25,26. And olsun ki (biz), Nûh'u kavmine (peygamber olarak) gönderdik. (Onlaradedi ki:) “Şübhesiz ben, sizin için Allah'dan başkasına ibâdet etmeyesiniz diye(gönderilmiş) apaçık bir korkutucuyum. Doğrusu ben, sizin üzerinize (pek) elemli bir günün azâbından korkuyorum.”(2)
(2)“Mâdem böyle bir ulûhiyet (Allah’ın tek İlâh oluşu) hakīkati var, elbette iştirâki (ortaklığı) kabûl edemez. Çünki ulûhiyete karşı, yani ma‘bûdiyete (ibâdet edilmeye lâyık oluşa) karşı şükür ve ibâdetle mukābele edenler, kâinât ağacının en nihâyetlerinde bulunan zîşuûr (şuûrlu) meyveleridir ve başkaların o zîşuûrları memnûn ve minnetdâr edip, yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden, çabuk unutturulabilen hakīkī ma‘budlarını (ilâhlarını) onlara unutturması, ulûhiyetin mâhiyetine (ma‘nâsına) ve kudsî maksadlarına öyle bir zıddiyettir (zıdlıktır) ki, ulûhiyet hakīkati hiçbir cihetle müsâade etmez. Kur’ân’ın çok tekrâr ile ve şiddetle şirki (Allah’a ortak koşmayı) red ve müşrikleri Cehennem ile tehdîd etmesi, bu cihettendir.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 138)