close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 164. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iż kâlet ummetun minhum lime te’izûne kavmen(i)(ﻻ)(A)llâhu muhlikuhum ev mu’ażżibuhum ‘ażâben şedîdâ(en)(s) kâlû ma’żiraten ilâ rabbikum vele’allehum yettekûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Hani onlardan bir topluluk, Allah'ın helak edeceği, yahut da şiddetle azaplandıracağı bir kavme ne diye öğüt verirsiniz demişti de öğüt verenler, Rabbinize karşı bir özür serdedebilelim ve belki de sakınırlar ümidiyle demişlerdi.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
O vakit onlardan (fasık ve gafil) bir topluluk (peygamberlerine): "Allah’ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azap (ve akıbete) düşürmek istediği(ni bildiğiniz bizim gibi) bir kavme, (hâlâ) ne diye (boşuna) öğüt veriyorsunuz? (Bizi niye rahatsız ediyorsunuz?)" diye (sorduklarında); "Rabbinize karşı hiçbir mazeretiniz (kalmasın ya da özür dileyip ıslah olasınız) diye ve olur ki (söz dinleyip) sakınırlar ümidiyle..." (yanıtını vermişlerdi.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve ne zaman içlerinden bir topluluk: “Allah'ın zaten ortadan kaldırmak, yahut en azından zorlu bir azapla cezalandırmak üzere olduğu bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediler. Diğerleri de şöyle cevap verdiler: “Rabbimizin katında sorumlu olmayalım diye ve bir de bu bozguncular, belki böylece yollarını, Allah'ın kitabıyla bulurlar diye.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
İçlerinden tutkun, yetişmiş bir cemaat: “Allah'ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme, ne diye öğüt veriyor, sorumluluk uyarısında bulunuyorsunuz?" dedi. Öğüt verenler, uyaranlar: “İlerde, Rabbinize verilebilecek bir cevabımız olsun, bir de, belki Allah'a sığınıp, emirlerine yapışırlar, günahlardan arınıp, azaptan, sağlıklarının bozulmasından, hastalıklardan korunurlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranırlar, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olurlar diye öğüt verip uyarıyoruz" dediler.
Ahmet Varol
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk: "Allah'ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azaba çarptıracağı bir topluluğa neden öğüt veriyorsunuz?" dediklerinde (öğüt verenler): "Rabbinize karşı bir mazeretimizin olması için ve belki sakınırlar diye!" dediler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlardan bir topluluk: 'Allah'ın helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?' dediğinde 'Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler, diye' dediler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
İçlerinden bir ümmet: “- Niçin Allah'ın helâk edeceği veya şiddetli bir azâbla azâblandıracağı bir kavme nasihat ediyorsunuz?” dediği vakit, o öğüdü verenler şöyle dediler: “- Bizim nasihatımız, Rabbinizin yasağını (cumartesi balık avlamamayı) beyan etmek üzerimize vâcip olmakla, Allah katında ma'zûr tutulmamız içindir. Gerek ki, (avdan) sakınırlar.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve hatırla ki; onlardan bir topluluk, “Allah’ın yok edeceği yahut şiddetle azaplandıracağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?” dediler. Onlar: “Rabbinize karşı bir özür beyan etmek ve belki de onlar sakınırlar diye” cevap verdiler.(*)
(*) Yani o fasıklardan bir grup öğüt verenlere “Madem helak olacağımızı” söylüyorsunuz. Neden bize öğüt veriyorsunuz? diye itiraz edince, öğüt verenler böyle cevap vermişlerdir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İçlerinden bir grup, “Allah'ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?” deyince onlar, “Rabbimize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de sakınırlar ümidiyle” şeklinde cevap verdiler.
Besim Atalay
swap_vert close
Onlardan bir bölük: «Allahın yok edeceği, ya da, katı azap vereceği bir ulusa, niçin öğüt verirsiniz?» demişti, onlar da dediler ki: «Tanrıya yakarmak içindir, ola ki sakınırlar»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlardan bir topluluk: “Allah'ın, (yaptıkları yüzünden) kendilerini helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler de) dediler ki: “Rabbinizin katında sorumlu olmayalım ve (bu bozguncular) belki böylece (öğüdümüzden etkilenirler de) sorumluluk bilincine erişerek erdemli bir hayatı tercih ederler diye” (öğüt veriyoruz).
Ayetin son cümlesinden anlıyoruz ki; mü’min etrafında olup bitenlere seyirci kalmamalı ve asla “her koyun kendi bacağından asılır” dememeli. Durum ne olursa olsun, inanan bir birey olarak toplumun sorunlarına karşı duyarlı olmalı ve bütün insanlığı ihtiva edecek büyük bir hidayet projesinin içinde yer almalıdır.  
Cemil Said
swap_vert close
İçlerinden kendilerine nasîhat virenlere: "Allâh’ın helâk ideceği ve şedîd ’azâba dûçâr iyliyeceği bir kavme niçün nasîhat idiyorsunuz?" didiler Allâh’a karşu bir ma’zeret olsun Allâh’dan korksunlar diyü" cevâbını aldılar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Hani onlardan bir topluluk demişti ki: “Siz, Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” demişlerdi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk, “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azapla cezalandıracağı kimselere ne diye öğüt veriyorsunuz sanki!” deyince onlar, “Rabbiniz katında bir mazeretimiz olsun diye; bir de sakınıp çekinirler ümidiyle” şeklinde cevap verdiler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk: «Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?» dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).
Edip Yüksel
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk: "ALLAH'ın helak edeceği veya çetin bir biçimde azaplandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz," dedi. Dediler ki: "Rabbinizden özür dileyin," belki dinleyip kurtulurlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve içlerinden bir ümmed niçin Allahın helâk edeceği veya şiddetli bir azâb ile ta'zib eyliyeceği bir kavme va'z ediyorsunuz dediği vakit o va'ızlar dediler ki: rabbınıza i'tizar edebileceğimiz bir ma'ziret olmak için, bir de ne bilirsiniz belki Allahtan korkar sakınırlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk, (cumartesi gününde balık avlama yasağını çiğneyenlere, yaptıklarının yanlış olduğuna dair öğüt verenlere seslenerek:) “Allah’ın kendilerini helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azaba çarptıracağı bir topluluğa, ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediler. (Öğüt verenler de: “İyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırma hususundaki, vazifemizi yapmış olmakla) Rabbimize karşı bir mazeretimizin olması için ve bir de, Allah’a karşı gelmekten sakınırlar ümidiyle (onlara öğüt veriyoruz)” dediler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlardan bir topluluk dedi ki: “Allah'ın yok edeceği veya şiddetli bir azap ile cezalandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki: “Rabb'inize mazeret¹ beyan etmek için ve bir de belki takva² sahibi olurlar.”
1- Biz sorumluluğumuzu yerine getirdik ama faydası olmadı. 2. Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye alan.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Hani içlerinden bir ümmet: «Allahın kendilerini (dünyâda) helak edeceği veya (âhiretde) çetin bir azâb ile cezalandıracağı bir kavme ne diye öğüd veriyorsunuz?» dediği zaman onlar (o va'z edenler) de: «Rabbinize özür (dilemiye yüzümüz olsun) için. Umulur ki sakınırlar» demişlerdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hani içlerinden bir cemâatte: “Allah'ın kendilerini helâk edici olduğu veya şiddetli bir azâb ile onları cezâlandırıcı olduğu bir kavme ne diye nasîhat ediyorsunuz?” demişti. (Nasîhat edenler ise:) “Rabbinize bir ma'zeret (beyân etmek) için, bir de umulur ki(günah işlemekten) sakınırlar diye (nasîhat ediyoruz)!” dediler.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve onlardan bir topluluk (sebt günü bozguncularını durdurmaya çalışan kimselere:) "Allah’ın (yaptıkları kötülüklerden dolayı) zaten ortadan kaldırmak yahut (en azından) zorlu bir azapla ceza vermek üzere olduğu bir kavme (topluluğa) ne diye öğüt veriyorsunuz" diye söyledikleri zaman onlar (o doğruları anlatmaya kararlılıkla devam edenler) dediler ki: (Biz, üzerimize düşeni yaptığımıza dair) Rabbinize karşı bir mâzeret sunabilmek içindir, bir de bakarsınız, onlar (öğüdümüzden etkilenirler de, dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih ederek günah işlemekten) sakınırlar!” *
