close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

En'âm Sûresi 20. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Elleżîne âteynâhumu-lkitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum(m) elleżîne ḣasirû enfusehum fehum lâ yu/minûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, Peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, fakat kendilerine zarar verenlerdir inanmayanlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Aslında) Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz Onu (Kur’an’ı ve Resulüllah’ı), çocuklarını tanır gibi tanımakta (ama bile bile inkâra sapılmakta)dır. Kendilerini hüsrana (en büyük ziyana) uğratanlar; işte onlar (inanmayanlardır ve) inanmayacaklardır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz Yahudi ve Hıristiyanlar, O hak peygamberi kendi oğullarını nasıl tanıyorlarsa, öylece tanırlar; ama onlar arasında, kendilerine yazık edenler var ya işte onlardır inanmayanlar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kendilerine kutsal kitaplar verdiğimiz kimseler, peygamberi, Muhammed'i, öz oğullarını bildikleri gibi, kitaplarında zikredilen özellikleri sebebiyle bilirler, tanırlar. Kendilerini, birbirlerini hüsrana uğratanlar, işte onlar iman etmeyecekler.
bk. Kur’an-ı Kerim, 3/81; 26/196; 61/6.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendilerine kitap vermiş olduklarımız onu (Peygamberi) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanımaktadırlar. Kendilerini zarara sokanlar işte onlar iman etmezler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin bilginleri, o Peygamberi (Hazreti Muhammed Aleyhisselâmı), oğullarını tanıdıkları gibi bilir ve tanırlar. Küfre varmakla nefislerine ziyan edenler, işte onlar iman etmezler...
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, çocuklarını tanıdıkları gibi o Peygamber’in (evsafını) bilirler. Fakat kendilerini zarara sokanlar, işte onlar inanmazlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, Peygamberi kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.
Besim Atalay
swap_vert close
Kendilerine kitap verilmiş olanlar, oğullarını bildiklerince, onu da bilmekteler, kendi özlerine ziyan edenler, inanmayan kimselerdir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz (Yahudi ve Hristiyanlar), o (Muhammed'i öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar/bilirler. (Aklını kullanmayarak) kendilerini hüsrana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
Bkz. 2/76, 146, 61/6  
Cemil Said
swap_vert close
Ehl-i kitâb Muhammed ’aleyhisselâmın nübüvvetini kendi çocuklarını nasıl tanırlar ise öyle tanırlar. Fakat kendi nefîslerine zulm idenler âna inanmıyacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; fakat kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (Peygamberi) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.[172] Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
Çünkü Tevrat’ta ve İncil’de Resûlullah hakkında tanıtıcı bilgiler vardır. (Bakınız: Bakara sûresi, âyet, 146)  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenlere gelince, işte onlar inanmazlar.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.
Edip Yüksel
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, çocuklarını tanır gibi bunu tanır. Kişiliklerini yitirenler inanmıyanlardır
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, Peygamber'i, kendi oğullarını bildikleri gibi, bilirler. Kendilerine yazık edenler var ya! İşte onlar iman etmezler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Kendilerine kitâb verdiğimiz ümmetlerin uleması o Peygamberi kendi oğullarını bilir gibi bilirler, kendilerine yazık edenlerdir ki ancak iyman getirmezler
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Kitaplarında, son peygambere dair bir bilgi bulunmadığını söyleyen o) kendilerine kitap verdiklerimize gelince… (Bile bile hakkı gizleyen o yahûdî ve hıristiyanlar, kesinlikle yalan söylüyorlar. Zira ellerindeki kitaplarda bu bilgiler mevcuttur. İşte bundan dolayıdır ki) onu (resûlümüz Muhammed’i), kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar (fakat buna rağmen bile bile hakkı inkâr ederler. Israrla hakkı inkâr ederek) kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar îmân etmezler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu çocuklarını tanır gibi tanırlar. O kimseler, kendi nefislerine hüsran¹ ettiler, işte onlar iman etmezler.
1- İnsanın, ömrünü boş şeyler uğruna tüketip, ebedi kayba uğraması.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler onu (o hak peygamberi) öz oğullarını nasıl tanıyorlarsa öyle tanırlar. Nefislerini hüsrana uğratanlar (yok mu?) işte onlardır ki (peygambere) inanmazlar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu (kitablarında alâmetlerini gördükleri o âhir zaman peygamberini) kendi oğullarını tanımakta oldukları gibi tanırlar.(1) Kendilerini hüsrâna uğratan o kimseler yok mu, işte onlar îmân etmezler.
