close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Cinn Sûresi 9. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâ’ide lissem’(i)(s) femen yestemi’i-l-âne yecid lehu şihâben rasadâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve gerçekten de biz, orada, bir söz duymak için bazı yerlere otururduk, fakat şimdi kim, dinlemeye kalkışsa kendisini gözetliyen bir şihap buluyor.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
"Oysa gerçekte biz, (daha önce bazı sırları) dinlemek için onun durak yerlerinde (göğün bazı mevkilerine) otururduk. Ama şimdi (cinnlerden) kim (kader bilgilerini) dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab (yıldız kayması denilen ateş ve alev çarpması) bulur (ve kovulur)."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Gerçekten de biz semadan bir söz duymak için bazı yerlere otururduk. Fakat şimdi kim dinlemeye kalkışsa kendisini bekleyen bir alevle karşılaşır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“- Halbuki daha önce, biz göğün bazı bölgelerinde, haber dinlemek için oturacak yerler bulup oturuyorduk. Fakat şimdi, kim bilgi hırsızlığı yapmak isterse, kendisini gözetleyen kor halinde akan alev yalımlarını karşısında buluyor.”
Ahmet Varol
swap_vert close
Oysa biz (daha önce, gayb haberlerini) dinlemek için orada bazı oturacak yerlere otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olursa kendisini izleyen parlak bir ateş(i karşısında) buluyor.
Ali Bulaç
swap_vert close
'Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Halbuki biz (Peygamberin gönderilmesinden önce) haber dinlemek için göğün bazı (bekçilerden boş) yerlerine otururduk; fakat şimdi, kim dinleyecek olursa, kendisini gözetleyen bir şihap (yakıcı bir yıldız) buluyor.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
“Ve gerçekten biz (gökten bir şeyler) dinlemek için belli yerlerde otururduk. Şimdi artık kim dinlemek isterse kendisini gözetleyen bir ateş mermisini bulur.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Halbuki biz, göğü dinleyebileceğimiz yerlerde oturuyorduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev hüzmesi buluyor.”
Besim Atalay
swap_vert close
Bizler, orada dinlemek için yerler buluyorduk, imdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetliyen katı bir ateş bulur!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
“Oysa biz (Peygamberin gönderilmesinden önce) haber dinlemek için göğün bazı yerlerine otururduk. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor.”
Cemil Said
swap_vert close
"İşitmek içün bir yerde oturduk, fakat kim istimâ’ itmek ister ise karşusına ihrâk içün şihâb çıkıyor idi."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor."
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Halbuki biz (daha önce, göğü) dinlemek için onun oturulabilecek yerlerinde otururduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse kendisini gözetleyen bir alev topuyla karşılaşıyor.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Biz orada casusluk için otururduk. Ancak şimdi her kim dinlemek isterse kendisini gözleyen bir ateş topu bulur."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve doğrusu biz ondan dinlemek için ba'zî mevkı'lere otururduk, fakat şimdi her kim dinliyecek olursa onun için gözeten bir şihab buluyor
Emrah Demiryent
swap_vert close
Hâlbuki biz, (daha önce) semânın bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi (bizden) kim (melekleri) dinlemeye kalksa, (karşısında) kendisini (helâk etmek üzere) gözetleyen bir şihâb (yıldızlardan kopan alev topu) buluyor.
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Biz, dinlemek için oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir ışın buluyor.”
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
«Halbuki hakıykaten biz (bundan evvel haber) dinlemek için onun ba'zı kısımlarında oturacak yerler (bulub) oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendisini gözetib duran bir şihab (karşısında) bulunuyor».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
“Hâlbuki şübhesiz biz, (peygamberin gönderilmesinden önce) ondan oturulacak yerlerde (semâvât ehlini) dinlemek için otururduk. Fakat şimdi kim dinlemeye kalksa,(karşısında) kendisini (helâk etmek üzere) gözetleyen bir alev buluyor!”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Hâlbuki vaktiyle (daha önce) biz onun (fezanın) uygun yerlerinde (bilgi çalmak amacıyla melekleri) dinlemek için otururduk; ne var ki şimdi (bizden) kim dinlemeye kalkacak olursa, hemen karşısında (hedefe kilitli metafizik) bir şihap (ışın) buluyor. *
(*) Yani ne yıldızlar ne gezegenler ne de meteor taşları cinni şeytanlara atılır. Zira şeytanlara atılan metafizik şihaplardır. Şeytanlar da melekler gibi gözle görünmeyen metafizik varlıklar olduğundan, melekler tarafından kendilerine atılan bu metafizik şihap/yakıcı ışınlar da gözle görülmezler ve dolayısıyla bu olayın da meteor taşlarıyla ve yıldızlarla hiçbir alakası yoktur, tamamen gaybı/metafizik bir olaydır. Bunlar meleklerin kendi aralarındaki sözleri dinlemeye ve onlardan sema/feza hakkında haber almaya çalışıyorlardı. Ama vahyi dinlemeye hiç güçleri yoktur. Ayrıca Kur’an, şihab/yakıcı ışınlar karşısında insan ve cin şeytanlarının ödlerinin koptuğunu, dillerinin tutulduğunu ve artık eskisi gibi gayptan dem vuramayacaklarını anladıklarını söylemektedir. (bk. Hak Dini, Hicr, 16-18, Cin 8-9 ayetlerin tefsiri) Allame Tabatabai bir başka yerde şöyle demektedir: “Burada bir ihtimal olarak belirtilebilecek olan şey de şudur: İlahi kelamdaki bu gibi açıklamalar, duyusal olmayan hakikatleri aydınlatmak için duyusal yolların kullanıldığı hususlar kabilindendir. Tıpkı Yüce Allah’ın “bunlar insanlar için zikrettiğimiz örneklerdir ve âlimlerden başka kimse onları anlamaz” [Ankebut,43,] buyurması gibi. Bu tür tabirler Kur’an’da çoktur; arş, kürsü, levha ve kitap bu kabildendir...[el-Mizan,c.17,s. 186 – 187.) Ayrıca daha önce onların melekleri dinlemeleri vahiyle hiçbir alakası yoktur. Çünkü sadece bir vahiy meleği var, o da Cebrail (as) dir. Diğer melekler ise vahiy melekleri değildir. İşte rivayetlere göre daha önce cinni şeytanlar meleklerin kendi aralarında konuştuklarını dinliyor ve bunu kâhin ve müneccimlere vesvese yoluyla telkin ediyorlardı. Böylece onlar da kendilerine inanan insanların kafalarını karıştırıyorlardı. (الله اعلم) Aşağıdaki tefsirlere de bakılabilir. Ayrıca bazılarına göre burada şöyle mecaz bir anlatım vardır: İnsanları hakka uymaktan çevirmek için daha önce onların oturdukları yer, vesvese yoluyla insanların gönlüne şüpheyi düşürdükleri yerdir. (حرس) Haras ise, Allah’ın kendi kullarını hidayete erdirmek için yaratmış olduğu akli delillerdir. (شهاب) ’’şihap ise, Allah’ın hem insanın öz benliğine, hem dış dünyaya (evrenin uçsuz bucaksız ufuklarına) koyup yerleştirdiği kozmik delillerdir. Buna göre ayetin anlamı şöyle olur: Kur’an, ortaya koyduğu akli ve kozmik delillerle şeytanların insanların kafalarına vesveseyle telkin ettiği şüpheleri kaldırıp dini korur. Artık bundan böyle bizden her kim vesvese yoluyla insanların benliklerine (kafalarına) şüphe ve evhamları yerleştirmek isterse, mutlaka o şüphe ve evhamları kökten kaldıracak (Kur’an’ı) delilleri karşısında bulacaktır. Kaynak: (تفسير المراغي) ‘’el- Meraği tefsiri’’ تحرير موضع الشبهة ؟ وإذا ما عدنا إلى موضوعنا، فإن تلك الشهب هي أجرام يمكن رصدها ما دامت حواسنا تصل إليها، ولكن الشياطين كائنات غيبية لا يمكن رصدها، ولذلك فلا يصح أن نفهم الأمر وكأن رجم الشياطين بالشهب هو عملية فيزيائية يمكن من خلالها قياس أبعاد الشيطان وكتلته ثم حساب شدة ارتطام الشهاب به.. الخ. وإنما رجم الشياطين هو وظيفة غيبية لهذه الأجرام لا يمكننا تكييفه، لأنه ببساطة يقع على تلك الكائنات الغيبية غير الفيزيائية.ولا شك أن تلك الشهب ظاهرة قديمة جدا، وإنما وظيفة رجم الشياطين هي وظيفة طارئة كما يتضح من الآية 9 من سورة الجن: "وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَن يَسْتَمِعِ الْآنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَّصَدًا". ولهذا فليس كل شهاب نراه فهو بالضرورة يرجم شيطانا.وخلاصة القول أننا نؤمن بوقوع الرجم دون أن نخرجه من الحالة الغيبية، بالضبط كما نؤمن بأن الكائنات تسبح لله دون أن ندرك تسبيحها، وكما نؤمن بوجود الروح في الكائن الحي حيث لا تقوم الحياة إلا بها مع أنها غيبية لا نعلم حقيقتها ولا يمكننا رصدها أو رصد نشأتها في الجنين مع قدرتنا على رصده فيزيائييا (الشبهة حول رجوم الشياطين - هداية الملجدين ) يجب أنْ نعلم قبل كلّ شيء أنّ التعابير هداية الملجدين ) يجب أنْ نعلم قبل كلّ شيء أنّ التعابير القرآنيّة ـ وهي آخذة في الحديث عن كائنات ما وراء المادّة ـ ليس ينبغي الأخذ بظاهرها اللفظي ؛ حيث الأفهام تقصر عن إدراك ماهيته : وبتعبير اصطلاحي : إنّ لأفهام وكذا الألفاظ محدودة في إطار المادّة الكثيفة ، فلا تَنال المجرّدات الرقيقة مستواها المادّي المحدود، والألفاظ أيضاً تضيق عن الإدلاء بتلك المفاهيم لرقيقة البعيدة عن متناول الحسّ . وعليه ، فكلّ تعبير جاء بهذا الشأن إنّما هو مجاز واستعارة وتمثيل بِلا ريب فلا تَحسب مِن الملأ الأعلى عالَماً يشبه عالَمَنا الأسفل ، سوى انّه واقع في مكان فوق أجواء الفضاء ؛ لأنّه تصوّر مادّي عن أمرٍ هو يفوق المادةّ ومُتجرّد عنها ، وعليه ، فَقِس كلّ ما جاء في أمثال هذه التعابير .فلا تتصوّر من الشياطين أجساماً على مثال الأناسي والطيور ، ولا رَجمها بمِثل رمي النُشّاب إليها ، ولا مُرودها بمثل نفور الوحش ، ولا استماعها في محاولة الصعود إلى الملأ الأعلى بالسارق المتسلّق على الحيطان ، ولا قذفها بمثل قذف القنابل والبندقيات ، ولا الحرس الذين ملئوا السماء بالجنود المتصاكّة في القِلاع ، ولا رصدها بالكمين لها على غِرار ميادين القتال . . . إذ كلّ ذلك تشبيه وتمثيل وتقريب في التعبير لأمرٍ غير محسوس إلى الحسّ لغرض التفهيم ، فهو تقريبٌ ذهني، أمّا الحقيقة فالبون شاسع والشُقّة واسعة والمسافة بينهما بعيدة غاية البُعد قال العلاّمة الطباطبائي : إنّ هذه التعابير في كلامه تعالى من قبيل صور المحسوسات للتقريب إلى الأذهان ......ّ (الرئيسية » شبهات و ردود )» أما الوحي فلم تكن الجن تقدير على سماعه ،لانهم كانوا مصروفين عنه من قبل (تفسير الماوردي) ويري قوم أن مقاعد السمع هي مواضع الشبه التي يوسوس بها الجن في صدور الناس، ليصدوهم عن اتباع الحق، والحرس: هي الأدلة العقلية التي نصبها سبحانه لهداية عباده، والشهب الأدلة الكونية التي وضعها في الأنفس والآفاق.وعلى هذا يكون المعنى: إن القرآن الكريم بما نصب من الأدلة العقلية والأدلة الكونية حرس للدين من تطرق الشبه التي كان الشياطين يوسوسون بها في صدور الزائفين، (تفسير المراغي/سورة الجن)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Gökyüzünü dinlemek için en yüksek tepelere oturmuştuk. Sonra kim göğü dinlemişse, o an onu takip eden ateş parçaları (kayan meteorlar) bulmuştur.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gerçekten biz bundan önce orada işitilecek yerlere oturup konuşulanları dinliyorduk. Ancak, şimdi herkim orayı dinliyecek olursa yolunu bekliyen bir ateş parçasıyla karşılaşacaktır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
«— Biz hurafat işitmek üzere kulak vermek için orada duracak yerler buluyorduk. Her kim şirke kulak vermek isterse kendisini gözetler bir ateş şulesi bulur [⁶]»;
[6] Veya İslâmın nuru ve şu'Iesi onu yakıp helak eder.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Hâlbuki biz (daha önce) göğün dinlemeye mahsus yerlerinde konuşlanırdık [makâ’ide]. Şimdi ise kim dinleyecek olsa, kendisini gözetleyen bir alev parçası buluyor.”