(*) Yani o fasıklardan bir grup öğüt verenlere “Madem helâk olacağımızı” söylüyorsunuz. Neden bize öğüt veriyorsunuz? diye itiraz edince, öğüt verenler böyle cevap vermişlerdir. (B. Sağlam Meal Açıklaması) Ayrıca ayetin son cümlesinden anlıyoruz ki; mü’min etrafında olup bitenlere seyirci kalmamalı ve asla “her koyun kendi bacağından asılır” dememeli. Durum ne olursa olsun, inanan bir birey olarak toplumun sorunlarına karşı duyarlı olmalı ve bütün insanlığı ihtiva edecek büyük bir hidayet projesinin içinde yer almalıdır. (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onlardan bir topluluk “Allah’ın helak edeceği veya şiddetli bir şekilde azaplandıracağı bir topluluğa niçin öğüt veriyorsunuz” dediler. Onlarda “Rabbinize karşı (uyarı yapıldığına dair) bir mazeret olsun ki, belki sakınırlar” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün içlerinden bir topluluk şunu demişti: "Allah’ın kendilerini yokedeceği, yada azaba uğratacağı bir ulusa ne diye öğüt verip durursunuz?" Onlar da dediler: "Çalabımıza karşı yüzümüz olsun, onlar da sakınsınlar diye."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hani içlerinden bir cemaat «— Allah/ın helâk edeceği veya şiddetli azap eyleyeceği bir kavme neye öğüt veriyorsunuz?» demişti. Onlar da «— Rabbinize karşı bir mazeret olsun, bir de onlar sakınabilsinler diye öğüt verdik» demişlerdi.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Hani onlardan bir topluluk [ummet], “Allah’ın yok edeceği veya (en azından) şiddetli azaba uğratacağı bir topluluğa [kavm] niçin öğüt veriyorsunuz?”⁵⁹ demişlerdi. Onlar da, “Rabbinize karşı hiç değilse bir özür [ma’ziret] beyan etmek içindir. Belki de onlar böylece sorumluluk bilincine erişirler diye” karşılık veriyorlardı.
59 Bu ayetlerden cumartesi yasağını çiğneyenler, Cumartesi yasağını çiğnemeyiniz diye öğüt verenler ve bir de bu öğüdün bir faydasının olmayacağını dile getirenler olmak üzere üç gruba ayrıldıklarını görüyoruz.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Aralarından bir topluluk, “Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir topluluğa niçin öğüt veriyorsunuz?” dediler. Öğüt verenler, “Rabbinize karşı bir özür (kalmaması) için ve belki de sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” dediler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O vakit içlerinden bir topluluk, kötülük yapanları engellemeye çalışanlara seslenerek, “Allah’ın zatenyeryüzünden silip helâk edeceği, yâhut şiddetli bir şekilde azâba uğratacağı besbelli olan bir topluma hâlâ ne diye boşu boşunaöğüt verip duruyorsunuz? Belli ki, bu adamların sizi dinlemeye niyetleri yok, artık niçin onlara tebliğ edeceğiz diye çırpınıp duruyorsunuz?” demişti.Doğruları anlatmaya kararlılıkla devam edenler, şöyle karşılık verdiler: “Biz, üzerimize düşeni yaptığımıza dâir Rabb’inize karşı bir mâzeret sunabilmek için onlara öğüt veriyoruz; hem ne biliyorsunuz, bakarsınız öğüdümüzden etkilenirler de, dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih ederek günah işlemekten vazgeçerler!”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Hani, onlardan bir ümmet dedi ki: “Allah’ın, şiddetli bir azap olmak üzere cezalandıracağı ve helâk edeceği bir kavmi niçin uyarıyorsunuz?”. Dediler ki: -“Rabbinize özür beyanı olarak! Umulur ki sakınıp korunurlar”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Birkaç Yahudi, hocaya çıkışıyorlardı: " Allah'ın nasıl olsa helâk edeceği ya da çok ağır ceza vereceği bir topluma neden nasihat eder durursunuz ki! " Hocalar: " Rabb'inizden özür dilemeleri, ve kendilerini sağlama almaları için. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlardan bazıları; “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. Öğüt verenler dediler ki: “Öncelikle Rabbimize karşı bir mazeretimiz olsun! Dünya hayatında boş işlerle uğraşmayalım! İnsanlara Rabbimizin gerçeklerini anlatalım ki belki insanlar öğüt alır, Rabbimize karşı gelmekten sakınırlar. Onlar öğüt almasalar da fark etmez. Önemli olan bizim yaptıklarımızdır. Biz Rabbimizin ayetlerini onlara anlatarak görevimizi yapar, Rabbimizin huzuruna görevimizi yapmanın şahitliğiyle gideriz. Böylece dünya hayatını boşu boşuna yaşamadığımızı gösteririz. Umulur ki Rabbimiz yaptıklarımızı kabul eder. Bizi bağışlar.”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hani içlerinden bir topluluk [*] da “Allah’ın kendilerini (dünyada) helak edeceği veya (ahirette) şiddetli bir şekilde azap edeceği bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediklerinde, (öğüt verenler) şöyle demişlerdi: “Rabbinize mazeret(imiz) olsun; bir de umulur ki [takvâ]lı (duyarlı) olurlar diye (öğüt veriyoruz).” [*]
Ayetin bu cümlesinde sözü edilen kişiler “Cumartesi Yasağı”nı ihlal etmeyenler arasındaki bir gruptur. Bu kişiler yine aynı grupta yer alan ve yasağı ihlal edenlere öğüt veren gruba seslenerek, “Allah’ın kendilerini helak edeceği veya şiddetli bir azaba çarptıracağı bu topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” diyerek çıkışmıştı. Bu yoruma göre o toplumda biri isyankâr, diğeri de isyana karışmayan iki grup vardı. Ancak isyankâr olmayanlar da kendi aralarında ikiye ayrılmıştı. İşte bu ve devam eden cümledeki konuşmalar, isyankâr olmayan iki grup arasında gerçekleşmiş sayılmaktadır Bu ayette uyarı görevinin sürdüğü dile getirilmektedir. Uyarının gerekliliği, amacı, uyarıdan kimlerin yararlanacağı vs. ile ilgili mesajlar için bkz. Bakara 2:6; Mâide 5:63, 79; En‘âm 6:69; Hûd 11:116; Yâsîn 36:10; Zâriyât 51:55; Tûr 52:29; Mürselât 77:5-6; A‘lâ 87:9; Ğâşiye 88:21.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Onların içlerinden bir topluluk:¹ “Allah’ın kesinlikle helâk edeceği yahut çok şiddetli bir şekilde cezâlandıracağı bir topluma niçin öğüt verip duruyorsunuz?” deyince o (öğüt verenler):² “Rabbiniz tarafından sorumlu tutulmayalım, bir de belki on lar, günâhlardan hakkıyla sakınırlar diye.”³ dediler.
1 Bunlar; cumartesi yasağına uyan, Allah’tan bu zâlimlere bir belâ geleceği kanaatine varıp nasîhatten vazgeçen, seslerini kesen, uzlete çekilen, nasîhate devam edenlere de iyilik olsun diye: “niçin kendinizi boşuna yoruyor, onlarla uğraşıp duruyorsunuz” diyerek, zâlimleri kendi hallerine bırakmayı bir maharet zanneden, mistik mantıklı kimselerdi.2 Bunlar; asla ümitsizliğe düşmeyen, bütün sıkıntılara rağmen tebliğe devam eden, tebliği terk etmekle Allah’a asi olacaklarına inanan, has kullar idiler.3 Allah’ın bu has kulları, tebliğlerini iki şey için yapıyorlardı. Birincisi, sırf Allaha karşı bir mazeret elde etmeleri, insanları “iyilikle emretme ve kötülüğü yasaklama” görevi hususunda Allah’ın huzurunda hesap verememe durumuna düşmemeleri ve bu görevin yaşadıkları sürece kendilerine bir farz olduğunu bildikleri için. İkincisi ise; asla ümitsizliğe düşmeden, insanlar ne kadar günâhkâr olurlarsa olsunlar onların tevbe ihtimâlinin olduğunu ümit ettikleri için. Bu âyete göre bir Müslüman’ın, “iyilikle emretme ve kötülüğü yasaklama” görevini ihmâl etmemesi, bunu yapmadığı zaman kötülüklerin yayılmasına katkıda bulunduğunu asla unutmaması, Allah’ın huzuruna mazeretsiz bir şekilde vardığı zaman durumunun hiç de iyi olmayacağının şuurunda olması gerekmektedir. Sonuç da 165. âyette bildirilmiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve ne zaman onların içinden bazıları, ¹³⁰ [Sebt günü bozguncularını durdurmaya çalışan kimselere]: “Allah’ın zaten ortadan kaldırmak yahut [en azından] zorlu bir azapla cezalandırmak üzere olduğu bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?” diye sorduklarında, bu erdemli kişiler ¹³¹ şöyle cevap verdiler: “Rabbinizin katında sorumlu olmayalım diye; ve [bir de, bu bozguncular] belki böylece Allah’a karşı sorumluluk bilincine erişirler diye!”
