close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 46. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vebeynehumâ hicâb(un)(c) ve’alâ-l-a’râfi ricâlun ya’rifûne kullen bisîmâhum(c) venâdev ashâbe-lcenneti en selâmun ‘aleykum(c) lem yedḣulûhâ vehum yatme’ûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir örtü var ve A'raf üstünde erler var ki herkesi, yüzlerinden tanırlar ve cennet ehline esenlik size diye nida ederler. Onlar, henüz cennete girmemişlerdir ama girmeyi umarlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Cennet ve cehennem ehlinin) İki taraf arasında (duvar-sur gibi) bir engel (perde ve ara bölge bulunmaktadır) ve burçlar (A’raf) üstünde (cennetlik ve cehennemlik olanların) hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Ki bunlar, henüz (cennete) girememiş olan, fakat (girmeyi) şiddetle arzu edip umanlardır. (Bunlar)Cennete gireceklere: "Selam size (ne kutlu ve mutlu insanlarsınız)" diye (tebrikler yağdıracaklardır).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Cennetlik ve cehennemlikler arasında bir engel bulunacaktır. A'raf üzerinde de; bunların herbirini simalarından tanıyan kimseler vardır ki, onlar henüz cennete girmemiş fakat, girmeyi şiddetle arzu eder bir vaziyette olan cennetliklere “Selam olsun size” diye seslenecekler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Cennet ehli ve cehennemlikler arasında bir perde-engel mevcuttur. Â'râf üzerinde, aradaki surun burçlarında, her iki taraftakilerin kimliklerini, hallerini simalarından okuyarak tanıyan liyakatli kişiler, adamlar vardır. Bunlar cennet ehline: “Selâmün aleyküm (Allah'ın selâmı ve selâmeti size olsun, siz selâmete erdiniz)" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmeyen, cenneti arzu eden kimselerdir.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 57/13.  
Ahmet Varol
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde (engel) vardır. A'raf'ta [6] da herkesi simalarından tanıyan birtakım adamlar vardır. Cennetliklere: "Size selam olsun" diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş olan ama girmeyi arzulayan kimselerdir.
6.A`raf burçlar anlamına gelmektedir. Ancak A`raf kelimesi cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adı olarak kullanılmaktadır. Bu adın sözlük anlamından A`raf`ın burçlar üstünde bir yer olduğu anlaşılmaktadır.  
Ali Bulaç
swap_vert close
İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: 'Selam size' derler, ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle arzu edip umanlardır.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir sûr (perde) vardır. A'raf (cennet hisarı) üzerinde de bir takım insanlar (sevab ve günahları eşit olup en son cennete girecek olanlar) var ki, bunlar, cennetlik ve cehennemliklerden her birini çehreleriyle tanırlar; ve henüz cennete giremeyip onu arzu eder oldukları halde, cennetliklere “Selâmün Aleyküm”, diye nida ederler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Cennet ile ateş arasında bir engel vardır. A’raf’da (yükseklerde) bazı erler vardır. Hepsini yüzlerinden tanırlar. Cennet ehline seslenirler ki: “Size selam olsun!” Onlar oraya henüz girmemişlerdir. Fakat arzuluyorlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İki taraf/cennetlikler ve cehennemlikler arasında bir perde ve A‘râf üzerinde de herkesi simâlarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde girmeyi umarak cennet ehline, “Selâm size!” diye seslenirler.[134]
[134] A‘râf hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VII, 149-153.  
Besim Atalay
swap_vert close
Aralarında perde vardır onların, Araf'ta birtakım kimseler de vardır ki hepsini yüzlerinden tanırlar, cennetlik olanlar: «Sizlere selâm ola!» diyerek çağrırlar, bunlar girmemişse de, girmeyi umunurlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Bu iki taraf (cennet halkıyla cehennem halkı) arasında (iki grubu birbirinden ayıran) bir perde vardır. (Bu sûrun) A'râf (denilen tepelerin) üzerinde de (cennetlik ve cehennemliklerin) hepsini yüzlerinden tanıyan (kimlerin cennete ya da cehenneme gideceğini bilen) kimseler vardır. Henüz cennete girmemiş olan (fakat oraya gireceklerini bekleyen) cennet ehline: “Allah'ın selamı üzerinize olsun (kurtuluşa erdiniz)!” diye seslenecekler.
Bkz. 7/48, 57/13Ayette geçen “A’raf” terimi “urf” sözcüğünden türetilmiş olup “arf” kelimesinin çoğuludur. “Kule, burç, duvar, sırt, tepe” gibi anlamlara gelir. Bu âyetle beraber Kur’an’da iki defa geçmektedir (Â’raf 7/48). Çoğul anlamıyla yüksek tepeler, yüksek burçlar ya da platformlar olarak ifade edilen Â’raf’ın cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adı olarak kullanıldığı söylenmektedir. A’raf ehlinin kimler olduğu hakkında muhtelif görüşler olmakla beraber tefsircilerin çoğuna göre; iyilikleri ile kötülükleri eşit olanlar Allah’ın takdir edeceği bir zamana kadar burada bekletilirler. Bu bekleme esnasında cennete girecekleri kesinleşmiş ama henüz yerleşimleri yapılmamış olan cennet ehline özenerek selam verirler. Bir sonraki ayette görüldüğü gibi cehennem ehlini görünce de korku ve endişe ile Allah’a sığınırlar. Ancak 48 ve 49. ayetlerle birleştirildiğinde Â’raf’ta bulunanların ma’ruf insanlar ya da melekler olabileceğini düşünmek de mümkündür.  
Cemil Said
swap_vert close
Ehl-i cennet ile ehl-i cehennemi biri birinden sûr-i a’râf tefrîk ider. Hatt-ı fâsılda ya’ni a’râfda bulunan kimseler ehl-i cennet ve ehl-i cehennemi ’alâmet-i fârikasından bilürler. Ehl-i cennete "Selâmun ’aleyküm" dirler. Ehl-i cehennem ne kadar arzu itseler buraya dâhil olamazlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur[216], A’râf[217] üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.
216. Bu “sur” ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Hadîd sûresi, âyet, 13.217. A’râf, yüksek yerler, yüksek mevkiler demektir. Bazı müfessirler, “A’râf” ile cennet ve cehennem arasındaki surun yüksek yerleri ve sırtlarının kastedildiğini ifade etmektedirler.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde ve A‘râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki bunlar, henüz cennete girmedikleri halde (girmeyi) uman cennet ehline, “Selâm size!” diye seslenirler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: «Selâm size!» diye seslenirler.  
 A’râf: Cennetle cehennem arasında yüksek bir alandır ki, sevapları ile günahları eşit olanlar Allah’ın dilediği bir zamana kadar burada kalacaklar; daha sonra Allah’ın affına nâil olarak onlar da cennete gireceklerdir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Aralarını bir perde böler. Orta yerde de bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Cennet halkına, "Selam size," diye seslenirler. Bunlar oraya (cennete), canları istedikleri halde giremediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Artık iki taraf arasında bir hıcâb ve A'raf üzerinde bir takım rical, her birini simalariyle tanırlar, eshabı Cennete «selâm olsun size» diye nidâ etmektedirler ki bunlar ümîd etmekle beraber henüz ona girmemişlerdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
İki taraf (cennet ehli ve cehennemlikler) arasında (asla aşamayacakları,) bir engel vardır. *A’râf üzerinde de (cennetlik ve cehennemliklerin) her birini yüzlerindeki alâmetlerden tanıyan kimseler vardır. (A‘râftaki bu kimseler) cennet ehline, “Selâmun aleykum! (Allah’ın selamı üzerinize olsun.)” diyerek seslenirler ki bunlar çok arzu ettikleri hâlde, henüz oraya (cennete) girmemiş (mizanda, sevap ve günahları birbirine eşit gelmiş olan müslüman) kimselerdir.
* A’râf; Âyet-i kerîmede geçen “A’raf” terimi “urf” sözcüğünden türetilmiş olup “arf” kelimesinin çoğuludur. “Kule, burç, tepe” gibi anlamlara gelir. Çoğul anlamıyla yüksek tepeler, yüksek burçlar olarak ifade edilen Â’raf, cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adıdır. A’râf ehli; Mizanda, sevap ve günahları birbirine eşit gelmiş, bu sebeple Allah’ın takdir edeceği bir zamana kadar cennet ile cehennem arasındaki A’râf denilen yerde bekletilen ve sonunda Allah Teâlâ’nın rahmetiyle cennete girecek olan Müslüman kimseler.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
İki taraf arasında bir hicap¹ vardır. Ve A'râf' üzerinde de hepsini simalarından tanıyan kimseler vardır. Henüz Cennet'e girmemiş olan, fakat girmeyi uman Cennet halkına: “Size selam olsun.” diye seslendiler.
1- Perde, engel.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
İki (taraf) arasında (sûrdan) bir perde ve «A'raaf» üzerinde de (cennetlik ve cehennemliklerin) her birini sîmalarıyle tanıyacak (müvahhid) rical vardır ki onlar henüz oraya (cennete) girmemiş, fakat onlar girmeyi şiddetle arzu eder olarak cennet yaranına: «Selâmün aleyküm» diye nida ederler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hem iki taraf (Cennet ve Cehennem ehli) arasında (aslâ aşamayacakları surdan)bir perde vardır. A'râf üzerinde (bu sûrun yüksek yerlerinde) ise, herkesi sîmâlarından tanıyan adamlar(2) vardır ki, Cennet ehline: “Selâmün Aleyküm! (Allah'ın selâmı üzerinize olsun!)” diye nidâ ederler; fakat onlar (Cennete girmeyi) çok arzu ediyor oldukları hâlde(henüz) oraya girmemişlerdir.
(2)A‘râf ehli’nin kimler olduğu hakkında muhtelif görüşler vardır. Bunlar, sevabları ile günahları birbirine denk olup, bir müddet orada kalan veya hesabları uzayan yâhut vazîfeleri sâdece bu nidâ olan birtakım kullardır. Daha sonra Cenâb-ı Hakk, fazlıyla, bunları da Cennete koyar. (Celâleyn Şerhi, c. 3, 42-43)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve o ikisi (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde (engel) bulunur. Ve (cennet ile cehennem arasında bulunan) A’raf (denilen burçlar) üzerinde de bazı kimseler (görevliler) vardır ki, hepsini (cennetlik ve cehennemlik olanları) simalarından tanırlar. Ve onlar (A’raf üzerinde olanlar), henüz oraya (cennete) girmemiş olan ama girmeyi uman (bekleyen) cennet ehline, “Size selâm (esenlik) olsun” diye seslenirler.*
(*) A`raf burçlar anlamına gelmektedir. Ancak A`raf kelimesi cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adı olarak kullanılmaktadır. Bu adın sözlük anlamından A`raf`ın burçlar üstünde bir yer olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca A’raf ehlinin kimler olduğu hakkında Kur’an açıkça belirtmediği için hakkında farklı rivayetler vardır. Ama 46. ayetten 49. ayette kadar birlikte değerlendirdiğimizde ayetlerin siyak ve sibakı açısından en isabetli görüş Ebu Müslim ve Ebu Miclez gibi bazı müfessirlerin görüşleridir: Bunlara göre; o gün Araf üzerinde/ cennet ve cehennem arasındaki ara bölgede beşer suretinde bazı görevli melekler bulunur. Zaten buradaki (رجال)’’rical’’kelimesi erkekler anlamında olmayıp, şahıslar ve kimseler anlamındadır. Bu nedenle o gün bu görevli melekler beşer suretine girecekleri için bunlara rical denilmiştir. وقال أبو مجلز: أصحاب الأعراف هم رجال من الملائكة يعرفون أهل الجنة وأهل النار. ومعنى كونهم رجالا - فى قول أبى مجلز أى: فى صورتهم. (الوسيط في تفسير القرآن الكريم) وبعض المفسّرين حمل الرّجال على المجاز بمعنى الأشخاص من الملائكة، أطلق عليهم الرّجال لأنّهم ليسوا إناثاً كما أطلق على أشخاص الجنّ في قوله تعالى: { وأنه كان رجال من الإنس يعوذون برجال من الجن } [الجن: 6] فيظهر وجه لتخصيص الرّجال بالذّكر تبعاً لما في بعض تلك الأحاديث التي أشرنا إليها (التحرير والتنوير) وعن أبـي مسلم أنهم ملائكة يرون في صورة الرجال لا أنهم رجال حقيقة لأن الملائكة لا يوصفون بذكورة ولا أنوثة (روح المعاني – الالوسي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Cennette olanlarla, cehennemde olanlar arasında bir engel var. (Allah’ın hükmünü) Bekleme sahasında arafta olan birtakım adamlar, yüzlerinin sevinçli ve parlak durumlarından tanıdıkları, henüz girmediği halde girmeyi umanlara, “Selam üzerinize olsun” diye seslenirler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bu iki takım arasında bir örtü vardır. A’raf üzerinde de bir takım kimseler vardır ki onlar herkesi yüzünden tanırlar, cennetliklere: "Esenlik size" diye ünlerler. Bunlar Cennet’e girmemişlerdir, ancak oraya gireceklerini umarlar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onların ikisi arasında bir perde vardır. A/raf [²] üzerinde her iki tarafı simalarından tanır bir takım adamlar vardır. Onlar Cennetliklere «— Selâmün Aleyküm» diye nida ederler. Bunlar henüz Cennete girmemişlerse de oraya girmeyi umarlar.
[2] Tepecikler.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
O iki tarafın arasında bir perde ve A’râf üzerinde herkesi simasından tanıyan adamlar/insanlar [ricâlun] vardır. Bunlar, henüz cennete girmemiş olan ama girmeyi uman/bekleyen cennet ehline, “Size selâm olsun” diye seslenirler.
Kadri Çelik
swap_vert close
İki taraf (cennet ve cehennem ehli) arasında bir engel (yüksekçe burç) ve A'raf (bu burcun yüksek tepeleri) üzerinde her iki tarafı da alametlerinden tanıyan kimseler (Peygamber ve Ehl-i Beyt'i) vardır. Henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi şiddetle arzulayan cennetliklere “Selam (esenlik) size” diye seslenirler.
(Sevaik’ul Muhrike s.101’de İbn-i Hacer (Şafii), Sa’lebi’nin tefsirinden naklen İbn-i Abbas’ın bu ayetin tefsirinde şöyle dediğini rivayet etmektedir: “A’raf, sırat köprüsünün üstünde olan yüksek bir dağdır. O dağın üzerinde Abbas, Hamza ve Ali bin Ebi Talib ve Cafer-i Tayyar dururlar. Kendilerini sevenleri yüzlerinin (nurundan) beyazlığından ve kendilerine buğz edenleri ise yüzlerinin kara olmasından tanırlar.” İmam Cafer Sadık ise şöyle buyurmuştur: “A’raf üzerinde duracak olanlar Ehl-i Beyt İmamları’dır.”)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Cennet halkıyla cehennem halkı arasında, iki grubu birbirinden ayıran bir perde olarak, yüksek bir sûr (57. Hadid: 13) vardır. Bu sûrun Ârâf denilen burçları üzerinde ise, kendilerine daha baştan cennete kesinlikle girecekleri müjdesi verilen, Peygamberler, şehitler ve sıddıklar gibi seçkin insanlar olacaktır.Allah’ın bu has kullarına bir lutuf ve ikram olarak o günkü muhteşem manzarayı dışardan ve yukardan seyretme imkanı verilecektir. Bunlar cennetlik ve cehennemlik her insanı çehresinden tanıyacaklar. Henüz cennete girmemiş olan, fakat oraya gireceklerini ümit eden cennet halkına seslenerek, “Selâm sizlere! Müjdeler olsun, kurtuluşa erdiniz!” diyecekler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onların arasında da bir hicab / örtü vardır. A’RÂF’ın üzerinde de herkesi simalarıyla tanıyan adamlar vardır. -“Size selâm olsun!” diye Cennet arkadaşlarına seslendiler; onlar çok arzuluyorken oraya giremediler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Cennetle cehennem arasındaki, kale burçlarında nöbet tutan ve herkesi yüzünden tanıyan görevliler, henüz cennete girmemiş ama, gireceklerini tahmin ettiklerine: " sizler esenliktesiniz " diye seslenirler.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Cennetlik ile cehennemlikler arasında bir perde, iki tarafı kolayca gören yüksekçe bir tepe vardır. Tepede herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Bunlara Araf ehli denir. Bunlar henüz cennete giremedikleri için cennete girmeyi umarak cennet ehline: “Selâm size!” diye seslenirler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve [a‘raf]ta [*] herkesi yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. (Cennete girmeyi) arzulamalarına rağmen henüz oraya (cennete) giremeyen bu kişiler, cennet halkına “Selam üzerinize olsun!” diye seslenmiş (olacaklar)dır.
Sureye adını veren [el-a‘râf] kelimesi, horozun ibiği veya atın yelesi gibi “yüksek yer”, “cennetle cehennem arasındaki yüksek surun en tepesi” veya “bilgililer” anlamına gelmektedir. Burası henüz cennete girememiş, ancak girmeyi çok isteyen kişilerin bir anlamda sıkıntı çektikleri ve özlem içerisinde cennete girmeyi bekledikleri yer olarak yorumlanabilir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Ve onların aralarında bir perde vardır.¹ A’raf² üzerinde de herkesi simalarından tanıyan kimseler vardır. Bunlar, cennete gireceklerini umdukları halde, henüz oraya girmemiş olan cennetliklere: “Allah’ın selâmı üzerinize olsun.” diye seslenirler.
1 Hesap günü, cennetliklerle cehennemlikler arasında (Hadid: 13) de belirtilen bir perde veya sur olacaktır.2 A’raf: “Arf” kelimesinin çoğuludur. Arf ise; yüksek yer, burç, sırt, tepe demektir ki bu münasebetle atın yelesine, horozun ibiğine “arf” denilmiştir. Buna göre A’raf: Cennet ile Cehennem arasında üzerinde bazı kimselerin bulunacağı yüksek ve şerefli bir yer, demektir. Hasan El-Basrî: “Cennetliklerle cehennemlikleri simalarından tanıyan bir takım kimselerin bulunduğu yer demektir. Belki de şimdi aramızda olanları vardır.” demiştir. Yoksa a’raf, bazılarının zannettikleri gibi cennete de cehenneme de girecekleri belli olmayan bir ara sınıfın kaldığı ve ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir yer değildir. Yani bu a’raftakiler; Peygamberler, şehitler, âlimler veya insan sûretinde görünen melekler gibi dereceleri yüksek bir takım kimselerdir. Ve onlar, Cennetlik olup da henüz Cennete girmemiş ama cennete girme ümidinde bulunan kimselere, cennete gireceklerini müjdeleyeceklerdir. Belki de şefâatin fiili uygulaması bu olacaktır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bu iki taraf arasında bir engel bulunacaktır. ³⁶ Ve orada, [hayattayken] kendilerine [eğri ile doğruyu] ayırd edebilme yetisi bahşedilmiş, onların her birini taşıdığı belirtiden tanıyan kimseler olacak. ³⁷ Ve [girmek için] can attıkları halde cennete (henüz) girmemiş olan bu kimseler cennetliklere: “Size selâm olsun” diye seslenecekler.
36 Hicâb sözcüğü bir engel, bir mani olarak iki nesne arasına giren, iki nesne arasında bulunan şey demektir; hem somut hem de soyut anlamda kullanılabilir.37 Sureye ismini veren a‘râf terimi, bir bu ayette, bir de bu surenin 48. ayetinde olmak üzre bütün Kur’an’da yalnızca iki kere geçmektedir. Terim ‘urf sözcüğünün çoğuludur. İlk sırada “tanıma, bilme, tasdik” ve “basîret, feraset: eğriyi doğruyu ayırd etme; muhakeme, idrak, seziş” gibi anlamlara ya da anlam gruplarına karşılık gelen ‘urf sözcüğü, aynı zamanda, bir şeyin, bir nesnenin en üstte, en yukarıdaki (ve dolayısıyla en göze çarpan) bölümü anlamında da kullanılır: sözgelimi horozun ‘urf’u ibiği, atınki ise yelesidir. Kelimenin bu deyimsel kullanımına dayanarak pek çok müfessir, ayette geçen a‘râf terimini, bir duvar veya surun üst kısmı, ya da burçları olarak yorumlamışlar ve ayette bununla dile getirilmek istenen şeyi ayetin baş kısmında geçen hicâb (engel, bariyer, perde) kavramıyla özdeşleştirmişlerdir. Buna rağmen, sözcüğün ilk anlam gruplarından yola çıkılarak varılan yorum, yani, ‘urf’u kısaca “eğriyi doğruyu ayırd etme” ve onun çoğulu olan a‘râf’ı da “eğriyi doğruyu ayırd etme gücü, yetisi” olarak değerlendiren yorum her bakımdan çok daha makul gözükmektedir. Nitekim, Râzî’nin de açık bir olumlamayla kaydettiği üzre Hasan Basrî, Zeccâc gibi ilk dönem bazı büyük Kur’an müfessirleri de bu yorumu benimsemişlerdir. Bu müfessirler ısrarla, ‘ale’l-a‘râf ifadesinin, “bilgi ve irfan sahibi olan” yahut “kendisine (eğriyi-doğruyu) ayırd etme yetisi verilmiş olan” anlamındaki ‘alâ ma‘rife ifadesiyle eş anlamlı olduğunu belirtmişler; ve bu vasıfla nitelendirilen kimselerin, dünya hayatlarında eğriyi doğruyu (taşıdıkları işaretlerden, belirtilerden çıkararak) ayırd edebilen ama eğri ile doğru arasında kesin tavır ve tercihlerini koymayan, kayıtsız, ilgisiz ya da çekimser kimseler olduklarını ifade etmişlerdir. Bunların bu ilgisiz, çekimser tutumları kendilerini çok iyilik yapmaktan olduğu kadar çok kötülük yapmaktan da alıkoymuş ve sonuç olarak, ayetin devamında görüleceği üzere, böyle kimseler ne cennete ne de cehenneme müstehak olabilmişlerdir. (Hem Taberî hem de İbni Kesîr bu ayetle ilgili yorumlarında, bu görüşü destekleyen muhtelif Hadis rivayetleri kaydetmişlerdir.) -Hem bu ayetin devamında hem de 48. ayette geçen ricâl isminin (lafzî karşılığı: erkekler, adamlar) bu anlam örgüsü içinde kadın-erkek her iki cinsi işaret ettiği aşikardır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ve o ikisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur bulunacak ve o surun üzerinde burçlarda bulunan ve herkesi simalarından tanıyan bir takım kişiler olacak ve onlar, cennete henüz girmemiş ama girmek için sabırsızlanan cennet halkına “Selamün Aleyküm ne mutlu size!” diye seslenecekler. 10/25...27, 39/60, 55/41, 80/38- 39, 83/24
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O ikisi arasında bir engel bulunacaktır. Orada (iyilerle kötüleri) ayırdetme yetisiyle donatılmış[¹¹⁸⁹] kimseler olacak; onlar her iki kesimi de belirtilerinden tanıyacaklar ve henüz cennete girmeyen lâkin girmek için sabırsızlanan[¹¹⁹⁰] cennetliklere “Selamün aleyküm!” diye seslenecekler.
[1189] Sûreye isim olan A’râf hakkında tartışmalı rivayetler bir yana, kelime “tanıma, bilme” anlamındaki ‘urften türetilmiştir. Atın yelesine, horozun ibiğine en tanınan alameti olduğu için ‘urf denilmiştir. “Duvar, sur, burç, kule, platform” gibi göz önünde olan ve bakınca göze çarpan her şey için kullanılmıştır. ‘Ale’l-a’râfı “marifet yeteneği”, ashâbu’l-a’râfı da “marifet sahipleri” olarak anlayan Hasan Basri gibi otoriteler tercihimizin gerekçesidir (Krş: Râzî). [1190] Bu ibareyi klasik tefsirlerin sıkıntılı “Araf” tezi üzerine değil, Süddi’nin bağlama uygun olan yorumu üzerine inşâ ettik (Zâdu’l-Mesîr).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Onların (cennet ehli ile cehennem ehlinin) arasında bir perde ve A'raf üzerinde bir takım rical vardır ki hepsini (hem cennet ehlini, hem de cehennem ehlini) simalarından tanırlar ve ümitvâr oldukları halde henüz cennete girmemiş olan cennet ehline "Selam size" diye seslenirler.
Osman Fırat
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde ve A’raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan kimseler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennetliklere : "selâm size!" diye seslendiler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onların arasında bir perde vardır. Ve A'râf üzerinde de birtakım rical vardır ki hepsini de alâmetleriyle tanır. Ashâb-ı cennete, «Selâmün Aleyküm» diye nidâ ederler. Ve bunlar ümitvar oldukları halde henüz cennete girmemiş bulunurlar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde, A'râf üzerinde de cennetlik ve cehennemliklerin her birini simalarından tanıyacak kimseler vardır ki onlar, henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi şiddetle arzular olarak cennetliklere “selamün aleyküm. ” diye seslenirler. [57, 13]
A’râf: Arf’in çoğuludur. Yüksekçe olan her şeye arf denilir. Meşhur görüşe göre A’râf, cennet ile cehennem arasındaki sûrun yüksek tepeleri, demektir. Hasan el-Basrî (r.h) demiştir ki: A’râf, marifet kelimesinden olup cennetliklerle cehennemlikleri simalarından tanıyan kimseler demektir. Hasılı A’râf hakkında iki görüş vardır: Birincisi Ebû Huzeyfe ve diğer bazı zevattan rivâyet edildiği üzere bunlar, amelde kusur etmiş ve mizanda iyilikleri ile kötülükleri eşit gelmiş, Allah’ı bir tanıyan kimselerdir ki cennet ile cehennem arasında bir süre kalırlar. Sonra Hak Teâlâ, haklarında bir hüküm verir. İkincisi: Bunlar peygamberler (a.s.), şehitler, hayırlılar, âlimler gibi yüksek dereceli zatlardır. Âyetin sonundaki lem yedhulûhâ (henüz cennete girmemiş olanlar) birinci görüşe göre, A’râf ehlini tavsif eder: Yani cennetlikler cennete girmiş, bunlar girmemişlerdir. Fakat arzu ve ümid ederler. Onlara özenirler de “Selâm ve selâmet size!” derler. İkinciye göre ise, o sırada cennet ehlinin halidir. Yani henüz cennete girmemiş ve girmek ümidinde bulunmuş oldukları sıradadır ki A’râf ehli, onları selâmete ereceklerine dair müjdelerler.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde ve A'raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına: "selam size!" diye seslendiler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Cennet ile cehennem arasında bir hâil vardır. "A'râf" dinilen bu sur üzerinde bir takım adamlar vardır ki cennet ve cehennem ehlini yüzlerinden tanırlar ve cennet halkına "Allâh'ın selâmeti üzerinize olsun" diye nidâ iderler. Bunlar (A'râf ehli) cennete girmemişler ise de girmek ümîd ve tam'ındadırlar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Cennet ile cehennem arasında bir engel vardır. O (engeldeki) yüksek yerler üzerinde de değerli şahsiyetler olur. Herkesi yüzlerinden tanırlar. Cennetlik ahaliye[*] şöyle seslenirler: “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)” Bunlar, henüz Cennet’e girmemiş olanlardır ama oraya girme umudundadırlar.
[*] Bunlar, henüz cehennemde olup Allah'ın sözü gereği ebedi cehennem cezası almamış olanlardır. O söz Allah'ın şirk günahı dışında kalanları bağışlayacağı sözüdür (Nisa 4/48). Tevbe etmeden ölündüğü takdirde bağışlaması olmayan diğer günahlar da şirk gurubundan olup esas itibariyle Allah ile kulu arasındaki bağı kopartmak, Allah'tan başkasına kul olmak, kendi kibrini veya kurgusunu ilah veya din edinmektir. Ölüm gerçekleştikten sonra hiçbir şekilde affedilmesi mümkün olmayan günahlar için bakınız: Nisa 4/116, Muhammed 47/34, Maide 5/72  
Şaban Piriş
swap_vert close
(Cennet ehli ile cehennem ehli) arasında bir sur, surun burçları (A'raf'ın) üzerinde herkesi simalarından tanıyan kimseler vardır. Cennetliklere:-Selam size diye nîda ederler. Henüz oraya girmemişler, fakat çok arzulamaktadırlar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Cennet ile Cehennem arasında bir perde vardır. A'râf'ta ise onların hepsini yüzlerinden tanıyan kimseler bulunmaktadır. Onlar Cennet ehline “Size selâm olsun” diye seslenirler. Kendileri Cennete girmemiş, ama girmeyi ummaktadırlar.(9)
(9) “Yüksek yerler” anlamına gelen A’râf hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım bilginlere göre, A’râf ehli, Cennetliklerle Cehennemlikleri yüzlerinden tanıyan, yüksek mertebe sahibi kişilerdir. Meşhur olan görüş ise, A’râf ehlinin iyilik ve kötülükleri eşit gelen ve bu sebeple Cennete giremeyen kimselerden ibaret olduğu yönündedir ki, bir süre sonra Allah bunları lütuf ve rahmetiyle Cennetine alır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İki taraf arasında bir perde, A'raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: "Selam size!"
