close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Haşr Sûresi 9. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velleżîne tebevveû-ddâra vel-îmâne min kablihim yuhibbûne men hâcera ileyhim velâ yecidûne fî sudûrihim hâceten mimmâ ûtû veyu/śirûne ‘alâ enfusihim velev kâne bihim ḣasâsa(tun)(c) vemen yûka şuhha nefsihi feulâ-ike humu-lmuflihûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve onların göçmesinden önce yurtlarını hazırlayıp orasını bir iman konağı haline getirenlere ve yurtlarına göçenleri sevenlere ve onlara verilen şeylere karşı gönüllerinde bir ihtiyaç, bir istek duymayanlara ve ihtiyaçları bile olsa onları kendilerinden üstün tutanlara gelince: Ve kim, nefsinin hırsından, kıskançlık ve nekesliğinden geçerse gerçekten de o çeşit kimselerdir kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri.
İman konağı haline gelen yer Medine'dir  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri (samimiyetle ve dini gayretle) severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve onlardan önce Medine'yi yurt ve iman evi edinmiş olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen ganimetlerden dolayı, gönüllerinde bir haset hissi taşımazlar, aksine kendileri ihtiyaç ve zaruret içinde bulunsalar bile, diğerlerini kendilerine tercih ederler. Kim aç gözlülükten sakınırsa, onlardır mutluluğa ulaşacak olanlar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bu ganimet malları, daha önce Medine'yi Allah'ın dinine, İslâm'a, devletine yurt olarak hazırlamış ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimselerin, baskı zulüm ve işkencenin hakim olduğu memleketlerinden, özgürce Allah'a kulluk ve ibadet etmek, güç ve gönül birliği yapmak için hicret edip kendilerine gelenleri sevenlerin, onlara ilâveten verilen ganimet mallarından dolayı gönüllerinde bir rahatsızlık hissetmeyenlerindir. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları, kendilerine, birbirlerine tercih edenlerindir. Nefsinin cimriliğinden korunanlar, işte onlar kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/177; 76/8.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlardan önce o yurda yerleşen ve imana sarılanlar kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı gönüllerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile (onları) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
9.Çeşitli rivayetlerde bu ayeti kerimenin ensar hakkında indirildiği bildirilmiştir. Ensarın yanlarına hicret eden Müslüman kardeşleri için gösterdikleri fedakârlıklar hakkında pek çok rivayet nakledilmiştir.İbnu Münzir`in Yezid el-Asam`dan rivayet ettiğine göre, ensar Resulullah (a.s.)`tan arazilerini muhacirlerle kendileri arasında ikiye bölmesini istediler. Ama Resulullah (a.s.) bunu kabul etmeyerek sadece ürünlerinden ve meyvalarından muhacirlere biraz vermelerini arazilerinin mülkiyetlerinin yine kendilerinde kalmasını istedi. Ensar da bunu kabul etti. Bu ayeti kerime de onların bu tutumlarıyla ilgili olarak indirildi.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar felah (kurtuluş) bulanlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Muhacirlerden önce, Medine'yi yurd ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edib gelenlere sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar; kendilerinde ihtiyaç bile olsa, (onları) nefisleri üzerine tercih ederler. Kim de nefsinin hırsından korunursa; işte bunlar (azabdan) kurtulanlardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
(Bir de onlara ki) o muhacirlerden önce o memlekete yerleşmişler, sağlam imana sahip olmuşlar ve kendilerine hicret edenleri severler, o muhacirlere verilen(ganimetler)den dolayı gönüllerinde bir ihtiyaç hissetmezler. Kendilerinin özellikle ihtiyaçları olduğu halde, arkadaşlarını kendilerine tercih ederler. Ve kim nefsinin ihtirasından korunursa, işte asıl kurtuluşa erenler onlardır!
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Daha önce Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile muhâcirleri kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin kıskançlığından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.[623]
[623] Îsâr/başkasını kendine tercih hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 157-158.  
Besim Atalay
swap_vert close
Bunlardan önce Medine'yi yurt edinip, inan evi edinenler, kendi yanlarına göçenleri severler, onlara verilenden, bir üzüntü duymazlar; sıkılmış olsalar da onları kendilerinden üstün tutarlar, kim kendini cimrilikten korursa, işte bunlar kurtulurlar!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları (muhacirleri) kendilerine tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte onlardır kurtuluşa erenlerdir.
