Ve şübhesiz bu, benim dosdoğru yolumdur; öyle ise ona tâbi' olun! Ve (başka)yollara tâbi' olmayın! Sonra sizi O'nun (Allah'ın) yolundan ayırır(lar).(1) İşte bunlar(Allah'ın) size o emrettiği (şeyler)dir; tâ ki (günahlardan) sakınasınız.(2)
(1)“Âdem (as) zamânından beri, beşeriyette iki cereyân-ı azîm (iki büyük hareket) birbiriyle çarpışarak gelmiş. Biri, istikāmet yolunu (doğru yolu) ta‘kīb ile ni‘met ve saâdet-i dâreyne (dünya ve âhiret saâdetine) mazhar olan ehl-i nübüvvet ve salâhat ve îmandır (peygamberler, sâlihler ve mü’minlerdir). Bunlar kâinâttaki, kâinâtın hakīkī güzelliğine ve intizam ve kemâline (mükemmelliğine)mutâbık (uygun) olarak istikāmette hareket ettiklerinden, hem kâinât sâhibinin lütuflarına, hem iki cihânın saâdetine mazhar olup, beşeri melekler derecelerine, belki fevkine (daha yukarısına) terakkī ettirmeğe(yükseltmeye) vesîle olarak, dünyada îman hakīkatleriyle ma‘nevî bir Cennet, âhirette bir saâdet kazanmışlar ve kazandırmışlar.İkinci cereyan, istikāmeti bırakıp ifrât ve tefrît ile (aşırı gitmek veya geri durarak) aklı bir vesîle-i azâba ve elemler toplayıcı bir âlete çevirdiklerinden, insâniyeti en bedbaht bir hayvâniyetten aşağı düşürüp, dünyada zulümlerine mukābil gazab-ı İlâhîyi ve musîbet tokatlarını yemekle berâber, dalâletleri cihetinde, akıl alâkadarlığıyla kâinâtı bir hüzüngâh ve mâtemhâne-i umûmiye (umûmî bir hüzün ve mâtem yeri) ve zevâlde yuvarlanan (ayrılıp giden) zîhayatlar (canlılar) için bir mezbaha ve bir selhhâne (kesim yeri) ve gāyet çirkin ve karışık görür, rûhu ve vicdânı dünyada bir ma‘nevî Cehennemde olur, âhirette dâimî bir azab çekmeğe kendini müstehak eder.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 579)(2)İbn-i Abbâs (ra)’dan gelen bir rivâyete göre: “Bu 151-152-153. âyetler, muhkem âyetler olup, önceki bütün şeriatlarda da vardı. Bir kimse bunlarla amel ederse Cennete girer. Eğer amel etmezse Cehennemlik olur.” (Râzî, c. 7/14, 4)