close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 198. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-in ted’ûhum ilâ-lhudâ lâ yesme’û(s) veterâhum yenzurûne ileyke vehum lâ yubsirûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onları doğru yola çağırırsan dinlemezler ve görürsün ki sana bakıyorlar, fakat baktıkları halde görmezler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Öyle ki) Onları (Hakka ve) hidayete davet etseniz (veya doğru yolu görsünler ve başkalarına da göstersinler diye gayrete çağırıverseniz), sizi işitmeyecek (ve ilgilenmeyecek)lerdir. Ve (üstelik) onları Sana bakar görürsün (ya), halbuki onlar (gerçekleri) görmez haldedirler.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onları hidayete çağırsanız işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onları doğru, hak yola, Allah'ın kitap ve peygamberle gösterdiği yola çağırırsanız, teşvik ederseniz duyma kabiliyetlerini hakkı duymak için kullanmazlar. Onların sana baktıklarını, senin peygamberliğini kavradıklarını düşünüyorsun. Basiretleri olmadığı için senin peygamberliğini, tebliğ ile görevli olduğun dini kavrayamıyorlar.
bk. Kur’an-ı Kerim, 35/14.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onları doğru yola çağırsanız duymazlar. Onları sana bakıyormuş gibi görürsün ama gerçekte görmezler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa görmezler bile.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Eğer müşrikleri (veya putları) doğru yola çağırırsanız, duymazlar ve onları görürsün ki, sana bakıyorlar; halbuki onlar görmezler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onları doğru yola çağırsan işitmezler. Onların sana baktıklarını görüyorsun, fakat görmüyorlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onları doğru yola çağırmış olsanız, işitmezler. Onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.
Besim Atalay
swap_vert close
Onları doğru yola çağırırsın İşitmezler de, sana bakar görürsün, sen de onları, onlarsa görmüyorlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sen onları, doğru yola çağırsan da kulak vermezler. Sen onların sana baktıklarını sanırsın, hâlbuki onlar görmezler.
Cemil Said
swap_vert close
Hak dînine da’vet ider isen seni dinlemiyeceklerdir sana bakarlar fakat bir şey göremezler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Hidayete ulaşma hususunda onlara yalvarsanız sizi duymazlar, sana bakıyorlar zannedersin, oysa görmezler.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onları hidayete çağırsan işitmezler. Onların sana baktığını görürsün; fakat onlar görmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
siz onları doğru yolu göstermeğe çağıracak olsanız duymazlar, ve görürsün onları sana bakıb duruyorlardır da görmezler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onları (müşrikleri ne kadar) doğru yola davet ederseniz (edin, onlar, ısrarla hakkı inkâr ettikleri için hakikati) işitmezler. (Resûlüm!) onların sana baktıklarını görürsün, oysa onlar görmezler (manen kördürler, küfürlerindeki inat sebebiyle hakikati idrak etmezler.)
Erhan Aktaş
swap_vert close
Eğer onları hidayete çağırsanız sizi duymazlar. Onların, sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Eğer onları doğru yolu göstermiye çağırsanız duymazlar. Onları sana bakar görürsün. Halbuki görmezler de onlar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hâlbuki onları (o putları) hidâyete da'vet etseniz, işitmezler! Çünki onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler!
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve eğer onları (Allah’dan başkalarını yardıma çağıranları) hidayete çağırsanız duymaya çalışmazlar; sana bakıp (anlamsızca) durduklarını görürsün; oysa onlar bakar (ama gerçeği hiç de) görmek istemezler (zira putperestliğe şartlanmış olmaları sebebiyle onların hisleri ve idrakları adeta ölmüştür).
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
(Allah’dan başkalarını yardıma çağıranları) Doğru yola çağırsan, işitmezler ve seni görmedikleri halde sana baktıklarını görürsün.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onları doğru yola çağırırsın, işitmezler. Sana baktıklarını görürsün, oysaki görmezler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onları doğru yola çağırırsan dinlemezler. Onları sana bakar görürsün. Halbuki onlar kalp gözü ile görmezler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onları doğru yola çağırsanız da işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın [terâhum]⁷¹, oysa onlar görmezler!
