Veya: “bize de bir kitap indirilseydi, biz onlardan (Yahudi ve Hıristiyanlardan) daha doğru yolda olurduk” demeyesiniz. İşte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet (kılavuz) ve bir rahmet (olarak Kur’an) gelmiştir. Artık Allah’ın (vahiyle indirdiği) âyetlerini yalanlayan ve (bazı ayetlerin mensuh olduğunu, bunların hükmü diğer bazı ayetlerle geçersiz kılındığını söyleyip inanan insanları Kur’an’ı gerçeklerden uzaklaştırıp zalim sistemlere köle hâline getirenden ve böylece insanları) onlardan alıkoyup çeviren kimseden daha zalim kimdir? (İşte insanları) âyetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı ilerde azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.*
(*) 157. âyette Kur’ân-ı Kerîm’in üç kelimeyle nitelendirildiği görülmektedir: Beyyine, hüdâ, rahmet. Beyyine “gerçeği apaçık ifadelerle ortaya koyan kesin belge” demektir. Kur’an gerek eşsiz edebî üstünlüğü gerekse yalnızca gerçeği, iyiyi ve güzeli dile getiren muhtevası itibariyle apaçık bir delil ve belge olduğu için beyyine; bu vasfıyla şaşmaz bir rehber olduğu için hüdâ (hidayet kaynağı); bütün bunların bir neticesi olarak kendisine inanıp bağlanan kişi ve toplumlara sadece hayır ve saadet getirdiği için de rahmet diye nitelendirilmiştir. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 49)