ALLAH, onları[n tümünü] bir araya topladığı o Gün, “Ey görünmez [şeytanî] varlıklar ile yakınlık içinde olanlar! Siz [diğer] birçok insanı tuzağa düşürdünüz!” [diyecektir]. ¹¹² Onlara yakın olan ¹¹³ insanlar [ise,] “Ey Rabbimiz! Biz [hayatta] birbirimizin arkadaşlığından yararlandık; ama [artık] süremizin sonuna geldik -Senin bizim için tayin ettiğin sürenin- [ve artık yolumuzun yanlışlığını görüyoruz!]” diyecekler. [Ama] O, “Sizin kalıcı-yurdunuz ateş olacak, Allah aksini dilemedikçe!” ¹¹⁴ diyecektir. Şüphe yok ki Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir.
112 Müfessirlerin büyük kısmına göre, burada işaret edilen görünmez varlıklar (cinn), bu surenin 112. ayetinde sözü edilen, onlar arasındaki “şeytanî güçler”dir (şeyâtîn). Genel olarak kabul edilen görüş, burada hitab edilenlerin bu tür varlıklar veya güçler olduğudur; ama bu bağlamda kullanılan ma‘şer teriminin öncelikli anlamı, bana göre, farklı bir sonuca yol açar. Bu terimin, çoğunlukla bazı ortak temel niteliklere sahip olan bir gurubu, topluluğu veya akıllı/duygulu varlık türlerini göstermek için kullanıldığı doğrudur: “onunla uyum içinde (veya “aynı durumda”) bulundu” yahut “onunla çok yakın yaşadı” anlamındaki ‘aşerahû fiiline dayalı geleneksel -ve şüphesiz doğru- bir kullanım. Ama burada kasdedilenin gerçekte ne olduğu hakkında bize ipucu veren, işte tam da ma‘şer teriminin bu fiil köküdür. Bir kimsenin ma‘şer’i, birincil anlamıyla, onunla aynı şartlarda yaşayan veya ona çok yakın bulunan insanları (çevresini) gösterdiğinden (karş. Lisânu’l-‘Arab: “Bir kimsenin ma‘şer’i onun ailesidir”), yukarıdaki Kur’ânî ibarede de benzer bir anlama sahip olduğunu kabul edebiliriz. Böylece, bana göre, yâ ma‘şera’l-cinn hitabı, “Ey görünmez [şeytanî] varlıklar topluluğu” demek değil, ama daha çok, “Ey görünmez [şeytanî] varlıklara yakın olan [yahut, “onlarla “bir arada yaşamış bulunan”] sizler” demektir: başka bir deyişle, bu ayet, “zihinleri çelmeyi amaçlayan yaldızılı/parlak yarı-hakikatler” (ayet 112) ile baştan çıkarılmış bulunan yanlış/eğri yoldaki insanlara hitab etmektedir. Bu yorum, aşağıda 130. ayette geçen, “size sizin kendi aranızdan peygamberler gelmedi mi?” sözleri ile desteklenmektedir: zira Kur’an her zaman insan türüne mensup olan peygamberlerden söz eder, yoksa cinler arasından çıkan peygamberlerden değil. (Bu sonuncu terimin daha geniş anlamı konusunda bkz. Ek III.)113 Yani, görünmez şeytanî varlıklara yakın bulunan. Unutulmaması gerekir ki velî’nin (çoğulu evliyâ’) birincil anlamı, “[başka birine] yakın olan kimse”dir.114 Yani, Allah, onlara rahmetiyle lütufda bulunmadıkça (bkz. bu surenin 12. ayeti ve ilgili not). Bazı büyük Müslüman kelamcıların, yukarıdaki ibareden ve 11:107’de geçen benzerinden (ayrıca Hz. Peygamber’in birçok sahih Hadisi’nden) çıkardıkları sonuca göre, sonsuza kadar sürecek olan cennet nimetlerinin tersine, günahkarların öteki dünyadaki azabı Allah’ın rahmetinden dolayı sınırlı kalacaktır. (Bkz. bu bağlamda 40:12 ile ilgili not 10’da nakledilen Hadis.)