close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

En'âm Sûresi 123. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vekeżâlike ce’alnâ fî kulli karyetin ekâbira mucrimîhâ liyemkurû fîhâ(s) vemâ yemkurûne illâ bi-enfusihim vemâ yeş’urûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve böylece her şehirde, hileler, düzenler kursunlar diye o şehrin günahkarlarını büyülttük, yücelttik, onlar ancak kendilerine karşı hilekarlıkta bulunurlar ama bilmezler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Böylece her kentin ve ülkenin ekâbirini (zenginlerini ve idarecilerini) oranın mücrimleri (kötüleri) kıldık (ve bir müddet fırsat tanıdık) ki, orada (halka) hile yapsınlar (ve şeytani düzenler kursunlar!..) Halbuki onlar aslında kendilerinden başkasına hile yapmıyorlar, (kendi sonlarını hazırlıyorlar) ama farkında değillerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
İşte bunun gibi, her ülkenin önde gelenlerini, hile ve entrika peşinde koşan suçlular durumuna sokarız. Ama çevirdikleri entrikalar, yalnız kendi aleyhlerine olur da, onu anlamazlar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Senin İslama davetine karşı savaş açan fasıkları, müşrikleri Mekkede güç-kuvvet, servet ve iktidar sahipleri haline getirdiğimiz gibi, İslama planlı cephe alarak müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştıran, yok eden suçluları her ülkede büyük servet, güç ve iktidar sahipleri haline getirdik. Onlar bulundukları ülkelerde halkı hak yoldan uzaklaştırıyor, aldatıyor, asılsız iddialarını, soygun düzenlerini yürütmeyi sürdürüyorlar. Gerçekte onlar kendilerini ve birbirlerini aldatmaya devam ediyorlar. Bunun farkında değiller.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 16/25; 17/16; 29/13; 34/31-33, 34-35; 43/23; 71/22.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Bu şekilde her kentin suçlularını orada hile yapsınlar diye ileri gelen kimseler kıldık. Onlar gerçekte ancak kendilerine hile yapmaktadırlar ama bunun bilincinde değiller.
Ali Bulaç
swap_vert close
Böylece biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hilelidüzenler kursunlar diyeoranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Mekke'de olduğu gibi, her beldede de en büyük günâhkârları (mücrimleri yüksek) mevkide bulunduruyoruz ki, orada hile yapsınlar. Halbuki onlar, hileyi ancak kendilerine yapıyorlar da farkında değillerdir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve böylece her kent için mücrim(zalim)lerinden başkanlar kıldık. Nihayet onlar (oraların ahalilerine) tuzaklar kurarlar. Fakat asıl olarak ancak kendilerine tuzaklar kurarlar ve farkında değiller.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Böylece biz her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
Besim Atalay
swap_vert close
Yine böyle, her şehirde, şehrin büyüklerini, günah yapar olanlardan yarattık, orada aldatırlar, onlar yalnız kendilerin aldatır da bilmezler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ve işte böylece biz, her kasaba ve şehrin büyüklük taslayan (varlıklı) günahkârlarını -orada hileli düzenler kursunlar diye- (fırsat verip) oranın ileri gelenleri durumuna getirdik. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun farkına varmazlar.
Bkz.17/16, 29/13, 34/31-33, 34-35, 43/23, 71/22  
Cemil Said
swap_vert close
Böylece ahâlîsi mücrim olan her karyenin ekâbirini fısk ile âlûde itdik. Hîle ile hareket idiyorlar, fakat yalnız nefîslerini aldatıyorlar ve yapdıklarını bilmiyorlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bunun gibi, her kasabanın bir takım ileri gelenlerini orada hile yapan suçlular kıldık. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkına varmazlar.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bunun gibi biz, her ülkede suçlu ve günahkârların elebaşılarına, orada entrika peşinde koşma imkânı vermişizdir. Ama onlar farkında olmadan yalnız kendilerini aldatırlar.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar.
