close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Cuma Sûresi 2. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Huve-lleżî be’aśe fî-l-ummiyyîne rasûlen minhum yetlû ‘aleyhim âyâtihi ve yuzekkîhim ve yu’allimuhumu-lkitâbe velhikmete ve-in kânû min kablu lefî dalâlin mubîn(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O, bir mabuttur ki Mekkeliler içinden, kendi cinslerinden bir peygamber göndermiştir; onlara ayetlerini okumaktadır ve onları tertemiz bir hale getirmektedir ve onlara kitabı ve şeriatlerin hikmetlerini öğretmektedir ve bundan önce onlar, elbette apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Âyette "Ümmiyyîn" kelimesi geçer. Ümmi, okuma yazma bilmeyen demektir. Ümmiler de okuma yazma bilmeyenlerdir. Ancak 6. sûrenin 92. âyetiyle 42. sûrenin 7. âyetinde Mekke, şehirlerin aslı, temeli anlamına gelen "Ümm-ül-Kurâ" diye anılmış olduğundan "Ümmi, Ümmiler", Mekkeli ve Mekkeliler anlamına da gelir. İlk anlama göreyse Araplar mânasını ifade eder. Bu, Mücâhid ve Katâde'den rivâyet edilmiştir.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
O (Allah), ümmiler içinde(n seçip), kendilerinden (biri olan) ve onlara ayetlerini okuyan, onları (Kur’an’la ve izahıyla) temizleyip arındıran ve onlara Kitap ve hikmeti (Sünneti) öğretip (açıklayan kutlu) bir Elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir şaşkınlık ve sapkınlık içindeydiler.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
O Allah ki, kitap ve okuma ile ilgisi olmayan bir topluma, kendi aralarından kendilerine, Allah'ın mesajını aktaran, onları küfür, şirk ve nifak gibi hastalıklardan arındıran, ilâhî kelamı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermiştir ki, oysa onlar bundan önce, apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
O, içlerinden, ümmîler, Mekkeli bilinen kabileler arasında kendilerine Allah'ın âyetlerini, Kur'ân'ı okuyan, onları pislikten arındıran, vicdanlarını temizleyen, onlara okuma yazmayı, kitaba, Kur'ân'a vukufu, ilmi, hikmeti, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisini, sünnetini öğreten, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir Rasul seçerek görevlendirendir. Onlar önceden, tamamen başlarına buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet ve bozuk düzen içindeydiler.
Ahmet Varol
swap_vert close
O, ümmiler [1] içinde kendilerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
1.Ümmi: Okuma yazma bilmeyen. Cahiliye dönemi Araplarının çoğu okuma yazma bilmediğinden onlar hakkında bu ibare kullanılmıştır.  
Ali Bulaç
swap_vert close
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Çoğu okuma yazma bilmiyen) Arablar içinde, soylarından bir peygamber gönderen O'dur. (Bu Peygamber Muhammed Aleyhisselâm) üzerlerine O'nun ayetlerini okuyor, onları (şirk kirinden) temizliyor, kendilerine Kur'an ve şeriat (dinî hükümler) öğretiyor. Halbuki bundan önce (Peygamberin gelişinden evvel) açık bir sapıklık içinde idiler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ümmilere (Araplara) daha önce apaçık bir sapıklık içinde oldukları halde, içlerinden kendilerine bir elçi gönderen O’dur. O elçi onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, (manen) onları temizliyor; onlara kitap ve hikmeti (yasa ve bilgiyi) öğretiyor.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Ümmîlere/cahillere, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten içlerinden bir peygamberi gönderen O'dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.[639]
[639] Ümmî kavramı hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 271-276; I, s. 542-545; XIV, s. 490-491.  
Besim Atalay
swap_vert close
Okuyup yazması olmayanlara, içlerinden bir peygamber gönderdi, onlara okuyor âyetlerini, onları temizliyor, onlara hem kitabı, hem hikmeti öğretiyor; onlarsa, önceden açık bir sapkınlık içindeydiler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
O (Allah), ümmilere içlerinden, kendilerine (Allah'ın) âyetlerini okuyan, onları (şirk kirinden) temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir resul gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Bkz. 2/151, 7/158, 29/48“Ümmi”, kitap ile ilgisi olmayan/habersiz demektir. Ayette geçen “Ümmiyyin-ümmiler” terimi, okuma yazma bilmeyen Bedevi Araplar için kullanıldığı gibi, daha önce kendilerine ait vahyedilmiş kitapları olmayan toplumlar için de kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in “kendi içlerinden” biri olarak ayette aynı karede yer alması, onun da onlar gibi “ümmi” olduğunu yani daha önce herhangi ilahi bir kitaba muhatap olmadığını, dolaysıyla, Kur’an mesajını “uydurmuş” yahut o düşünceleri eski metinlerden “çıkarmış” olmasının mümkün olmayacağını anlatmaktadır.  
