İşte ayaklarının altından ırmakların aktığı ve mutluluğun üretildiği merkezler olan cennetleri[²³⁸⁴] böyleleri için hazırladık. Orada onlara altın künyeler-bilezikler takılacak; dahası ince ve kalın ipekten sırmalı yeşil elbiseler giyerek oradaki tahtlara (krallar gibi) kurulacaklar:[²³⁸⁵] Ne güzel bir ödül ve ne hoş bir konaktır orası...
[2384] Cennâtu ‘adne verdiğimiz bu anlam için bkz: 13:23, not 32.
[2385] İdraki aşan bir âlem hakkında konuşurken zorunlu olarak başvurulan dolaylı anlatımın ifadesi olan bu kumaşlar, döneminin en gözde ve tanınan kumaşları olmalıdır ki, Ebu Ubeyde ve Ferrâ gibi ilk müfessirler bu isimleri açıklama gereği bile duymamışlardır. Cümlenin ilk kısmı edilgen yapıda (takılacak), ikinci kısmı etken yapıdadır (kurulacaklar). Etken kısım, mü’minlerin amellerine karşılık olarak elde edecekleri, edilgen kısımsa emeklerinin ötesinde Allah’ın onlara armağan olarak bahşedeceği güzellikleri ifade eder. Dünyadayken mü’minlerin inançları uğruna yaptıkları fedakârlıklar ve ortaya koydukları özverili tavır sonucunda tattıkları gönüllü her mahrumiyet, âhirette karşılığını bir biçimde mutlaka bulacaktır. Allah Rasûlü’nün erkekler için ipek ve altın gibi bir parça kadınlara özgü süs ve takı unsurlarından uzak durması ve başkalarını da buna özendirmesi, bu âyetin verdiği mesaj çerçevesinde çok daha doğru anlaşılacaktır. Sözün özü: Cennet, kalıcı güzelliklerin üretildiği merkezdir; geçici dünyevî güzelliklerden gönüllü olarak uzak duran mü’mine ikram edilir. Şu bir gerçektir ki, âhiret hayatına ilişkin tüm tasvir ve tanımlamalar, mecazî olmak durumundadır. İnzal, sadece vahyin aşkın İlâhî kaynağından içkin insanî hedefine “taşınmasını” değil, aynı zamanda âhiret hayatı gibi insan idrakine kapalı olan gaybî hakikatlerin beşerin bilinç düzeyine “indirilmesini” de ifade eder (Bkz: 12:2, not 3).