71 Burada re’a fiili cümlede iki mef’ûl/nesne aldığından, “görmek”ten ziyade, yerine göre: “anlamak”, “düşünmek”, “tasavvur etmek”, “idrak etmek”, bazen de “sanmak” , “zannetmek” gibi anlamlara gelir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
“Onları hidayete çağırırsanız, duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa onlar görmezler.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey Peygamber! Sen onları ne kadar doğru yola çağırsan da, hakîkat karşısında kör ve sağır kesilen bu insanlar çağrına kulak vermezler; sana baktıklarını sanırsın, fakat gerçekte hiçbir şey göremezler. Öyleyse:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onları Hidayet’e / Doğru Yol’a çağırsanız, işitmezler. Onları, sana bakarlar görürsün; hâlbuki görmezler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kalkıp onları size yol göstermeye çağırsanız bile duyamazlar. Sadece yüzüne kör kör baktıklarını görürsün."
Mehmet Çoban
swap_vert close
Eğer onları doğru yola çağırırsan seni işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün. Hâlbuki onlar görmezler. Bakar kör olmuşlardır. Çünkü onların gözlerinde inkârlarından oluşan bir ön yargı vardır. Onlar; gözlerinin önüne çektikleri ön yargılarından oluşan perdeler yüzünden, gerçekleri algılayamazlar, göremezler. Bu Rabbinizin yaratılış yasasıdır. Her kim ön yargılarıyla hareket ediyorsa; artık o gerçekleri göremez. Ta ki ön yargılarından kurtulsun!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onları doğru yola çağırırsanız size kulak veremezler. Onları sana bakar görürsün; oysa onlar görmezler. [*]
Bu ayet grubunda putların çaresizliği, acizliği, cansızlığı, iradesizliği vs. noktalarda bilgi verilmektedir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
“Hatta siz onları hak yola çağırsanız, sizi duyamazlar bile. Onları, sana bakar gibi görürsün, ama onlar, asla görmezler.” (de.)
Muhammed Esed
swap_vert close
onlara yol göstermeleri için yalvarsanız, işitmezler; sana baktıklarını sanırsın, ¹⁶¹ oysa görmezler.”
161 Lafzen,.“Onların sana baktığını görsen bile”. Fakat, burada terâhum (“onları görürsün”) fiilindeki “onlar” zamiri en az maddî görüntü ya da imajlar kadar zihinsel imajlara, soyut tasavvurlara da işaret ettiğinden buradaki “görmek” fiili, “zihnen görmek” yani, “sanmak” yahut “tasavvur etmek” olarak anlaşılmalıdır. Fiilleri düzmece tanrılara ve putlara dua edip sığınan kimselere hitab eden bir önceki bölümün aksine, bu son cümle, günahkar ya da mümin, genel anlamda insana hitab etmektedir. Hitabın umumiyeti, muhatabın “siz”den “sen”e dönüşmesinden, yani gayrişahsî şekle yaklaşmasından da anlaşılabilir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onları doğru yola çağırsanız da sizin çağrınızı işitmezler. Onları sana bakar görürsün fakat onlar göremezler. 2/170- 171, 7/195, 31/7, 45/7- 8
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve eğer yol göstersinler diye yakarsanız, sizi duymazlar bile; ve sanırsın[¹³¹²] ki sana bakıyorlar, fakat onlar görmezler.”
[1312] Raâ fiili “gördü” anlamı yanında, bağlamına göre “varsayıma” da delâlet eder. Genellikle e-raeyte (varsay ki, farzet ki..) formunda bu vurgu barizdir. Burada “kanaat, sanı” olarak karşımıza çıkıyor.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Şayet onları doğru yola davet etseniz sizi işitmezler. (Ey Muhammed, o müşriklerin elebaşlarının da putlardan farkı yoktur ki) Sen onların sana (bön bön) baktıklarını görürsün. (Evet bakarlar, davetini dinler görünürler ama -basiretten yoksundurlar- kalp gözleri körelmiştir, gerçekleri gözlerine soksan) yine de göremezler!