Cemil Said
swap_vert close
Ümmîler (okumak yazmak bilmeyenler) içinden Allâh’ın âyâtını kendilerine bildirmek, ahlâklarını tashîh itmek, Kur’ân ve Hikmet’i ânlara ta’lîm iylemek üzere bir peygamber çıkarub gönderen Allâh’dır çünki ânlar âşikâr bir dalâletde idiler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kitapsız (okuma-yazma bilmeyen) kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O'dur. Onlar, daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
O, ümmîlere[546], içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
“Ümmî”, okuma yazma konusunda anasından doğduğu gibi kalan, bu hususta eğitim görmeyen, okuma yazma bilmeyen kimse demektir. Kur’an indirilmeden önce Araplar, okur yazar ve ilim sahibi olmadıkları yahut daha önce kendilerine ait vahyedilmiş kitapları olmayan bir toplum oldukları için “ümmîler” olarak nitelendirilmiştir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Ümmîlere kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyacak, onları arındıracak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek bir elçi gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Edip Yüksel
swap_vert close
O ki, ümmilerin arasından, kendilerinden olan bir elçi göndermiştir ki onlara O'nun ayetlerini okuyor, onları temizliyor ve onlara kitabı ve bilgeliği öğretiyor. Bundan önce onlar apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O'dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderdi. Oysa onlar, önceden apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Odur ki: ümmîler içinde kendilerinden bir Resul gönderdi, üzerlerine onun âyetlerini okuyor ve onları temize çıkarıp parlatıyor, kendilerine kitab ve hikmet öğretiyor, halbu ki bundan evvel açık bir dalâl içinde idiler
Emrah Demiryent
swap_vert close
O (Allah ki) *ümmîler içinde (n seçip), kendi (kavim) lerinden (biri) olan ve onlara (Allah’ın) âyetlerini okuyan, onları (manevi kirlerden) arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Oysa onlar, önceden apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
* “Ümmîler”; Çoğunluğu okuma yazma bilmeyen o dönemdeki Mekkeli Araplar.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ümmilere¹, kendilerinden olan; O'nun ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap'ı ve Hikmet'i² öğreten bir resûl görevlendiren O'dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
1- Ana kentlilere (Mekkelilere) veya daha önce kendilerine kitap gönderilmemiş olan topluluklara. 2- Bu terkipteki kitap sözcüğü, Kur'an'ın Allah tarafından ileri sürülen, kanıtlayıcı, yol gösterici, aydınlatıcı bilgi olmasını ifade etmektedir. Hikmet, Kur'an'ın isimlerinden biridir. Hikmet; Sözcük anlamı olarak engel olmak demektir. Kavram olarak; baskı, zulüm, fitne ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkeler demektir. Ayrıca sağlıklı düşünme, gerçeği kavrama, doğru hüküm verme yetisi; yargı, yargılama, karar, güçlendirme, sağlamlaştırma, bilme, bilge olma, hakem, hâkim, hüküm, hükümdar, hükümet, mahkeme, mahkûm, tahakküm, istihkâm, gibi anlamları bulunmaktadır. Hikmet sözcüğüne, sünnet anlamının verilmesi doğru değildir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O, ümmîler içinde kendilerinden (kendilerine) bir peygamber gönderendir ki (bu), onlara âyetlerini okur, onları temizler, onlara kitabı, hikmeti öğretir. Halbuki onlar daha evvel hakıykaten apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
O (Allah), ümmîler (Arablar) içinde, kendilerinden bir peygamber gönderendir; (o peygamber) onlara O'nun âyetlerini okuyor, onları (günahlardan) temizliyor ve onlara kitâbı ve hikmeti öğretiyor. Hâlbuki (onlar) daha önce gerçekten apaçık bir dalâlet içinde idiler.
