close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Haşr Sûresi 7. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Mâ efâa(A)llâhu ‘alâ rasûlihi min ehli-lkurâ feli(A)llâhi ve lirrasûli ve liżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli key lâ yekûne dûleten beyne-l-aġniyâ-i minkum(c) vemâ âtâkumu-rrasûlu feḣużûhu vemâ nehâkum ‘anhu fentehû(c) vettekû(A)llâh(e)(s) inna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Allah'ın, fethedilen köylerin mallarından Peygamberine verdiği ganimetler artık Allah'ındır ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda kalmışların; bu da, o malın, sizin içinizdeki zenginlerin ellerinde devreden bir mal, bir sermaye olmaması içindir ve Peygamber, size ne verirse alın onu ve neden vazgeçmenizi emrederse vazgeçin ondan ve çekinin Allah'tan; şüphe yok ki Allah'ın azabı çetindir.
Nadiroğullarından alınan ganîmet. Bu ganîmet, muhacirlere verilmiş, ensârdan yalnız üç kişiye pay ayrılmıştı.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Allah’ın o (fethedilen bölge ve) şehir halkının (malından) Resulüne verdiği fey (ganimet malları); Allah’a, Resul’e, (Adil devlet ve hükümet bütçesine ve Elçiye) yakın akrabalığı olanlara (Ehl-i Beyt’e), yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (bir etkili nimet) olmasın. Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan da uzaklaşın ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah’ın, cezası (ikâbı) pek şiddetlidir.
[Not: Bu ayet Hz. Peygambere hüküm koyma yetkisi verildiğini bildirmektedir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah'ın o fethedilen bölgeler halkından, peygamberine ayırdığı ganimetler Allah, peygamber, peygamber yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Bu paylaştırma böyle yapıldı ki, o ganimet malları içinizden zengin olanlar arasında dolaşıp duran, bir servet haline gelmesin. Bu sebeble peygamber size ne verirse ve ne getirirse ve ne de emrederse onu alın ve sizi neden sakındırıp yasaklarsa ondan elinizi çekin, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmaya çalışın, çünkü Allah'ın azabı çetindir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Allah'ın zahmet çektirmeden, fethedilen köylerin, kasabaların, memleketlerin halkından alıp, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulullah'ın tasarrufuna verdiği ganimetler, Allah, peygamber, yakınları, yetimler, dullar, kimsesizler, çevresi, çaresi olmayan yoksullar, göçmenler ve yolda kalan muhtaç yolcular içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet, bir güç kuvvet, bir servet olmaz. Rasulullah'ın size tevdi ettiği sorumlulukları benimseyin, size ne verirse, ne kadar verirse, razı olarak alın, size vermediği şeyi istemekten sakının, ilahi ilmin-hikmetin gereği yasakladığı şeyden, onların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmaktan aklınızı kullanarak vazgeçin. Kuran esaslarını benimseyip, yeryüzüne hakim olan salih kullara dahil olarak Allah’ın emirlerine muhalefetten korunun. Allah, emirlerine muhalefet ve kendisine karşı isyan suçunuza denk, sizi adâletle cezalandırma gücüne sahiptir.
Ahmet Varol
swap_vert close
Allah'ın, (fethedilen) memleketlerin ahalilerinden Peygamber'ine verdiği ganimet Allah'a, Peygamber'ine, (Peygamber'e) akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Böylece (bu mal) içinizden zenginler arasında dolaşıp duran bir varlık olmasın. Peygamber size neyi verirse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan geri durun ve Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah cezası şiddetli olandır.
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e, (ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Allah'ın, peygamberine (kâfir) memleketler ahalisinden verdiği ganimet; Allah için (Kâbe ve diğer mescidlerin tamiri için), Peygamber için, O'na yakın olan akraba için, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış kimseler içindir. (Bir rivayete göre de Allah'ın hissesi, Peygamberin hissesine dahildir. Bu takdirde ganimet altı hisse değil de beş hisse itibar edilerek adları geçenlere birer sehim verilir.) Tâ ki, o mal, sizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın, (bundan muhtaçlar da faydalansın). Peygamber size (ganimetten) ne verdi ise, onu alın; (ve emirlerini tutun). Size neyi yasak etti ise, onu da almayın; (yapma dediğini yapmayın). Allah'dan korkun; çünkü Allah çok şiddetli azab sahibidir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah’ın, köy ve kasabaların ahalisinden savaşsız olarak Peygamber’ine sağlattığı mallar, Allah’a (kamu işlerine,) O’nun elçisine, yetimlere miskinlere ve yolculara taksim edilir. Ki içinizden sadece zenginlerin arasında dolaşan bir mal olarak kalmasın.(*) Artık Resulullah size ne verirse onu alın, neden sakındırırsa da ondan elinizi çekin. Ve Allah’ın yasalarını çiğnemekten sakının. Şüphesiz Allah’ın ağır azabı çok şiddetlidir.
(*) Veya zenginler arasında dolaşan, tasallut ve tahakküm aracı olmasın.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah'ın fethedilen ülkeler halkından peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Bu taksim, malların içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaması içindir. Peygamber size ne verdiyse onu alınız, size ne yasakladıysa ondan da sakınınız. Allah'a saygılı olunuz, çünkü Allah'ın azabı çetindir.
Besim Atalay
swap_vert close
Kentlilerin mallarından, Allah peygamberine ne vermiş ise —içinizden zenginlerin ellerinde, dönüp durmamak için— imdi Allahındır, peygamberinindir, yakınlarınındır, öksüzlerindir, yoksullarındır, yolda kalanlarındır; peygamber size ne verirse, onu alın, geri tutmak istediği şeyden de çekinesiniz; Allahtan sakınınız, Allah, katı azaplıdır !
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah'ın, (idaresi Müslümanların eline geçen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın resulüne kazandırdığı mallar, Allah'a, resulüne, (ölen mü'minlerin) yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Bunu böyle yaptık ki, servet (sırf) sizden zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin. Resul size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.
Bazıları “Resul size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.” ifadesinin Hz. Peygamberin de hüküm koyabileceği ve şeriat yapabileceği konusunda yetkili kılındığı anlamına geldiğini iddia etmektedir. Oysa burada ganimetlerin taksiminden söz edilmektedir, Hz. Peygamberin şeriatinden değil. Yani “ganimetlerden resul size neyi veriyorsa onu alın neyi de almayın diyorsa onu da almayın” demektir.  
