close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 157. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Elleżîne yettebi’ûne-rrasûle-nnebiyye-l-ummiyye-lleżî yecidûnehu mektûben ‘indehum fî-ttevrâti vel-incîli ye/muruhum bilma’rûfi veyenhâhum ‘ani-lmunkeri veyuhillu lehumu-ttayyibâti veyuharrimu ‘aleyhimu-lḣabâ-iśe veyeda’u ‘anhum israhum vel-aġlâle-lletî kânet ‘aleyhim(c) felleżîne âmenû bihi ve’azzerûhu venasarûhu vettebe’û-nnûra-lleżî unzile me’ahu(ﻻ) ulâ-ike humu-lmuflihûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onlar, öyle kişilerdir ki ellerindeki Tevrat'ta ve İncil'de de yazılmış olarak bulacakları şeriat sahibi Ümmi Peygambere uyarlar ve o, onlara iyiliği emreder, kötülükten nehy eder onları ve temiz şeyleri onlara helal etmededir, pis ve kötü şeyleri haram etmede. Sırtlarındaki ağır yükleri indirmededir, bağlandıkları zincirleri kırmada. Artık ona inananlar, onu ululayanlar, ona yardım edenler ve ona indirilen ışığa uyanlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.
Ümmi kelimesi, anaya mensup anlamına gelir. Anadan doğduğu gibi kalan, okuma yazma bilmeyen demektir. Ümmete mensup olduğu için, yahut da Mekke, Kur’ân'da, 6. sûrenin 92. ve 42. sûrenin 7. âyetlerinde, şehirlerin aslı anlamına gelen "Ümm-ül-Kurâ" diye anıldığı için Hz. Muhammed (s.a.a), "Ümmi" diye anılmıştır. Bu son anlama göre Mekkeli demektir (al-Müfredât, 22). İmam Muhammed-ül-Bâkır (a.s)'dan bu son kavil rivâyet edilmiştir (Mecma, 1, 457).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan Elçiye (Hz. Muhammed’e) tâbi olurlar. Ki, O onlara ma’rufu (iyiliği) emreder, münkeri (kötülüğü) nehyeder, tertemiz şeyleri helâl; (ama) murdar (pis) şeyleri ise haram kılıp (öğütler) ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indirip hafifletir. İşte Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edip (işini kolaylaştıranlar) ve Onunla birlikte indirilen nura (Kur’an’a ve Sünnet-i Resulüllah’a) tâbi olanlar, elbette kurtuluşa erenler bunlardır.
[Not: Bu Ayet-i Kerime, Tevrat ve İncil ehli olan Yahudi ve Hristiyanların, son Elçi Hz. Muhammed Aleyhisselam’a iman ve itaat etmeden felaha kavuşamayacaklarını vurgulamaktadır.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlar ki, ellerindeki Tevrat'ta ve daha sonra da, İncil'de ismini ve sıfatını yazılı bulacakları elçinin, okuması yazması olmayan habercinin, izinden gidecekler. Ve o elçi ki, onlara yapılması doğru olanı buyurup, yanlış olanı yasaklayacak, yine onlara temiz ve hoş şeyleri helal, kötü ve çirkin şeyleri haram kılacak, onların sırtlarına vurulmuş yükü indirip, boyunlarına geçirilmiş zincirleri çözecek ve sonuç olarak ona inanan, onu yüce tutup destekleyen ve yücelerden bahşedilen ışığın ardına, O'nunla birlikte düşenler; işte böyleleri gerçek kurtuluşa ermiş kimseler olacaklardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Önlerindeki yazılı ve şifahî bilgileri, sünneti içeren Tevrat ve İncil'de adının yazılı olduğunu gördükleri Ümmî Rasule, Mekkeli, aslı nesli belli, öğrenim görmeyen, idraklerin ötesini kavrayabilen bütün insanlığın peygamberine, onun sünnetine tâbi olanlara O, iyiliği, meşrû olanı emreder, Kur'an'ın ve sünnetin hükümlerini, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü'minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü, planları, programları, âdaleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar. Şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü'minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü ilahi ilmin-hikmetin gereği yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin eder; şeriatlarında haram kılınan ve kendilerine haram saydıkları temiz, iyi ve sağlıklı şeyleri onlara helâl kılar; helal saydıkları murdar, pis ve sağlıksız şeyleri de onlara haram kılar; omuzlarındaki ağır sorumlulukları, riayeti güç sınırlamaları, altından kalkılmaz katı hükümleri kaldırır, onları müsamahalı bir düzene kavuşturur. Onları baskılardan kurtarır, hürriyetlerine kavuşturur. İşte o peygambere iman edip, ona saygı gösterenler, saygı duyarak onu destekleyenler, ona yardım edenler, onunla birlikte, indirilen nura, Kur'an'a tâbi olanlar, işte onlar kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa erenlerdir.
bk. Kur’an-ı Kerim, 3/81; 61/6.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlar, kendi yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları okuma yazma bilmeyen, kendilerine iyiliği emredip kötülükten sakındıran, temiz şeyleri onlara helal kılıp pis şeyleri haram eden, ağır yüklerini ve daha önce üzerlerinde bulunan bağları indiren o nebi peygambere iman ederler. Ona iman eden, saygı gösteren, yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nura uyan kimseler işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de ismini yazılı buldukları ümmi Peygamber o Rasûle tâbi olurlar; o (Rasûl) kendilerine iyiliği emrediyor, onları fenalıktan alıkoyuyor; onlara (nefislerine) haram ettikleri temiz şeyleri halâl kılıyor, murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor, onların ağır yüklerini, üzerlerindeki bağları indiriyor. Ve onlar ki, ona (Rasûle) iman ederler, kendisine tâzim ederler, ona yardım ederler ve kendisine indirilen (Kur'an'a) tâbi olurlar, işte bunlar kurtulanlardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onlar ki; Ümmi ve Peygamber olan (Allah’ın) elçisine uyarlar. O elçi ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı olarak onun sıfatlarını bulurlar. Onlara iyiliği emreder, kötülüklerden onları sakındırır. Hoş güzel şeylerin onlara helal olduğunu, pis şeylerin de haram olduğunu beyan eder, omuzlarında olan ağır yükleri (dinî buyrukları) ve zincirleri (sosyal sıkıntıları) onlardan indirir. İşte ona iman edip onu düşmandan koruyanlar, ona yardım edip onunla gelen nura tabi olanlar, asıl kurtulanlar onlardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmî/annesinden doğduğu gibi saf peygambere uyarlar; peygamber onlara iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, güzel şeyleri onlara helâl kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarındaki ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri kırıp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.[142]
[142] Nebî, rasûl ve ümmî kavramları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VII, 349-350; I, 542-545.  
Besim Atalay
swap_vert close
Yanlarında bulunan Tevrat'la, İncil'de yazıldığı üzere, yazı bilmez peygambere uyarlar, o onlara töre ile buyurur, kötülükten kaçındırır, arı olan şeyleri onlara helâl kılıp, kötü olan şeyleri haram kılar onlara, sırtlarından ağır yükü kaldırıp, üzerlerindeki bağlarından kurtarır, ona inan edenler, onu ululayanlar, yardımda bulunanlar, onunla indirilen nura uymuş olanlar, işte bunlar kurtulurlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
O (Ehl-i Kitap ola)nlar ki, ellerindeki Tevrat'ta ve (daha sonra da) İncil'de tanımlanmış olan, ümmi resule uyarlar. (Ve o resul) onlara yapılması doğru olanı tavsiye edip yapılması yanlış olanı yasaklar. Yine onlara temiz ve hoş şeyleri helal kılar, kötü ve çirkin şeyleri yasaklar. (Dinin aslında olmadığı halde insanların sırtına yüklenmiş olan) ağır sorumluluk yüklerini ve (cehalet ve bağnazlık) zincirlerini kaldırır. Ve sonuç olarak, ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden ve ona bahşedilen ışığın (Kur'an'ın) ardına onunla birlikte düşenler; işte böyleleri, nihai kurtuluşa, esenliğe erişen kimselerdir.
