(Resulüm!) De ki: “Bize fayda da zarar da verebilecek durumda olmayanları (aciz yaratıkları) Allah’ın yanı sıra ilâhlar edinip, kendilerine duada mı (yalvarıp dilekte mi) bulunalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, ‘Gel bize katıl!’ diye yolun doğrusuna çağıran arkadaşlarına rağmen şeytanların (insanları doğru yoldan saptıran kimselerin kendisini) kandırıp yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaştırdığı kimsenin durumuna düşerek, topuklarımızın üzerinde gerisin geriye (şirke) mi dönelim? (Yine) de ki: “Şüphesiz, Allah’ın hidayeti, doğru yolun ta kendisidir. Ve biz kendimizi âlemlerin (evrenin) Rabbine teslim etmekle emrolunduk“*
(*) İnsanın heykel, taş, ağaç, yatır, ruh, melek ya da insan gibi varlıklara yalvarması, ağaçlara çaput bağlayarak dilek tutması, Allah’a inanmakla beraber aracılar vasıtasıyla O’na ulaşmaya çalışması ve bu aracılardan yardım dilenmesi şizofreni bir vakıadır. Bunların hepsi yarar ya da zarar dokundurmak bakımından eşittir. Hele ölen insanların türbelerine, mezarlarına giderek onlarla ilişki kurma psikozu içinde menfaat beklentisine girmesi muhakeme yetisi bulunan bir insan için faciadır. (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Müslümanlar, kendilerini eski bâtıl dinlerine döndürmeye çalışan müşriklerin kötü emellerine karşı uyarılmaktadır. Nitekim müşrikler kendi akraba ve dostları olan müslümanları İslâmdan dönmeleri için ikna etmeye çalışmışlar; hatta giderek onlara bu yönde şiddetli baskılar uygulamışlardır. Kur’an başka yerlerde bu sözlü ve fiilî baskıyı veya bu baskı sebebiyle dinden dönmeyi ölmekten daha büyük ve daha şiddetli bir fitne olarak nitelemiştir (Bakara-191, 217; fitnenin anlamı konusunda geniş bilgi için bkz. Bakara-191). Bu âyette, güzel bir teşbihle, müslümanları inkâr ve irtidada çağıran müşrikler, insanların aklını çelip yolunu şaşırtan şeytanlara; onların bu çağrısına aldananların durumu, şeytanların aldatmasıyla aklî dengesi bozulduğu için yolunu kaybedip ne yapacağını bilemez bir halde ortalıkta şaşkın kalan kimsenin durumuna; Allah’ın insanları hak dine ve imana davet etmesi de bir kimseyi gerçek dostlarının doğru yola çağırmasına benzetilmiştir (İbn Âbşûr, VI, 302-303).