Bkz. 8/75, 9/100, 76/8  
Cemil Said
swap_vert close
Hânelerine sâhib olub da evvelce dîn-i islâmı kabûl itmiş olanlar kendi hânelerine ilticâ idenleri severler ve hasûd olmayub başkalarının hisselerine göz dikmezler ve hattâ kendileri de fakîr oldukları halde diğerlerini kendilerine takdîm iderler. Nefislerinden hisseti ihrâc idenler felâh bulurlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.  
 Ensarın muhacirlere karşı tutum ve davranışı, âyette belirtilen çerçeve içinde cereyan etmiş, kendileri muhtaç iken, başkalarının ihtiyacını giderme hasleti olan «îsâr» ensarda doruk noktasına ulaşmıştır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlardan önce yurt ve inanca sahip olanlar, kendilerine göç edenleri severler ve verdiklerinden ötürü içlerinde bir burukluk duymazlar. Hatta kendileri ihtiyaç içinde bile olsalar onları kendilerinden önde tutarlar. Doğrusu, nefislerinin bencilliğinden korunanlar kurtulanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve şunlarki onlardan önce yurdu hazırlayıp iymana sahib oldular, kendilerine hicret edenlere mahabbet beslerler, ve onlara verilenden nefislerinde bir kaygı duymazlar, kendilerinde ihtiyaç bile olsa iysar ile nefislerine tercih ederler, her kim de nefsinin hırsından korunursa işte onlardır o felah bulanlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlardan önce, o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve îmânı da gönüllerine yerleştirmiş olan (ensâr) lar (var ya, işte onlar) hicret edenleri (muhâcirleri) severler. Onlara verilen (ganimet) lerden dolayı içlerinde hiçbir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlardan önce Medine'yi yurt edinen ve kalplerine iman yerleşmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilen ganimetlerden dolayı, -kendileri muhtaç olsa bile- kalplerinde bir kaygı, kıskançlık duymazlar. Onları kendilerine tercih ederler. Kim, kendisini cimrilikten korursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Onlardan evvel (Medîneyi) yurd ve îman (evi) edinmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenlere sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir ihtiyaç (meyli) bulmazlar. Kendilerinde fakr-u ihtiyâç olsa bile (onları) öz canlarından daha üstün tutarlar. Kim nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliğinden korunursa işte muradlarına erenler onların ta kendileridir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Onlardan önce o yurda (Medîne'ye) yerleşmiş ve (samîmâne) îmâna sarılmış olanlar(Ensar), kendilerine hicret edip gelen (Muhâcir)leri severler; hem (onlara) verilenlerden dolayı sînelerinde bir ihtiyaç (bir rahatsızlık) duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı (bir ihtiyaç)bile olsa, (o kardeşlerini) kendi nefislerine tercîh ederler!(3) Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!
(3)“ وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓي اَنْفُسِهِمْ[(Onlar, kardeşlerini) kendi nefislerine tercîh ederler!] sırrıyla, ihlâs-ı tâmmı (tam samîmiyeti) kazanınız! Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize; şerefte, makamda, teveccühte(i‘tibarda), hattâ menfaat-ı maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercîh ediniz!” (Lem‘alar, 21. Lem‘a, 169)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlardan önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar (Medineli Müslümanlar), hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile, onları (hicret edenleri) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Muhacirlerden daha önce (Medine’ye) yerleşmiş ve iman etmiş (ensar) olanlar, kendilerine muhacir olarak gelenleri severler ve kendi ihtiyaçları da olsa, hicret edenleri kendi nefislerine tercih ederek verdikleri yardımlardan dolayı, nefislerinde asla bir sıkıntı duymazlar. Kim nefsinin taşkınlıklarından korunursa, işte onlar kurtulmuşlardır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bunlardan önce Medine’yi yurt, inanç evi edinenler göçenlere karşı sevgi beslerler. Onlara verilen mallardan dolayı hiç kıskançlık duymazlar, kendileri yoksulluk içinde olsalar bile, onları kendilerinden üstün tutarlar. Herkim kendini cimrilikten koruyabilirse işte onacak olanlar bu gibilerdir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Bunlardan evvel Medine/yi yurt ve iman evi edinen kimseler, kendilerinin nezdine hicret edenleri severler. Muhacirine verilen ganimetten dolayı kalblerinde bir arzu duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları öz nefislerinden üstün tutarlar. Her kim kendisini cimrilikten [²] korursa, işte umduklarına erenler, onlardır.