Bkz. 10/94“Ümmi” kelimesinin Kur’an’da peygamberimizin bir özelliği olarak vurgulanması konusunda farklı yorumlar yapılmaktadır. Bazıları “ümmi” sözünden peygamberimizin okuma yazma bilmeyen bir insan olduğunu söylerken bazıları da ehli-kitap olmayan, o günün değişmiş, yozlaşmış, hurafelerle, sapkınlıklarla dolu dinlerin hiç birisine tabi olmayan bir insan olduğunu savunmaktadır. Bu konuda izlenecek olan en isabetli yol; “Ümmi” kelimesiyle ilgili Kur’an ayetlerini aklın ve mantığın süzgecinden geçirerek neticeye varmaktır. Bakara 2/78, Ali İmran 3/20, 75, Ankebût 29/48, Şura 42/52 ayetlerinden anlıyoruz ki; Hz. Peygamber, okuma yazma bilmeyen birisi değildi. Peygamberlik yaşına kadar ticaretle uğraşmış, kervanlara öncülük etmiş, bu sahada başarılı olmuş bir insanın okur-yazar olmaması mümkün olabilir mi? Ayrıca o kadar çalışmış didinmiş ve işinde başarılı olmuş, hayatın süzgecinden geçerek toplumun güvenini kazanmış bir insanın 40 yaşına kadar okuma yazmayı öğrenememesi düşünülebilir mi? Bizim bildiğimiz ve inandığımız bir gerçek vardır ki o da Hz. Muhammed, peygamber olduğu güne kadar şirke bulaşmamış, diğer dini kitapları okumamış ve herhangi bir ideolojik kodlamanın etkisi altına girmemiştir.  
Cemil Said
swap_vert close
Rasûle ittibâ’ idenlere o ümmî rasül -ki kitâblarda ya’ni Tevrat ve İncil’de isim ve sıfatı yazılmışdır- ânlara iyi şeyleri emr ider fenâ şeyleri men’ ider et’ıme-i nefîseyi helâl ve pâk olmıyan et’ımeyi harâm iyler, yüklerini tahfîf ider ve ânlardan ta’zîb iden zincirleri kaldırır. Âna inananlar, âna yardım idenler ve ânın nûrına ittibâ’ iyliyenler felâh bulacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
156,157. "Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resûle, o ümmî[229] peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.[230] Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
229. “Ümmî”, okuma yazma bilmeyen insan demektir. Ancak okuma yazma bilmeyen her insan bilgisiz olmayacağı için, “ümmî”, cahil demek değildir. Nitekim, okuma yazma bilmeyen Hz. Peygamber, vahiy yoluyla aldığı bilgilerin yanında, geniş çapta dünyevî tecrübe ve bilgilere sahip bulunuyordu.230. Âyetteki “ağır yük” ve “zincir” ifadeleri, mecazî olup, “ağır mükellefiyetler”, “ağır teklifler” anlamlarını ifade eder.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını kaldırır, üzerlerindeki zincirleri çözer. O peygambere inanan, onu koruyup destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, işte bunlardır kurtuluşa erenler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.  
 Âyette geçen «ümmî» kelimesi, okuma yazma bilmeyen karşılığında kullanılmış olup Resûlullah’ın bir vasfıdır. Allah Teâlâ’nın O’nu bu vasıf ile açıklaması ümmî olduğu halde ilmin bütün kemâlâtına sahip olmasındandır ki, bu da O’nun hakkında bir mucizedir. Resûl denilmesi Allah’a izafeten, Nebî denilmesi ise kullara nisbetendir. Yani o, Allah’ın elçisi olması bakımından Rasûl, insanlara Allah’ın emirlerini ulaştırıp bildirmesi bakımından da Nebî’dir. Âyette geçen ağırlıklar ve zincirlerden maksat, Tevrat’ta bulunan ve günah işleyen azaların kesilmesi, elbisenin pislik değen kısmının kesilip atılması gibi uygulanmasında güçlük çekilen hükümlerdir. İslâm dini bu ağır hükümleri kaldırarak insanları bir tür meşakkat zincirlerinden kurtarmış; kolay ve uygulanabilir hükümler koymuştur.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Nitekim onlar (vakti gelince) yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiyi, o ümmi (Tevrat ve İncil okumamış) peygamberi izlerler. (O peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; üzerlerindeki ağırlıkları ve onlara vurulan prangaları kaldırıp atar. Ona inananlar, ona saygı duyanlar, ona yardım edenler, kendisiyle birlikte indirilen ışığı izleyenler başarıya ulaşanlardır.
Muhammet, Tevrat'ın Tesniye 18:15-19, İncil'in Yuhanna 14:16-17 ve 16:13 ayetlerinde önceden haber verilmiştir  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Onlar ki yanlarında Tevrat ve İncilde yazılı bulacakları o Resule o, ümmî Peygambere ittiba' ederler o onlara ma'ruf ile emreder ve onları münkerden nehyeyler, ve temiz hoş şeyleri kendileri için halâl, murdar şeyleri üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar, o vakıt ona iyman eden, ona kuvvetle ta'zım eyliyen, ona yardımcı olan ve onun nübüvvetiyle beraber indirilen nuru ta'kib eyliyen kimseler, işte o murada iren müflihîn onlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlar, yanlarındaki Tevrât’ta ve İncîl’de (sıfatlarını) yazılı buldukları Resûl’e, o ümmî Peygamber’e uyan (İslâm’ı kabul ederek müslüman olmuş) kimselerdir. O (Peygamber), onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara (emrimiz üzere) temiz şeyleri helâl, pis şeyleri de harâm kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Artık ona (resûlümüz Muhammed’e) inanan, ona hürmet eden, ona yardım eden ve ona vahyedilen nura (Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte (dünya ve âhirette) kurtuluşa erenler sadece onlardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ummi¹ nebi rasule, tabi olurlar. O ki, onlara ma'ruf² olanı buyurur ve onları münker³ olandan alıkoyar ve temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar, zahmet ve sıkıntı veren şeyleri⁴ onlardan kaldırır, onlardan bağları çözer, ona iman eden, ona saygı gösterenler ve ona yardım edenler ve ona indirilen nura5 tabi olanlar işte kurtuluşa erenler bunlardır.
1- Ummî sözcüğü, “umm” yani “ana” ile nispet “ya”sından oluşan bir sözcük olup, “anaya mensup”, “analı” demektir. Tıpkı Ankaralı, Medineli vb. gibi. Buradaki “ana” sözcüğü özel isimdir, anne demek olan ‘ana' ile bir ilgisi yoktur. Mekke'nin diğer bir ismi de Ümmu'l qurâ' dır. “el-Umm” ün sonuna nispet “ya”sı geldiği zaman, “Ana kentli” yani “Mekkeli” anlamına gelmektedir. Ayetteki “el- Ummî” sözcüğü ile kast edilen şey, daha önce kendilerine kitap verilmemiş olan, yani “Ehl-i Kitap” olmayan “Mekkelilerdir.” el-Ummi: Ana kentli, şehirli, yani “bedevi” olmayan demektir.” Ummi”/okuryazar olmayan sözcüğü ile “el-Ummî”/ ana kentli sözcükleri farklı anlamlara sahiptir. Dolayısıyla Nebi Muhammed için, okuryazar değildi görüşü doğru değildir. 2- Doğru, iyi ve yararlı kabul edilen toplumsal değer yargılarına ve vahye uygun olan. 3- Yanlış, kötü ve zararlı kabul edilen, vahye ve toplumsal değer yargılarına uygun olmayan. 4- Kendi yanlarından dine yaptıkları ilaveleri, ağır kuralları. 5- Kurtuluşa erdiren, aydınlığa çıkaran rehber.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Onlar) nezdlerindeki Tevrat ve İncîlde (ismini ve sıfatını) yazılı bulacakları ümmî nebiy olan o resule tâbi' olanlardır. O, kendilerine iyiliği emrediyor, onları kötülükden nehyediyor, onlara (nefislerine haram kıldıkları) temiz şeyleri halâl, (halâl kıldıkları) murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor. Onların ağır yüklerini, sırtlarında olan zincirleri indiriyor o. İşte ona îman edenler, onu ta'zîm edenler, ona yardım edenler ve onunla (onun nübüvvetiyle) birlikde indirilen nura tâbi' olanlar! Onlar selâmete erenlerin ta kendileridir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Onlar, Mûsâ ve Îsâ'ya îmân edip tâbi' oldukları gibi) yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de kendisini (ismini ve sıfatlarını) yazılı buldukları(1) o resûle, o ümmî(2) peygambere(Muhammed'e de) tâbi' olanlardır. (O peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten yasaklar; hem onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri ise üzerlerine haram kılar; hem onların ağırlıklarını (ağır mükellefiyetlerini) ve üzerlerinde olan zincirleri (tatbîkı zor hükümleri) indirir. Artık ona îmân eden, ona hürmet eden, ona yardım eden ve onunla berâber indirilen nûra(Kur'ân'a) tâbi' olanlar var ya, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!