İhsan Aktaş
swap_vert close
O (Allah) ki, ümmiler (ilahi kitap nedir, iman nedir bilmeyenler, ilahi kitap okumayan ve kitap ehli olmayanlar) içinde, kendilerinden olan bir elçi gönderdi. O elçi onlara Allah’ın ayetlerini (mesajlarını) okuyor, (manen) onları arındırıyor, onlara kitabı (Kur’an okumayı) ve hikmeti (problem çözme bilimini, yasa ve nesnelerin mahiyet ve hakikatlerini ve ilahi hükümlerini) öğretir. Oysa onlar, bundan önce, (ilahi kitap nedir, iman nedir bilmeyen) açık bir sapıklık içinde idiler. *
(*) Bunlar, yani müşrik toplumu daha önce kendilerine ait vahyedilmiş kitapları olmayan bir toplum oldukları için “ümmîler” olarak nitelendirilmiştir. Yani, ümmî okuma yazma bilmeyen değil, kitap ehli olmayan, ilahi kitapları okumayan ve ilahi kitaplarla ilgisi olmayan demektir. Bu nedenle eğer ümmî kelimesinin anlamı okuma yazma bilmeyenler olsaydı, vahiy kâtiplerinin Kur’an ayetlerinin yazmaları da mümkün olmazdı. Çünkü Ümmî kelimesini okuma ve yazma bilmeyen şeklinde değerlendirdiğimizde, Mekke toplumunda hiçbirinin okuma ve yazma bilmediğinin anlamı ortaya çıkıyor. Hâlbuki bakıyoruz ki, o ümmi toplumda vahiy Kâtipliğini yapan nice sahabeler vardır. Demek ki, ümmi okuma ve yazma bilmeyen değildir ve dolayısıyla geleneksel inanışın aksine Allah Resulünün de okuma yazması vardı ve gelen vahyi hem kendisi yazardı hem de vahiy kâtiplerine yazdırırdı. Ayrıca hem burada hem de benzer ayetlerde (وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ) ‘’onlara kitabı da öğretiyor’’ şeklindeki ifadeyle de onlara ezberden değil, kitaba/o güne kadar kitap hâlinde yazılmış bulunan Kur’an’a/ bakmak, kelimeleri ve ayetleri göstermek suretiyle öğretiyordu… Özetle, “Ümmi”, kitap ile ilgisi olmayan/habersiz demektir. Ayette geçen “Ümmiyyin-ümmiler” terimi, daha önce kendilerine ait vahyedilmiş kitapları olmayan toplumlar için kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in “kendi içlerinden” biri olarak ayette aynı karede yer alması, onun da onlar gibi “ümmi” olduğunu yani daha önce herhangi ilahi bir kitaba muhatap olmadığını ve ilahi kitaplarla hiç ilgilenmediğini, dolaysıyla, Kur’an mesajını “uydurmuş” yahut o düşünceleri eski metinlerden “çıkarmış” olmasının mümkün olmayacağını anlatmaktadır. Zaten Allah Resulü döneminde onun bildiği dil olan Arapçaya tecüme edilmiş Tevrat ve İncil’in bir nüshası da yoktu. Yani bunlar Hz. Peygamberin hiç bilmediği bir dil olan İbranice yazılıydı. Bunların Arapçaya tercümesi ise Hz. peygamberin vefatından yaklaşık 2. 5 asır sonra olmuştur: İşte kaynaklara göre; Tevrat’ı Arapçaya ilk kez tercüme eden 10. yüzyılda Bağdat’ta yaşayan Yahudi din adamı Saadya Gaon’dur. Tevrat’ın Arapça’ya ilk çevirisinin Sura Akademisi’nin başkanı Saadiya Gaon tarafından X. yüzyılda yapıldığı kabul edilir. Yani Hz. peygamber döneminde Arapçaya tercüme edilmiş bir Tevrat yoktu. Onun tercümesi Hz. peygamberin vefatından iki buçuk asır sonra olmuştur. Ayrıca Mesudî’nin bildirdiğine göre Kitabı Mukaddes de (İncil) Hz. peygamberin vefatından 241 yıl sonra tercüme edilmiştir. İşte Mesudi şöyle diyor: a. Eski Ahdi ilk tercüme eden Hanîn b. İshak en-Nasturî’dir. (Ö: 260 h./873 m.). Bu ilk Arapça tercüme “et-Tercümetu’s-sebînıye”den yapılmıştır. (a.g.e) Bu nedenle Hz. Peygamberin bu kitaplardan istifade etmesi asla mümkün değildi. الأُمِّيُّونَ هم العربُ كلُّهم، مَن كتبَ منهم ومن لَمْ يَكتُبْ؛ لأنَّهم لم يكونوا من أهلِ الكتاب. وأوَّلُ ما ظهرتِ الكتابةُ في العرب ظهرت في أهلِ الطائف، تعلَّمُوا من الحيرةِ، وتعلَّمَ أهلُ لحيرةِ من أهل الأنبار.