Onlar Allah’a cinlerden de ortaklar koştular.¹ Hâlbuki onları da yaratan Odur. Bir de tuttular bilgisizce Ona oğullar ve kızlar uydurdular.² Allah, onların kendisi hakkında uydurdukları sıfatlardan çok uzak ve pek yücedir.³
1 Bu ayet; “Onlar, Allah ile cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Oysa cinler de kesinlikle (kıyamet günü) huzurumuza getirileceklerini bilirler.” (Saffat: 158.) âyetinin de delâleti ile Allah ile iblis arasında bir nesep alâkası gerektiren iki birader gibi kabul ederek, “hayırların yaratıcısı Allah, şerrin yaratıcısı iblistir” diyen zındıklar hakkında nâzil olmuştur. Bu itikat, tam bir Mecûsi itikadıdır. Mecûsiler, bu âlemdeki bütün hayırlar nurdan (Hürmüz’den-Yezdan’dan) bütün şerler de zulmetten (Ehrimen’dendir) diye ikili bir din inancına sahiptirler. Esasen Zerdüştün “Zend” kitabına nispeti ifade eden Farsçadaki “zendik” ve Arapçadaki “zindık” Türkçeye “zındık olarak geçmiştir ve Mecûsilerin genel lakabıdır. Bütün Mecûsi mezheplerinde bir insanın anası ve kız kardeşi ile evlenmesi helâl kabul edilirdi. Mecûsilik içinde haram ve helâl tanımayan eski bir “ibahiyye fırkası” vardı ki, bunlar tüm kadınların ve malların ot, su mera gibi ortak kullanıma dâhil olduğunu söylerlerdi. Zındık tabirinin bu “Mazdekiyye” denilen ilk komünist fırkası için kullanıldığı da bilinmektedir. İçlerinde birçok sufi ekollerin de bulunduğu Müslümanlara, döneminin toplum mühendislerinden olan zındıklar, bunu mecusilikteki “Yezdan/Hürmüz-Ehrimen” ikilemini “Allah-Şeytan” ikilemi olarak inandırmışlardır. Zamanının en önemli toplum mühendislerinden olan Muhyiddin-i Arabi’nin, (Şeytanın Hileleri) Şeceret-ül Kevn isimli kitabındaki şeytan, Ehrimen’in Müslümanlara şeytan diye yutturulmasından başka bir şey değildir. Zira burada anlatılan şeytan, (hâşâ) İlahlık vasıflarına sahip ve Peygamber (a.s)’dan (hâşâ) daha akıllı bir mahlûk olarak gösterilmiştir. Bu gün pek çok Müslüman, şeytanı bir kötülük ilahı gibi görmekte hatta Allah’tan çok şeytandan, cinden, şefkat tokadından, karabasandan ve birilerinin çarpmasından… korkmaktadır. Bu itikatların tamamı mecusilikten gelmiştir ve bunlara bu şekilde inanmak küfürdür. İslam’a göre şeytan diye özel bir varlık yoktur. Şeytanlık tıpkı mü’minlik gibi bir sıfattır. Bu sıfatı ilk kazanan ise “iblis” isimli bir cindir. Bu sıfatlara sahip olan her insan ve cin şeytanın ta kendisidir. Sonuç olarak Allah’ı hakkıyla takdir etmeyen kâfirler veya Müslümanları kâfirleştirmek isteyen toplum mühendisleri, cinleri Allah’a eş tuttular. Hâlbuki onları da Allah yarattı. Ya’ni cinler de Allah’ın kuludur. Binaenaleyh mahlûku Halikına şerik ve rakip addetmeğe kalkışmak ve Allah’ın izni olmaksızın cinlerin âlemde ve insanlar üzerinde bir tesir yapabileceklerini farz etmek ve bu suretle Allah’ın mahlûkuna karşı bir aczine ihtimal vermek büyük bir hamakat, dalâlet ve açık bir küfürdür.2 Müşrik Araplar ve Sâbiîler, melekleri Allah’ın kızları, Mecusiler, Hürmüz ve Ehrimeni, Yahûdîler, Üzeyr’i, Hıristiyanlar, Mesih’i, Allah’ın oğulları kabul ettiler. Hattâ bunlara ilâhlık pâyeleri verdiler. Bu noktadan bakıldığında, bunların kâfirlikte birbirlerinden hiç farkları yoktur. 3 Buradaki cinler ifâdesi, bütün gözle görülmesi mümkün olmayan varlıkları, temsilen kullanılmış olabilir. Çünkü bu kâfirler sadece cinleri değil, melekleri, şeytanı, perileri, aklı, nefsi, maddeyi, kuvveti, rûhu, tabiatı, rûhaniyetleri, varlığı dahi olmayan iyi veya kötü rûhları, gizli güçleri, karanlığı ve aydınlığı bile kendilerine rab edindiler veya onları Allah’a denk gördüler.