130 Lafzen, “bir topluluk” -bunların, çevrelerindeki azgınlığa aktif bir biçimde karşı çıkmamakla beraber, Sebt gününün ihlaline bizzat katılmayan kimseler olduğu anlaşılıyor.131 Lafzen, “onlar” -burada da, 159. ayette tanımlananlar gibi, İsrailoğulları içinden, Allah’ın hududlarını aşmaktan sakınan gerçekten erdemli kişilere işaret ediliyor.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
İçlerinden bir grup: – Allah’ın helak edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz? Demişti. Uyaranlar da ‘Rabbimizin huzurunda ona sunacağımız bir mazeretimiz olsun, belki de öğüt alıp sakınırlar’ dediler. 3/104, 5/63, 11/116
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ne zaman ki onlardan bir topluluk (söz konusu sapkınlara karşı çıkanlara), “Niçin Allah’ın (bu dünyada) helâk edeceği, veya (âhirette) şiddetli bir azaba uğratacağı birilerine öğüt verip duruyorsunuz ki?” dediklerinde, onlar şu cevabı verdiler: “Rabbinizin katında sorumlu olmayalım diye; bir de, belki sorumluluklarını yerine getirirler umuduyla!”[¹²⁸⁰]
[1280] Bu âyet kötülere karşı, pasif iyilerle aktif iyiler arasındaki davranış farkını ortaya koymaktadır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Doğru yoldan ayrılmayan kimseler, yaptığınız doğru değil, dediler, onlara öğüt verdiler) Diğer bir topluluk ise onlara: "Allah’ın helak edeceği veya çetin bir azap ile cezalandıracağı kişilere ne diye boşuna öğüt veriyorsunuz? deyince (doğru yolda olanlar) "Rabbimize karşı sorumlu olmaktan kurtulmuş oluyoruz! (Çünkü Rabbimiz bizden iyiliği emretmek ve kötülüğü men etmek hususunda kesin bir söz almıştı) Umulur ki içlerinden (öğüdümüzü dinleyenler, kötülükten) sakınanlar olur" diye cevap verdiler.
Osman Fırat
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk: "Allâh’ın helâk edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azâbedeceği bir topluluğa ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi. Dediler ki: "Rabbinize ma’zeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz). "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve hani onlardan bir cemaat de dedi ki: «Allah Teâlâ'nın kendilerini helâk edeceği ve şiddetli bir azap ile muazzep kılacağı bir gürûha ne için nasihatta bulunuyorsunuz?» Dediler ki: «Rabbinize karşı itizarda bulunmak için.» Ve umulur ki, ittikada buIunurlar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hani onlardan bir cemaat: “Allah'ın yerle bir edeceği veya şiddetli bir felaket göndereceği şu gürûha ne diye boşuna öğüt verip duruyorsunuz? ” demişti. O salih kişiler de: “Rabbinize mazeret arz edebilmek için! Bir de ne bilirsiniz, olur ki Allah'a karşı gelmekten nihayet sakınırlar ümidiyle öğüt veriyoruz. ” diye cevap verdiler.
Süleyman Ateş
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk: "Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir şekilde azabedeceği bir kavme artık ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi. Dediler ki: "Rabbinize ma'zeret (beyan edebilmek) için, bir de belki korunurlar diye (öğüt veriyoruz)."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlardan bir cemâ'at (Aklınınızı başınıza toplayın günâh işlemeyin diyenlere) "Allâh'ın helâk ideceği ve şiddetle 'azâb iyleyeceği kavme ne içün va'az ve nasîhat idersiniz?" didiler. O va'az idenler de: "Bundan maksadımız Allâh'ın emrini beyân iderek 'indallah ma'zûr olmaklığımızdır. Belki onlar Allâh'dan korkub günâhdan sakınırlar" didiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İçlerinden bir toplum (ümmet) şöyle demişti: “Allah’ın etkisizleştireceği ya da ağır azaba uğratacağı bir topluluğa (kavime) ne diye öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki “Rabbinize karşı mazaretimiz[*] olsun diye. Belki de (bu uyarılarımız sayesinde ) çekinip kendilerini korurlar”
[*] Her müslümanın çevresindeki olaylara karşı duyarlı olması gerektiği ve yanlışlıklara uyarı seviyesinde müdahale etmesinin gerektiğinin delildir. Etrafımızda gelişen yanlışlıklara, aşırılıklara ve çirkinliklere karşı ilgisiz veya içe kapanık kalma durumumuzun mazeret olamayacağı ayetin açık hükmü kapsamındadır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlardan bir topluluk şöyle diyordu:-Allah'ın helak edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma niye öğüt veriyorsunuz?-Rabbinize karşı bir mazeret olsun ve belki sakınırlar! diye cevap verdiler..