Edip Yüksel
swap_vert close
Her ülkenin önde gelen suçlularına, orada hile ve entrika yapmaları için izin verdik. Aslında kendilerinden başkasını kandırmıyorlar. Ama farkında değiller.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Böylece, her kentte ileri gelenleri, oranın suçluları yaptık ki, orada hileler çevirsinler. Halbuki bunlar, kötülüğü başkasına değil kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Böyle her karyede de mücrimlerinin büyüklerini mevki'de bulundurmaktayızdır ki orada mekir yapsınlar, halbuki bunlar, mekri başkasına değil kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Biz (imtihân gereği) her memleketin önde gelen mücrimlerine, (kendi tercihleri üzere) orada (hakka/hakikate karşı) hile peşinde koşma imkânı vermişizdir. Ama onlar farkında olmadan yalnız kendilerini aldatırlar.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Böylece her kentin ileri gelenlerini, aldatmalarından ötürü oranın suçluları yaptık. Onlar kendilerinden başkasını aldatmıyorlar ama bunun bilincinde değiller.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Mekkede olduğu gibi) her şehir ve kasabada da oraların günahkârlarını, o yerlerde hıylekârlık etsinler diye, büyük (tanınmış) adamlar (dan) yapdık. Halbuki onlar hıylekârlığı (başkasına değil) ancak kendilerine yaparlarda farkında olmazlar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ve böylece, her şehirde oranın günahkârlarını, ileri gelenler kıldık ki, orada(insanları, îmandan men' etmek için kendilerince) tuzak kursunlar! Hâlbuki ancak kendilerine tuzak kurarlar da farkına varmazlar.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve böylece biz, her ülkede (büyüklük taslayan, kibirlenen ve kendilerini imtiyazlı gören) oranın ileri gelenleri, oralarda hileler çevirip (halkı) aldatmalarından ötürü oranın suçluları kıldık (suçlu olduklarına hükmettik). Oysa (hileler ve düzenler kurup halkı aldatanların) çevirdikleri entrikalar, yalnız kendi aleyhlerine olur da, farkına varmıyorlar.*
(*) Aşağıda da geçtiği gibi (ليمكروا) ’’liyemkürü’’üzerindeki [lâm/li] edatı,’Lam’ı talil’’, yani gerekçe harfi olup fiili muzari olan (يمكروا)’’ yemkürü’’ üzerine geldiğinden dolayı buradaki (يمكروا)’’yemkürü’’ üzerinde bir harfi masdar (fiil manasında olan bir kelimeyi, masdar manasına çeviren) olan (أن)’’en’’ harfinin mudmar (gizli olarak) gelmesi gerekli olur. Bu nedenle bu cümle (لان يمكروا)’’ li en yemkürü’’ şekline girer ve bu harfi masdar olan (أن) ’’en’’, buradaki fiili, mastar olarak tevil eder. Ayrıca Arapçada iki çeşit mastar vardır. 1 Sarih (açık) mastar. İnmek نُزُولٌ, anlamak فَهْمٌ - نزوله inmesi, فهمه anlaması, 2. Muevvel mastar (mastar olarak tevil edilmiş /mastar anlamı verilmiş). أَنْ’en’’ harfi ile muzari fiili bir araya gelmesinden oluşur. أنْ يَنْزِلَ inmesi, أنْ يَفْهَمَ anlaması gibi! Ve bazen de (أن) fiili muzari üzerinde gizli olarak gelir. Buna dair birkaç örnek verelim:(ليمكروا أي لان يمكروا - والتقدير أي لاجل مكرهم - ليغفرلك الله أي لاجل غفرانه لك) İşte buralarda fiili muzari mastar olarak tevil edilmiştir. Bu nedenle ayetin tefsiri aşağıdaki gibi olur: ‘’O geçmiş ülkelerin ileri gelenleri, oralarda hileler çevirip insanları aldatmalarından dolayı, biz de onları oraların suçluları yaptık/suçlu olduklarına hükmettik’’şeklindedir. Not: Bu ayetle ilgili meallerin çoğu hatalıdır. (وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجَرِمِيهَا لِيَمْكُرُوافيها) أي لاجل مكرهم فيها جعلنا أكابيرها مجريميها ) (لِيَمْكُرُوا) مضارع منصوب بأن المضمرة