Cemil Said
swap_vert close
Karyeler ahâlîsinin emvâlinden Allâh’ın rasûlüne ihsân iyledikleri Allâh ve rasûlünün ve rasûlün akrabâsının, yetimlerin, fukarânın ve seyyâhlarındır, zenginlerin hiç bir hakkı yokdur. Rasûl size ne virir ise kabûl idiniz ve size red itdiğinden hazr iyleyiniz, Allâh’dan korkınız, çünki ’azâbı şedîddir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Allah’ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah’ın (başka) beldeler halkından alıp resulüne fey‘ olarak verdikleri, Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir; (servet) içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın diye böyle hükmedilmiştir. Peygamber size ne vermişse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan kaçının. Allah’a karşı saygısızlık etmekten sakının. Kuşkusuz Allah cezalandırmada çok çetindir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.  
 6-7. âyetler, İslâm devletinin gelir kaynaklarından fey’i hükme bağlamaktadır. Fey, düşmandan silah kullanmadan elde edilen gelirlerdir. Bu gelirler kamu yararı gözetilmek şartıyla ve herhangi bir sınırlamaya tâbi olmaksızın asker, memur maaşları, savunma giderleri, bayındırlık işleri v.s. gibi devletin yapması gereken bütün hizmetlere sarfedilir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
ALLAH'ın o ülkelerin halklarından elçisine ganimet bıraktığı şeyler ALLAH'ın ve elçisinindir. Yani akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir ki zenginlerinizin arasında tekelleşmesin. Elçinin size verdiğini alın; ancak onun size vermediğinden uzak durun. ALLAH'ı dinleyin. ALLAH'ın cezalandırması çetindir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Allah'ın o kent halkından, Resulüne verdiği ganimetler, Allah'a, Resul'e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın. Sizeneyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allahın Resulüne kurâ ehalisinden tahvil buyurduğu Fey'i de Allah için ve Resulü için ve karabet sahibi ve yetimler ve miskînler ve yolda kalmış kimseler içindir, ki sade içinizden zenginler arasında dolaşır bir devlet olmaya, bir de Peygamber size her ne emir verirse tutun, nehy ettiğinden de sakının ve Allahdan korkun, çünkü Allah «şediydul'ikab» dır
Emrah Demiryent
swap_vert close
Allah’ın, (o fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine verdiği ganimetler, Allah’ın (emri üzere); Resûlü’nün, onun akrabalarının, yetimlerin, yoksulların ve (muhtaç kalmış) yolcularındır. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin, diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan kaçının. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Allah'ın, beldeler halkından, Resûl'üne verdiği feyler;¹ aranızda zenginliğe neden olan, elden ele dolaşan bir zenginlik olmasın diye; Allah, Resûl, yakınlık sahipleri², yetimler, miskinler ve yol oğlu³ içindir. Resûl size ne verdiyse onu alın. Sizi neden alıkoyduysa ondan vazgeçin.⁴ Allah'a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Cezalandırması Çok Şiddetli Olan'dır.
1- Savaşmadan elde edilen ganimetler, gelirler. (Burada kast edilen feyler, yurtlarından çıkarılmış olanların geride bıraktıkları mallardır.) 2- Çevirilerde, “Nebi'nin aile yakınları” olarak yer alan; “Yakınlık sahipleri” terkibinin, Nebinin “ailesi ile aile yakınları ile bir ilgisi yoktur. “Yakınlık sahipleri;” hicret etmek de dâhil, Allah yolunda mağdur olmuş, malını mülkünü kaybetmiş olanlar, şehit yakınları ve İslam davası için Nebi'nin yanında yer alan yoksullar demektir. 3- “İbnu's-sebili/yol oğlu deyimine, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlamı da yaptığı şey imkânı kalmadığından yarım kalmış kimselerdir. 4- Kimileri, ayetin bu cümlesini, ayetten bağımsız olarak ele alarak; bu ayeti, Nebi'ye, “Hüküm koyma hakkı verilmiştir.” iddialarına kanıt olarak ileri sürmektedirler. Oysaki bunun Nebi'nin hüküm koyma yetkisi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bu, tamamen “feyin” paylaşımı ile ilgili bir konudur.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Allahın (fethedilen diğer küffar) memleketler (i) ehâlisinden peygamberine verdiği «Feyi Allaha, peygamberine, hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara âiddir. Tâki' (bu mallar) içinizden (yalınız) zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak etdiyse ondan da sakının. Allahdan korkun. Çünkü Allah (ın) azâbı çetindir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Allah'ın, (fethedilen) memleketler halkından Resûlüne verdiği ganîmetler, Allah'a, peygambere, (ona) akrabâ olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âiddir; tâ ki (o mallar) içinizden sâdece zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın! Peygamber size ne verdiyse, artık onu alın; size neyi de yasakladıysa, ondan hemen kaçının!(2) Allah'dan sakının! Şübhesiz ki Allah, azâbı pek şiddetli olandır.
