İşte bu (yol), Allah’ın (peygamberleri vesilesi ile kullarına) gösterdiği dosdoğru (İslâm) yol (u) dur. Allah, hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf eden kulunu (lütfuyla) doğru yola iletir. Eğer *(farz-ı muhâl) onlar (peygamberler) Allah’a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi.
Âyet-i kerîme, Allah Teâlâ’ya ortak koşmanın ne kadar korkunç bir şey olduğunu, yüce mertebelerine rağmen, peygamberler dahi *(farz-ı muhâl) böyle bir hâle düşecek olsalar onların da amellerinin boşa gideceğini, hiçbir zaman kurtuluş yolu bulamayacaklarını bildirmektedir. Yoksa hâşâ, peygamberlerden böyle bir şeyin meydana gelmesi mümkün değildir.
* “Farz-ı muhâl”; Gerçekleşmesi asla mümkün olmayan bir konu hakkındaki varsayım, “kesinlikle olamaz ve olmayacak fakat sayalım ki oldu” manasında.
* Peygamberler, ismet (günahsızlık) sıfatına sahiptirler. Hayatlarının hiçbir döneminde (çocukluk, gençlik, peygamberlik öncesi veya peygamberlik vazifesini yaparken) küçük-büyük, gizli-açık hiçbir günaha meyletmezler, her daim ilâhî koruma altındadırlar.