وقولهُ تعالى {رَسُولاً مِّنْهُمْ} يعني مُحَمَّداً صلى الله عليه وسلم نَسَبهُ مثلُ نَسَبهم وجنسهُ مثل جنسهم، {يَتْلُواْ عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ}؛ يعني القرآنَ، {وَيُزَكِّيهِمْ}؛ أي يُطهِّرُهم من الدَّنسِ والكفرِ، فيجعلهم أزْكِيَاءَ بما يأْمُرهم به من التوحيدِ ويدعوهم إليه من طاعةِ، {وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَابَ وَٱلْحِكْمَةَ}؛ أي القرآنَ والعلمَ، (التفسير الكبير - الطبراني) الأمي منسوب إلى أمة العرب، لما أنهم أمة أميون لا كتاب لهم، ولا يقرأون كتاباً ولا يكتبون. وقال ابن عباس: يريد الذين ليس لهم كتاب ولا نبي بعث فيهم (مفاتيح الغيب - اللباب في علوم الكتاب)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Ümmi bir topluma kendi içlerinden bir elçi gönderen de O’dur. O elçi onlara Allah’ın ayetlerini okuyup, onları tertemiz yapıyor, onlara kitabı ve kitabın içindeki hükümleri öğretiyor. Hâlbuki onlar, elçi gönderilmeden önce açık bir sapıklık içinde olan bir toplumdu.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O Allah ki okuması, yazması olmıyanlara kendilerinden elçi gönderdi. Bu elçi onları arıttı, onlara Kitap’ı, doğrunun bilgisini öğretti. Çünkü onlar bundan önce açıktan açığa sapkınlık içinde idiler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Ümmilere kendilerinden bir peygamber gönderen O/dur. O peygamber onlara Allah/ın âyetlerini okur, onları fenalıklardan pâk kılar, onlara Kitap ve hikmet öğretir, Gerçi onlar bundan evvel belli bir sapıklık içinde kalmışlardı.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Okuryazarlığı/vahiy kültürü olmayanlar [ummiyyîn] içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları ahlaki kötülüklerden temizleyen [yuzekkîhim], kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderen O’dur. Hâlbuki onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.²
2 Krş. Bakara, 2/129, 151; A’râf, 7/157; Ankebût, 29/48  
Kadri Çelik
swap_vert close
O; ümmiler içinde kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamberi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O Allah ki, Kitap nedir iman nedir bilmeyen eğitimsiz bir topluma, kendi içlerinden öyle mübarek bir Peygamber gönderdi ki, hem onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, hem onları inkâr, cehâlet ve günah kirlerinden arındırıp tertemiz kılıyor, hem de kendilerine ilâhî Kitabı ve Kitaptaki hükümleri hayata uygulama bilgisi olan ve Peygamberin örnek yaşantısıyla ortaya konan hikmeti öğretiyor. Böylece, gönderdiği Kitap ve Elçi sayesinde bütün insanlığa yol gösterecek örnek bir toplum çıkarıyor. Hâlbuki onlar, kendilerine Elçi gönderilmeden önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
O’dur ki onlara Kitab’ı ve Hikmet’i öğretecek, onları arındıracak, O’nun âyetlerini onlara okuyacak bir rasûlü Ümmiyylere seçip gönderdi. Oysa önceden elbette açık bir şaşkınlık içindeydiler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah'ın, ümmî bir topluma yine kendi içlerinden seçip gönderdiği elçinin görevi: Allah'ın ayetlerini okumak, toplumu temiz toplum haline getirmek, yazı ile egemenlik sanatını öğretmekti. Çünkü, vaktiyle bu toplumun bireyleri, tamamen yalnızlığa terkedilmişlerdi.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah; Kitaptan habersiz olan topluma ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları olumsuz davranışlardan uzak durmaya davet eden Resuller gönderendir. Hâlbuki onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
O, [ümmi]lere [*] (Mekkelilere) kendilerine (Allah’ın) ayetlerini [tilavet] etmekte (okuyup aktarmakta), onları (kötülüklerden) arındırmakta ve onlara Kitap ve [hikmet]i (doğru hükümleri) öğretmekte olan bir Elçi göndermiştir. [*] Daha önce onlar apaçık bir sapkınlık içindeydi.
