Onlar da, “(Yâ Mûsâ!) Sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi, (yani senin bize peygamber olarak gelmen, üzerimizdeki zillet hâlini kaldırmadı)” dediler. (Mûsâ kavmine cevaben,) “Rabbiniz, düşmanlarınızı helâk edecek ve onların ardından yeryüzüne sizi hâkim kılacaktır, sonra da *sizin (yeryüzüne hâkim kılınma nimetine karşılık olarak) nasıl davrandığınıza bakar (ve yaptıklarınıza göre, size, ceza ya da mükâfat olarak hak ettiğinizi verir.”) dedi.
* “… sizin (yeryüzüne hâkim kılınma nimetine karşılık olarak) nasıl davrandığınıza bakar (ve yaptıklarınıza göre, size, ceza ya da mükâfat olarak hak ettiğinizi verir.)”; Allah Teâlâ, ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilendir. Velâkin, ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen Allah Teâlâ, kulları henüz iyi ya da kötü fiilleri işlemeden, ezelî ve ebedî ilmi ile bilmiş olduğu hususa göre muamele ederek, onlara ceza ya da mükâfat vermez. Kul yapmış olduğu iyi ya da kötü ameline kendisi de şahit olsun diye, fiili işledikten sonra ceza ya da mükâfat olarak hak ettiği verilir. Allah Teâlâ’nın kullarını imtihân etmesinin sebebi, bizim neler yapacağımızı görmek için değildir. Haşa! Böyle bir düşünce kişiyi küfre götürür. Allah Teâlâ bilmiyordu, sonradan öğrendi veya öğrenecek demek küfürdür. Imtihânların sebebi; Âhirette, herkesi kendi ameline şahit tutmak içindir. Böylelikle, Allah’ın gazabına uğrayan da, mükâfata nail olan da bunun sebebini ayan beyan bilmiş olur.