Kadri Çelik
swap_vert close
“Oysa gerçekten biz, dinlemek için onun (göklerin) oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir akanyıldız bulur.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
“Çünkü daha önce göğe çıkar ve melekler arasında geçen konuşmaları dinlemek için uygun yerlere otururduk. Orada işittiğimiz bazı bilgi kırıntılarını —bire beşyüz katarak— gelip kahinlere, falcılara haber verirdik. Fakat şimdi, Son Elçinin gönderilmesinden sonra, artık kim göğe çıkıp melekleri dinlemeye kalkışsa, kendisini izleyen bir alev topuyla karşılaşır ve oracıkta yanıp küle çevrilir.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“ ‘Dinlemek’ için biz, oradan oturaklara oturuyorduk. Şimdi, kim dinlerse, onu izleyen bir alev olarak bulur”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
hattâ, vaktiyle biz, fezanın bazı noktalarında oturup dinleme görevi bile yapmışız. -halbuki şimdi birimiz, fezayı dinleyecek olsa, hemen karşısında ışınlı bir bekçi buluyor-
Mehmet Çoban
swap_vert close
“Bizler cahillikle göklerden bilgi almak için gökleri dinlemeğe mahsus yerlere otururduk. Yıldızları inceler geleceğimizi okumak isterdik. Anladık ki bilgilerimizi inançlarımızı boş şeylerle doldurmuşuz. Şimdiye kadar bizim bütün uğraşlarımız, bütün çabalarımız hep boşunaymış! Saçma sapan inançlarımız bizi kızgın alevlere götürüyormuş.”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Oysa) biz (haber) dinlemek için göğün (çeşitli) yerlerinde oturuyorduk fakat şimdi kim (haber) dinlemek isterse, kendisini takip eden bir alev hüzmesi bulu(yo)r. [*]
Benzer mesajlar: Hicr 15:17; Sâffât 37:7-9; Mülk 67:5.  
Mehmet Türk
swap_vert close
“Hâlbuki (daha önce) biz, onun (haber) dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, (karşısında) kendisini gözetleyen parlak bir ateş buluyor.”
Muhammed Esed
swap_vert close
halbuki onu[n gizlediği her sırrı] dinleyebileceğimiz [uygun] yerlere kurulmuştuk: ⁸ ve şimdi [veya başka zaman] onu dinlemeye çalışan herkes [aynı şekilde] kendisini bekleyen bir alev ile karşılaşacaktır! ⁹
8 Yani, “İbrahim’in soyundan olduğumuz halde ve bütün kabiliyetimize ve bilgimize rağmen başarısız kaldık”.9 Ayetin devamının gösterdiği gibi (ve 15:18 ile ilgili not 17’de işaret edildiği gibi) bu ifade, astroloji veya gizemli (esoteric) hesaplamalar yoluyla geleceği tahmin etme yahut “esrarlı bilimler” aracılığıyla gelecekteki olayların yönünü etkileme teşebbüslerinin tümü ile ilgilidir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
– Hâlbuki vaktiyle biz gizli bilgiler edinmek için gökyüzünün bazı yerlerine otururduk. Şimdi ise oradan kim haber çalmaya kalkışacak olsa hemen yakıcı bir alev topuyla karşılaşıyor. 37/6...10, 41/12
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
halbuki vaktiyle biz onun uygun yerlerinde (haber) dinlemek için otururduk;[⁵³⁵³] ne var ki şimdi (bizden) her kim dinlemeye kalksa, derhal karşısında hedefe kilitli bir ateş topu buluyor.[⁵³⁵⁴]
[5353] Yahudilerin, kendi ırklarından bir rasul beklentisiyle astrolojiyi kullandıklarını îmâ. [5354] Zımnen: Kulak hırsızlıklarına dayalı sahte vahiyleri ve gelecekten haber verme girişimlerini gerçek vahyin nuru, güdümlü bir silah gibi avlayıp geçersiz kılıyor.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Oysa daha önce biz göğün bazı kısımlarında haber dinlemek için oturuyorduk, fakat şimdi kim dinlemeye kalksa, kendisini gözetip duran bir alev hüzmesi buluyor.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur (gayb haberlerini dinlemeğe çalışırdık). Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir yakıcı bir ışın bulur.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
«Ve hakikaten biz dinlemek için ondan oturulacak yerlerde oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa onun için bir gözetici şihap buluyor.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
“Önceleri biz göğün bazı yerlerinde oturup dinleme merkezleri edinirdik. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor. {KM, Tekvin 3, 24}
Süleyman Ateş
swap_vert close
Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur(gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Evvelce, gökden sözleri işidecek bir yerde oturır ve dinlerdik. Şimdi semâdan bir şey işitmek isteyen kendi içün bekleyen şihâbı bulur (derhâl bir şihâbla semâdan uzaklaşdırılur.)"