Bu ayette geçen [el-ümmiyyîn] (ümmiler) kelimesinden kastedilen Mekkelilerdir. [Ümmî] kavramı ile ilgili detaylı bilgi için bkz. Bakara 2:78, dipnot 2.,Benzer mesajlar: Bakara 2:129, 151; Âl-i İmrân 3:164.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Ümmi¹ bir topluma, kendilerinden olan ve onlara (Allah’ın) âyetlerini okuyan, onları (bâtıl inançlardan) temizleyen, onlara kitap ve hikmeti² öğreten bir Peygamber gönderen, O (Allah)’tır. Şüphesiz onlar, daha önce apaçık bir sapkınlık içerisinde idiler.
1 Ümmî: Üç anlama gelir: a- Anadan doğduğu hal üzere bulunan, yani okuması yazması olmayan Araplar, b- Ümmete mensup, c- Ümm’ül-Kurâ’ya mensup, yani “Mekkeli” demektir. Müfessirlerin hemen hemen tamamı, birinci anlamı tercih etmişlerdir. Aynı konu için Bk. (Bakara: 110, 78, Âlu İmran: 20, A’raf: 157-158) 2 Yani Kur’an’ı ve sünneti veya Kur’an’ı ve fıkhı. (Kurtubî) Hikmet için Bk. (Bakara: 269)  
Muhammed Esed
swap_vert close
O, Kitap ile ilgisiz bir topluma, kendi içlerinden ¹ kendilerine Allah’ın mesajlarını aktaran, onları arındıran, ilahî kelâmı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermiştir ki, o’ndan önce, açık bir sapıklık içindeydiler;
1 “Kitap ile ilgisiz toplum” (ümmiyyûn) terimi, daha önce kendilerine ait vahyedilmiş kitapları olmayan bir toplumu veya milleti gösterir (Râzî). Hz. Peygamber’in “kendi içlerinden” bir insan olarak adlandırılması, bu bağlamda, onun da kelimenin ilk anlamıyla “kitap ile ilgisiz” (ümmî) olduğu (karş. 7:157 ve 158) ve bu nedenle, Kur’an mesajını “uydurmuş” yahut o düşünceleri eski metinlerden “çıkarmış” olamayacağı gerçeğini vurgulamak içindir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
O Allah ki ümmi/vahiy kültürüne sahip olmayan ve apaçık bir sapkınlık içinde bulunan bir topluma kendi içlerinden O un ayetlerini ileten, onları şirkten arındıran, bu kitabı/Kuran’ı ve bu kitabın anlaşılması ve hayata taşınmasını öğreten bir elçi gönderdi. 2/151, 3/164
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ümmilere, âyetlerini kendilerine okumak, arındırmak, kitabı ve doğru hüküm vermeyi öğretmek için, içlerinden bir Elçi gönderen O’dur. Oysa onlar önceden derin bir sapıklık içinde yaşıyorlardı.[⁵⁰⁹⁵]
[5095] “Ümmiler”, İbn Abbas’ın da isabetle açıkladığı gibi, kitap ehlinin dışında kalan tüm Araplardır. Ümmilik, Tevrat ve İncil gibi bir kitaba tabi olmamaktır. Okur-yazar olup olmaması fark etmez. “Ümmi” kavramına “okur-yazar olmama” anlamı, sonradan tedarik edilmiş yanlış bir anlamdır. Bu anlam kayması, sonrakilerin, “Mûcizât-ı Nebî” listesine bir madde daha ilave etme arzusundan kaynaklanmıştır. Hikmet Kur’an’da, hüküm verirken iyiyi kötüden ayırma yeteneği olan furkân’a (2:53); bu yetenekle doğru hüküm vermeye (17:39); insanı doğru yola yönelten muhakemeye (21:48) delâlet eder.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O, ümmilere (çoğu okuma yazma bilmeyen Araplara) içlerinden -kendilerine ayetlerini okuyan, onları (şirkten) temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten - bir Peygamberi Muhammed s.a.s.'i) gönderendir. Oysa onlar daha önceleri apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Osman Fırat
swap_vert close
O’dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allâh’ın âyetlerini anlatan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Oysa onlar, önceden, açık bir sapıklık içinde idiler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O, o (Mabûd-i Kerîm)dir ki, ümmîler arasında kendilerinden bir peygamber gönderdi, onlara karşı âyetlerini okur ve onları temizler ve onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Halbuki onlar evvelce pek açık bir sapıklık içinde idiler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
O, ümmîler arasından, kendilerinden olan bir elçi gönderdi. Bu elçi onlara Allah'ın âyetlerini okur, onları arındırır, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Halbuki daha önce belli ve kesin bir sapıklık içinde idiler.
Ümmî kelimesi burada Yahudi geleneğinde ifade ettiği anlamda olup Cenab-ı Hak Yahudileri üstü kapalı bir şekilde kınamaktadır: “Ey Yahudiler, siz Araplara aşağılamak kasdiyle ümmî diyorsunuz. Fakat, Allah risaletini, onların arasından seçtiği birine verdi.” Ümmî tabiri ayrıca şu anlamlara gelebilir: Ehl-i kitap olmayan (3,20); kendi kitaplarını bilmeyen (2,78); Yahudi olmayan (3,75). İbranîce aslında Goyim (Batı dillerinde gentiles) Yahudi olmayanlar hakkında kullanılıp bunlara hiç değer verilmez. Türkçe Tevrat çevirilerinde bu kelime “milletler” diye çevirilir. Ayrıca Yahudilerin şu gerçeği anlamaları ima ediliyor: “Siz Arapların Cahiliye dönemlerini iyi bilirsiniz. Peygamberin önderliğinde onların nasıl bir nitelik kazandıklarını da görüyorsunuz. Öyleyse bunun ancak ilâhî bir kaynaktan olduğunu anlamanız gerekmez mi?”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
O'dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah'ın ayetlerini okuyan, onları yücelten, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Oysa onlar, önceden, açık bir sapıklık içinde idiler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
O Allâh Te'âlâ, onlara, âyetlerini tilâvet ider, onları çirk-i küfür ve 'isyândan temizler, onlara kitâb ve hikmeti ta'lîm ider bir rasûl-ü ümmîyi, ümmîler arasında ba's buyurdı. Ondan evvel o ümmîler âşikâr dalâletde idiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Ümmilerin (ilahi kitapları bilmeyenlerin)[*] içinden elçi çıkaran Allah’tır. Onlara, O’nun ayetlerini okur, Kitab’ı ve hikmeti öğreterek onları geliştirir. Halbuki onlar daha önce açık bir sapkınlık içindeydiler.
[*] Bkz.: Bakara 2/78 ve dipnotu  
Şaban Piriş
swap_vert close
Ümmiler içinde, onlara ayetleri okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten, kendilerinden birini elçi gönderen O'dur. Onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O Allah ki, kitap ehli olmayanlar içinde, onlara âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitabı ve hikmeti(1) öğreten bir peygamber göndermiştir. Yoksa onlar daha önce apaçık bir şaşkınlıkta idiler.