(2)“Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sünnet-i seniyesinin menbaı (kaynağı) üçtür: Akvâli(sözleri), ef‘âli (fiilleri), ahvâlidir (hâlleridir). Bu üç kısım dahi, üç kısımdır: Ferâiz (farzlar), nevâfil (nâfileler), âdât-ı hasenesi (güzel âdetleri)dir. Farz ve vâcib kısmında ittibâa (uymaya) mecbûriyet var; terkinde, azab ve ikāb vardır. Herkes ona ittibâa mükelleftir (uymaya mecburdur). Nevâfil kısmında, emr-i istihbâbî (yapılması güzel olan bir vazîfe) ile yine ehl-i îman mükelleftir. Fakat, terkinde azab ve ikab yoktur. Fiilinde, yani yapılmasında ve ittibâında azîm sevablar var ve tağyir ve tebdîli (değiştirilmesi) bid‘a ve dalâlettir ve büyük hatâdır. Âdât-ı seniyesi ve harekât-ı müstahsenesi (güzel âdet ve hareketleri) ise hikmeten, maslahaten (fayda cihetiyle), hayât-ı şahsiye ve nev‘iye ve ictimâiye (şahsî, nev‘î ve cem‘iyet hayâtı) i‘tibâriyle onu taklîd ve ona ittibâ‘ etmek, gāyet müstahsendir (güzeldir). Çünki herbir hareket-i âdiyesinde (sıradan hareketinde), çok menfaat-i hayâtiye bulunduğu gibi, mutâbaat etmekle (uymakla) o âdâb ve âdetler, ibâdet hükmüne geçer.” (Lem‘alar, 11. Lem‘a, 60)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Allah’ın, kentler halkından (devlet başkanı sıfatıyla) elçisine (yani devletin bütçesine) zahmetsizce aktarmış olduğu gelirler, Allah’a (Allah için kamuya, halka), elçiye (İslam devlet başkanı sıfatıyla elçinin harcamasını uygun gördüğü gerekli yerlere), hısımlara, yetimlere (ve kimsesizlere), yoksullara (fakir, muhtaç ve işsizlere) ve yolda kalmış kimselere aittir. Bunu (bu şekildeki mal paylaşımı) böyle yaptık ki, servet (mal, mülk ve zenginlik sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan bir (servet) güç ve iktidar aracına dönüşmesin. Ve elçi (hükmümüze uygun) size (o gelirden) ne (kadar pay) verdiyse onu alın ve (hak etmediğiniz için) size vermediği şeyden de vazgeçin (ondan almak için ısrarcı olmayın): Allah’a (onun emirlerine) karşı gelmekten de sakının; Şüphesiz Allah, (zalim ve suçlulara karşı) azabı şiddetli olandır. *
(*) Bu ayetler, İslâm devletinin gelir kaynaklarından fey’i hükme bağlamaktadır. Fey, karşı taraftan savaş yapılmadan sulh yoluyla elde edilen gelirlerdir. Bu gelirin dağıtılması şöyle yapılır... a) Allah içindir. Yani ammenin, kamu hizmetinin vb. yerler içindir. b) Allah Resulü içindir. Yani Allah Resulü devlet başkanı sıfatıyla uygun gördüğü yerlere harcama yetkisine sahip olur. c) Elçinin fakir ve yoksul akrabaları içindir. Çünkü diğer Müslümanlara zekâtten pay verildiği hâlde, Allah Resulü ve yoksul akrabalarına zekât geçmediği için fey’den bir şey gelseydi onlara da bundan verilirdi. d) Toplumun yetimleri/ kimsesizleri içindir. e) Toplumun işsiz, yoksul, fakir ve muhtaçları içindir. f) Memleketinden uzak kalmış yolcu, yabancı ve garibanlar içindir. Nitekim bir sonraki âyette de bu tür gelirlerin Allah ve Resûlüne yani “Beytülmal”e/buçeye ait olduğu ifade edilerek bu hüküm açıkça ortaya konmaktadır. Yani feyler,7. ayette belirtildiği gibi kamuya mal edilmek üzere belirtilen kişilere dağıtılır. Ayrıca Hz. Ömer, 7. âyetin “İçinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet olmasın diye böyledir…” şeklinde çevrilen kısmını, toplum olarak elde edilen ve üretilen maddî değerlerin belirli kişilerin ellerinde tedavül edip kalmaması, sosyal adaletin sağlanması ve refahın geniş kitlelere yayılması gereğini vurgulayan bir ifade olarak anladığı için, pek çok sahâbî tarafından savunulan – ve şeklî bir bakışla haklı gibi görünen– Irak arazisinin taksim edilmesi yönündeki görüşe katılmamış, özellikle âyetin bu kısmını delil göstererek ve taksim halinde ortaya çıkabilecek sorunlara dikkat çekerek onları bu arazilerin kamu gelirlerini arttıran bir kaynak haline getirilmesi hususunda ikna etmiştir. Bu tartışmalar sırasında Hz. Ömer’in, sosyal politikayla ilgili temel düşünceye atıf yapan ifadeler kullandığı da görülmektedir. Kaynak: Tefsir (Kur’an Yolu) Ayrıca ayetten kesin anlaşılıyor ki ‘’Elçi size ne vermişse onu alın ve size vermediği şeylerden de vazgeçin’’ şeklindeki ifadenin Hz. peygamberin hadis ve sünnetiyle bir alakası yoktur. Çünkü burada net bir şekilde bunun (fey’in) nasıl ve kimlere dağıtılacağını belirleyen bizzat yüce Allah’tır, Hz. peygamber değil, o sadece Allah’ın emrine uygun dağıtımını yapıyor. İşte burada yüce Allah’ Müslümanlara bu dağıtım şekline razı olup itiraz etmemelerini istiyor. Zaten elçinin verdiği şey, ayetin öngördüğü hükme uygundur. Elçi de bizim gibi bir beşer ve kul olduğundan, onun dine bir hüküm ve kural koyması söz konusu olamaz. Çünkü hüküm koyucu sadece Allah’tır, bu yetki hiçbir elçiye verilmemiştir. Bu nedenle, bu ayeti sünnetle veya hadislerle ilişkilendirmek veya (haşa) elçi de Allah gibi dine hüküm koyabilir şeklinde bir iddiayı ileri sürmek Kur’an’ın genel hükmüne aykırı olup Allah’a şirk koşmaktan başka bir şey değildir. Yani kimileri, ayetin cümlesini, ayetten bağımsız olarak ele alarak; bu ayeti, Allah Resulüne “hüküm koyma hakkı verilmiştir. İddialarına kanıt olarak ileri sürerler. Oysaki bunun elçiye hüküm verme yetkisi ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Bu, tamamen fey’in/ gelirin, yüce Allah’ın hükmüne uygun paylaşımı ile ilgili bir konudur. Görüldüğü gibi