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Halbuki biz orada bazı yerlere oturur, (yüce meclisi)[*] dinlerdik. Şimdi orayı kim dinlese kendini gözleyen bir ateş parçasıyla karşılaşıyor.
[*] Bkz. Saffat 37/7-10 arası ayetler ve Şuara 26/212  
Şaban Piriş
swap_vert close
Oysa, orada bizim dinlemek için oturma yerlerimiz vardı. Şimdi kim dinlemek istese onu gözeten bir alev yakalıyor.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Önceden, haber dinlemek için orada oturacak yerler bulup otururduk. Şimdi kim birşey dinlemeye kalksa, kendisini gözetleyen bir alev bulur.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
"Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
“daħı bayıķ biz otururıduķ andan oturacaķ yirlere işitmeġe. pes her kim ķulaķ duta işitmeġe şimdi bula anuñ-içün od yılduz yol bekleyici.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı biz otururduḳ andan oturaçaḳ yirlerde işitmeg‐içün.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz (Muhəmməd əleyhissəlamın peyğəmbər göndərilməsindən əvvəl mələklərin söhbətinə) qulaq asmaq üçün (göyün) bə’zi yerlərində otururduq. Lakin indi kim (onların söhbətinə) qulaq asmış olsa, yandırıb-yaxan bir ulduzun onu gözlədiyini görər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And we used to sit on places (high) therein to listen. But he who listened now findeth a flame in wait for him;
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
´We used, indeed, to sit there in (hidden) stations, to (steal) a hearing; but any who listen now(5734) will find a flaming fire watching him in ambush.
5734 What is the force of "now"? It refers to the early Makkan period of Revelation. It means that whatever excuse there may have been before, for people to try to seek out the hidden truths of the Unseen World through spirits, there was none now, as the perspicuous Qur'an had restored the Message of Unity and cleared religion of all the cobwebs, mysteries, and falsehoods with which priestcraft and pious fraud had overlaid it. The result is that such seekers after false hidden knowledge will find themselves confronted now by the flaming fire of the Qur* an, which, like the shafts of meteoric light (see last note), will lie in wait for and nip such priestcraft and black magic in the bud.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاَنَّا
ve şüphe- siz biz
كُنَّا
idik
نَقْعُدُ
oturu- yoruz
مِنْهَا
ondan
مَقَاعِدَ
oturulacak yerlere
لِلسَّمْعِۜ
dinlemek için
فَمَنْ
fakat kim
يَسْتَمِعِ
dinlemek isterse
الْاٰنَ
şimdi
يَجِدْ
bulur
لَهُ
kendi-sine
شِهَاباً
yakıcı bir ışık
رَصَداًۙ
gözetleyen
"Hâlbuki biz (bu nebîden önce), o (göğ)ün bazı yerlerinde (o haberleri) dinlemek için otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, (karşısında) kendisini (helâk etmek üzere) gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
قَعَدَ
Fiil-I
ق ع د
Oturdu, oturup bekledi, kalakaldı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَقْعَد
İsim
ق ع د
Mevzi, oturma yeri, makam
سَمْع
İsim
س م ع
Kulak, işitme, dinleme
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
اِسْتَمَعَ
Fiil-VIII
س م ع
Dinledi, kulak verdi
الْـٰٔن
Zarf
الْـٰٔن
Şimdi, şu anda
وَجَدَ
Fiil-I
و ج د
Buldu
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
شِهَاب
İsim
ش ه ب
Yakıcı bir ışık, bir kor
رَصَد
İsim
ر ص د
Gözetleyen, gözetleyici