(Ey Resul!) Sen affetmeyi ve müsamahayı esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden uzak dur (onlara aldırış etme)!
Burada, hitap doğrudan Hz. Peygamber’e yapılıyor olsa da “sen” hitabı Kur’an’a bağlılık gösteren herkese, dolayısıyla her çağda bütün Müslümanlara yöneliktir. Bu ayette, İslam’ı tebliğ için yola çıkanların uygulayacakları metot hakkında adeta yol haritası veriliyor. Öncelikle İrşad vazifesini üstlenen Müslümanın bütün tepkilere karşı vakarlı, anlayışlı, müsamahakâr ve affedici olması gerektiği vurgulanıyor. Çünkü insan, doğal güdü ve sezgileriyle yaşayan diğer bütün yaratıklardan farklı olarak özgür ve ahlaki bir iradeye sahiptir. Dayatma, zorlama ve baskı ile terbiye edilecek bir varlık değildir. Şartlar ne olursa olsun her zaman iyi ve güzel, doğru ve yanlış hoş bir üslupla ona anlatılmalıdır. A. İmran 3/159’da “Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı” fermanı da kabalık ve baskıdan uzak bir yöntemin insan için en doğru yol olacağını işaret etmektedir. “Cahillerden uzak dur!” emri; onlara temkinli yaklaş, ihtiyatlı davran, meclislerinde fazla kalma, onlarla beraber olma, onların seviyesine inmeyi tevazu olarak görme, onlarla çok konuşma, arkadaşlık kurma, dost olma anlamındadır. Cehalet, kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu bilmemektir. Cehalet bilmediğini bilmemektir, kindir, inattır, kibirdir, sefalettir, bağnazlıktır, yobazlıktır, vurdumduymazlıktır. Yoksulluğun, karanlığın, şiddetin, nefretin, hasedin en âlâsıdır cehalet. Bu bakımdan Kur’an cahilliği ortadan kaldırmak için seferberlik ilan emiş ve cahil kalan ve kalmak isteyenlerle ilişki konusunda ciddi prensipler ortaya koymuştur. Bunlardan bağlayıcı cümle olarak ayet sonlarında gelenlerden birkaç örnek: “Ben cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım”(Bakara 2/67), “Sakın cahillerden olma!”(En’am 6/35), “Sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim!”(Hud 11/46), “Biz cahillerle bir arada olmak istemeyiz”(Kasas 28/55)