(1)Bakınız; (sahîfe 374, hâşiye 2)(2)Burada zikredilen “ümmî” kelimesi, okuma ve yazması olmayan demek olup Resûl-i Ekrem(asm)’ın vasıflarından biridir. (Kurtubî c. 4/7, 298)“Evet, okumak ve yazmak öğrenmediği ve ümmî olduğu hâlde, on dört asrın ukalâsını (akıl sâhiblerini)ve feylesoflarını hayrette bırakan ve edyân-ı semâviyede (semâvî dinlerde) birinciliği kazanan bir dîn ile birden, hem tecrübesiz hem def‘aten (ânî olarak) meydana çıkması emsâl (benzer) kabûl etmez bir hâlet(vaziyet) olduğu hâlde, sözlerinden, fiillerinden, hâllerinden çıkan İslâmiyet, her zamanda üç yüz elli milyon insanın ruhlarına, nefislerine, akıllarına terbiyekârâne (terbiye ederek) ders vermesi ve ma‘nevî terakkıyâta (yükselmeye) sevk etmesi, emsâlsiz bir hâlettir.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 581-582)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlar ki; ümmi (Kitap Ehli’nden olmayan, Tevrat ve İncil okumayan, hiçbir beşerden eğitim almayan) ve Peygamber olan (Allah’ın) elçisine uyarlar. O elçi ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı olarak onun sıfatlarını bulurlar. (O elçi Rabbinden almış olduğu vahiyle, Kur’an’la) Onlara iyiliği emreder, kötülüklerden onları sakındırır. Ve (o vahiyle) hoş güzel (sağlıklı) şeylerin onlara helal olduğunu, pis (sağlığa) zararlı şeylerin de haram olduğunu beyan eder, omuzlarında olan ağır yükleri (ağır mükellefiyetlerini) ve zincirleri (sosyal sıkıntıları) onlardan indirir. Artık onlar ki ona (elçiye gönülden) inandılar, saygı gösterip aziz tuttular, ona yardımda bulundular ve onunla beraber indirilen nura (Kur’an’a) uydular, işte kurtuluşa erecek olanlar onlardır.*
(*) Bazıları “ümmi” sözünden peygamberimizin okuma yazma bilmeyen bir insan olduğunu söylerken bazıları da ehli-kitap olmayan, o günün değişmiş, yozlaşmış, hurafelerle, sapkınlıklarla dolu dinlerin hiç birisine tabi olmayan bir insan olduğunu savunmaktadır. Bu konuda izlenecek olan en isabetli yol; “Ümmi” kelimesiyle ilgili Kur’an ayetlerini aklın ve mantığın süzgecinden geçirerek neticeye varmaktır. Bakara 2/78, Ali İmran 3/20, 75, Ankebût 29/48, Şura 42/52 ve Beyyine 2. ayetlerinden anlıyoruz ki; Hz. Peygamber, okuma yazma biliyordu. Peygamberlik yaşına kadar ticaretle uğraşmış, kervanlara öncülük etmiş, bu sahada başarılı olmuş bir insanın okur-yazar olmaması mümkün olabilir mi? Ayrıca o kadar çalışmış didinmiş ve işinde başarılı olmuş, hayatın süzgecinden geçerek toplumun güvenini kazanmış bir insanın 40 yaşına kadar okuma yazmayı öğrenememesi düşünülebilir mi? Bizim bildiğimiz ve inandığımız bir gerçek vardır ki o da Hz. Muhammed, peygamber olduğu güne kadar şirke bulaşmamış, diğer dini kitapları okumamış ve herhangi bir ideolojik kodlamanın etkisi altına girmemiştir. (C. Külünkoğlu Meali A’râf Suresi 157. Ayet Açıklaması) Özetle: Ümmi, okuryazarlığı olmayan değil, kitap ehli olmayan, Tevrat ve İncil okumayan, ama okuryazarlığı olan kimse demektir. Demek ki Hz. Peygamberin okuryazarlığı vardı, bunun tersini söylemek doğru değildir. (الله اعلم) Ayrıca ayetteki (يحل - يحرم) ‘’yuhillu ve yuharrimu’’ ifadeleriyle Resul yüce Allah’tan aldığı vahiyle Allah’ın helal kıldığını helal olduğunu, haram kıldığını da haram olduğunu bildiriyor. Yani helal ve haram yapan sadece yüce Allah’tır, Resul değil. Bu ayette Resulullah’ın, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklaması, tayyibâtı (temiz şeyleri) helal habâisi (pis şeyleri) haram kılması, insanların üzerlerindeki ağır yükleri kaldırıp zincirleri kırması, esasında Kur’an’da var olanları bildirmesiyle gerçekleşmektedir. Bu fiillerin Resulullah’a izafe edilmesi, onun “resul” yani “elçi” olması hasebiyledir. Allah’ın resulü, Allah’ın kendisine bildirdiği emir ve yasakları herhangi bir ilave veya çıkarma yapmadan, olduğu gibi aktaran kişidir. Çünkü Allah Teâlâ ona kendisine indirdiği Kur’an ile hükmetmesini emir buyurmuştur. (Bkz: Mâide, 5/48, 49.) Sadece Resulullah değil, Allah’ın tüm elçileri, Allah’ın Kitabı’ndaki emir ve yasakları, ekleme veya çıkarma yapmaksızın insanlara olduğu gibi tebliğ ederler… Ayrıca bir şeyin temiz (tayyib) ya da pis (habîs), yani helal veya haram olduğuna karar veren sadece Allah’tır… Eğer Hz. Peygamberin Allah’ın serbest bıraktığı bazı şeyleri haram kılma yetkisi olsaydı “Ey Nebî! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? (Tahrim-1) şeklinde böyle bir ayetin Kur’an’da ne işi olurdu! Cenâb-ı Hak bir taraftan ona böyle bir izin, böyle bir yetki vermiş olacak, ardından da yetkisini kullandığı için nebîsini uyaracak! Böyle bir şeyin düşünülmesi bile abestir. Nitekim Resûlullah bu hususu şu sözleri ile gayet güzel bir şekilde izah etmiştir: “Ben ancak Allah’ın, Kitabı’nda (yani Kur’an’da) helal kıldığı şeyi helal ve yine ancak Allah’ın, Kitabı’nda haram kıldığı şeyleri haram kılarım… Bir başka hadis ise şöyledir: “Helal, Allah’ın, Kitabı’nda helal kıldıkları, haram da Kitabı’nda haram kıldıklarıdır. Hakkında bir şey söylemedikleri ise O’nun affettiği şeylerdir.” İşte bu her iki hadisten de anlaşıldığı gibi helal, haram kılma ve dini konularda hüküm koyma yetkisi sacece Allah’a aittir. فمعنى لفظ " الأمي " هو غير كتابي و ليس معناها الذي لا يعرف الكتابة و القراءة ويدعم هذا بقوله تعالى: ( رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُول ً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ الخ) (آل عمران ) ۱۵۷ ) قوله تعالى ( وَمَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذاً لارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ ) ( العنكبوت) ۴۸) ﻻيفهم من هذه بأنه {ص} ﻻيعرف القرائة والكتابة بل يفهم من هذه اﻻية أنه لم يشتغل بقرائة الكتب القديمة وﻻبالكتابة الخ قد ورد لفظ الأميين مقابلاً لأهل الكتاب أو مَن ليس لهم كتاب؛ وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَا يُؤَدِّهِ إِلَيْكك إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْأُمِّيِّينَ سَبِيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ – ال عمران - 75﴾ .واللفظة -على هذا- مختصة بالنبي صلى الله عليه وسلم وغير مضمنة معنى عدم الكتابة – (تفسير ابن عطية - محاسن التأويل) وقيل الامي نسبة إلى أمّ القرى، وهي مكة. (فتح القدير) وقال الالوسي في روح البيان في تفسير هذه السورة أن جبرئيل قال للنبي(ص) اقرأ قال وما اقرأ؟ يعني وما الذي أقرأ ؟ كرر عليه ثلاثاً ثم قال اقرأ باسم ربك الذي خلق.) خلاصة القول في مفهوم الأمي في القرآن: - دكتور محمد عابد الجابري يقول إن الآيات التي يستدل بها البعض على عدم معرفة النبي بالقراءةوالكتابة لاتدل على ذلك -1/ (الذين يتبعون الرسول النبي الأمي) 2/(فآمنوا بالله ورسوله النبي الأمي) .امثال هذه الايات لاتدل على المعنى المتبادر إلى الأذهان أن الأمية هي الجهل القراءة والكتابة (وقل للذين أوتوا الكتاب والأميين)"، فالذين أوتوا الكتاب هم اليهود والنصارى، والباقي من الناس هم الأميون) (4). إذن، فالمصطلح القرآني: (الأميون) مصطلح عبري الأصل، وهو يعني: العرب، أو العرب المشركين عموما، أو مشركي مكة على وجه الخصوص، الذين هم الطرف المقابل لأهل الكتاب في الجزيرة العربية. أي أننا في هذا المصطلح أمام ثنائية: كتاب ولا كتاب. فمن لا يملكون كتابا هم الأميون العرب، ومن يملكونه هم اليهود والنصارى {وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالأُمِّيِّينَ ءَأَسْلَمْتُمْ} .(وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَاتِ} يبين لهم تحليل ما في الكتاب من لحوم الإبل وألبانها وشحوم البقر والغنم وغيرها {وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ ٱلْخَبَآئِثَ} يبين لهم تحريم ما في الكتاب من الميتة والدم ولحم الخنزير وغير ذلك (تفسير القرآن - الفيروزابادي) {  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onlar, yanlarında ki Tevrat ve İncil’in içerisinde yazılmış (açıklanmış) olarak bulmuş oldukları, ümmi (hiçbir şekilde önceki vahiylerden haberi olmayan) bir elçiye (Muhammed’e) tabi olan kimselerdir. O elçi onlara iyiliği emrediyor, kötülükleri yasaklıyor, temiz olan şeyleri helal edip, pis olan şeyleri de haram ediyor. Aynı zamanda onların sıkıntılarını kaldırıyor ve boyunlarına geçmiş bağları kaldırıp atıyor. Bundan böyle o resule inananlar, ona hürmet edip saygı gösterenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilmiş olan aydınlatıcı kitaba tabi olanlar; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O kimseler ki yanlarındaki Tevrat’da, İncil’de yazılı bulacakları o okuma yazma bilmiyen elçiye uyarlar, o da kendilerine uygun olanı buyurur, uygunsuzu yığar, iyi nesneleri helal, kötü nesneleri haram kılar, sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından kangalları indirir, ona inananlar, onun erkini artıranlar, ona yardım edenler, onunla birlikte gönderilen ışığa doğru gidenler, işte onlar onan kimselerdir."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlar ki yanlarındaki Tevrat/ta, İncil/de evsafını yazılı buldukları ümmî [¹] bir nebî olan peygambere tâbi olurlar. O nebî onlara iyiliği emreder, kötülüğü nehyeder. Onlara pâk olan şeyleri helâl, napâk olanları da haram kılar. Onlardan üzerlerindeki ağır yükü, bukağıları [²] kaldırır. Onlar ki ona iman edip tâzim ederler, yardım eylerler, onunla beraber inzal olunan nura [³] tâbi olurlar. İşte felâh bulanlar o kimselerdir».
[1] Okumamış, yazmamış veya ümmî kura olan Mekke' den zuhur eden.[2] İsrail oğullarından alınan ahid ve peyman ile tekâlif-i şakkayı. [3] Kur'an-ı Kerîme.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygamber’e tabi olurlar. O da, iyiliği onlara tavsiye eder, kötülüğe de engel olur. Güzel olanları onlar için helal, murdar şeyleri de haram kılar⁵³. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırıp atar. Ona inananlar, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen ışığa/Kur’an’a [nûr] tabi olanlar var ya işte onlar mutluluğa/kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.
53 Burada peygambere izafeten gelen “haram kılar” ifadesinden kasıt, onun kendiliğinden verdiği bir hüküm değil, bir şeyin “haram olduğunu tebliğ eder” anlamındadır. Çünkü Kur’an’ın bütünlüğü içinde konuyu ele aldığımız zaman Hz. Peygamber’in yasaklama yetkisinin var olduğunu ama haram kılma yetkisinin olmadığını görürüz. Krş. A’râf, 7/32-33; Tahrîm, 66/1  
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, ümmi nebiye uyarlar. O elçi, kendilerine iyiliği emreder ve onları kötülükten sakındırır. Temiz şeyleri kendilerine helal, pis şeyleri ise haram kılar. Onların ağır yüklerini ve sırtlarındaki zincirleri indirir. Bu peygambere iman eden, hürmet gösteren, yardımda bulunan ve onunla gönderilen nura uyanlar (yok mu), işte onlar kurtuluşa erenlerdir”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlar ki, ellerindeki Tevrat’ta ve daha sonra İncil’de ismini ve özelliklerini yazılı buldukları,(61. Saff: 6) okuma yazma dahî bilmeyen bir kişi iken, insanlığı kurtuluşa iletecek bütün hidâyet bilgilerini içinde barındıran Kur’an gibi muhteşem bir mûcizeyi insanlığa duyuran Ahmed adındaki Elçinin izinden gidecekler. O Peygamber, onlara iyiliği, güzelliği emredecek; kötü ve çirkin olan her şeyi de onlara yasaklayacak. Güzel ve temiz olan her şeyi onlara helâl kılarken, pis ve zararlı şeyleri onlara haram kılacak. Sözde din adamlarının, insanlığın sırtına acımasızca yüklediği o anlamsız ve ağır sorumluluk yüklerini sırtlarından indirecek, insanlığı her alanda yücelmekten alıkoyan üzerlerindeki o kölelik, cehâlet ve bağnazlıkzincirlerini söküp atacak!İşte, Peygamberlerin vaktiyle müjdelemiş olduğu bu Son Elçiye iman eden, ona saygı gösteren, mücâdelesinde ona yardımcı olan ve onunla birlikte gönderilen Kur’an adındaki ilâhî ışığın aydınlığında yürüyenler var ya, işte onlar, dünyada ve âhirette kurtuluşa erenlerdir.Ve nihâyet, Son Elçi geldi ve işte çağrısını yapıyor:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları Ümmiyy Nebiyy Rasûl’e tâbi’ olan kimselere! (O rasûl ki) Onlara Ma’rûf’u (Örfe Uygun Olan’ı / Bilindik Olan’ı) emrediyor; Münker’den (Bilinmedik Olan’dan) kaçınıyor; Onlara Temizler’i halâl kılıyor; Pisler’i haram kılıyor; Onların üzerinde var olan Demir Halkalar’ı ve ağır yüklerini kaldırıp atıyor. Ona inanmış, arka çıkmış, yardım etmiş ve onunla birlikte indirilen Nûr’a tâbi’ olmuş kimseler, işte onlar Felaha (Kurtuluşa) Erenler’dir”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ellerindeki Tevrat ve İncil'de adı Ahmet olarak kayıtlı bulunan Muhammed'e tabi olanlar, bu ümmî elçinin dahi herkesi, milleti millet yapan değerlere sahip çıkmaya çağırdığını, kötülükleri yasakladığını, sağlıklı besin maddelerini helâl, sağlıksız olanlarını haram ettiğini, insanları boyunduruktan kurtarıp kölelik hayatına son verdiğini göreceklerdir. Sonuç olarak Muhammed'e inananlar, ona saygı gösterip destek olanlar, ona indirilen Kitab'ın ışığında yol alanlar kurtulmuştur...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları elçimize, her türlü pisliklerden arınmış Nebi’mize uyanlara; Nebi’miz iyiliği emreder, onları kötülükten meneder. Onlara bildirdiğimiz temiz şeyleri emreder, pis şeylerin haram olduğunu bildirir. Ey insanlar! Bilin ki insanların kendi kendilerine koydukları yasalar onlar için bir ağırlıktır. İnsanlar; kendi yasalarıyla kendilerini zincirleyerek kendi yasalarına kölelik yaparlar. Rabbin gönderdiği yasalarla onları ağırlıklarından bağılı oldukları zincirlerden kurtarır. Böylece Rabbinin yasalarına uyanlar kulların yasalarına karşı özgürleşirler. Nebi’ye inanıp saygı gösteren, Nebi’ye yardım eden, gönderdiğimiz ayetlere uyarak aydınlığa kavuşanlar var ya; işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Onlar cehaletin karanlıklarından gönderdiğimiz ayetlerin ışığıyla kurtulmuşlardır. Ayetlerimiz onların hayatlarının ışığı olarak daima parlayacaktır. İnananların yollarını sürekli aydınlatacaktır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Yani) yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları Elçi’ye, o [ümmi] [*] Peygamber’e uyanlara (yazacağım) ki (o Peygamber), onlara iyiliği emreder (öğütler), onları kötülükten engeller (sakındırır); onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; [*] kendilerinden ağır yüklerini ve üzerlerindeki zincirleri kaldırır (atar). Ona (o Peygamber’e) inanıp saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen [nur]’a (Kur’an’a) uyanlar, kurtulanların ta kendileridir.”