(1)“Selmânü’l-Fârisî, o da evvel nasrânî (hristiyan) idi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın evsâfını (vasıflarını) gördükten sonra, onu arıyordu. Hem Temim nâmında mühim bir âlim, hem meşhur Habeş reisi Necâşî, hem Habeş nasârâsı (hristiyanları), hem Necrân papazları; bütün müttefikan(ittifakla) haber veriyorlar ki: ‘Biz, evsâf-ı nebeviyeyi (Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ınvasıflarını) kitablarımızda gördük, onun için îmâna geldik.’ ” (Zülfikār, 19. Mektûb, 68) Ayrıca bakınız; (sahîfe 374, hâşiye 2)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler(in bilginleri), kendi öz oğullarını bildikleri gibi onu da (Kur’an’ın Allah tarafından vahyedildiğini de) bilirler. Ama kendilerine yazık etmiş olanlar var ya, işte onlar (bu şekilde) inanmıyorlar. *
(*) (يعرِفُونَهُ) ‘’ya’rifunehu’’ daki zamirin Kur’an’ı gösterdiği yorumu ise, bağlamla daha uyumludur. Aşağıda da İbn Aşür, bu yönde ayetin tefsirini yapmıştır. Ayrıca ayette geçen (يعرفونه)’’ ya’rifunehu’’ tanımak anlamında değildir, çünkü tanımak, bir şeyin fiziki yönünü, şeklini ve suretini ifade eder. Oysa onların Hz. Muhammed’i şeklen tanımaları ne anlama gelir? Ayette yüce Allah onu şeklen mi tanıdıklarını söylüyor? Böyle bir şey olur mu? Demek ki, bu kelimenin anlamı tanımak değil, bilmektir. Ayrıca (يعرِفُونَهُ) daki (hu) zamiri de Allah’ın tek bir ilah olduğuna veya Kur’an’a gider. Yine (اعرف اللغة العربية)’’a’riful lüğatel arabiye’’ yani Arapça dilini biliyorum’’ diyorsun. Ben Arapçayı dilini tanıyorum, demiyorsun. İşte burada da (يعرفونه)’’ ya’rifunehu’’onu tanıyorlar değil, biliyorlar şeklindedir. Bir de peygamber ismi bu ve daha önceki ayetlerde geçmiyor ki, buradaki (o) zamiri ona gitsin. Ama önceki ayette hem Allah’ın tek bir ilah olduğuna hem de vahyedilen Kur’an’a vurgu yapılmaktadır. İşte bağlam gereği “Kur’an” anlamı önceliklidir. Benzer şekilde “kıble”ile ilgili olmak üzere bkz: Bakara-146 والثالث: أنها ترجع إلى القرآن. فالمعنى: يعرفون الكتاب الدال على صدقه؛ ذكره الماوردي. (زاد المسير في علم التفسير) فالضمير المنصوب في قوله: {يعرفونه} عائد إلى القرآن الذي في قوله: { وأوحي إليّ هذا القرآن } [الأنعام: 19]. والمراد أنَّهم يعرفون أنّه من عند الله ويعرفون ما تضمّنه ممّا أخبرت به كتبهم، ومن ذلك رسالة من جاء به، وهو محمد صلى الله عليه وسلم لما في كتبهم من البشارة به. والمراد بالذين أوتوا الكتاب علماء اليهود والنصارى كقوله { قل كفى بالله شهيداً بيني وبينكم ومن عنده علم الكتاب } [الرعد: 43  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, kendilerine gelen elçiyi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. O kimseler kendilerine yazık etmiş olanlardır. Sonra onlar kesinlikle iman etmezler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O kimseler ki kendilerine Kitap verilmiştir, onu öz oğullarını nasıl tanırlarsa öyle tanırlar. O kimseler ki kendilerine yazık etmişlerdir, artık onlar inanmazlar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kitaba nâil ettiğimiz kimseler peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Şirk ile kendilerini ziyana sokanlar ise iman getirmezler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu/peygamberi kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini zarara sokanlara gelince, işte onlar inanmazlar.