Ümit Şimşek
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk, onları sakındırmaya çalışanlara, “Allah'ın helâk edeceği veya şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir kavme niçin öğüt verip duruyorsunuz?” dediklerinde, onlar dediler ki: “Rabbimize karşı bir özür olsun diye. Bakarsınız, onlar da Allah'a karşı gelmekten sakınırlar.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: "Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?" Dediler ki: "Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim eyitti bir bölük anlardan “nişe ögütlersiz bir ķavmı Tañrı helāk eyleyicisidür yā 'aźāb eyleyicisidür anlaruñ 'aźāb ķatı ?” eyittiler “ 'uzrdur çalabuñuz daħı ola kim anlar śaķınalar.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı eyitdi bir ṭāyife anlardan: Niçün ögüt virürsiz bir ḳavme ki TañrıTa‘ālā anları helāk eyler, yā ‘aẕāb eyler anlara ḳatı ‘aẕāb eylemek. Eyitdiler:‘Öẕr eylemeg‐içün Çalabuñuza ṣorsa. Ola kim anlar Tañrıdan ṣaḳınurlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlardan (dəniz kənarındakı qəsəbədə yaşayan İsrail oğullarından) bir dəstə: “Allahın məhv edəcəyi və ya şiddətli əzab verəcəyi bir tayfaya nə üçün öyüd–nəsihət verirsiniz?” – dediyi zaman, (nəsihət verənlər) onlara cavab olaraq: “(İnsanları yaxşı işlərə sövq etmək, pis işlərdən çəkindirmək bizə vacib olduğundan) bu, Rəbbiniz qarşısında üzrxahlıq etmək üçündür. Bəlkə, onlar (bu öyüd-nəsihətdən nəticə çıxarıb) pis əməllərdən çəkinsinlər!” – dedilər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when a community among them said: Why preach ye to a folk whom Allah is about to destroy and punish with an awful doom, they said: In order to be free from guilt before your Lord, and that haply they may ward off (evil).
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
When some of them said: "Why do ye preach to a people whom Allah will destroy or visit with a terrible punishment?"-(1138) said the preachers:" To discharge our duty to your Lord, and perchance they may fear Him."
1138 There are always people who wonder, no doubt sincerely, what good it is to preach to the wicked. The answer is given to them here: (1) every man who sees evil must speak out against it; it is his duty and responsibility to Allah; (2) there is always a chance that the warning may have effect and save a precious soul. This passage has a special meaning for the times when our Holy Prophet was preaching in Makkah, apparently without results. But it applies to all times.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذْ
ve bir zaman
قَالَتْ
demişti
اُمَّةٌ
bir top-luluk
مِنْهُمْ
onlardan
لِمَ تَعِظُونَ
niçin nasihat ediyorsunuz
قَوْماًۙنِ
bir kav- me ki
اللّٰهُ
Allah
مُهْلِكُهُمْ
onlar helâk edicidir
اَوْ
ya-da
مُعَذِّبُهُمْ
onları azaba- uğratıcıdır
عَذَاباً
bir azap ile
شَد۪يداًۜ
şiddetli
قَالُوا
dediler
مَعْذِرَةً
bir mazeret için
اِلٰى رَبِّكُمْ
Rabbinize
وَلَعَلَّهُمْ
ve umulur ki onlar
يَتَّقُونَ
takvâlı olurlar
Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Allah'ın helâk edeceği ya da şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme niçin nasihat ediyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize mazeret (beyan edip sorumlu olmamak) için bir de umulur ki takvâ sahibi olurlar (Allah'a karşı kulluk sorumluluklarını bilip yerine getirmeye çalışırlar) diye (nasihat ediyoruz)" dediler.
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اُمَّة
İsim
ا م م
Ümmet, topluluk
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
وَعَظَ
Fiil-I
و ع ظ
Nasihat etti, vaaz verdi
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مُهْلِك
Etken fiil-IV
ه ل ك
Helâk edici
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
مُعَذِّب
Etken fiil-II
ع ذ ب
Azaba uğratıcı, azap edici
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
شَدِيد
İsim
ش د د
Şiddetli, sağlam, kuvvetli, zorlu
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
مَعْذِرَة
İsim
ع ذ ر
Mazeret
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
لَعَلّ
Zamir
لَعَلّ
Belki, umulur ki
اِتَّقٰى
Fiil-VIII
و ق ي
Takvâ sahibi oldu, sakındı, korundu, korktu