[Ümmî] kavramı “okuma-yazma bilmeyen” değil, “[el-Kitab]’ı (Tevrat’ı) bilmeyen”, “kitap ehlinden olmayan” veya “Mekkeli” demektir. Buna göre söz konusu kavram, [el-ümmiyyûn] şeklinde çoğul kalıpta Bakara 2:77’de “Kitabı (Tevrat’ı) bilmeyenler”, Âl-i İmrân 3:20, 75’te “kitap verilmeyenler, kitap ehlinden olmayanlar”, Cum‘a 62:2’de “Mekkeliler” anlamına gelmekte, bu ayetlerde ise [el-ümmî] şeklinde tekil kalıpta “Hz. Muhammed” için kullanılmaktadır. Hz. Muhammed’in ümmiliği, peygamberlikten önce Tevrat’ı yani dini metinleri bilmemesi ve onlar hakkında yazılı veya sözlü yorumda bulunmaması, kitap ehlinden olmaması ve Mekkeli oluşu anlamındadır; konunun okuma-yazma bilmemeyle ilişkisi yoktur Bu cümle A‘râf 7:32-33, Enfâl 8:24, Tevbe 9:29 ve Kehf 18:26. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Çünkü dinde helal ve haram kılma yetkisi sadece Yüce Allah’a aittir. Allah’ın Elçisi ise neyin helal, neyin haram kılındığını bildirir. Bu arada bir yetkili, devlet başkanı, komutan, aile babası vs. olması itibarıyla bazı yasaklar koyabilir; ancak bunlar haram kapsamında değerlendirilmemelidir. Aksi takdirde A‘râf 7:32-33 ve Tahrîm 66:1’deki mesajlar anlamını yitirir.,Buradaki [ısr] yani “ağır yük”, Âl-i İmrân 3:81’de geçen ve Hz. Muhammed’e kadar gönderilen bütün peygamberlerden alınan “yeni gelecek olan Elçi’ye iman edip ona yardım etmeleri” şeklindeki sözdür Bu konuda örnek ayetler için bkz. Nisâ 4:174; Mâide 5:15; Tevbe 9:32; Hacc 22:8; Nûr 24:35; Lokmân 31:20; Şûrâ 42:52; Saff 61:8; Teğâbun 64:8.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları elçiye o ümmî Peygamber’e¹ uyanlar (var ya) işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar, onlara temiz şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar,² (sırtlarındaki) yüklerini indirir ve üzerlerindeki zincirlerinden kurtarır. İşte o Peygamber’e inanan, onu destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte indirilen nura uyanlar³ var ya işte esas kurtuluşa erenler onlardır.⁴
1 Ümmî: Kelime olarak üç anlama gelir: a- Anadan doğduğu hal üzere bulunan yani, okuması yazması, tahsili olmayan Araplar, b- Ümmete mensup, c-Ümm’ül-Kurâ’ya mensup yani Mekkeli demektir. Müfessirlerin hemen hemen tamamı, birinci anlamı tercih etmişlerdir. Yani, kitapsız Arap müşriklerine ve onlar gibi kitabı olmayan tüm insanlara ümmî denilmiştir. Elmalılı bu konuyu özetle: Ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. Ümmîlik alelade kimseler hakkında genelde ilim eksikliğini ifade eden bir noksan sıfat iken bir ümmînin okuyup yazanlardan daha âlim olması, âdet dışı olarak çalışmayla elde edilmeyen, Allah tarafından verilen bir hediye olduğuna delalet eder. Ve binaenaleyh ilmî ve amelî üstünlüğü okuyup yazanları âciz bırakan bir Peygamber hakkında her türlü şüpheyi yok eden ve o Peygamberin doğrudan doğruya Allah tarafından gönderilmiş bulunduğunu ispat eden harikulade bir mucizedir şeklinde değerlendirmiştir. Aynı konu için Bk. (Bakara: 110, Âlu İmran: 20, Cuma: 2) 2 Bu ifade; Peygamber (a.s)’ın Allah adına helaller ve haramlar koyabileceğini açıkça belirtmektedir. Bu da Efendimizin “şâri-i sâni” olduğunu kabul etmeyen, peygambersiz bir din hayal edenler için mühim bir ihtardır. 3 Yani, onunla beraber indirilen Kur’an nuruna ve onun nurlu yaşayışı olan, Muhammed (a.s.)’ın sünnetine, emir ve yasaklarına ciddi bir şekilde uyup arkasından giden ve bu evsaf ile ona gerçekten tabi olanlar…4 Bu ve bundan sonraki âyet Hz. Mûsa kıssası ortasında Muhammed ümmeti için bir hatırlatma niteliğinde olduğu gibi, Yahûdîler için de İslâm’a davet ve onları İslâm’a imrendirme, özelliğine de sahiptir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
onlar ki, ellerindeki Tevrat’ta ve [daha sonra da] İncil’de tanımlanmış bulacakları ¹²⁴ Elçi’nin, okuması yazması olmayan Haberci’nin izinden gidecekler; [ve o Elçi ki] onlara yapılması doğru olanı buyurup yapılması yanlış olanı yasaklayacak; yine onlara temiz ve hoş şeyleri helal, kötü ve çirkin şeyleri haram kılacak; onların sırtlarına vurulmuş yükü indirip boyunlarına geçirilmiş zincirleri çözecek. ¹²⁵ Ve sonuç olarak, o’na inanan, o’nu yüce tutup destekleyen ve yücelerden bahşedilen ışığın ardına o’nunla birlikte düşenler; işte böyleleri, nihaî kurtuluşa, esenliğe erişen kimseler olacak”.
