ
Fiil-II
ع ل م
Öğretti, talim etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
لَدُن
İsim
ل د ن
Katında, tarafında
عِلْم
İsim
ع ل م
İlim, bilgi