O ki sana bu kitabı (Kur’an’ı) indirdi. Ondan bir bölüm ayetler (hükümlerimizi ihtiva eden mesajlar) muhkemdir (anlamları açık ve yorum götürmez şekildedir), ki onlar kitabın anası (temeli, özü ve esası)dır. (Hüküm ihtiva etmeyen) diğer bir bölümü ise müteşâbih (birbirine benzer çeşitli manalar taşıyan, yorum isteyen, mecaz ve istiareli ifadeler içeren ve araştırılarak manaları bilinecek olan) ayetlerdir. Ama akıllarında eğrilik olanlar ise, fitne çıkarmak (kafaları karıştırmak) ve kendilerine göre yorumlamak için onun müteşabih (benzer) âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun tevilini (tefsirini) ancak Allah bilir, bir de ilimde derinleşenler. Hâlbuki (o ilimde derinleşenler) "Ona (o müteşâbih ayetlere de) inandık, hepsi (o muhkem ve demüteşâbih olan bütün ayetler) Rabbimizin katındandır. "derler. Ama (bu inceliği) aklıselim sahiplerinden başkası gereğince düşünemez. *
(*) Tefsir usulünde, hükmü kesin ve net olan, bozulmaya karşı korunmuş ve yoruma muhtaç olmayan âyetlere muhkemât (Hûd 11/ 1, Hac 22/ 52, Muhammed 47/20); yorum getirilebilen, doğruluk, güzellik söylem biçimi bakımından birbirleriyle benzeşen âyetlere de müteşâbihat denilmiştir (Zümer 39/23) Kat’i farzları ve ahkâmı (helal, haram, namaz, oruç, zekât, hac, infak, içki, kumar, zina, faiz vb.) beyan eden yani konusu iman ve amel olan âyetler muhkem; yoruma muhtaç olan, lafzın maksat ve muradına dair zımnilik bulunan ve doğrudan birçok kelime ile anlatılma yerine istiâre yoluyla işaret edilen anlamı yansıtan yani konusu iman olmakla beraber amel istemeyen âyetler de müteşâbih vasfına haizdirler. (C. Külünkoğlu Meali 7. Ayet Açıklaması) Kur’ân-ı Kerîm’in mânalarını anlamaya çalışırken öncelikle muhkem âyetler esas alınmalı, müteşâbih âyetler ise onlarla mîzân edilerek anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu çalışmalar sayesinde âyetler arasında herhangi bir çelişkinin olmadığı, hepsinin aynı gerçeği anlatan parçalar olduğu anlaşılacak, böylece Kur’an’ın hak bir kitap olduğuna dair müminin gönlünde bulunan iman daha da kuvvetlenecektir. Âyette “akıllarında eğrilik bulunan”kimselerden bahsedilmekte ve bunların “sırf fitne çıkarmak (kafaları karıştırmak) ve kendi arzularına göre onun yorumunu yapmak arzusuyla” Kur’an’ın müteşâbih âyetlerinin peşine düştükleri beyan edilmektedir. Bu ifade, kendi batıl görüşünü desteklemek ve tervic etmek için müteşâbihlerin peşine düşen ve onları delil olarak kullanmaya çalışan cahil ve ehl-i bidat herkese şâmildir. Yine bir kısım batıl mezheplerin Allah’ın sıfatlarıyla alakalı “el, yüz, yan, ayak, parmak” gibi bazı müteşâbih lafızlardan hareketle Cenâb-ı Hakk’ı insan sûretinde tasvir etmeleri buna misal verilebilir. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VII,150; Kurtubî, el-Câmi‘, IV,13-14) Allah’ın sıfatları, kıyametin ahvali, cennet, cehennem gibi hususlarla ilgili âyetler ile, sûrelerin başındaki “hurûf-u mukattaa” bunlardandır. Müteşabih âyetler dışındaki âyetler de muhkem âyetlerdir. Ayrıca (وَالرَّاسِخُونَ) Allah lafzına atıf olup o müteşâbih ayetlerin anlamını ilimde derinleşenler de bilmektedir.
والقول الثاني: أن الكلام إنما يتم عند قوله {وَٱلرسِخُونَ فِي ٱلْعِلْمِ } وعلى هذا القول يكون العلم بالمتشابه حاصلاً عند الله تعالى وعند الراسخين في العلم ...والقراءة الثانية بالوصل من غير وقف ، بعطف الراسخين في العلم على لفظ الجلالة (زهرة التفاسير.) هذه آلايات مثل (يد الله فوق أيديهم) (11) أو (الرحمن على العرش استوى)(12) أو(إلى ربها ناظرة) (13) وهناك أيضاً تعبيرات مثل "سميع" و "بصير"، ولكن بالرجوع إلى الآيات المحكمات يمكن تفسيرها بوضوح. الراسخون في العلم يعرفون معنى المتشابهات أمّا القرائن الموجودة في الآية والأحاديث المشهورة المنسجمة معها فتقول إنّ (والراسخون في العلم) معطوفة على "الله"، (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل )) فالراسخون في العلم: الثابتون فيه العارفون بدقائقه، فهم يحسنون مواقع التأويل، ويعلمونه. ولذا فقوله: {والراسخون} معطوف على اسم الجلالة، كقوله: { شهد الله أنه لا إله إلا هو والملائكة وأولوا العلم } [آل عمران: 18] وإلى هذا التفسير مَال ابن عباس، ومجاهد، وَالربيع بن سليمان، والقاسم بن محمد، والشافعية، وابن فورك، والشيخ أحمد القرطبي، وابن عطية، وعلى هذا فليس في القرآن آية استأثر الله بعلمها. ويؤيّد هذا أن الله أثبت للراسخين في العلم فضيلة. ووصفهم بالرسوخ، ...وقد رجَّح المحقق ابن عاشور فى تحريره القول بالعطف إذ الرسوخ فى العلم هو التمكن فى علم القرءان ومعرفة محامله، قال رحمه الله والمراد بالراسخين فِى العلم الذين تمكنوا فى علم الكتاب ومعرفة محامله وقام عندهم من الأدلة ...( التحرير والتنوير – ابن عاشور) ً