Osman Fırat
swap_vert close
Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onları doğru yolu göstermeğe çağıracak olsanız duymazlar. Ve onları sana bakar görürsün, halbuki onlar göremezler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Siz o müşrikleri (veya putları) doğru yola dâvet ederseniz işitmezler. Onların sana baktığını görürsün ama, aslında onlar görmezler. [35, 14]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onları hidayete çağırırsanız, işitmezler. Onların sana baktıklarını sanırsın, oysa onlar görmezler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Eğer sen onları hidâyete da'vet ider isen bunı işitmezler. Sen onları bakıyorlar gibi görirsin halbuki görmezler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Onları doğru yola çağırsan seni dinlemezler. Sana baktıklarını görürsün, oysa onlar göremezler.[*]
[*] la yübsirun=alternatif olarak ileriyi göremezler; boş bakarlar; göremezler ifadesi anlamca havada kalıyor.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Onları doğru yola çağırsanız sizi işitmezler. Onları sana bakar görürsün fakat onlar görmezler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onları doğru yola çağırdığınızda sizi işitmezler. Onları sana bakarken görürsün; oysa onlar birşey görmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysaki, onlar görmezler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı eger oķırsañ anları ŧoġru yol dapa işitmeyeler daħı göreseñ anları baķarlar daħı anlar görmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı eger ḳıġırsañ anları doġru yola, işitmezler. Daḫı görürsin anları baḳar‐lar saña, līkin gözleri görmez.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Əgər siz onları (bütləri və ya müşrikləri) sizə doğru yol göstərməyə çağırsanız, eşitməzlər. (Ya Rəsulum!) Sən onları sənə baxan görərsən, halbuki onlar görməzlər!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And if ye (Muslims) call them to the Guidance they hear not; and thou (Muhammad) seest them looking toward thee, but they see not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
If thou callest them to guidance, they hear not. Thou wilt see them looking at thee, but they see not.(1169)
1169 The beauty and righteousness of al Mustafa's life were acknowledged on all hands, until he received the mission to preach and to fight against evil. What happened then? Evil erected barricades for itself. It had eyes, but it refused to see. It had ears, but it refused to hear. It had intelligence, but it blocked up its channels of understanding. Even now, after fourteen centuries, a life of unexampled purity, probity, justice, and righteousness is seen in false lights by blind detractors!  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِنْ
ve eğer
تَدْعُوهُمْ
onları davet ederseniz
اِلَى الْهُدٰى
hidâyete
لَا يَسْمَعُواۜ
işitmezler
وَتَرٰيهُمْ
ve onları görürsün
يَنْظُرُونَ
bakıyorlar
اِلَيْكَ
sana
وَهُمْ
hâlbuki onlar
لَا يُبْصِرُونَ
görmezler
Şayet o (şirk koşan)ları hidâyete davet ederseniz (sizi) işitmezler. (Resulüm!) Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar (basiretsizdirler, seni) görmezler.
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
دَعَا
Fiil-I
د ع و
Çağırdı, dua etti, davet etti, yalvardı, isnad etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
هُدَى
İsim
ه د ي
Hidâyet, yol gösterici, hidâyete erme, hidâyet rehberi, hidâyetçi
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
سَمِعَ
Fiil-I
س م ع
İşitti, dinledi, duydu
رَاَى
Fiil-I
ر ا ي
Gördü, anladı, bildi, düşündü
نَظَرَ
Fiil-I
ن ظ ر
Baktı, gözledi, gördü, bakınıp durdu, nazar etti, seyretti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَبْصَرَ
Fiil-IV
ب ص ر
Gördü, görür