bu ayet yüce Allah tarafından tüm yönleriyle detaylandırılmış özel bir durum içindir. Ama bunu genelleştirenler, ayetin tümünü birlikte değerlendirmiyorlar. Yani ayetin ilk ve son cümlelerini birbirinden koparıyorlar. Ve böylece bunlar Allah adına yanlış bir hüküm uydurmuş oluyorlar. Çünkü bunu bize anlatmaya çalışanlar, sadece ayetin son cümlesini okuyorlar, ilk cümlelerini okumuyorlar. İşte böylece ayetin tamamına vakıf olmayanları hemen kendilerine inandırabiliyorlar. Öyleyse bunu anlatanlara, ayetin tümünü okumalarını tavsiye etmeliyiz. Ayrıca bu ayetin mesajı genel olduğunu söylesek bile, yine Hz. peygamberin ‘’Allah’ın hükmüne/Kur’an’a/uygun yaptığı işler hakkındadır. Yani hadislerle veya Resulün Kur’an’dan bağımsız içtihatlarıyla bir alakası yoktur. Çünkü (واطيعوا الله والرسول)’’ Veatî’û(A)llâhe ve-rrasûle’’ yani ‘’Allah’a ve elçiye itaat edin’’şeklindeki mesajla Resule itaatın hem Kur’an’dan bağımsız olamayacağı hususuyla hem de risalet /tebliğ/ görevini ifa etmesiyle alakalı olduğunu görüyoruz. Bu yüzden Kur’an’ın hiçbir yerinde (وأطيعوالنبي - وأطيعوا محمدا)‘’ve etî’ûn-nebiyye veya etî’û muhammeden’’ şeklinde bir mesaj verilmiyor. Öyleyse (وأطيعوا الرسول) ayetinin mesajı, ’’Resul, elçilik/tebliğ/ görevini yapınca, Allah’ın emrine uygun hüküm verince ona itaat edin’’şeklinde olur. Örneğin: Şayet (haşa) Allah Resulü, bir Müslümana ‘’Git, şu insanın malını çal veya hırsızlık yap’’ dese burada Resûle itaat etmek farz mı olur, yoksa haram mı olur? Elbette haram olur. Çünkü Resûle itaat şartı, Allah’ın emir ve hükümlerine uygun olmasına bağlıdır. Allah’tan başka hiçbir kimseye kayıtsız şartsız mutlak itaat yoktur. İşte bu konuda Allah Resûlü de şöyle buyurur: (لا طاعة لمخلوق في معصية الخالق) ‘’Yaratıcıya isyan konusunda, hiçbir yaratığa itaat yoktur!’’ Bu, genel bir ilkedir, peygamberler dâhil hiçbir kimse bundan müstesna değildir. Ama Resûl, hiçbir zaman yüce Allah’ın hükmüne aykırı bir hüküm veremez. Özetle, Resûlün görevi apaçık bir tebliğdir sadece. Resûlün dinde hüküm koyma yetkisi yoktur. Resûle itaat onun aracılık ettiği, tebliğ ettiği şeye tam olarak uymaktır. Bu da Kur’an’a uymaktır. Bu kadar basit. Resulün tebliğ ettiği şey sadece almış olduğu vahiydir. Hz. Peygambere vahyedilen Kur’an o hayatta iken cem edilmiş/bir kitap hâline getirilmiş, tebliğ edilmiş, insanlara okunmuş ve bitmiştir. Resûl görevini başarıyla tamamlamıştır. Bize de vahiy kaynağı olarak sadece Kuran’ı bırakmıştır. التي يحصل عليها المسلمون بدون حرب، وهذه الأموال كانت توضع تحت تصرّف الرّسول (ص) بإعتباره رئيساً للدولة الإسلامية، وهي أموال كثيرة في الغالب (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل ) (الفيء مال حصل من الكفار بلا قتال وإيجاف خيل وركاب كجزية وعشر تجارة، وما صولحوا عليه من غير نحو قتال (روح المعاني) ثم قال: {وَمَا ءَاتَـٰكُمُ ٱلرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَـٰكُمْ عَنْهُ فَٱنتَهُواْ } يعني ما أعطاكم الرسول من الفيء فخذوه فهو لكم حلال وما نهاكم عن أخذه فانتهوا (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير - انوار التنزيل واسرار التأويل - تفسير الجلالين - روح المعاني - الكشاف) يجوز أن يقال: إن الظاهر من هذه الآية أن يكون المراد منها غير قرابة رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إن ما غنمتم من شيء فإن لله خمسه وللرسول ولذي القربى"، فقرابة رسول الله صلى الله عليه وسلم إنما تدخل في هذه الآية بالتأويل، وذلك أن المفهوم من ذكر القرابة إنما هو قرابة المخاطبين في الآية، ومعلوم أن الخطاب بالقسم إنما هو للمغتنمين (تأويلات أهل السنة - الماتريدي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Şehirler halkından Allah’ın elçisine verdiği ganimetler, Allah’ın, elçinin, yakın akrabaların, yetimlerin, fakirlerin ve yolda kalmışlarındır ki, ganimet sizden zenginler arasında dolaşan bir meta’ı olmasın. Bundan dolayı elçi savaş ganimetlerinden size ne kadar veriyorsa alın, vermediklerinden de kaçının (istemeyin). Allah’dan korunun Allah’ın hesap sorması çok çetindir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Allah’ın il kişilerinden alıp da elçisine verdiği mallar Allah’ın, elçisinin, elçisinin yakınlarının, öksüzlerin, yoksulların, yolda kalanlarındır. Bu da malların yalnız içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir varlık olmaması içindir. Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyarsa ondan da geri durun. Allah’tan sakının. Çünkü Allah’ın cezası ağır olur.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Allah/ın, kasabalarda sakin olan ahaliden, peygamberine, hısımlara, yetimlere, yoksullara, yoldan kalanlara âittir. Ta ki bu mal içinizden zenginler arasında elden ele dolaşmasın. Peygamber size ne verirse onu alın. Sizi her neden nehiy ederse ondan geri durun. Allah/tan sakının. Çünkü muhalefet edenler hakkında Allah/ın ukubeti şiddetlidir.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Allah’ın, (fethedilen) beldeler halkının mallarından elçisine kazandırdığı mallar/ganimetler [efâ’e], Allah’a,⁵ elçisine, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Yeter ki bu mallar, içinizdeki zenginler arasında dolaşan bir servet/devlet [dûlet] olmasın. Elçi size neyi veriyorsa onu alınız, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçiniz. Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olunuz. Muhakkak ki Allah’ın azabı çetindir.
