(Resulüm, Umre seferine çıkmamış olan) Bedevilerden geri bırakılanlara de ki: “Siz, mutlaka ilerde güçlü kuvvetli saldırgan bir topluluğa karşı (savunma amaçlı savaşmaya) çağrılacaksınız. Onlarla (o saldırgan toplulukla) karşılıklı savaşacaksınız veya onlar (size saldırmaktan vazgeçip barış yapmak üzere) teslimiyet gösterirler (barış yaparlar). Eğer (bu konuda) itaat ederseniz, Allah size güzel bir karşılık verecektir. Ve eğer evvelce (Hudeybiye seferine katılmaktan) yüz çevirmiş olduğunuz gibi yine de yüz çevirirseniz sizi acı bir azapla (sıkıntı vermekle) cezalandırır.” *
(*) Mü’minlerin kendileriyle savaşmaya çağırılacakları bu çetin ve güçlü düşmanın hangisi olduğu konusunda farklı rivayetler vardır. Ama Mekke fethinden sonra Müslümanları yok etmek ve onları ana yurtlarından söküp atmak için saldırıya geçmek üzere güçlü bir ordu hazırlayan ve Huneyn’de kendileriyle savaşılan Sakîf, Hevâzin ve bunlara katılan güçler olduğu görüşü daha isabetlidir. Çünkü Huneyn Savaşı’nın nedeni; Malik bin Avf en-Nadri’nin bir ordu yönetmesi, Sakif’e ek olarak tüm Havazin’i toplaması ve ordusuna Ceşm, Mudar, Saad bin Bekir ve Banu Hilal’in katılması olup bu ordunun amacı, özellikle Cenab-ı Hakk’ın Mekke’yi fethedip İslam ve Müslüman topraklarına katmalarını sağladıktan sonra, Müslümanlara saldırıp onları yok etmek ve islam topraklarını kendi hâkimiyetleri altına almak çabası idi. İşte bu ayette bu duruma vurgu yapılıyor. (الله اعلم) Özetle, bunun nedeni, bunların o sırada topluca Mekke’de bulunan Müslümanlara saldırı yapmalarına karar vermelerinden kaynaklandığı rivayet edilmiştir. Bkz: (Vakıdi, Muhammed b. Ömer, Kitabu’l Meğazi, c. 3, s. 885; Belazuri, Ahmed b. Yahya, Ensabu’l Eşraf, c. 1, s.438) Ayrıca ayette geçen (يسلمون)’’ yuslimüne’den kasıt savaşın zıddi olan barış için teslimiyettir. Bu ifadeyi Müslüman olurlar şeklinde tercümesini yapmak ise ayetteki cümlelerin uyumluluğu açısından doğru olmaz. Zira önceki cümle olan (تقتلون)’’tukatilüne’’, sonraki cümle ise savaşın zıddı olan (يسلمون)’’yüslimune’’dir. Yani onlar savaşı bırakıp barışa girerler’’ şeklindedir. Çünkü ya savaş olur ya da barış olur. Yoksa ayette (يسلمون)’’yüslimüne yerine (يؤمنون)’’yü’minüne ’’yani‘’iman ederler’’şeklinde bir ifade kullanılırdı. Ayrıca bununla alakalı metinleri aşağıya alınan lügatlarda da (أَسلَمَ : دخل في السِّلْم)’’esleme, dehale fis-silmi’’yani barışa girdi, barış yaptı. İşte burada da fiili mazi olan‘’esleme’’nin muzari fiili se, (يسلم)’’yüslimü ’’dür. Yani barışa girer, barış yapar, şeklinde olur.*
أسلَمَ : دخل في السِّلْم (تعريف و معنى أسلم في معجم المعاني الجامع) أسلم : دخل في السلم. (تعريف و معنى أسلم في قاموس الكل - المعجم: الرائد ) السَّلْمُ :سلام، أمان، وصلح، خلاف الحرب خلاف الحربِ (معجم المعاني الجامع)..وقال رسول الله صلى الله عليه وسلم في حجة الوداع: «ألا أخبركم بالمؤمن، المؤمن من أمنه الناس على أموالهم وأنفسهم والمسلم من سلم الناس من لسانه ويده والمجاهد من جاهد نفسه في طاعة الله والمهاجر من هجر الخطايا والذنوب»
Ayrıca Allah Resulü Veda Haccında Müslümanın tanımını şöyle yapıyor: “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu (zarar görmediği) kimsedir. Mü’min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir.” Mücahit ise, Allah’a itaat yolunda kendi nefsi ile cihad eden/gayret gösteren kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” Bkz: Ebu Hureyre | Al-Albani | Kaynak: Sahih Al-Nesa’i Sayfa veya numara: 5010 | Güncellenen kararın özeti: Hassan Sahih: Tahric: Tirmizî (2627) ve Al-Nesa’i (4995) ve Ahmed (8918 İşte bu hadisi şeriften de anlaşıldığı gibi Müslümanın anlamı, barış yapan, barışa giren, (kendisine veya yurduna saldırılmadıkça) savaşmayan ve hiçbir surette kimseye zarar vermeyendir. Demek ki, (يسلمون)’’yüslimüne’’barış yaparlar şeklindedir. Yine CİHAD ve mücahidin ne anlama geldiğini Allah Resulünden öğrenmiş oluyoruz. Buna göre Kur’an’daki cihad’ın savaşla bir ilgisi yoktur.