(Ey insanlar!) Rabbinizden bir mağfirete ve eni gökle yerkürenin (uzaydaki bütün gök cisimleri ile arzın yan yana getirilmesiyle oluşan) genişliği kadar olan cennete (ulaşmak için) yarışın (koşuşun)ki, Allah’a ve (onun mesajlarını tebliğ eden) elçilerine iman etmiş olanlar için hazırlanmış (olacak)tır. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu (iman etmek ve salih amellerde bulunmak suretiyle) isteyen herkese (hak edene) verir. Ve Allah, büyük lütuf sahibidir. (*)
(*) Yani öyle bir cennet ki, şayet bütün gök cisimleri, galaksiler, yıldızlar, gezegenler, güneş, ay, dünya vs. yan yana getirilip tek bir parça oluşturulduğundan meydana gelebilecek bir genişlikten söz ediliyor. Ya da burada cennetin genişliğiyle ilgili anlatımın amacı bu konuda bir sınır tayin etmek ve ölçü vermek değil, bu genişliğin insan tasavvuruna sığmayacak kadar büyük olduğunu ifade etmektir (İbn Âşûr, XXVII, 408; başka yorumlar için bk. Şevkânî, V, 203; benzer bir ifade ve izahı için bk. Âl-i İmrân 3/133). Peki, fiziksel anlamda henüz cennet ve cehennemin yaratılmadığı hâlde her ikisi için de ( أعدت) ‘’uiddet’’ hazırlanmıştır, şeklindeki geçmiş fiil kipleri neden kullanılmıştır? Bunun nedenlerini şöyle açıklamak mümkündür. Başta şunu bilmemiz gerekir ki “Kur’an’da Bir Anlatım Sanatı Olarak Muhakkaku’l-Vukû‘ Ke’l-Vukû‘ Prensibi çok yaygındır. Çünkü Kur’an’daki olayları anlatan veya söz konusu olayları meydana getirecek olan her şeyi bilen ve her şeye kadir olan bizzat yüce Allah’tır. Bu yüzden anlattığı şeyler o kadar kesindir ki, olup bitmiş gibi sayılır. İşte bu nedenle gelecek olan olaylar için de geçmiş fiil kiplerini bir kelimenin isim ya da mastar halinin kullanılması fiil cümlesi ile ifade edilebilecek bir cümlenin isim cümlesi olarak kullanılması, okuyucuyu daha fazla etkilemek amacıyla şart cümlesinin tamamlanmaması ve gelecekte meydana gelecek bir olayı anlatırken okuyucunun zihninde bu olayın mutlaka gerçekleşeceği hissi uyandırmak ve buna olan inancını pekiştirmek için mâzî/geçmiş zaman fiilinin kullanılması bu yönlerden bazılardır. Çoğu zaman mâzî fiilin gelecek zaman anlamı içerecek şekilde kullanılmasına ‘’ محقق الوقوع كالوقوع ‘’ ya da ‘’ ارادة الوقوع كالوقوع ‘’Kesin olacak olan bir şey olmuş‐bitmiş gibidir.” kuralı adı verilmektedir. İşte bu nedenle Kur’an’da, gelecek olaylar olan, sûra üfürülüş, kıyamet, diriliş, haşir, neşir, cennet, cehennem vs. ahiretteki olaylardan söz edilirken genel de mazi fiil kiplerini kullandığını görmekteyiz. İşte gelecekte olacak bir olayın mâzî kalıbıyla aktarılması “yüce Allah’ın bize verdiği haberlerde uyguladığı bir gelenektir. Çünkü bu haberler, inandırıcılığı ve gerçekliği bakımından mevcut ve gerçekleşip tahakkuk etmiş gibidir. Görüldüğü gibi Kur’an’da bir şeyin kesin bir şekilde meydana geleceğini hissettirmek için farklı kelime formlarının kullanıldığını ve bunun Kur’an üslubunun bir niteliği olduğunu ifade eden birçok müfessir ve dil bilimci bulunmaktadır. Kuralı farklı şekillerde ifade etseler de bütün kullanımları değerlendirerek adlandırdığımız muhakkaku’l‐vukû‘ ke’l‐vukû‘ prensibinin en yaygın kullanımının olduğu görülmektedir. Bütün değerlendirmeler sonucunda muhakkaku’l‐vukû‘ ke’l‐vukû‘ ifadesinin müfessirlerin ve dilcilerin işaret etmek istedikleri anlama en uygun, manayı kapsayan ve aynı zamanda anlatılmak isteneni en kısa şekilde ifade eden bir tabir olduğunu söylememiz mümkündür. SONUÇ: Bu şekilde sözün sanatsal anlatımı, verilmek istenen mesajın daha güzel algılanmasına katkı sağlayacağı gibi sözü dinleyenin iç dünyasına da etki eden bir yöntemdir. İnsanların yapmaları ya da yapmamaları gereken emirlerin anlatıldığı, kıyamette meydana gelen olayların betimlendiği ayetlerde oldukça çeşitli sanatsal anlatımların kullanıldığı görülmektedir. Bu şekilde bir duygu yoğunluğu oluşturulmaktadır.