5 Savaşarak veya savaşmadan kazanılan mallardan/ganimetlerden Allah’a ve elçisine ayrılan pay, kamu yararına ayrılan maldır. Oraya harcanır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından peygamberine verdiği fey, Allah'a, peygambere, onunla yakınlık sahiplerine, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Böylece (bu mallar) sizden zengin olanlar arasında dönüp dolaşan bir servet olmasın. Peygamber size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan sakınıp korkun. Şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
(Bu ayette birinci hissenin Allah ve resulüne ait olduğu vurgulanmıştır. Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu konuda nasıl davrandığını Malik bin Evs bin el-Hadsan, bizzat Ömer’den şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.a) feyden kendisi ve ailesi için nafaka alıyor, geri kalanını da silah ve binek hayvanları için harcıyordu.” (Buhari, Müslim, Müsned-i Ahmed, Neseî, Tirmizi) Ama ne yazık ki Hz. Peygamber’in (s.a.a) vefatından sonra, ayete muhalefet edilircesine tüm fey beytülmale intikal ettirilmiştir.İkinci hisse akrabalar içindir. Yani Hz. Peygamber’in (s.a.a) akrabalarına (Beni Haşim ve Beni Muttalib’e) aittir. Ancak Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra ne yazık ki bu da müstakil bir hisse olarak bırakılmadı. Diğer fakirler, yetimler ve yolcular, Beni Haşim ve Beni Muttalib’in muhtaçları ile eşit tutuldu. Oysa Beni Haşim ve Beni Mattalib’ten muhtaç olanların hakkı, diğer muhtaç Müslümanlarınkinden daha önemlidir; zira onların zekâttan payları yoktur.İbn-i Abbas’tan rivayet olunduğuna göre, ilk üç halife dönemlerinde bu iki hisse yürürlükten kaldırılmıştır. Sadece diğer üç hisse sahipleri, yani fakirler, yetimler ve yolda kalmışlar feyden pay almaya hak sahibi görülmüşlerdir. Yani diğer muhtaçlara verilirken, ayette belirtilmiş olmasına rağmen Peygamber’in akrabalarından muhtaç olanlar ilahi haklarından mahrum bırakılmıştır. Ata bin Sahib’in rivayet ettiğine göre Halife Ömer bin Abdülaziz, kendi halifeliği zamanında Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve akrabalarının hissesini, Beni Haşim’e geri vermiştir. Şimdi Kur’an’daki bu apaçık ayete rağmen bazı kimselerin neden ve hangi esaslar üzere peygamberin akrabalarını bu ilahi haktan mahrum kıldığını en azından sorgulamak gerekmez mi?)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Allah’ın, fethedilen bu şehirlerin halkından alıp Elçisine verdiği fey’e gelince, bunlar; 1-Öncelikle Allah’ın, yani O’nun fakir ve muhtaç kullarının, 2-Peygamberin ve onun vefâtından sonra İslâm Devlet başkanının, 3-Savaşta şehit düşen askerlerin yakın akrabalarının,4-Yardıma muhtaç yetimlerin, 5-Diğer yoksulların 6-Ve evinden yurdundan uzak düşmüş, memleketine dönemeyecek şekilde yolda kalmış olanların hakkıdır. Allah, bu tür düzenlemelerle aranızdaki fakirleri de kalkındırmak istiyor ki, böylece mal ve servet, sadece zenginlerinizin arasında dolaşıp duran bir güce dönüşmesin! Öyleyse, dünya ve âhirette kurtuluşa ermek istiyorsanız, Peygamberin Allah’tan aldığı yetkiyle size getirdiği hayat prensiplerini gönülden benimseyerek alın, uygulayın; sizi yasakladığı şeylerden de uzak durun! Diğer bir deyişle, Allah’tan gelen ilkeler ışığında hayatınıza yön vererek, kötülüğün her çeşidinden titizlikle sakının! Unutmayın, Allah’ın cezalandırması çok çetindir!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Şehirler’in ahâlisinden, Allah’ın kendi rasûlüne fey’ olarak verdiği şeyler, Allah içindir; Rasûl içindir; Yakın (Akraba)lığı olanlar içindir; Yetimler, Düşkün Yoksullar ve Yolda Kalmışlar içindir. Öyle ki içinizden Zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın! Rasûl size ne verdiyse, onu alın! Sizi nelerden nehy ettiyse, ondan kaçının / uzak durun! Allah’tan sakınıp korunun! Allah, Cezalandırması şiddetli olandır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah'ın şehir halkından resulüne bıraktığı ganimet: Allah / hazine, resul, yakınlar, yetimler, yoksullar, yol mağdurları arasında pay edilecektir. Bu taksim, paranın sırf zenginler arasında dolaşıp bir güç haline gelmemesi içindir. Resulün size verdiğini alın, yasakladığından geri durun. Allah'a karşı kendinizi sağlama alın. Çünkü Allah'ın sillesi çok serttir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah’ın fethedilen memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın Resulüne kazandırdığı mallar; Allah’a, Resulüne, O’nun yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara aittir. O mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın diye böyle hükmedilmiştir. Ganimetlerden Resul size ne verdiyse onu alın! Neyi almanızı yasak ettiyse ondan vazgeçin! Allah’ın yasası böyledir. Allah’ın yasasına uyun! Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphesiz Allah’ın azabı çetindir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah’ın (fethedilen) şehirler(in) halkından (sorumluluğunu) Elçisine verdiği şeyler, içinizden sadece zenginler arasında (dolaşan) bir devlet olmasın diye [*] Allah, Elçi, yakınlık sahibi (olanlar), yetimler, yoksullar ve yolcu(lar) içindir. Elçi size ne verdiyse onu alın; size neyi yasakladıysa ondan da kaçının! [*] Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Şüphesiz ki Allah azabı şiddetli olandır.
İslam’ın servete bakışını özetleyen bu cümlede Yüce Allah fakirlerin gözetilmesini, onları kendi hallerine terk etmemek gerektiğini, işleyen ekonominin bir parçası haline gelmelerini sağlamayı, hayatın sadece zenginlerin hakkı değil, aynı zamanda fakirlerin de hakkı olduğu gerçeğini haykırmamız gerektiğini Hz. Muhammed zamanındaki bir örnekle öncelikle bizim dikkatlerimize, ardından bütün insanlığın bilgisine sunmaktadır. Zaten zengin olanların zenginliğine yeniden katkı vermek yerine, fakir olanların ellerinden tutulması, üstelik bunu Yüce Allah’ın bir emri halinde dini bir zorunluluk olarak uygulamak gerektiği öğretilerek, bizzat devlet tarafından gözetilerek fakirlere büyük bir moral kazandırılması da sağlanmış olacaktır Bu cümle bağlam gereği [fey’] denen ve savaşsız elde edilen “ganimet”lerle ilgili olarak Hz. Muhammed’in verdiklerinin alınması, engellediklerinden de kaçınılması gerektiği mesajını içermektedir. [Rasûl] yani Yüce Allah’ın kendisine gönderdiği mesajları ileten kişi olarak Hz. Peygamber’in vahiy adına söylediklerini kabul etmek iman gereğidir. Bu çerçevede Hz. Muhammed’in sözleri de uygulaması da Kur’an’a aykırılık teşkil etmez. Kur’an’a herhangi bir zıtlığın bulunduğu söz ve eylemlerin Hz. Peygamber’e ait olamayacağı aşikârdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah’ın (fethedilen) şehirlerin halkından Peygamberine verdiği fey’, (bu servetin) sadece zenginleriniz arasında dolaşmaması için Allah’a, Peygambere,¹ onun yakın akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa aittir. (Ey îman edenler!) Peygamber, size neyi emrettiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan hakkıyla korkun. Şüphesiz Allah, cezâsı çok şiddetli olandır.²