[2] Mala haris olmadan, mal vermeye karşı duyduğu nefretten.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlardan önce o yurda/Medine’ye yerleşmiş ve imanı da gönüllerinde yer etmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir hasetlik duymazlar. İhtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsini tamah ve hırsından arındırırsa işte onlar kurtuluşa/mutluluğa erenlerin tâ kendileridirler.⁷
7 Krş. Teğâbun, 64/16  
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı da içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, kurtuluş bulanlardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlardan önce o diyarı yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan Medîneli fedâkâr Müslümanlara gelince, onlar, kendi ülkelerine göç eden bu muhacirleri kendi canları gibi severler ve onlara fazladan verilen ganîmetlerden dolayı içlerinde en ufak bir kıskançlık, bir burukluk duymazlar. Hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, daha muhtaç durumda olan mümin kardeşlerini kendilerine tercih ederler. Unutmayın; her kim kendi heva ve hevesinin bencillik, kıskançlık, cimrilik gibi ihtirâslarından korunursa, işte dünyada ve âhirette kurtuluşa erecek olanlar onlardır.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlardan önce Diyâr’ı (Yurd’u) ve İman’ı (Güvenli Olmayı, Eyman’ı) barınak edinmiş olanlar, kendilerine hicret etmiş olanları sever. Onlara verilmiş şeylerden göğüslerinde bir hacet / kaygı bulmazlar. Kendi ihtiyaçları olsa bile onları nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin hırsından / tutkusundan korunursa, işte onlar Felaha (Kurtuluşa) Erenler’dir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Muhacir'lerden önce Medine'ye imanı getiren Ensâr'dan da söz etmek gerekirse: Onlar, şehirlerine gelen Muhacirlere kucak açtılar, onlara verilen ganimet için içlerinde zerrece kıskançlık duymadılar. Çünkü onlar, vaktiyle de, ihtiyaçlarına rağmen Muhacirleri kendilerine tercih etmişlerdi. Mala karşı kendilerine, Ensâr misali hakim olabilenler kurtuldu demektir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Medine’nin iman etmiş insanları Medine’ye gelen göçmenleri sever. Allah’ın göçmenlere ayırdığı paydan Medine’nin yerli halkı rahatsızlık duymaz. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile göçmenleri kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Daha önceden (Medine’yi) yurt edinmiş ve kalplerine imanı yerleştirmiş olanlar ([ensar]), kendilerine hicret edenleri ([muhacir]leri) severler. Onlara verilenlerden dolayı göğüslerinde (kalplerinde) herhangi bir ihtiyaç hissetmezler. Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. [*] Kim [nefs]inin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtulanların ta kendileridir. [*]
[Îsâr] kavramı, “kendisi muhtaç olmasına rağmen kardeşini kendine tercih edebilmektir.” Bunu müslümanların bir hayat tarzına dönüştürmesi gerektiğini Hz. Muhammed de sözlerine konu edinerek bizleri uyarmıştır. Hz. Peygamber’den şöyle nakledilmektedir: “Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de isteyinceye kadar iman etmiş olmaz” (Müslim, İmân, 71).,Benzer mesaj: Teğâbun 64:16.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Daha önce o yurdu, hazırlayıp îman (yurdu)¹ haline getirenler² ise, kendi yurtlarına hicret edenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmedikleri gibi, kendileri yoksulluk içerisinde bile bulunsalar, onları kendilerine tercih ederler.³ (İşte böylece) nefsinin açgözlülüğünden⁴ korunanlar, gerçekten kurtuluşa erenlerdir.
1 Dâr’ül-İslâm: İslâmî hükümlerin tam olarak uygulandığı ve başında Müslümanların seçtiği ve Müslümanlardan olan halifenin bulunduğu devlet; “İslâm Yurdu” demektir. “Dâr”, lügatte ev, belde ve ülke anlamında kullanılır. Dini terim olarak ise; bir idarecinin hâkimiyeti altında bulunan ülke anlamındadır. “Dâr’ul-İslâm” tabiri daha sonraları İslâm hukukçuları tarafından, “Dar’ül-Harb”in karşıtı olarak kullanılmıştır. İslâm ümmetinin vatanı, Allah’ın mülkü olan yeryüzünün tamamıdır. (Tevbe: 123, Bakara: 191) Bu ayetlere göre; yeryüzünün hâkimiyeti sadece Allah’a mahsustur. Hiçbir fert, hiçbir hânedan ve hiçbir meclis veya parti bu hâkimiyeti ele geçiremez. Yeryüzünde bu hâkimiyet Allah’ın dışında bir otoriteye verildiği takdirde mutlaka fitne başlar. Bu duruma göre dünya, “Dâr’ul-İslâm ve Dâru’l-harp” diye ikiye ayrılmaktadır. Dâr’ul-İslâm adını alan yerlerin gerçekten Dâru’l-İslam olabilmesi için orada İslâm hukukunun eksiksiz olarak uygulanması gerekmektedir. Dâru’l-İslâm’da “yasama yetkisi”, yalnız Allah’ın ve Rasulünün elindedir. “İcra (yürütme) ve yargı” Allah ve Rasûlü’nün koyduğu kurallara göre yapılır. Bk. (Yunus: 25)2 Yani Medîne’yi Dar’ül-İslâm yapmak için çalışıp orada îmanın ve İslâm’ın hâkim olmasına sahip çıkan Ensar...3 Rasulüllah (s.a.v)’e bir adam geldi ve: “Ya Rasulüllah! Açlıktan dermansız kaldım” dedi. Rasulüllah (s.a.v) yakınlarına haber gönderdi, ancak onların yanlarında hiçbir şey bulunamadı. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Bu adamı bu gece misafir edecek kimse yok mu? Ki Allah, ona rahmet buyursun.” dedi. Derhal Ensâr’dan bir zât ayağa kalktı: “Ben Ya Rasulüllah” diye cevap verdi. Ve adamı alıp evine götürdü. Sonra da hanımına “Rasulüllah’ın misafirine ikram et” diye tembihte bulundu. Hanımı: “Vallahi benim yanımda bir kız çocuğumun yiyeceğinden başka bir şey yoktur.” dedi. Kocası da ona: “O halde kız çocuğu akşam yemeği istediği zaman onu uyut, kandili de söndürüver, Rasulullah’ın misafiri için biz bu geceyi aç geçiştiriverelim” dedi ve gerçekten öyle yaptılar. Sonra o misafir, Rasulüllah’ın yanına vardı ve Rasulüllah ona: “Bu gece Allah, falan ve falandan son derece hoşnut oldu.” dedi. Allahu Teâlâ da onların hakkında bu âyeti indirdi. (Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesaî) Ensâr ve Ashâb’ın böyle nice tercih örnekleri vardır. Hatta Ensârdan iki karısı bulunanlar, karısı olmayan muhacirlerin evlenebilmesi için karılarından birini terk bile etmişlerdi. Yermuk savaşında şehitler arasında son nefesine gelmiş yaralıların, kendilerine verilen bir yudum suyu bile yanında inleyen arkadaşları arasında nasıl dolaştırdıkları tarihi bir olay olarak buna en güzel örnektir. 4 Şuhh: Nefsin cimrilik ve hasislik dediğimiz kıskançlık huyudur ki, cimrilik bunun fiiliyatındaki görüntüsüdür. Yani nefiste içgüdüsel bir hareketin bulunması sebebiyle ortaya çıkan duruma şuhh, bunun fiilen men edilmesine de cimrilik denilir. Şuhh, cimriliğin son derecesidir ki, bu sıfatı taşıyan kimse başkasının malına bile kıskançlık gösterir. Başkasının cömertlik yapmasını arzu etmez, ondan sıkılır da yapmaması için çalışır. Yahut o derece hırslı olur ki, mümin kardeşinin malını zulmederek yer veya kendisinin olmayan şeylere göz diker. Başkasında olmasını da hoş görmez, kıskanır. Hz. Peygamber (s.a.v): “Zulümden sakının çünkü zulüm, kıyamet günü karanlıktan ibarettir. Şuhh’dan da sakının çünkü şuhh, hırs ve kıskançlık sizden evvelkileri helak etmiştir. Onlar birbirlerinin kanlarını döktüler ve haramları helal saydılar” buyurmuştur.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Onlardan önce ¹² bu yöreyi yurt edinmiş ve (gönüllerine) imanı yerleştirmiş olanlar [arasındaki yoksullara da ganimetin bir kısmı verilecektir], bir sığınak arayışı içinde kendilerine gelenlerin hepsini seven ve başkasına verilmiş olanlara karşı kalplerinde hiçbir haset olmayan, aksine kendileri yoksulluk içinde bulunsalar bile diğerlerini kendilerine tercih edenler: ¹³ işte böyleleri, açgözlülükten korunanlardır, onlardır mutluluğa ulaşacak olanlar! ¹⁴
12 Yani, “zulüm ve kötülük diyarını terk etmiş olanların” gelişinden önce (bkz. sonraki not).13 Bu, ilk olarak, Hz. Peygamber’in ve Mekkeli arkadaşlarının Medine’ye gelmelerinden önce İslam’a girmiş olan ve Medine’ye göç edenleri bütün cömertlikleriyle/şefkatleriyle kucaklayarak evlerini ve servetlerini kardeşleriymiş gibi onlarla paylaşmış olan Medine’nin tarihî Ensâr’ını (“yardım edenler”) kapsar. Daha geniş anlamda ise, aynı zamanda İslam bayrağı altında özgürlük ve güvenlik içinde yaşayan ve inancının gereğini yaşayabilmek için öz yurdunu terketmek zorunda kalmış bulunan kimseleri kucaklamaya hazır olan her dönemdeki müminlere işaret eder.14 Böylece, cimrilik, açgözlülük ve ihtiras, burada, insanın hem bu dünyada ve hem de öteki dünyada mutluluğu elde etmesinin önündeki başlıca engeller olarak gösterilmişlerdir (karş. sure 102).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Muhacirlerden önce Medine’yi yurt edinip, imanı kalplerine nakşetmiş ve yanlarına hicret eden müminleri seven müminler, muhacirlere verilen ganimetten dolayı içlerinde bir kıskançlık duymazlar, hatta muhtaç durumda bile olsalar onları kendilerine tercih ederler. Nefsini tamahkârlık ve cimrilik duygusundan arındıranlar var ya işte onlar kurtuluşa erip umduklarına kavuşacak olanlardır. 4/100, 16/41
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Bir de, onlar (gelmeden) önce kendilerine yurdu hazırlayan ve imanı (yerleştiren) kimselere (verilir);[⁵⁰¹⁶] onlar kendilerine sığınan muhacirleri severler, diğerlerine verilenlerden dolayı içlerinde bir hasislik duymazlar; dahası kendileri çok muhtaç halde bulunsalar da, başkalarını kendilerine tercih ederler. Evet, kendi bencilliğinin tutkusundan korunanlar var ya: kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.[⁵⁰¹⁷]
[5016] Veya vavın “beraberlik” vurgusuyla: “iman ile bu yurdu hazırlamış olanlara”. [5017] Buhl, kendi elindekini başkasından kıskanmak, şuhh başkasının elindekine göz dikmektir. Allah Rasûlüne bir zat gelerek açlıktan dizlerinde derman kalmadığını söyledi. Allah Rasûlü “Bu zâtı misafir edecek biri var mı?” dedi. Ebu Talha kabul etti ve eve götürdü. Evde bebeklerinin yiyeceğinden başka bir şey yoktu. Ebu Talha eşine; “Onu uyut, kandili bir biçimde söndür, biz yermiş gibi yapalım, misafiri doyuralım” dedi. Ertesi sabah Rasulullah “Allah bu gece falan aileden razı oldu” dedi. Îsâr, “kendi ihtiyacı olduğu halde, başkasını kendisine tercih etmek” anlamına gelir. Buhl, şuhh, isâr yanında; hased, ğayret, ğıbta, sehavet, cûd ve fakr kavramları için bkz: 113:5 not 8.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Daha önce o beldeyi (Medine'yi) yurt edinmiş ve kalplerinde imam yerleştirmiş olanlar; göç edip beldelerine gelenleri severler ve onlara verilen ganimetlerden dolayı içlerinde bir arzu hissetmezler, kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin tamahkârlığından korunursa, işte onlardır kurtuluşa erenler.
Osman Fırat
swap_vert close
Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve o kimseler ki onlardan evvel yurt ve imân edinmişlerdir, kendilerine muhâcerette bulunanları severler ve onlara verilen şeylerden dolayı kendi kalblerinde bir ihtiyaç duymazlar, ve kendilerinde bir ihtiyaç bulunsa dahi onları kendi nefislerine tercih ederler. Ve her kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte felâha ermiş olanlar onlardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bunlardan önce Medine'yi yurt edinip imana sarılanlar ise, kendi beldelerine hicret edenlere sevgi besler, onlara verilen ganimetlerden ötürü içlerinde bir kıskanma veya istek duymazlar. Hatta kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte felah ve mutluluğa erenler onlar olacaklardır. [76, 8; 2, 177]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Ve onlardan önce o yurda (Medine'ye) yerleşen, imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen(ganimet)lerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç (eğilimi) duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, (göç eden yoksul kardeşlerini) öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir.
Yani daha önce Medîne'yi yurt edinen Ensâr  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ve şunlar ki mü'minlerin hicretinden evvel dârı (Medîne'yi dâr-ı hicret itmekle) ve îmânı (Medîne'de mescid binâ itmekle) ihzâr itdiler. Kendilerine hicret idenleri severler ve onlara virilenden kalblerinde hased, gıbta ve arzu gibi bir şey bulmazlar. Eğer kendileri muhtâc olsalar bile onları nefisleri üzerine takdîm iderler. Ve nefsin buhlini men' iylerler. Onlar felâha irenlerdir. (Ensâr-ı kirâm) [¹]
[1] "Benî Nadîr"in terk-i diyâr itmelerinden sonra onlardan alınan ganâimi taksîm zamânı gelince Rasûl-ü Ekrem Ensâr-ı Kirâma: "İster iseniz bu ganâimi yalnız size taksîm ideyim, muhâcirîn kemâkân hânelerinizde misâfir olsunlar. İster iseniz muhâcirîne vireyim kendilerine mesken ve medâr-ı ma'îşet tedârik iylesinler" didi. Ensâr-ı kirâm: "Yâ Rasûlallah, biz onı isteriz ki ganâimi muhâcirîne viresin ve onlar yine bizim hânelerimizde misâfirlerimiz olsunlar" didiler. Bu âyet-i kerîme onlar hakkında nâzil oldı.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Onlardan önce Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olanlar (ensar), kendilerine sığınanları severler; onlara verilen bu (feyden) mallardan dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Ellerinde bir şey olmasa bile onları kendilerine tercih ederler. İçlerinde olan kıskançlıklardan korunanlar umduklarına kavuşacak olanlardır.
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlardan önce o diyarı yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olanlar, kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendi ihtiyaçları olsa bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin tamahkârlığından korunursa, işte onlar, kurtuluşa erenlerdir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Daha önce kendilerine bir yurt edinmiş ve imanı benliklerine sindirmiş olanlar, kendilerine hicret edenlere muhabbet beslerler; onlara verilenlerden dolayı gönüllerinde bir sıkıntı duymazlar; hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin tutkularından korunmuşsa, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onlardan önce yurda konmuş ve imana sarılmış olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, ötekileri kendi nefslerine tercih ederler. Nefsinin cimriliğinden/doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı anlardur kim yir duttılar sarāy ya'nį medine’yi daħı įmān’ı anlardan ilerü severler [290b] anı kim ayrıldı yirinden anlardın yaña. daħı bulmazlar göñülleri içinde ḥācet andan ötürü kim virinildiler daħı üyirürler ya'nį muhācirleri gendüzileri üzere eger oldı-sa daħı an- lara ḥācet daħı yoħsullıķ. daħı her kim śaķlanıldı gendü baħıllıġından pes şunlar anlardur ķurtılmışlar.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ol kişiler ki evlerini yaraḳladılar ve īmānda ẟābit oldılar anlardanburun, severler özlerine hicret idenleri. Daḫı yüreklerinde baḫīllıḳṭapmazlar virdükleri nesneden. Daḫı īẟār iderler nefsleri üzere, eger anla‐ruñ yoḫsulluġı daḫı olsa. Daḫı her kim ki ṣaḳınsa öz nefsi baḫīllıġından, an‐lardur müfliḥler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlardan (mühacirlərdən) əvvəl (Mədinədə) yurd salmış və (Muhəmməd əleyhissəlama qəlbən) iman gətirirmiş kimsələr (ənsar) öz yanlarına (şəhərlərinə) mühacirət edənləri sevər, onlara verilən qənimətə görə ürəklərində həsəd (qəzəb) duymaz, özləri ehtiyac içində olsalar belə, onları özlərindən üstün tutarlar. (Allah tərəfindən) nəfsinin xəsisliyindən (tamahından) qorunub saxlanılan kimsələr – məhz onlar nicat tapıb səadətə (Cənnətə) qovuşanlardır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those who entered the city and the faith before them love these who flee unto them for refuge, and find in their breasts no need for that which hath been given them, but prefer (the fugitives) above themselves though poverty become their lot. And whoso is saved from his own avarice such are they who are successful.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
But those who before them, had homes(5383) (in Medina) and had adopted the Faith,- show their affection to such as came to them for refuge, and entertain no desire in their hearts for things given to the (latter), but give them preference over themselves, even though poverty was their (own lot). And those saved from the covetousness of their own souls,- they are the ones that achieve prosperity.