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendilerine kitab verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar iman etmezler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Kendilerine daha önce Kitap verdiklerimiz, yani Yahudi ve Hıristiyan bilginleri, Muhammed’in gerçek bir Peygamber olduğunu pekâlâ bilir, hattâ onu kendi öz evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Fakat bile bile kötülüğü tercih ederek kendilerine yazık edenler, çıkarlarına ters gördükleri için Kur’an’a inanmazlar. O hâlde:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Kitap verdiğimiz kimseler, onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıyorlar. Nefislerini hüsrana / zarara uğratanlar artık inanmazlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ehlikitap, Muhammed’i kendi çocukları kadar yakından tanırlar Ama kendilerine olan öz güvenlerini yitirmiş oldukları için inanmazlar.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Kendilerine önceden kitap verdiğimiz toplumlar elçilerin özelliklerini iyi bilirler. Bu nedenle elçimiz Muhammed’i kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. İsterseniz daha önce kitap verilen Yahudilere, Hristiyanlara sorun! Onlar size gerçeği söyleyeceklerdir. Ancak kendilerini ziyan edenler; söylediğimiz gerçeklere inanmazlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu [*] kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. [*] Kendilerine yazık edenler var ya işte onlar inanmazlar.
Burada kastedilen, “Kur’an” veya “Hz. Muhammed” olabilir. Bağlam gereği “Kur’an” anlamı önceliklidir.,Benzer şekilde “kıble” ile ilgili olmak üzere bir ayet için bkz. Bakara 2:146.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz,¹ o (Peygamberi) kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler.² Ama buna ancak kendilerine yazık edenler, inanmazlar.
1 Yani kendilerini Yahûdî ve Hıristiyan olarak tanımlayanlar…2 Âyetin bu bölümü için Bk. (Bakara: 146)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Daha önce vahiy verdiklerimiz, bunu, ¹⁴ kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama [onlar arasından] kendilerine yazık edenler (var ya), işte onlardır inanmayı reddedenler.
14 Yani, bütün sahih kitaplarda vurgulanmış olan, Allah’ın aşkın benzersizliği ve birliği hakikatini.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Vaktiyle kendilerini, vahye muhatap kıldığımız kimseler bunu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar, işte onlar bu hakikate Kuran’a inanmayanlardır. 2/146, 23/69, 2/64, 39/15
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Daha önce vahye muhatap kıldıklarımıza gelince: onlar onu[¹⁰²⁶] kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerine zarar veren kimseler var ya: işte onlardır inanmaya yanaşmayanlar.
[1026] Buradaki “o” zamiri teorik olarak Allah Rasûlü’nü gösterebileceği gibi, vahyi de gösterebilir (Krş: 2:146). Fakat zamirin doğrudan Allah Rasûlü değil de, “Yahudilerin elçi geleceğine dair irfanını/kanaatini” göstermesi çok daha isabetlidir. Zira bu âyetle birlikte okunması gereken Bakara 146’da men ‘arafû (tanıdıkları kimse) yerine mâ ‘arafû (tanıdıkları şey) gelmesi, “Yahudilerin “öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıdıkları” (6:20) şeyin, Hz. Muhammed’in şahsı değil, bir elçinin geleceğine dair kanaate dayalı itikatları olduğunu gösterir. Zamirin Kur’an’ı gösterdiği yorumu ise, bağlamla daha uyumludur. Ya’rifûne fiilinin mastarı olan ma’rifet, ‘iz ve işaretlerine bakarak bir şey hakkında kanaate varmak’tır. Marifet dolaylı ve flu bilgidir. İlimle arasındaki fark budur. Bu nedenle Allah için Âlim kullanılır fakat Ârif kullanılmaz.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar! (Çünkü kendi kitaplarında onun geleceğine ait müjde haberlerini ve vasıflarını okumaktadırlar, ancak içlerinden hakkı teslim etmeyenler) Kendilerine yazık edenler (Son peygamber kendi kavimlerinden gelmediği için hased edenler) ona iman etmezler.