1 Fey’in, “Allah’a ve Rasûlüne” ait olması, bu servetin “bütün icraatını Allah ve Rasûlü adına yapan” İslâm Devletine ait olmasından bir kinâye olabilir. Zâten âyetin devamında, bu malların taksiminde tek yetkili Peygamber (s.a.v) kılındığına göre, daha sonra bu yetki dört halîfenin de uyguladığı gibi, tamamen Müslümanların halîfelerine aittir.2 Bu âyetten, Efendimizin, din adına getirdiği ve emrettiği şeylere mutlaka itaat etmenin, yasakladığı şeylerden de kaçınmanın farz olduğu, açıkça anlaşılmaktadır. Bazılarının bu emirden kaçmak için hadis rivayetlerindeki bazı sıkıntıları bahane ederek kendilerine bir çıkış yolu bulmaya çalışmaları bu ayete ters düşer. Bu adamların pek çoğu işlerine gelen yerlerde en zayıf rivayetlere, israiliyyatlara, Yahudi ve Hıritiyanların uydurma kitaplarına sarılmaları ve adı-sanı bilinmeyen kişileri kaynak olarak göstermekten medet ummaları özellikle dikkat etmeyi ve bu adamlardan sakınmayı gerektirmektedir. Ayrıca Nisâ: 59’a göre Müslümanların, devlet başkanlarına ita-at etmeleri de farzdır. Sahabenin uygulaması bu şekildedir. Bk. (Âlu İmrân: 32,132, Nisâ: 59, Mâide: 92, Enfâl: 1, 20, 46, Nur: 54, 56 Muhammed: 33, Mücadele: 13, Teğabün: 12)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bu beldelerin halkından [ganimet olarak] ne alındıysa Allah, hepsini Elçisi’ne devretti, [ganimetin tümü,] Allah’a ve Elçisi’ne, ⁸ [ölen müminlerin] yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir; ⁹ (böyle yapıldı) ki o, içinizden [zaten] zengin olanlar arasında dolaşıp duran [bir servet] haline gelmesin. Bu nedenle, Elçi ¹⁰ size [ondan] ne kadar verirse [gönülden] kabul edin ve size vermediği şey[i istemek]ten kaçının; ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: çünkü Allah misillemesinde çetindir.
8 Yani, münferit Müslüman savaşçılara ait değil. Kur’an’da çok sık rastlandığı gibi, buradaki “Allah ve Elçisi” ifadesi, İslam dâvâsından ve onun adına Kur’an ilkelerine ve Hz. Peygamber’in öğretilerine göre toplumu yöneten İslam hükümetinden kinâye olarak kullanılmaktadır.9 Karş. 8:41, fiilî bir savaşta elde edilen ve yalnız beşte biri yukarıdaki beş kategori için ayrılması gereken ganimet ile ilgili ayet (bkz. 8:41, not 41). Bu tür ganimetlerden farklı olarak fey’ şeklinde elde edilen menfaatlerin tamamı yukarıdaki beş grup için kullanılmalıdır. İbnu’s-sebîl terimi (“yolcu”) konusunda bkz. sure 2, not 145.10 Ve onun adına, sonraki zamanlarda, İslam devletinin başkanı, ki -kritik durumlarda- “Allah ve Elçisi”nin payının toplumun ortak refahı için nasıl kullanılması gerektiğine karar verecektir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Savaşsız ele geçirilen beldelerin halkına ait mallardan Allah’ın elçisine verdiği ganimetler; Allah’ın, elçisinin, onun akrabalarının, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmış kimselerin hakkıdır. Böyle olması, servetin içinizdeki zenginler arasında dolaşıp duran bir güç ve iktidar aracına dönüşmemesi içindir. Şu halde elçi bu ganimetten size neyi veriyorsa onu alın, onun vermediğini ise istemekten kaçının. Allah’a karşı gelmekten sakının zira Allah’ın cezalandırması çok şiddetli olandır. 3/161, 8/1-41
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Allah’ın malum beldelerin sakinlerinden alıp Rasûlüne verdiği tüm savaş gelirleri,[⁵⁰¹²] Allah’a, Rasulüne, (onun) yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara[⁵⁰¹³] aittir.[⁵⁰¹⁴] Bunu böyle yaptık ki, servet (sırf) sizden zengin sınıflar arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin.[⁵⁰¹⁵] İmdi, Rasul size (ondan) ne (pay) verirse onu alın, ama size vermediği şeyden de uzak durun. Allah’a karşı sorumlu davranın; unutmayın ki Allah’ın cezası pek şiddetlidir.
[5012] Bu gelirlerden ne anlaşılacağı, 6 ve 7. âyetlerin aynı durumu mu yoksa iki ayrı durumu mu düzenlediğine bağlı olarak tartışılmıştır. İkinci durumda, “Malum beldeler” ile Nadîrlilerin ardından yine kansız biçimde fethedilen yerleşim merkezleri, onlardan “alınan” ile de, öncekinin aksine vatandaşlık vergisi olan “cizye” ve toprak vergisi olan “haraç” gibi menkul gelir kalemleri kastedilmiş olmalıdır. Bu durumda âyetin ille de bir-iki yıl sonra nâzil olması gerekmez. İlâhî bir ihbar olması da muhtemeldir. Bu tartışmaya Enfâl 41 de dahil edilince ihtilaf daha da çeşitlenmiş, var sayılan çelişki nesh teorisiyle çözülmeye çalışılmıştır (İbn Âşûr). [5013] Lafzen: “yol oğlu” (Açıklaması için bkz: 30:38, not 45). [5014] Ganimetin beşte biri Bedr’in ardından inen Enfâl 41’de sayılan kalemlere, geri kalanı mücahidlere taksim edilir. Fakat bedelsiz savaş gelirlerini ifade eden fey’de iki ayrı kalem vardır: Birinci kalem 6. âyetteki gibi gayr-ı menkullerdir. Bunların tamamı Allah Rasûlü’nün tasarrufundadır. İkinci kalem 7. âyette ifade edilen menkullerdir. Bunların tümü 7. âyette sayılan sınıflara taksim edilir. Ganimet ve fey’ hukuku savaş ahlâkının bir parçasıdır. Savaşçıyı mal için can avcılığına teşvik eden keyfî paylaşım esasına dayalı cahiliyye taksiminin yerine ikame edilmiş, çapula son verilmiştir. Çapulda savaşçı elde ettiği malı zimmetine geçirirdi. Vahiy çapulu “kamu malı yeme” (ğulul) saymış ve çapul yapmaya kalkan savaşçıyı ganimetten de mahrum etmiştir (Bkz: 3:161). [5015] Ganimet ve fey’ dağılımında esas alınacak ölçü, dünya durdukça duracak bu ahlâkî gerekçe olmalıdır. Allah Rasûlü Hayber’in fethinden sonra bu arazilerin bir kısmının sahipleri tarafından yarıcı usulüyle işlenmesine izin verdi. Mekke savaşla fetholunduğu halde arazileri ganimet olarak mücahitlere dağıtılmadı. Hz. Ömer, âyeti lafzına değil gerekçesine bakarak tatbik ettiği için, Irak’taki verimli arazileri savaşçılara paylaştırmak yerine, eski sahiplerine zimmetlemişti. Böylece hem toprağın işlenmesini sağlayıp gelirinden pay aldı hem de toprak ağaları oluşmasını önledi.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Allah’ın (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah'a (Kâbe'nin imarına) peygamberine, yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Böylece o malların zenginler arasında dolaşan bir servet olması önlenmiş olur, Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de yasakladıysa ondan sakının. Allah'tan korkun çünkü, Allah’ın azabı çetindir.
