(Resulüm!) De ki: "Ben size ’Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum; ne gaybı (insan idrakini aşan şeyleri ve geleceği) bildiğimi söylüyorum, ne de size ’Ben bir meleğim diyorum: Ben (bir beşer ve kul olup) sadece bana vahyedilene (Kur’an’a) uyuyorum." (Yine) de ki: (hakikati) gören ile görmeyen bir olur mu? Siz düşünmez misiniz?"*
(*) Hz. Peygamber insanlara yalnızca “Allah’ın âyetlerini, akıl, gönül ve vicdanlara hitap eden delillerini duyuruyordu. Müşrikler ise öteden beri kâhin, sâhir, arrâf gibi isimlerle andıkları kişilerde olağanüstü güçlerin mevcut olduğuna inanıyor; peygamber olduğunu ve Allah katından bilgiler getirdiğini söyleyen Hz. Muhammed’de de bu şekilde güçler bulunması gerektiğini düşündükleri için ondan meselâ bir dağı altın kütlesi haline getirmesini (Müsned, I,242,258), gökten melekler indirmesini ve onlarla konuştuğunu kendilerine göstermesini istiyorlardı. Kendisinden olmayacak şeyler bekliyorlar, kendisinden yapamayacağı şeyler istiyorlar, gaybı bilmesini, gayptan haber vermesini, kendisini aşan tabiatüstü mûcizeler göstermesini, olmazı oldurmasını istiyorlardı. Allah’la Peygamberi karıştırıyorlardı. Allah’tan istenmesi gereken şeyleri bir beşerden istiyorlardı. Allah’ın sıfatlarını peygamberle karıştırıyorlardı. İşte bütün bu bozuk inanışları düzeltmek için Rabbimiz burada elçinin konumunu (yani elinde Allah’ın hazineleri olmadığını, gaybı bilmediğini, bir beşer olup melek olmadığını ve onun görevi sadece vahye uymak olduğunu vs. şeklinde) belirliyor… Evet, işte elçinin fonksiyonu, işte elçinin konumu budur…İşte bu ayet, Hz. Peygamber’in bu cahilce taleplere vermesi istenen çarpıcı cevabı içermektedir. Aslında zihni ve gönlü hakikate açık, önyargılardan uzak, ruhu ihtiraslarla kirlenmemiş, beyni inkâr ve isyan duygularıyla körleşmemiş insanlar için, Allah’tan vahiy aldığı birçok kanıtla anlaşılan bir kimsenin, hiçbir komplekse kapılmadan, engin bir tevazu hali sergileyerek böylesine gerçekçi ve samimi beyanlarda bulunması, dağları altına çevirmekten daha güçlü ve ikna edici bir delildir. Fakat “Hiç kör ile gören bir olur mu?” Onun için âyetin sonunda “Hiç düşünmez misiniz?” buyurulmuştur. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 407) Ayrıca eğer Hz. Peygamber gaybı, yani geleceği ve göz önünde olmayanı bilmiyorsa, başkasının bunları bilmesi hiç de mümkün değildir.