124 Bu bölümün tamamı, İncil’in Hz. İsa’ya vahyedilmesinden yüzlerce yıl önce yaşayan Hz. Musa ve İsrailoğulları’na hitab ettiğinden, ayeti aktarırken İncil sözcüğünden önce parantez içinde “daha sonra da” şeklinde bir ilave yapmamız gerekli olmuştur. (Kur’ânî bir kavram olarak İncil için karş. 3. sure, 4. not.) Bu surede Hz. Nûh’la başlayıp Hz. Musa ve İsrailoğulları’yla biten ilk peygamberlerin bazılarına ilişkin bütün bu kıssalar, Muhammed (s)’e “okuması-yazması olmayan bu Peygamber”e uyulması konusundaki bu buyruğa bir çeşit giriş oluşturmaktadırlar. Burada o’nun “okuma-yazma bilmeyen” (ümmî) biri olduğu konusundaki vurgu, o’nun bu ilk peygamberler ve onlardan aktardığı öğretiler hakkındaki bilgisini, Kitâb-ı Mukaddes’le şu ya da bu şekilde aşinalık içinde olmasına değil, yalnızca ilahî vahye borçlu olduğunu belirtmeye matuftur. -Eski Ahid’de Peygamber Muhammed (s)’in zuhuruna dair işaretler için (özellikle Tesniye xviii, 15 ve 18) bkz. 2. sure, 33. not; Yeni Ahid’de bulunan işaretler için de bkz. 61:6 ve ilgili 6. not.125 Burada, hem Musa Şeriatı’nın vaz‘ettiği çok sayıdaki sıkı ritüel ve yükümlülüklere, hem de muharref İnciller’de ortaya konan öğretinin belirgin bir biçimde öngördüğü çileci-eziyetçi eğilimlere işaret ediliyor. Bununla Kur’an, belli topluluklar için ve insanın gelişim sürecinin belli safhasında ruhsal disiplinin, ruhsal arınmanın yolları ve araçları olarak görülen bu “yük ve bukağıların/zincirlerin”, son peygamber Muhammed (s)’in tebliğiyle Allah’ın mesajı son ve evrensel çizgisine ulaştıktan sonra artık gereksiz olacaklarını îma ediyor.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil’de tanıtılmış bulacakları ümmi nebi olan elçiye tabi olan kimselerdir. O (elçi) onlara iyi ve güzel, kötü ve çirkin olanı bildirir ve onlara temiz ve yararlı şeyleri helal; pis ve zararlı olanları da haram kılan Allah’ın emirlerini haber verir, onları zorlayan ve ağır gelen hükümleri ve yükümlülükleri kaldırır, kendilerine yasaklananların kaldırıldığını görürler. Ona inanıp güvenen, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve ona indirilen o nura/Kuran’a uyanlar işte bunlar kurtuluşa erenlerdir.2/286, 4/162, 5/65- 66, 33/56
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
onlar ki, ellerindeki Tevrat ve İncil’de tanıtılmış bulacakları Rasul’ün, o ümmi[¹²⁶⁹] nebinin izinden gidecekler; (o Rasul) onlara iyiliği emredip kötülükten sakındıracak;[¹²⁷⁰] temiz ve yararlı şeyleri onlara helâl kılıp, pis ve zararlı şeyleri onlara yasaklayacak;[¹²⁷¹] sırtlarına vurulmuş ağır yüklerini indirip, öteden beri (özgürlüklerine) vurulan zincirleri çözecek. Sonuçta ona inanan, onu el üstünde tutan ve onu destekleyen ve ona yücelerden bahşedilen ışığın[¹²⁷²] ardına onunla birlikte düşenler kurtuluşa eren kimseler olacak.
[1269] Zımnen: “Kitap Ehli’nden olmayan”. Kur’an’da sadece bu ve müteakip âyette geçen en-nebiyyu’l-ummî, hem “Ehl-i Kitab’a mensup olmayan nebi”, hem de “Okur-yazar olmayan nebi” anlamına gelebilir. Ümmî sözcüğünün “yalnızca okur yazar olmayan” anlamıyla sınırlanamayacağı Kur’an’la sabittir. Cuma 2 ışığında “Tevrat’ı bilmeyen, bir kutsal kitaba muttali olmayan” vurgusu zaten vardır. Fakat Kur’an kitap ehli arasında bulunduğu hâlde kitaptan uzak durup ‘elleriyle yazdıklarına’ itibar eden ümmilerden” söz ettiği gibi (2:78-79), kitap ehlinin dışında kalanları da ümmî olarak nitelemektedir (3:20, 75). “Ümmi nebi” ifadesiyle Hz. Nebi’nin okur-yazarlığı arasında doğrudan hiçbir ilişki yoktur. Bu yaklaşım, Kur’an’ın vahiy üzerine temellendirdiği nübüvveti, oradan alıp ‘mucize’ üzerine temellendirmeye çalışan ana akım kelâmının, vara-yoğa ‘mucize’ tedarik etme merakının bir eseridir. Fakat bu ibare, ticaret yapacak kadar rakam değerli harf sistemi olan ebcede vakıf olsa da, en azından vahyin ilk yıllarına kadar okur-yazar olup olmadığı konusunda kesin bir şey söylenemeyecek olan Rasulullah’ın bu özelliğine dikkat çekiyor da olabilir. En doğrusu, 29:48. âyetin ışığında, buradaki “ümmi”liğin, her iki anlamı da içine alacak bir çağrışıma sahip olduğu ihtimalini göz ardı etmemektir. [1270] Peygamber’in vasıfları arasında sayılan “iyiliği emredip kötülükten sakındırma” işi, aslında Kur’an’ın inşâ etmek istediği insan tipinin en temel özelliklerinden biridir. Bu tip sorumluluk bilincine sahip olduğu için sorumlu davranan, nesne değil özne ve birey değil şahsiyet olan sorumlu ve sosyal bir kişiliktir. Buradaki ma’ruf ve munker terimleri aklî alana dahildir. Ma’ruf aynı zamanda iyi, meşru ve yararlıyı, munker kötü, gayrı meşru ve zararlıyı temsil eder. Ma’ruf kendi içinde zorunlu olan ve olmayan diye iki kısma ayrılır. Münker de işleyenle birlikte başkalarına da zarar veren ve sadece işleyene zarar veren diye ikiye ayrılır. Birincisini nehyetmek ikincisinden önceliklidir. [1271] Bu âyet Mâide 3, En’âm 145, Bakara 173, Nahl 115 ışığında anlaşılmalıdır. İmam Şafiî vahiy ile toplumsal vakıa, bir başka ifadeyle örf arasındaki münasebete işaret ederken, Allah Rasûlü tarafından bazı şeylerin, Arapların yememesi sebebiyle haram, bazı şeylerin de yemeleri sebebiyle helâl kılınmış olduğu görüşündedir. A’râf sûresinin 157. âyeti vesilesiyle, el-habâisi bir bakıma “Arapların yemediği şeyler”; et-tayyibatı da “yemiş oldukları şeyler” olarak anlamlandırır… Bu itibarla Allah Rasûlü, parçalayıcı dişi (en-nâb) olan yırtıcı hayvanın yenilmesini men etmiş, fakat parçalayıcı dişi olduğu hâlde sırtlanın (ed-dabu’) yenilmesini de onlara helâl kılmıştır. Çünkü Araplar onu yiyorlar, ama pis ve necis bularak yasak addettikleri aslanı, kaplanı ve kurdu yemiyorlardı (el-Müzenî, Muhtasaru’l-Müzeni, Beyrut, ty., s. 285-286). Öyle ki, Şafiî tarihsel ve tamamen bölgesel olan bu durumdan şöylesine genel bir ilke çıkarma yoluna bile gider: “Hakkında haram ve helâl kılan bir nassın bulunmadığı şeye şöyle yaklaş: eğer Araplar onu yiyor idiyseler, o helâl ve onlarca tayyibat olan şeyler arasındadır. Çünkü onlar hoşlandıkları şeyi helâl addediyorlardı. Necis olduğu gerekçesiyle yemedikleri şeyler ise el-habâisin anlam alanına girer” (Muhtasar, s. 286). Hakikatte durum, gerçekten Şafii’nin dediği gibi midir? Şafii’nin bu enteresan ve tartışmaya hayli açık yaklaşımı, ‘kavmi gelenekle vahyin ilkeleri arasındaki çizgi flulaşınca ne olur’ sorusunun da cevabıdır. [1272] Lafzen: nûr. Bu kelimeyi Türkçe karşılığı olan “ışık” diye çevirmemiz, nûrun kaynak dildeki mecazî çağrışımlarını çeviride de elde edebilme amacına matuftur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(İşte onlar, o kimselerdir ki) Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de (adını ve sıfatını) yazılı bulacakları ümmi (okuma yazma bilmeyen) peygamber olan Resul'e (Resulullah s.a.s.'a) tabi olurlar ki o Peygamber; kendilerine iyiliği emreder, kötülüklerden ise men eder; temiz şeyleri helal, murdar şeyleri ise haram kılar, onların ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir, (altında ezile geldikleri ağır dini mükellefiyetleri nesheder, kolaylık ve müsamaha üzerine kurulu hükümler getirir) işte o Peygambere iman edip, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte indirilen nur'a (Kur'an'a) tabi olanlardır ancak selamete erenler!" buyurdu.
(Anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hak, Hz. Musa'ya mikatte ve Tevrat'ta alemlere rahmet olan son Peygamberini bildirmiş ve istenilen rahmet ve iyiliğin onun ümmeti için yazılacağını vaad ederek, İsrailoğullarından erişeceklerin ona iman etmelerini ve tabi olmalarını teşvik etmiştir. Ayrıca Tevrat’tan sonra Kur'an’dan önce İncil'in geleceğini dahi vahiy yoluyla haber verip açıklamıştır.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve Incil’de yazılı buldukları ümmi, Nebi, olan Resûle uyan kimselerdir. O (Resul), onlara iyiliği emeder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O kimseler ki, Resûle, Nebiyy-i Ümmî olana tâbi olurlar. O nebi ki, O'na yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılmış bulurlar. Onlara mâruf ile emreder ve onları münkerden nehy eyler ve onlara temiz olan şeyleri helâl kılar, onların üzerine habis şeyleri de haram kılar. Ve onlardan ağır yüklerini ve üzerlerinde bulunan bağları kaldırır, artık o kimseler ki O'na imân ederler ve O'na tazîmde ve yardımda bulunurlar ve onunla beraber indirilmiş olan Nûr'a tâbi oluverirler, işte felâh bulanlar onlardan ibarettir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil'de vasıfları yazılı o ümmî Peygambere tâbi olurlar. O Peygamber ki kendilerine meşrû şeyleri emreder, kötülükleri yasaklar, kendilerine güzel ve hoş şeyleri mübah, murdar şeyleri ise haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona iman eden, onu destekleyen, ona yardımcı olan ve onunla beraber indirilen nûra tâbi olanlar var ya, işte felaha erenler onlardır. [3, 81; 61, 6]
Hz. Mûsâ (a.s.) rahmeti kendisi ve halkı için istedi. Allah Teâlâ da bunun, ancak bütün insanlığa gönderilecek “Rahmet Peygamberi” olan âhir zaman elçisine uymaya bağlı olduğunu buyurmak sûretiyle bu müjdeyi, tüm insanlığa vaad buyurdu. İşte Mûsâ kıssasının sonuçta vardığı nokta, bu rahmet şeriatının ve ahir zaman Peygamberinin ileride geleceği meselesidir. Burada Hz. Peygamber hakkında ümmî sıfatının kullanılması çok dikkate değer. Bu kelimenin “öğrenim görmemiş, okuma yazma bilmeyen” mânasından başka, bir de Yahudiler arasında “Kitap sahibi olmayan, yani Yahudi olmayan (gentil)” anlamı vardır. Burada her ikisi de kastedilmiştir. Yahudiler ümmîlere değer vermezlerdi (3,75). Allah onların yersiz kavmî gurur ve küstahlıklarını kırmak istemiştir. Hz. Peygamber (a.s.)’ın Tevrat ve İncîl’de müjdelenmesi hk. bkz. 6,20.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Elçi'ye, o ümmi Peygamber'e uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O'na inanan, destekleyerek O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ehl-i Kitâb'dan, yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de vasfını yazılı buldukları, kendilerine eyilik ile emr ve kötü işlerden nehy iden, eyi ve lezîz şeyleri onlara helâl, fenâ ve müstekreh şeyleri harâm kılan, omuzlarındaki ağır yükü kaldırub üzerlerindeki zincirleri ve bukağıları (tekâlif-i sakîleyi) çıkaran, okuma ve yazma bilmeyen rasûl nebîye tâbi' olub ona îmân ile tevkîr ve ta'zîm iden ve düşmanlarına karşı ona yardım iyleyen ve onunla berâber nâzil olan nûra (Kur'ân'a) ittibâ' iden kimseler necât ve felâha irenlerdir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Onlar bu elçiye, bu ümmi[1] nebiye uyan kimselerdir. Onu (Nebinin adını) yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulurlar. O, onlara marufa[2] uygun olanı emreder ve münkeri[3] yasaklar. Temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Isr’larını, üzerlerindeki ağır yükleri[4] kaldırıp atar. Kim ona inanır, onu destekler, ona yardım eder ve onunla birlikte indirilen nûra (Kitaba) uyarsa, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.”
[1] Ümmi: Kitap bilmeyen, Bkz: Bakara 2/78 ve dipnotu [2] Maruf; Kur'ân'a uygun olduğu bilinen davranıştır. Bkz. Maruf. [3] Münker: Marufun zıttıdır. Ne olduğu belli olmayan, fıtrata(tabiat kanunlarına) ve Kur'an'a uymayan, uygunsuz, anlamlarına gelir. [*] Bu, önceki ümmetlere yüklenen, gelecek nebiye inanma ve ona destek olma sorumluluğudur. Bkz. Bakara 2/286 ve dipnotu  
Şaban Piriş
swap_vert close
Ümmi Peygambere, elçiye tabi olan kimseler, yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de, onun, “kendilerine iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar, temiz şeyleri kendilerine helal; pis şeyleri onlara haram kılar, onlardan boyunlarını büken ağır yükü kaldırır” yazdığını görürler. Ona iman edenler, onu destekleyip, yardım eden ve onunla gönderilen aydınlatıcıya uyanlar, işte onlar, kurtuluşa erecek olanlar onlardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlar, ellerindeki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî nebî olan Peygambere uyanlardır. Peygamber ise onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır, temiz şeyleri onlara helâl eder, pis şeyleri haram kılar, daha önce üzerlerinde bulunan ağır yükleri ve bağları kaldırır. Ona iman eden, onu destekleyen, ona yardım eden ve onunla indirilmiş olan nura uyan kimseler, kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmî peygambere uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
anlar kim uyarlar yalavaca peyġamber yazu yazmaz ol kim bulurlar anı yazılmış anlaruñ ķatında tevrįt içinde daħı incįl içinde. buyurur anlara eylügi daħı yıġar anları yavuz işden daħı ḥelāl eyler anlara aruları daħı ḥarām eyler anlara arusuzları. daħı aşaġa indürür anlardan anlaruñ aġır yükin daħı buķaġuları ol kim oldı anlaruñ üzere. pes anlar kim įmān getürdiler aña daħı ūlūladılar anı daħı arķa virdiler aña daħı uydılar nūḥ’a ya'nį ķur’ān’a ol kim įñdürinildi anuñ-ile şunlar anlar ķurtılıcılardur.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol kişiler ki uyarlar peyġambere yazmaz oḳumaz nebīye. Ol nebī ki bilür‐ler yazılmış adı, daḫı ṣıfatı özleri ḳatında Tevrātda, daḫı İncīlde. Buyururanlara yaḫşılıḳ bile ṭā‘ati. Daḫı nehy ider anları yaman işlerden. Daḫı ḥalāleyler anlara yaḫşı nesneleri ve ḥarām eyler özlerine yaman nesneleri. Daḫı yeynildür üstlerinden aġır buyruḳları, ḳaydları ki üstlerine var‐ıdı.Pes ol kişiler ki aña īmān getürdiler, daḫı aña ḥürmet eylediler ve yardımeylediler özine. Daḫı uydılar ol nūra ki indi anuñla ya‘nī Ḳur’ān. Anlar ol kişi‐lerdür ki dünyā ve āḫiret ḫayrına yitişdiler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O kəslər ki, əllərindəki Tövratda və İncildə (adını, vəsfini və əlamətlərini) yazılmış gördükləri rəsula–ümmi (heç kəsin yanında oxuyub elm öyrənməmiş və ya məkkəli) peyğəmbərə tabe olurlar. (O Peyğəmbər) onlara yaxşı işlər görməyi buyurar, pis işləri qadağan edər, təmiz (pak) ne’mətləri halal, murdar (napak) şeyləri haram edər, onların ağır yükünü yüngülləşdirər və üstlərindəki buxovları açar (şəriətin çətin hökmlərini götürər). Ona (o Peyğəmbərə) iman gətirən, yardım göstərən və onunla (Qur’anın) ardınca gedənlər məhz onlar nicat tapanlardır!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those who follow the messenger, the Prophet who can neither read nor write, whom they will find described in the Torah and the Gospel (which are) with them. He will enjoin on them that which is right and forbid them that which is wrong. He will make lawful for them all good things and prohibit for them only the foul; and he will relieve them of their burden and the fetters that they used to wear. Then those who believe in him, and honour him and help him, and follow the light which is sent down with him: they are the successful.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