Osman Fırat
swap_vert close
Allâh’ın, o kent halkından, Elçisine verdiği mallar, Allah’a, Elçiye, yakınlaraa, yetimlere, yoksullara (yolda kalan) yolcuya âittir. Tâ ki (o mallar), içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Elçi size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allâh’ın azâbı şiddetlidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Allah Teâlâ, Peygamberine fey' olarak ne verdiyse Allah içindir ve Peygamberi içindir ve karabet sahipleri ve yetimler ve yoksullar ve yolda kalmış kimseler içindir. Tâ ki (bu mallar) sizden zenginler arasında dolaşır bir servet olmasın ve size Peygamber ne verirse artık onu alınız ve sizi neden men ettiyse hemen ona nihâyet veriniz ve Allah'tan korkunuz. Şüphe yok ki Allah, azabı şiddetli olandır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Savaş olmaksızın fethedilen ülkelerin halklarına ait mallardan Allah'ın, Peygamberine nasib ettiği ganimetler;Allaha, Resulüne, akrabalara (Peygamber'in yakın akrabalarına), yetimlere, fakirlere ve yolda kalmış gariplere aittir. Ta ki o mallar, sizden yalnız zenginler arasında el değiştiren bir servet haline gelmesin. Peygamber size ne verirse onu alınız, o sizi neden men ederse onu terk ediniz. Allah'a karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki Allah'ın cezası pek çetindir.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Allah'ın, o kent halkından, Elçisine verdiği ganimetler, Allah'a, Elçiye, (ona) akraba olanlara, yetimlere, yoksullara (yolda kalan) yolcuya aittir. Ta ki (o mallar), içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Elçi size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı şiddetlidir.
Âyette áîéÆ (fey') ta'bîri geçer. Fey', savaşmadan ele geçen düşman malıdır. Savaş sonucu ele geçen düşman malına da ganîmet denilir. Âyetin açık anlamına göre bu tür mallar, altıya bölünür. Allah'ın hakkı Ka'be'ye ve diğer mescidlerin onarımına harcanır. Bir kısım bilginlere göre de Allah'a pay ayrılması, saygı içindir. Bütün ganîmetler beşe ayrılır: Resûl'e, onun akrabâsına, yetîmlere, yoksullara ve yolculara birer hisse verilir. Resûl'e ayrılan, onun ve âilesinin geçimliğidir. Kendisinden sonra bu hisse imâma (devlet başkanına), orduya ve devletin ihtiyaçlarına sarf edilir. Yâni bu kısım, devlet başkanının bir çeşit örtülü ödeneğidir. "Tâ ki o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın" ifâdesiyle Kur'ân, servetin belli elerde toplanmasını değil, topluma yalımasını istemekte, böylece sosyal adâletin temelini atmaktadır.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ehl-i Kurâ'dan [³] Allâh'ın rasûlüne virdiği ganâim Allâh'a ve rasûlüne ve rasûlün akrabâsına ve fukarâya ve gurbetde olan yolcılara 'âiddir. Zengînleriniz arasında tedâvül itmemesi içün (böyle hüküm olundı). Rasûlün virdiğini alın ve sizi onden neyh iylediği şeyden el çekin, Allâh'dan sakının, Allâh'ın 'azâbı şiddetlidir.
[3] Medîne civârında sâkin olub Rasûlullah tarafından mağlûb idilen "Kureyza", "Benî Nadîr", "Fedek", "Hayber" ve " 'Arine" gibi kabâil ve kurâdır.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah'ın, o kentlerin halkından alıp Elçisine fey olarak verdiği şeyler; Allah için, elçisi ve yakınları için, yetimler, çaresizler ve yolcular içindir. Böylece onlar, içinizden zenginler arasında dolaşan bir servet haline gelmez. Elçi size ne verirse onu alın ve sizi neden men ederse ondan geri durun. Allah'tan çekinerek korunun; Allah'ın cezası pek ağır olur
Şaban Piriş
swap_vert close
Allah'ın kasaba halkından Peygamberine verdiği ganimetler; içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet/güç olmasın diye Allah'a, Peygamber'e yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir.-Peygamber size ne verdiyse, onu alın ve sizi neden sakındırmışsa, ondan uzak durun. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah'ın azabı şiddetlidir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Allah'ın, fethedilen ülkeler halkından Resulüne nasip ettiği mallar Allah'a, Resulüne, Peygamberin yakın akrabasına, yetimlere, yoksullara ve yolculara(2) aittir. Böylece, o malların, sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet halini alması önlenmiş olur. Peygamber size ne verdiyse alın; neyi yasakladıysa ondan da kaçının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.