(1) Sünnet. 2:151’in açıklamasına bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
O Allah'tır ki, ümmîlere içlerinden bir resul göndermiştir de o, onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları arıtıp temizler, onlara Kitap'ı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içine gömülmüşlerdi.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
ol oldur kim viribidi [294a] oķımaz yazmazlar içine yalavaç anlardan oķır anlaruñ üzere āyetlerini daħı arıdur anları daħı ögredür anlara kitāb’ı ya'nį ķur’ān’ı daħı ḥikmeti daħı bayıķ oldılar ilerü azġunlıķ içinde bellü.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol Tañrıdur viribiyen yazmaz oḳumaz ümmetlere bir peyġamber özlerinden. Oḳur üstlerine āyetlerini ve anları arıdur ve anlara ögredür Kur’ānıve şerī‘at aḥkāmını, eger anlar andan burun azġunluḳ içinde‐y‐iseler daḫı.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Əksəriyyəti yazıb-oxumaq bilməyən) ümmi ərəblərə özlərindən peyğəmbər göndərən Odur. (Bu Peyğəmbər) əvvəllər haqq yoldan açıq-aşkar azsalar da, onlara (Allahın) ayələrini oxuyar, onları (günahlardan, şirk və küfr çirkabından) təmizləyər, onlara Kitabı və hikməti (Qur’anı və şəriəti) öyrədər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
He it is Who hath sent among the unlettered ones a messenger of their own, to recite unto them His revelations and to make them grow, and to teach them the Scripture and Wisdom, though heretofore they were indeed in error manifest,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
It is He Who has sent amongst the Unlettered(5451) a messenger from among themselves, to rehearse to them His Signs,(5452) to sanctify them, and to instruct them in Scripture(5453) and Wisdom,- although(5454) they had been, before, in manifest error;-
5451 The Unlettered: as applied to a people, it refers to the Arabs, in comparison with the People of the Book, who had a longer tradition of learning, but whose failure is referred to in verse 5 below. As applied to individuals, it means that Allah's Revelation is for the benefit of all men, whether they have worldly learning or not 5452 His Signs: Allah's wonderful Signs in His Creation and in His ordering of the world. It may include the Verses of the Qur'an, but they are more specifically referred to as "Scripture" in the next line but one. 5453 Cf. 2:129, and n. 129. Read again the attributes in the last verse. Allah is full Sovereign, and therefore cares for all His subjects, including the meanest and most ignorant, and sends His prophets or messengers to them. He is the Holy One, and therefore purifies and sanctifies those who were steeped in superstition and wickedness. He is Exalted in Power, and therefore He can confer all these blessings on the most unlikely people (verse 3), and no one can stay His hand. He is wise, and therefore He instructs in wisdom, both through written Scriptures, and in other ways, e.g., by means of a knowledge of life and its laws, and an understanding of His wonderful universe. 5454 Previous ignorance or error is no bar to a person or nation receiving the blessings of Allah's revelation, provided such person or nation has the will to come to Allah and the capacity to bear His Message. For an instance of incapacity through arrogance, see verse 6 below. For some remarks on the Arabs as vehicles of the new Light, see. C. 12-15.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
هُوَ
O
الَّذ۪ي
O zattır ki
بَعَثَ
gönderdi
فِي الْاُمِّيّ۪نَ
ümmiler içinde
رَسُولاً
bir resul
مِنْهُمْ
kendile- rinden
يَتْلُوا
okuyor
عَلَيْهِمْ
onlara
اٰيَاتِه۪
O'nun âyetlerini
وَيُزَكّ۪يهِمْ
ve onları temizliyor
وَيُعَلِّمُهُمُ
ve onlara öğretiyor
الْكِتَابَ
kitabı
وَالْحِكْمَةَۗق
ve hikmeti
وَاِنْ
ve şüp- hesiz
كَانُوا
idiler
مِنْ قَبْلُ
daha önce
لَف۪ي ضَلَالٍ
gerçekten bir dalâlet içinde
مُب۪ينٍۙ
apaçık
O, (âyetlerinden habersiz) ümmilere, içlerinden kendilerine âyetlerini okuyan, onları(n nefislerini) temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir resul gönderendir. Çünkü onlar daha önce apaçık bir dalâlet içindeydiler.
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
بَعَثَ
Fiil-I
ب ع ث
Diriltti, gönderdi, ulaştırdı, kaldırdı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اُمِّىّ
İsim
ا م م
Ümmi (okuma yazması olmayan, ayetlerden habersiz olan, ehl-i kitap olmayan insanlar)
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
تَلَى
Fiil-I
ت ل و
Okudu, tilavet etti, takip etti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
زَكّٰي
Fiil-II
ز ك و
Temizledi, temize çıkardı
عَلَّمَ
Fiil-II
ع ل م
Öğretti, talim etti
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
حِكْمَة
İsim
ح ك م
Hikmet
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
ضَلَال
İsim
ض ل ل
Dalâlet, sapma, şaşkınlık, boşa çıkma, boşa gitme
مُبِين
Etken fiil-IV
ب ي ن
Mubîn (Allah'ın esması, ismidir. Apaçık hakk olan demektir), apaçık, Mübin, açıklayıcı, açıklayan