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol iki arasında perdedür. daħı 'arāf üzere ya'nį 'arāf ol bir burcdur borudur uçmaġ-ıla ŧamu arasında erenlerdür bilürler dükelini anlaruñ nişānı-y-ıla daħı ķıġırdılar uçmaķ islerine kim “selām olsun üzerüñüze. “girmediler aña anlar ŧama' eylerler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
İki ṭāyife arasında ḥicāb vardur, daḫı a‘rāfda ki perde cehennem ehli‐y‐le cen‐net ehli arasında. Erenler vardur, bilürler her kişi ‘alāmetleri‐y‐le. Daḫıḳıġırdı a‘rāf ehli uçmaḳ ehline: Selām sizüñ üstüñüze olsun, girmediler uç‐maġa, lākin umarlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onların ikisinin (cənnət əhli ilə cəhənnəm əhlinin) arasında pərdə (səs, maneə) və Ə’raf (Cənnətlə Cəhənnəm arasındakı səddin yüksəklikləri) üzərində isə (savabları və günahları, xeyir və şər əməlləri bərabər olan) insanlar (kişilər) vardır ki, onlar hamını (cənnətlikləri və cəhənnəmlikləri) üzündən tanıyıb cənnət əhlinə: “Sizə salam olsun!” - deyə müraciət edərlər. Bunlar (ə’raf əhli) çox istədiklərinə baxmayaraq hələ ora (Cənnətə) daxil olmamış (lakin Ə’rafda günahları təmizləndikdən sonra daxil olacaq) kimsələrdir.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Between them is a veil. And on the Heights are men who know them all by their marks. And they call unto the dwellers of the Garden: Peace be unto you! They enter it not although they hope (to enter).
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Between them shall be a veil, and on the heights(1025) will be men who would know every one by his marks: they will call out to the Companions of the Garden, "peace on you": they will not have entered, but they will have an assurance (thereof).
1025 This is a difficult passage, and Commentators have interpreted it in different ways. Three distinct schools of thought may be discerned in the interpretation. (1) One school thinks that the men on the Heights are Angels, or such men of exalted spiritual dignity (e.g., the great Prophets), as will be able to know the souls at sight as regards their spiritual worth: the Heights will be their exalted stations, from which they will welcome the righteous with a salutation of peace, even before the righteous have entered heaven; the salutation of peace being itself an assurance of salvation to those whom they salute. (2) Another school of thought thinks that the men on the Heights are such souls as are not decidedly on the side of merit or decidedly on the side of sin, but evenly balanced on a partition between heaven and hell. Their case is yet to be decided, but their salutation to the righteous is a wistful salutation, because they hope for Allah's Mercy. (3) The third line of interpretation, with which I agree, is close to the first, with this exception, that the partition and the Heights are figurative. The higher souls will rejoice at the approaching salvation of the righteous.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَبَيْنَـهُمَا
ve ikisi arasın-da vardır
حِجَابٌۚ
bir perde
وَعَلَى الْاَعْرَافِ
ve A'râf  üzerinde vardır
رِجَالٌ
adamlar
يَعْرِفُونَ
tanıyorlar
كُلاًّ
herkesi
بِس۪يمٰيهُمْۚ
simalarıyla
وَنَادَوْا
ve nidâ ettiler
اَصْحَابَ
ehline
الْجَنَّةِ
cennet
اَنْ
diye
سَلَامٌ
selam
عَلَيْكُمْ
üzerinize olsun
لَمْ يَدْخُلُوهَا
oraya girmemişlerdir
وَهُمْ
onlar iken
يَطْمَعُونَ
umuyorlar
(O gün cennetlik ve cehennemlik olan) İki taraf arasında bir perde ve A'râf üzerinde ise herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Onlar, henüz (cennete) giremedikleri hâlde (bunu) uman cennet ehline, "selamun aleykum (Allah'ın selamı üzerinize olsun)!" diye seslenirler.
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
حِجَاب
İsim
ح ج ب
Perde
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
اَعْرَاف
İsim
ع ر ف
A'râf (yüksek yer)
رِجَال
İsim
ر ج ل
Erkekler, adamlar
عَرَفَ
Fiil-I
ع ر ف
Tanıyıp bildi, tanıdı, farkına vardı, arif oldu
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
س۪يمٰ
İsim
س و م
Sima, yüz, alâmet
نَادٰى
Fiil-III
ن د و
Nidâ etti, çağırdı, seslendi, dua etti, feryat etti
اَصْحٰب
İsim
ص ح ب
Ehil, halk, arkadaşlar, Ashâb, sahipler
جَنَّة
İsim
ج ن ن
Cennet, bahçe, bağ (üzüm bağı gibi)
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
سَلَام
İsim
س ل م
Selâm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Selamet veren ve insanları selamet yurdu olan cennete davet eden demektir), selam, selâmet
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
دَخَلَ
Fiil-I
د خ ل
Girdi, (zifafa) girdi, dâhil oldu, sokuldu
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
طَمِعَ
Fiil-I
ط م ع
Umdu, ümide kapıldı, arzu etti