بعد لام التعليل. والمصدر المؤول من أن والفعل في محل جر باللام، والجار والمجرور متعلقان بالفعل (جَعَلْنا) والواو فاعل (فِيها) متعلقان بيمكروا (إعراب القرآن تفسير سورة الأنعام من ...) أي : ومثل أولئك الكفرة الذين هم صناديد مكة ومجرموها ، جعلنا في كل قرية أكابرها المجرمين ; أي : جعلناهم متصفين بصفات المذكورين (تفسير أبي السعود ) (لِيَمْكُرُوا) مضارع منصوب بأن المضمرة بعد لام التعليل. والمصدر المؤول من أن والفعل في محل جر باللام، والجار والمجرور متعلقان بالفعل (يمكروا) والمصدر المؤول (أن يمكروا) في محلّ جر باللام متعلق ب (جعلنا) لِّيَغْفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ الخ (سورة الفتح )٢ وقوله: {ليغفر لك الله} {لك}. والتقدير: إنا فتحنا فتحاً مبيناً لأجلك لغفران الله لك وإتمام نعمته عليك، وهدايتك صراطاً مستقيماً ونصرك نصراً عزيزاً...) والمعنى: يسرنا لك هذا الفتح لغفران الله لك ولإِتمام النعمة عليك، وهدايتك إلى الصراط المستقيم، ولنصرك نصرا عزيزا (تفسير الوسيط)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Böylece her yerleşim yerindeki, günahkâr davranan seçkinlerine, istedikleri gibi hileler yapmalarına olanak sağladık. Yaptıkları hileler ancak kendi nefislerini aldatıyor, ama bunun farkında değiller.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bunun gibi, her kentte suçlu olan büyük adamları başa getirttik ki herkesi aldatsınlar diye. Oysa ki onlar kendi kendilerini aldatırlar, yine de bunu ayırt edemezler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Bunun gibi [⁶] her kasabada birtakım büyük şahıslar, günahkâr yaptık [⁷]; ta ki orada mekr ve hilede bulunsunlar [⁸]. Halbuki onlar yalnız kendilerine mekr ve hilede bulunurlar da farkında olmazlar.
[6] Mekke'de olduğu gibi veya amellerini hoş gösterdiğimiz gibi.[7] Veya her kasabada günahkârların büyüklerini yaptık.[8] İmandan menetsinler, çünkü köylüler büyüklerinin sözlerine kulak asarlar.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Biz böylece, her beldenin günahkârlarını önde gelen kişiler [ekâbir], olma fırsatı veririz. Sonunda onlar orada (iktidarlarını devam ettirmek için) tuzak kurmayı tercih ederler⁴⁰. Aslında onlar sadece kendilerine tuzak kuruyorlar [yemkurûn] ama farkında/bilincinde değiller.
40 Günahkârlara verilen bu önde olma veya iktidar olma fırsatı, günahlarından arınmak ve topluma hizmet ederek daha fazla sevap kazanma fırsatıdır. Ancak bunlar bu fırsatı iktidarlarını devam ettirmek için tuzak üstüne tuzak, hile üstüne hile yapma yolunda kullanıyorlar demektir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
İşte (karanlıklarda kaldıkları için), her ülkede bir takım ileri gelen suçlular da karar kıldık ki orada hilede bulunsunlar. Oysa yalnız kendilerine hilede bulunurlar da farkında değiller.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İşte böylece Biz, her ülkede büyüklük taslayan varlıklı, küstah ve şımarık insanları, oranın en kötü ve ensuçlu kişileri yaparız; çünkü kanını emdikleri mazlum halk tarafından alaşağı edilmemek için, orada hile ve entrikalar çevirip dururlar. Kendini beğenmiş kibirli yöneticiler, yaptıkları her işin doğru olduğunu zanneder, öğüt ve uyarılara kulak vermezler. Bu yüzden de, sürekli fesat çıkarır, entrikalar çevirip dururlar. Oysa bu yaptıkları hile ve entrikalarla ancak kendilerini tuzağa düşürmüş olurlar, fakat bunun farkında değiller. Zira yaptıkları her kötülük, yarın Diriliş Gününde cehennem azabı olarak karşılarına çıkacaktır. Üstelik, halka ve ülkeye verilen zarar, herkesten önce oranın yönetici ve zenginlerine verilmiş zarar demektir. Bakın bu kibirli insanlar, Allah’ın