İşte (dünya) azabı böyledir.¹ Ah bir bilseler! Âhiret azabı, kesinlikle çok daha büyüktür.²
1 Anlama kabiliyeti olanları daha dünyada uyandırır ve hayra ermelerine sebep olur.2 Azab: Kelime anlamı olarak, “otorite sahibi biri tarafından yapılan işkence, eza, cefa; beden ve ruha tesir eden eziyet” demektir. İslami terim olarak: “Allah’ın günahkârlara dünya veya ahirette vereceği ceza, sıkıntı ve eziyet” demektir. (Kabir azabı, Cehennem azabı gibi.) İslâm’da azab ikiye ayrılır: 1. Dünyevî azab: Yüce Allah eski devirlerde imandan uzaklaşan, gönderdiği peygamberlere itaat etmeyen, kendisine isyan eden kavimleri helâk etmiş, onlara dünyada azab ederek sonraki nesillere ibret yapmıştır. (Âd ve Semûd kavminin başına gelen felâketler… gibi.) Dünyevî azabın bir de eziyet, sıkıntı, fakirlik şekillerde imtihan amacı ile karşılaşılan şekli vardır. 2. Ahiretteki azab: Ahiret azabı kabir azabıyla başlar. Kabir hayatı hemen dünya hayatının bitimiyle başladığına göre, insanoğluna azap uzak değildir. Çünkü bazı hadislerde azabın kabirde başlayacağı belirtilmiştir. Hz. Peygamber, salih kullar için, “kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe” olacağını, günahkârlar için ise “Cehennem çukurlarından bir çukur hâlini alacağını” bildirmiştir (Tirmizî). Yine Hz. Peygamber’in: “Ya Rabbî! Kabir azabından, hayat ibtilâsından, ölümün şiddetinden, mesih-deccalin fitnesinden sana sığınırım” diye dua ettiği nakledilmiştir (Tecrîd-i Sarih). Bu kabir azabının cesetle ilgili olmayıp ruhla ilgili olduğu kanaati daha yaygındır ve doğru olma ihtimali daha kuvvetlidir. Kabir hayatı sonunda, mahşer yerinde hesap ve mizandan sonra sevapları günahlarından fazla gelenler Cennet’e, az gelenler ve inkârcılar ise Cehenneme gireceklerdir. Günahkâr müminler bir süre azap gördükten sonra, sonunda yine Cennet’e girecekler, kâfirler ise ebedî Cehennemde kalacaktır. İslâm’da azap ilâhî adaletin gerçekleştirilmesi içindir. Dünya hayatında uygulanan ceza ve azaplar hukukî müeyyidelerdir. Bu da toplum içinde işlenebilecek suçların önlenmesi ve diğer insanlara bir ibret teşkil etmesi içindir. Ahiret azabı müminler için geçicidir. Allah’ın bütün emir ve yasaklarının hak olduğuna iman eden, Allah’a hiç bir şekilde şirk koşmayıp, ancak bazen fıtratı gereği günah işleyen kimseler, bu günahlarının karşılığı olan cezayı çektikten sonra, af edilip cennete gireceklerdir. Zira Cenâb-ı Hak: “Şüphesiz Allah, kendisine eş koşulmasını asla affetmez. Ama bunun dışında, dilediği kimselerin (günâhlarını) bağışlar. Her kim de Allah’a eş koşarsa, gerçekten O’na çok büyük bir günâh ile iftira etmiş olur” buyurur. (Nisâ: 48) Buna göre küfrün dışında kalan diğer günahlar, Cenâb-ı Allah’ın iradesine kalmış bir husustur. O isterse bağışlar, isterse azap eder. Fakat onun emir ve yasaklarını dinlemeyen, Kur’an’a sırt çevirip hükümlerinin uygulanamayacağını söyleyenler, küfürde olacakları için, ebedî azaba çarptırılacaklardır. “İşte Allah, böyle kâfirleri ve zalimleri, asla bağışlamayacak ve onları, içerisinden hiç çıkmayacakları cehennemin yolundan başka bir doğru yola da asla ulaştırmayacaktır. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.” (Nisâ: 168-169)