"Those who follow the messenger, the unlettered Prophet, whom they find mentioned in their own (scriptures),-(1127) in the law and the Gospel;- for he commands them what is just and forbids them what is evil; he allows them as lawful what is good (and pure) and prohibits them from what is bad (and impure); He releases them from their heavy burdens and from the yokes(1128) that are upon them. So it is those who believe in him, honour him, help him, and follow the light which is sent down with him,-(1129) it is they who will prosper."(1130)
1127 In this verse is a prefiguring, to Moses, of the Arabian Messenger, the last and greatest of the Messengers of Allah. Prophecies about him will be found in the Tawrah and the Injil. In the reflex of the Tawrah as now accepted by the Jews, Moses says: "The Lord thy God will raise up unto thee a Prophet from the midst of thee, of thy brethren, like unto me" (Deut. 18:15): the only Prophet who brought a Shari'ah like that of Moses was Muhammad al Mustafa, and he came of the house of Isma'il, the brother of Isaac, the father of Israel. In the reflex of the Gospel as now accepted by the Christians, Christ promised another Comforter, (John 14:16): the Greek word Paraclete which the Christians interpret as referring to the Holy Spirit is by our Doctors taken to be Periclyte, which would be the Greek form of Ahmad. See 61:6 and n. 416 to 3:81. 1128 (Cf. 13:5) Aghlal: plural of ghullun, a yoke, an iron collar. In the formalism and exclusiveness of the Jews there were many restrictions which were removed by Islam, a religion for freedom in the faith of Allah, of universality in the variety of races, languages, manners and customs, 1129 Light which is sent down with him: the words are "with him", not "to him", emphasising the fact that the Light which he brought illumines everyone who has the privilege of joining his great and universal Fellowship. 1130 Falah = prosperity in its general sense as well as in its spiritual sense. In the general sense it means that right conduct is the only door to happiness and wellbeing. In the spiritual sense it means that Faith and its fruits (right conduct) are the only gates to salvation.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَلَّذ۪ينَ
o kimse-lerdir ki
يَتَّبِعُونَ
tabi oluyorlar
الرَّسُولَ
resule
النَّبِيَّ
nebîye
الْاُمِّيَّ
ümmi
الَّذ۪ي
o ki
يَجِدُونَهُ
kendisini buluyorlar
مَكْتُوباً
yazılı
عِنْدَهُمْ
yanlarındaki
فِي التَّوْرٰيةِ
Tevrât'ta
وَالْاِنْج۪يلِۘ
ve İncîl'de
يَاْمُرُهُمْ
onlara emreder
بِالْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَيَنْهٰيهُمْ
ve onları men eder
عَنِ الْمُنْكَرِ
kötülükten
وَيُحِلُّ
ve helâl kılar
لَهُمُ
onlara
الطَّيِّبَاتِ
temiz şeyleri
وَيُحَرِّمُ
ve haram kılar
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
الْخَبَٓائِثَ
çirkin şeyleri
وَيَضَعُ
ve indirir
عَنْهُمْ
onlardan
اِصْرَهُمْ
ağır yüklerini
وَالْاَغْلَالَ
ve zincirleri
الَّت۪ي
onlar ki
كَانَتْ
idiler
عَلَيْهِمْۜ
üzerlerinde
فَالَّذ۪ينَ
artık o kim-seler ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
بِه۪
ona
وَعَزَّرُوهُ
ve ona saygı gösterdiler
وَنَصَرُوهُ
ve ona yar-dım ettiler
وَاتَّبَعُوا
ve tabi oldular
النُّورَ
nûra
الَّـذ۪ٓي
o ki
اُنْزِلَ
indirildi
مَعَهُٓۙ
berabe-rinde
اُو۬لٰٓئِكَ
işte onlar
هُمُ
onlardır
الْمُفْلِحُونَ۟
felaha erenler
Onlar ki yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de yazılı buldukları o resule, o ümmi nebîye tabi olan kimselerdir. O (nebî), onlara iyiliği emreder, kötülükten men eder ve onlara (Allah'ın emriyle) temiz şeyleri helâl, çirkin şeyleri ise haram kılar. Onlardan ağır (olan cehalet) yüklerini ve (nefislerinin onlara vurduğu) üzerlerindeki zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona (gerektiği gibi kıymet verip) saygı gösterenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen (âlemlere) nûr (olan bu Kur'ân)a tabi olanlar (var ya), işte felaha (kurtuluş ve saadete) erenler onlardır.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اِتَّبَعَ
Fiil-VIII
ت ب ع
Tabi oldu, uydu, peşine düştü, takip etti
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
نَبِىّ
İsim
ن ب ا
Nebî
اُمِّىّ
İsim
ا م م
Ümmi (okuma yazması olmayan, ayetlerden habersiz olan, ehl-i kitap olmayan insanlar)
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
وَجَدَ
Fiil-I
و ج د
Buldu
مَكْتُوب
Edilgen fiil
ك ت ب
Yazılı
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
التَّوْرٰية
Özel isim
التَّوْرٰية
Tevrât. Hz. Musa (a.s.)'a indirilen kitap
اِنْجِيل
Özel isim
اِنجِيل
İncil (Hz. İsa (a.s.)'a indirilen kitap)
اَمَرَ
Fiil-I
ا م ر
Emretti, buyurdu
مَعْرُوف
Edilgen fiil
ع ر ف
Örfe uygun, iyilikle, münasip, güzel, meşru
نَهٰي
Fiil-I
ن ه ي
Men etti, yasakladı, alıkoydu
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
مُنْكَر
Edilgen fiil-IV
ن ك ر
Tanınmayan, çirkin iş, hoşnutsuzluk, çok edepsizce şey
اَحَلَّ
Fiil-IV
ح ل ل
Helal kıldı, kondurdu, yerleştirdi
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
طَيِّبَات
İsim
ط ي ب
Temiz, temiz kadınlar
حَرَّمَ
Fiil-II
ح ر م
Haram saydı, mukaddes kıldı, men etti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
خَبِيثَة
İsim
خ ب ث
Çirkin, kötü
وَضَعَ
Fiil-I
و ض ع
İndirdi, koydu, düşürdü
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
اِصْر
İsim
ا ص ر
Ağır yük, ağır ahid
غِلّ
İsim
غ ل ل
Kin, zincirler, halkalar
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
عَزَّرَ
Fiil-II
ع ز ر
Saygı gösterdi
نَصَرَ
Fiil-I
ن ص ر
Yardım etti
اِتَّبَعَ
Fiil-VIII
ت ب ع
Tabi oldu, uydu, peşine düştü, takip etti
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اَنْزَلَ
Fiil-IV
ن ز ل
İndirdi
مَع
Edat
مَع
Beraberlik ifade eden edat, ile
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
مُفْلِحُون
Etken fiil-IV
ف ل ح
Felaha erenler