kitabı karşısında nasıl bir tavır sergiliyorlar:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İşte böyle, her şehirde oranın suç işleyenlerini ekâbir (büyükler) yaptık; orada tuzak kursunlar! Hâlbuki sadece kendilerine tuzak kuruyorlar; bilincinde olmuyorlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Biz de her şehirde, bu gibileri kullanarak bir takım suç ağalıkları oluştururuz. Bunlar, halkı oyuna getirip dolandırırlar. Aslında dolandırılanlar içinde kendileri de vardır ama, bunun farkında değillerdir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Böylece her şehrin günahkârlarını bozguncuların lideri olmasına fırsat verdik. Bozgunculukta azdıkça azdılar. Böyle yaparak sadece kendilerini aldattılar. Ama farkında değillerdi.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Böylece biz her şehirde oranın suçlularını liderler yaptık; [*] sonunda oralarda bozgunculuk yapmayı tercih ederler. Onlar, kendilerinden başkasını aldatamazlar; (fakat) farkında olmazlar. [*]
Bu ifade suçluların da yönetici olmalarına fırsat verilmesi şeklinde yorumlanmalıdır. Benzer mesaj: İsrâ 17:16.,Bu cümle Bakara 2:9, 12. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:54; Enfâl 8:18, 30; Ra‘d 13:42; İbrâhîm 14:46; Fâtır 35:10, 43; Mü’min 40:25; Tûr 52:42; Târık 86:15-16.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Tıpkı bunlar gibi, her (kâfir) memleketin en günâhkârlarını (onların başına belâ olmaları için) oranın ileri gelenleri kıldık. Böylece onlar, farkına varmadan sadece kendilerini aldattılar.¹
1 Bu âyet; “Bunun gibi, her (kâfir) memleketin ileri gelenlerini orada hile yapan günâhkârlar kıldık. Oysa onlar, farkına varmadan yalnız kendilerine hile yaparlar.” şeklinde tercüme edilebilirse de yukarıdaki tercüme ehl-i sünnet itikadı açısından daha uygun düşmektedir. Bk. (İsra: 16)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve işte böylece her ülkenin önde gelenlerini, hile ve entrika peşinde koşan suçlular durumuna sokarız: ¹⁰⁹ ama çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur; ve onu da anlamazlar.
109 Önemli kimseler olduklarına inanmaları onları az veya çok eleştiriye kapalı hale getirdiğinden, “önde gelenler”, kural olarak, kendi davranışlarının ahlakî yönlerini sorgulamakta diğer insanlardan daha az istekli olurlar; ve bunun sonucu olarak kendilerini daima haklı görmeleri, onları çoğu zaman büyük hatalar yapmaya sevk eder.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ve böylece, her memlekette oranın günahkâr ileri gelen büyükleri orada entrikalarla iş başına gelirler, yaptıkları hile ve tuzakları kendi başlarına geçer de bunun farkında olmazlar. 8/30, 17/16, 21/70, 27/48...51, 52/42
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve böylece her ülkede, entrika ve hile düzenini kuran düzenbaz suçluları oranın el üstünde tutulan kimseleri yaparız: Fakat çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur da, onu dahi anlamazlar.
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Mekke'de olduğu gibi) Biz, her beldede de, günahkar kimseleri (hikmetimiz gereği) elebaşılar kıldık ki, o beldede (rahatça) hilede bulunsunlar! (Mevkilerine güvenerek, halkı yoldan çıkarmaya çalışsınlar.. onlara böyle fırsat verilmesi aslında imtihandır, aşırı gidenlerinin daha fazla azaba hak kazanmalarına bir sebep teşkil edecektir) Çünkü, onlar sadece kendilerini aldatmış olurlar, (onların hilelerine, aklı başında olanlar kanmazlar, kendileri küfür bataklığına saparlar bunun) farkına da varmazlar.