5383 This refers to the Ansar (the Helpers), the people of Madinah, who accepted Islam when it was persecuted in Makkah, and who invited the Prophet to join them and become their Leader in MadTnah. The Hijrah was possible because of their good will and their generous hospitality. They entertained the Prophet and all the refugees (Muhajirs) who came with him. The most remarkable ties of full brotherhood were established between individual members of the one group and the other. Until the Ummah got its own resources, the Helpers regularly gave and the Refugees regularly received. The Helpers counted it a privilege to entertain the Refugees, and even the poor vied with the rich in their spirit of self-sacrifice. When the confiscated land and property of Banu Nadir was divided, and the major portion was assigned to the refugees, there was not the least jealousy on the part of the Helpers. They rejoiced in the good fortune of their brethren. And incidentally they were themselves relieved of anxiety and responsibility on their behalf.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَالَّذ۪ينَ
ve o kim- seler ki
تَبَوَّؤُ
yerleş- mişler
الدَّارَ
o yurda
وَالْا۪يمَانَ
ve (sarılmış- lar) imana
مِنْ قَبْلِهِمْ
onlardan önce
يُحِبُّونَ
severler
مَنْ
o kim- seyi ki
هَاجَرَ
hicret etti
اِلَيْهِمْ
kendilerine
وَلَا يَجِدُونَ
ve bulmazlar
ف۪ي صُدُورِهِمْ
sinelerinde
حَاجَةً
bir ihtiyaç
مِمَّٓا
o şeyden dolayı ki
اُو۫تُوا
onlara verildi
وَيُؤْثِرُونَ
ve tercih ederler
عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ
kendi nefislerine
وَلَوْ
velev ki
كَانَ
olsa
بِهِمْ
kendile- rinde
خَصَاصَةٌۜ
bir sıkıntı
وَمَنْ
ve kim
يُوقَ
korunursa
شُحَّ
kıskanç- lığından
نَفْسِه۪
nefsinin
فَاُو۬لٰٓئِكَ
artık işte onlar
هُمُ
onlardır
الْمُفْلِحُونَۚ
felaha erenler
Onlardan önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve (gönüllerine) imanı yerleştirmiş olanlar (yani ensar), kendilerine hicret ed(ip gel)en (muhacir)leri severler ve onlara verilenlerden dolayı sinelerinde bir ihtiyaç (ve rahatsızlık) duymazlar. Kendilerinin bir sıkıntıları (ve ihtiyaçları) olsa bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin kıskanç(lık ve cimri)liğinden korunursa işte onlar felaha (kurtuluş ve saadete) erenlerdir.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
تَبَوَّاَ
Fiil-V
ب و ا
Hazırladı, mekân tuttu, oturdu, yerleşti
دَارٌ
İsim
د و ر
Yurt, ev
اِيمَان
Fiilimsi-IV
ا م ن
İman
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
اَحَبَّ
Fiil-IV
ح ب ب
Sevdi, hoşlandı
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
هَاجَرَ
Fiil-III
ه ج ر
Hicret etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
وَجَدَ
Fiil-I
و ج د
Buldu
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
صَدْر
İsim
ص د ر
Göğüs, sine
حَاجَة
İsim
ح و ج
İhtiyaç
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
اٰثَرَ
Fiil-IV
ا ث ر
Üstün kıldı, tercih etti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
بِهِمْ
Zamir
بِهِمْ
Onlarla, onlar yüzünden, onlar hakkında
خَصَاصَة
İsim
خ ص ص
Sıkıntı
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
وَقٰى
Fiil-I
و ق ي
Korudu
شُحّ
İsim
ش ح ح
Kıskançlık, cimrilik, düşkünlük göstermek
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
مُفْلِحُون
Etken fiil-IV
ف ل ح
Felaha erenler