(2) Misafir olan, evinden uzakta bulunan, yolculuk yapan, yurdundan uzakta yaşamak zorunda olan.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
ol kim döndürdi Tañrı ya'nį bulın yalavacına köyler ķavmından. Tañrınuñdur daħı yalavacınuñ daħı ħıśımlıķ issinüñ daħı ögsüzlerüñ daħı miskinlerüñ daħı yol erinüñ tā olmaya devlet dutması mal baylar içinde sizden. daħı anı kim virdi size yalavaç ŧutuñ anı daħı andan kim yıġdı sizi andan yıġlınuñ. daħı ķorķuñ Tañrı’dan bayıķ Tañrı ķatı 'aźābludur.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Her nesne ki ġanīmet virdi Tañrı Ta‘ālā resūline şehrler ehlinden, TañrıTa‘ālānuñdur, daḫı nebī naṣībidür, ḳarāyibler naṣībidür, daḫı yetimler ve mis‐kinler ve ġarāyibler naṣībidür. Ḥattā ki devlet olmaya baylar arasında siz‐den. Daḫı ne kim size virse peyġamber anı aluñuz ve ne kim sizi andanḳaytarsa ḳaytuñuz. Daḫı Tañrıdan ḳorḳuñuz, Tañrı Ta‘ālā ḳatı ‘iḳābludur.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Allah Öz Peyğəmbərinə (fəth olunmuş) məmləkətlərin əhalisindən (dinc yolla) verdiyi qənimət Allaha, Peyğəmbərə, (Muhəmməd əleyhissəlama yaxın olan) qohum-əqrabaya, yetimlərə, yoxsullara və (pulu qurtarıb yolda qalan) müsafirə (yolçulara) məxsusdur. Bu ona görədir ki, (həmin mal-dövlət) içərinizdəki zənginlər arasında əldən-ələ dolaşan bir sərvət olmasın (ondan yoxsullar da faydalansın). Peyğəmbər sizə nə verirsə, onu götürün; nəyi qadağan edirsə, ondan əl çəkin. Allahdan qorxun. Həqiqətən, Allahın cəzası çox şiddətlidir.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
That which Allah giveth as spoil unto His messenger from the people of the townships, it is for Allah and His messenger and for the near of kin and the orphans and the needy and the wayfarer, that it become not a commodity between the rich among you. And whatsoever the messenger giveth you, take it. And whatsoever he forbiddeth, abstain (from it). And keep your duty to Allah. Lo! Allah is stern in reprisal.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
What Allah has bestowed(5379) on His Messenger (and taken away) from the people(5380) of the townships,- belongs to Allah,- to His Messenger(5381) and to kindred and orphans, the needy and the wayfarer; In order that it may not (merely) make a circuit between the wealthy among you. So take what the Messenger assigns to you, and deny yourselves that which he withholds from you.(5381-A) And fear Allah. for Allah is strict in Punishment.
5379 The Jews had originally come from outside Arabia , and seized on the land near Madinah. They refused to adapt themselves to the people of Arabia , and were in fact a morn in the side of the genuine Arabs of Madinah. Their dispossession is therefore a restoration of the land to its original people. But the word Fa' is here understood in a technical sense, as meaning property abandoned by the enemy or taken from him without a formal war. In that sense it is distinguished from Anfal, or spoils, taken after actual fighting, about which see 8:1, 41. 5380 The people of the townships: the townships were the Jewish setlements round Madinah, of Banu al Nadir and possibly of other tribes. Cf. the "townships" mentioned in 59:14 below. The reference cannot be to Wadi al Qura ( Valley of Towns ), now Mada'in Salih, which was subjugated after Khaybar and Fadak in A.H. 7, unless this verse is later than the rest of the Surah. 5381 Belongs to Allah: i.e., to Allah's Cause; and the beneficiaries are further detailed. No shares are fixed; they depend upon circumstances, and are left to the judgement of the Leader. Compare a similar list of those entitled to Charity, in 2:177, but the two lists refer to different circumstances and have different beneficiaries in addition to the portion common to both. 5381-A Alternatively these words may be translated: "So take what the Messenger gives you, and refrain from what he prohibits you". [Eds.].  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
مَٓا
o şey ki
اَفَٓاءَ
ganimet verdi
اللّٰهُ
Allah
عَلٰى رَسُولِه۪
resulüne
مِنْ اَهْلِ
halkından
الْقُرٰى
memle-ketler
فَلِلّٰهِ
artık Allah'a aittir
وَلِلرَّسُولِ
ve resul için
وَلِذِي الْقُرْبٰى
ve yakınlık sahibi için
وَالْيَتَامٰى
ve yetimler
وَالْمَسَاك۪ينِ
ve yoksullar
وَابْنِ السَّب۪يلِۙ
ve yolda kalmış
كَيْ
öyle ki
لَا يَكُونَ
olmasın
دُولَةً
dolaşan bir şey
بَيْنَ
arasında
الْاَغْنِيَٓاءِ
zenginler
مِنْكُمْۜ
sizden
وَمَٓا
ve o şey ki
اٰتٰيكُمُ
size verdi
الرَّسُولُ
resul
فَخُذُوهُ
artık onu alın
وَمَا
ve o şey ki
نَهٰيكُمْ
size ya- sakladı
عَنْهُ
ondan
فَانْتَهُواۚ
hemen sakının
وَاتَّقُوا
ve takvâlı olun
اللّٰهَۜ
Allah'a karşı
اِنَّ
şüp- hesiz
اللّٰهَ
Allah
شَد۪يدُ
pek şid- detlidir
الْعِقَابِۢ
cezası
Allah'ın, (fethedilen) memleketler halkından resulüne verdiği ganimetler; Allah'a, resul(ün)e, yakınlar(ın)a, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (o mallar ve servet), içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın! Resul size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının! Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Çünkü Allah, cezası pek şiddetli olandır.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَفَٓاءَ
Fiil-IV
ف ي ا
Ganimet verdi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَهْل
İsim
ا ه ل
Ehl, halk, aile, sahip
قَرْيَة
İsim
ق ر ي
Her türlü yerleşim yeri (memleket, kasaba, şehir, ülke, köy, belde)
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
ذُو
İsim
ذُو
Sahibi
قُرْبٰى
İsim
ق ر ب
Akrabalık, yakınlık, yaklaşma
يَتِيم
İsim
ي ت م
Yetim
مِسْكِين
İsim
س ك ن
Yoksul, fakir
اِبْن
İsim
ب ن ي
Oğlu, (Çoğulu اَبْنَٓاءَ: oğulları, çocukları)
سَبِيل
İsim
س ب ل
Yol
كَى
Masdar harfi
كَى
Ki, için, ta ki
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
دُولَة
İsim
د و ل
Dolaşan bir şey
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
غَنِىّ
İsim
غ ن ي
Ğaniyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Zengin, kerim ve her şey kendisine muhtaç olan demektir), zengin, müstağni
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
اَخَذَ
Fiil-I
ا خ ذ
Aldı, yakaladı, tuttu, alıkoydu
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
نَهٰي
Fiil-I
ن ه ي
Men etti, yasakladı, alıkoydu
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
اِنْتَهٰى
Fiil-VIII
ن ه ي
Vazgeçti, sakındı
اِتَّقٰى
Fiil-VIII
و ق ي
Takvâ sahibi oldu, sakındı, korundu, korktu
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
شَدِيد
İsim
ش د د
Şiddetli, sağlam, kuvvetli, zorlu
عِقَاب
İsim
ع ق ب
Ceza, azap, sona erdirme, cezalandırma