Osman Fırat
swap_vert close
Böylece her beldenin büyüklerini, oranın suçluları yaptık ki, orada tuzak kursunlar (her kentin ileri gelenlerine, tuzak kurmaları için fırsat verdik). Onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve böylece her bir beldede günahkârlarını büyükler kıldık ki, orada hilede bulunsunlar. Halbuki, onlar hilekarlık yapmazlar, ancak kendilerine yapmış olurlar da farkına varamazlar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Mekke'de olduğu gibi her şehirde de ileri gelen mücrimleri, yüksek mevkilerde bulundururuz ki oralarda hîleler çevirsinler. Onlar böyle yapmakla kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar. [17, 16; 34, 34-35; 43, 23; 71, 22; 34, 31-33; 29, 13; 16, 25]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Böylece her kentin büyüklerini, oranın suçluları yaptık ki, orada tuzak kursunlar (her kentin ileri gelenlerine, tuzak kurmaları için fırsat verdik). Onlar kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Mekke'de mücrimleri ekâbir (ruesâ) kıldığımız gibi her karyede mücrimlerini ekâbir kıldık ki (îmândan imtinâ'ları içün) halka mekr ve hîle iderler. Onlar ancak kendi nefislerine mekr iderler (aldadırlar) ve bunı bilmezler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İşte böyle; her kentin günahkârlarını oranın büyükleri haline getiririz ki tuzaklar kursunlar. Aslında tuzakları kendilerine kurarlar ama farkında olmazlar.
Şaban Piriş
swap_vert close
Keza her memleketin suçlularını, orada hile düzmeleri için iş başına getirdik. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkında olmazlar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Mekke'de olduğu gibi, her beldede Biz oranın mücrimlerini, tuzaklarını kurmalarına fırsat vermek için, büyük mevkilere getirdik. Aslında onlar kendilerine tuzak kuruyorlar da farkına varmıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz bu şekilde her kentte/her medeniyette kodamanları, o kent ve medeniyetin suçluları yaptık ki, orada oyunlar tezgâhlayıp tuzaklar kursunlar. Aslında onlar öz benliklerinden başkasına oyun oynamıyorlar ama farkında değiller.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ancılayın eyledük her bir köyde uluları yazuķluları anuñ tā yavuz saña lar anuñ içinde daħı yavuz śanmazlar illā gendüzilerine daħı bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı anuñ gibi ḳılduḳ her şehrde yaman kişilerüñ ulularını mekr eylemeg‐içün içinde. Daḫı anlar mekr eylemezler illā nefslerine, daḫı anlar bilmez‐ler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Beləliklə, hər bir obanın günahkarlarını oranın başçıları tə’yin etdik ki, onlar (günahlarını, bunun nəticəsində də axirətdə əzablarını daha da artırmaq üçün) orada bacardıqları qədər məkrlə məşğul olsunlar. Onlar yalnız özlərinə qarşı məkr edərlər, lakin (bunun) fərqinə varmazlar.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And thus have We made in every city great ones of its wicked ones, that they should plot therein. They do but plot against themselves, though they perceive not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Thus have We placed leaders in every town, its wicked men, to plot (and burrow) therein: but they only plot against their own souls, and they perceive it not.
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَكَذٰلِكَ
ve işte böylece
جَعَلْنَا
kıldık
ف۪ي كُلِّ
herbirinde
قَرْيَةٍ
memle- ketin
اَكَابِرَ
büyükleri
مُجْرِم۪يهَا
oranın mücrimleri
لِيَمْكُرُوا
tuzak  kur- maları için
ف۪يهَاۜ
orada
وَمَا يَمْكُرُونَ
hâlbuki tuzak kurmuyorlar
اِلَّا
an- cak
بِاَنْفُسِهِمْ
kendilerine
وَمَا يَشْعُرُونَ
ve farkında değildirler
Keza Biz, her memlekette mücrimleri oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda (imtihan gereği insanlara) tuzak kursunlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerine tuzak kurarlar da (bunun) farkında değildirler.
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
قَرْيَة
İsim
ق ر ي
Her türlü yerleşim yeri (memleket, kasaba, şehir, ülke, köy, belde)
اَكْبَر
İsim
ك ب ر
Daha büyük, ekber
مُجْرِم
Etken fiil-IV
ج ر م
Mücrim, suçlu
مَكَرَ
Fiil-I
م ك ر
Tuzak kurdu, hile yaptı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
مَكَرَ
Fiil-I
م ك ر
Tuzak kurdu, hile yaptı
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
شَعَرَ
Fiil-I
ش ع ر
Farkında oldu, anladı, umdu, düşündü, şuurunda oldu