Osman Fırat
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyana sokanlar var ya, işte onlar iman etmezler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Kendilerine kitap vermiş olduğumuz kimseler, O'nu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanır bilirler. O kimseler ki nefislerini hüsrâna uğratmışlardır, işte onlar imân etmezler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin bilginleri o Peygamberi, kendi öz evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama kendilerine acımayıp kendi kendilerini en büyük hüsrana uğratanlardır ki iman etmezler. [3, 81; 26, 196; 61, 6]
Yahudi ve Hıristiyanlar kutsal kitaplarında Hz. Muhammed (a.s.)’ın geleceğini müjdeleyen bilgilere sahiptiler. Ölçüleri kullanan Abdullah b. Selâm gibi bir Yahudi bilgini: “Ben Peygamberi oğlumu tanıdığımdan daha iyi tanırım. Zira ben Muhammed’in nebî olduğunda şüphe edemem, çocuğuma gelince, ne bileyim, belki de annesi ihanet etmiş olabilir.” demiştir. Bu kitaplardaki bilgiler, tahriften sonra bile mevcut olup, bu konuya tahsis edilen kitaplarda yer almaktadır.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar (onun Allah tarafından vahyedildiğini bilirler), ama kendilerini ziyana sokanlar inanmazlar.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ehl-i Kitâb onı (Muhammedi) kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Kendi nefislerini ziyâna sokanlardır ki îmân itmezler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kitap verdiğimiz kimseler onu[*], kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerine yazık edenler, ona inanıp güvenecek değillerdir.
[*] Allah'ın elçisi Muhammed'i (sav). Çünkü kendi kitaplarında gelecek son nebi ile ilgili bilgiler bulunmaktaydı.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Resûlü, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana atanlar, işte onlar iman etmezler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanır gibi tanıyorlar. Kendilerini hüsrana sokanlar ise iman etmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
O kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirler. Ama öz benliklerini hüsrana uğratan bunlar, iman etmezler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
anlar kim virdük anlara kitāb’ı [64b] ya'nį tevrįt’i daħı incįl’i bilürler anı ya'nį peyġamber nite kim bilürler oġlanlarını. anlar kim ziyān eylediler gendüzilerine anlar įmān getürmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol kişiler ki virdük anlara kitābı Yehūdilerden, Muḥammed ḥaḳ peyġam‐ber olduġını bilürler, oġlanlarını bildükleri gibi. Ol kişiler ki ziyān eyledilernefslerini, anlar īmān getürmezler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Kitab verilmiş şəxslər onu (Muhəmməd peyğəmbəri) öz oğullarını tanıdıqları kimi tanıyırlar. Özlərinə zərər edənlər, əlbəttə, iman gətirməzlər!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those unto whom We gave the Scripture recognize (this Revelation) as they recognize their sons. Those who ruin their own souls will not believe.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those to whom We have given the Book know this as they know(850) their own sons. Those who have lost their own souls refuse therefore to believe.
850 Cf. 2:146 and n. 151. In both passages the pronoun translated "this" may mean "him" and refer to Muhammad the Messenger of Allah, as some Commentators think.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَلَّذ۪ينَ
o kim-seler ki
اٰتَيْنَاهُمُ
kendilerine verdik
الْكِتَابَ
kitap
يَعْرِفُونَهُ
onu tanırlar
كَمَا
o şey gibi ki
يَعْرِفُونَ
tanırlar
اَبْنَٓاءَهُمْۢ
kendi oğullarını
اَلَّذ۪ينَ
o kimse- ler ki
خَسِرُٓوا
hüsrana uğrattılar
اَنْفُسَهُمْ
kendilerini
فَهُمْ
işte onlar
لَا يُؤْمِنُونَ۟
iman etmezler
Kendilerine kitap verdiklerimiz (ehl-i kitap) o (resul)ü kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratan kimseler var ya, işte onlar (bu söylenenlere) iman etmezler.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
عَرَفَ
Fiil-I
ع ر ف
Tanıyıp bildi, tanıdı, farkına vardı, arif oldu
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
عَرَفَ
Fiil-I
ع ر ف
Tanıyıp bildi, tanıdı, farkına vardı, arif oldu
اِبْن
İsim
ب ن ي
Oğlu, (Çoğulu اَبْنَٓاءَ: oğulları, çocukları)
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
خَسِرَ
Fiil-I
خ س ر
Hüsrana uğradı, kaybetti
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı