close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Ahzâb Sûresi 36. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ kâne limu/minin velâ mu/minetin iżâ kada(A)llâhu verasûluhu emran en yekûne lehumu-lḣiyeratu min emrihim(k) vemen ya’si(A)llâhe verasûlehu fekad dalle dalâlen mubînâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Allah ve Resulü, bir işe hükmetti mi erkek olsun, kadın olsun, hiçbir inananın, o işi istediği gibi yapmakta muhayyer olmasına imkan yoktur ve kim, Allah'a ve Peygamberine isyan ederse gerçekten de apaçık bir sapıklığa düşmüş, sapıtıp gitmiştir.
Bkz. 249. Dipnot  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği (bir konuda karar verdiği) zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için, artık o işte kendi isteklerine (ve beklentilerine) göre (başka görüşleri) seçme ve tercih hakkı yoktur, olamaz! Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, (Ayet ve Hadislerin açık hükümlerini çiğner veya kendi keyfince te’vil edip tersine çevirirse,) işte gerçekten o, apaçık bir sapkınlıkla sapmıştır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah ve elçisi, bir konuda hüküm verdikten sonra, artık inanmış bir erkek ve kadının, kendi işlerinde tercih hakları yoktur. Ama böyle bir hakkı kendilerinde görerek, Allah'a ve elçisine isyan eden kimse, apaçık bir sapıklıkla sapıtmış olur.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Allah ve Rasulü bir planı icraya karar verdiği zaman, Kur'ân ve sünnetteki emirler, hükümler söz konusu olunca, mü'min bir erkeğin ve mü'min bir kadının, şahsî düşünce ve kararlarına dayalı başka tercihlerini dikkate almaları mümkün değildir. Kim Allah'a ve Rasulüne bağlılığı ve saygıyı terkeder, emirlerine itaat etmez, savsaklar ve rızalarını gözetmez, Kur'ân'ı ve sünneti uygulamazsa, kesinkes başına buyruk hareket ederek açıkça hak yoldan uzaklaşmış, dalâleti, bozuk düzeni, helâki, ahmaklığı tercih etmiştir.
bk. Kur’an-ı Kerim, 4/65; 24/63.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiğinde artık mü'min bir erkeğin ve mü'min bir kadının işlerinde kendi isteklerine göre bir seçim hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir sapıklığın içine düşmüştür.
36.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.), Zeyneb bintu Cahş (r.a.)`ı Zeyd bin Harise (r.a.) için istedi. Ancak Zeyneb (r.a.) bu teklifi kabul etmek istemedi ve: "Ben neseb (mensub olduğum aile ve çevre) yönünden ondan üstünüm" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi ve Zeyneb (r.a.) de teklifi kabul etti. Taberani`nin Katade`den naklettiği benzer bir rivayette Zeyneb (r.a.)`in Resulullah (a.s.) ile evlenmek istediği ve bu yüzden Zeyd (r.a.) ile evlenmeyi kabul etmek istemediği bildirilmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, mümin bir erkekle mümin bir kadın için, kendi işlerinden dolayı Allah'ın ve Peygamberin hükmüne aykırı olanı seçmek hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlüne isyan ederse, muhakkak açık bir sapıklık etmiş olur. (Hz. Peygamber (s.a.v.) halası kızı Zeyneb'i azadlısı ve oğulluğu bulunan Zeyd ile nikâhlamak istemişti. Bunlardan her ikisi de muvafakat etmemişlerdi. Bunun üzerine, bu âyeti kerime nâzil oldu ve onlar da evlendiler).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah ve Resulü bir işi emrettikleri zaman, mümin erkek ve kadınların kendi isteklerine göre hareket etmeleri, onlara yakışmaz. Kim Allah ve Resulüne karşı isyan ederse, o apaçık bir sapıklığa düşmüş demektir.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah ve Peygamberi bir işi emrettiğinde, hiçbir inanmış erkek ve kadının o işte tercih hakkı yoktur. Kim, Allah'ın ve Peygamberinin emrine aykırı hareket ederse, kesinlikle apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Besim Atalay
swap_vert close
«Allah ile, peygamberi bir işe hükmedince; erkek, dişi inanlılardan işlerinde istediğin yapmak yoktur, hem Allaha, hem de peygambere başeğmeyen bir kimse, açıkça sapıtmıştır»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadının işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır. 
Bkz. 3/32 ve dipnotu,3/132; 8/1, 20, 46 ve dipnotu, 58/13Hz. Peygamber halasının kızı Zeynep Binti Cahş’ı azatlı kölesi ve evlatlığı olan Hz. Zeyd ile evlendirmek istemişti. Onlardan her ikisi de bu evliliğe sıcak bakmayarak bu karara karşı çıkmışlardı. Bunun üzerine, bu ayeti kerime nazil oldu ve onlar da evlendiler.  
Cemil Said
swap_vert close
Allâh ve rasûli hükm itdikleri vakit hilâfında istedikleri gibi hareket itmek mü’min ve mü’minâta câiz değildir. Allâh ve rasûlüne itâ’at itmeyen âşikâr bir dalâletdedir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah ve Peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah ve resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur. Allah’ın ve resulünün emrine itaat etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Edip Yüksel
swap_vert close
ALLAH ve elçisi bir işte hüküm verdiği zaman, hiçbir inanan erkek ve kadın o işte seçim hakkına sahip değildir. Kim ALLAH'a ve elçisine isyan ederse açık bir biçimde sapmış olur.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âşi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bununla beraber gerek bir mü'min için ve gerek bir mü'mine, Allah ve Resulü bir işe huküm verdiği zaman o işlerinden ihtiyar kendilerinin olmak olamaz, ve her kim Allah ve Resulüne âsıy olursa açık bir sapıklık etmiş olur
Emrah Demiryent
swap_vert close
Allah ve Resûlü bir konuda hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın kendi görüşüne dayanarak (aksi yönde) bir tercihte bulunması kesinlikle söz konusu olamaz! Her kim Allah ve Resûlü’ne isyan ederse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Allah ve Resûl'ü bir konuda karar verdiği zaman¹, hiçbir inanan erkek ve inanan kadın için, o konuda tercih hakkı yoktur. Kim Allah ve Resûl'üne asilik ederse o, açık bir sapkınlıkla sapmış olur.
1- 3:32. ayet dipnotu.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Allah ve peygamberi bir işe hüküm etdiği zaman gerek mü'min olan bir erkek, gerek mü'min olan bir kadın için (ona aykırı olacak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yokdur. Kim Allaha ve Resulüne isyan ederse muhakkak ki o, apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmışdır.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hem Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, artık ne mü'min bir erkek, ne de mü'min bir kadın için (o hükme muhâlif) işlerinde kendilerine (başka bir yolu) seçme hakkı yoktur! Ve her kim Allah'a ve Resûlüne isyân ederse, artık muhakkak ki apaçık bir sapıklık ile dalâlete düşmüş olur.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Allah ve (onun emrine uygun) Resulü (toplumu ilgilendiren) bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkekle mü’min bir kadın için, kendi işlerinden dolayı bu hükme aykırı olanı seçmek yaraşmaz. Ve her kim Allah’a ve (vahiy yoluyla Allah’tan aldığı hükümleri tebliğ edip uygulama hususunda) elçisine (elçinin Allah’ın buyruğuna uygun verdiği hükme) aykırı hareket ederse, şüphesiz açık bir şaşkınlık ile şaşırmış olur. *
(*) Her ne kadar bu ayetin hangi olay üzerine indiğine dair birbirinden farklı rivayetler varsa da bunun mesajı genel olup bütün Müslüman fert ve toplumları kapsamaktadır. Buradaki hüküm ise, elbette Resulün risalet alanına giren hükümlerdir. Çünkü hüküm koyan yalnız Allah’tır, elçiler de bizim gibi birer beşer ve kul olduğundan dine hüküm koyma yetkileri yoktur. Onların görevi sadece yüce Allah’tan vahiy yoluyla almış oldukları hüküm ve mesajları tebliğ/tebyin ve uygulamaktır. Yani Ahzab sûresi 36. ayette geçen,” ALLAH VE RESULÜ BİR İŞ HAKKINDA HÜKÜM VERDİKLERİ ZAMAN” sözünden, Allah ın ayrı hükmü, elçisinin ayrı hükmü olduğunu değil, elçisinin de yalnız Kur’an ile hüküm vererek, Allah ın hükmünü yerine getirdiğini anlamalıyız ve Allah hüküm verdikten sonra, iman edenlerin buna uymak zorunda olduğu gerçeği anlatılıyor. ÇÜNKÜ HZ. PEYGAMBER DE YALNIZ, KUR’AN’A UYDUĞUNU VE ONUN HÜKMÜNÜ UYGULADIĞINI ALLAH’ IN KİTABI KUR’AN’DAN ÖĞRENİYORUZ. Bunun tersini anlamak ve inanmak bizleri Kur’an’dan uzaklaştırır, Allah korusun şeytanın oyuncağı yapar. Bu durumda Allah ın Resulünü, Allah ın din, hüküm ortağı yapmış oluruz ki, bu da şirktir. ÇÜNKÜ ALLAH HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. (HakyolKuran.com.Haluk Gümüştabak) İşte ilgili ayet:( (ولا يشرك في حكمه أحداBu nedenle Allah’ın hükmettiği işi, resul de onun emrine uyarak o işe hükmediyor, onun dışında bir şey yapmıyor…Ayrıca Resulün verdiği emir ve hükmü de (hadis ve sünneti) vahiy olarak değerlendirip, yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmü gibidir diye iddia edenlere bundan sonra gelen 37. ayet onların iddialarını reddeden bir cevap niteliğindedir. Zira Hz. Peygamberin Zeyd’e (اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ)’’Eşini yanında tut (sakın boşama) ve bu hususta Allah’tan sakın’’ şeklindeki emrine uyulmamış olması da, bu tür iddiaları çürütmektedir. İşte görüyoruz ki, Zeyd Hz. Peygamberin bu emrine uymamış ve eşini boşamıştır. Buna rağmen onun aleyhine ne bir ayet inmiş ne de Hz. Peygamber onu kınamıştır. Demek ki, resulün verdiği emir ve hüküm eğer yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmünün gereği değilse, uyulması zorunlu değildir. Burada olduğu gibi Zeyd resulün verdiği karar ve emre uymamıştır. Hadislerde de buna benzer çok örnekler vardir. Bu ndenle resulün buyruğu ancak vahye/Kur’an’a dayalı ise o zaman ona uymak zorunlu olur. Zira o zaman buyruk onun değil, yüce Allah’ındır. Yani hüküm yüce Allah’ın ise (Kur’an’daki hükümler) o zaman Hz. Peygamberin onu emretmesi ile sadece tebliğ görevini yerine getirmiş olup bir hüküm ortaya koymuş olmuyor ve öyle bir yetkisi de yoktur. Yine eğer Hz. Peygamberin Kur’an dışında yaptığı işler, içtihatlar, sünnet ve hadisleri vahiy olsaydı, hem Tahrim 1. ayette, hem de Abese sûresinin her beş ayetinde Hz. Peygamberin kınanması söz konusu olmazdı, bilakis, onun bu davranışlarına yüce Allah onay verecekti. Ayrıca bu ayetin nüzul sebebi hakkında 3 farklı rivayet vardır: 1. Hz. Peygamber, kendi halasının kızı Zeyneb’i Zeyd ile evlendirme isteği, Zeynep ve ailesinin de buna itiraz etmeleri üzerine indiğini söyleyen rivayet. Bu da, İbni Abbas, Mücahid, Mukatil ve Katade’nin rivayetleridir: 2. Ümü Gülsüm binti akabeh hakkındadır. Zira Ümmü Gülsüm evlenmek için kendi velayetini Hz. Peygambere veriyor, o da onu Zeynep’ten ayrılmış olan Zeyd ile evlendirmek istiyor, oysa onun amacı Hz. Peygamberle evlenmekti. İşte bu duruma hem Ümmü Gülsüm, hem de ailesi tarafından itiraz geliyor, ama sonunda Hz. Peygamberin kararını kabul ediyorlar. Bunu rivayet edenler ise, Cabir b. Zeyd ve A. Rahman b. Eslemdir. 3. Yine “İbn-i Kesir” tefsirinde konu hakkında şu açıklama ile karşılaşıyoruz: “İmam-ı Ahmed’in Abdurrezzak, Muammer ve Sabit Bennanı kanalı ile bildirdiğine göre sahabilerden Enes b. Malik şöyle diyor: Peygamberimiz, Ensar’dan bir kadını, azadlı bir eski köle ve yoksul olan Culeybib adına kadının babasından istemişti. Adam `anasına danışayım’ dedi. Peygamberimiz `iyi öyleyse, danış’ dedi. Adam karısına varıp olayı anlatınca kadın `Hayır, olmaz. Peygamber bula bula Culeybib’i mi buldu? Oysa biz kızımızı falancaya, filancaya bile vermeye razı olmamıştık’ dedi. O sırada kızları perde arkasından ana-babasının bu konuşmasını dinliyordu. Babası durumu Peygamberimize bildirmeye gidince annesine Hz. peygamberin emrine karşı gelmek mi istiyorsunuz? Eğer o bize o adamı uygun gördü ise bu evliliğe razı olun’ dedi. Kızın bu sözü ana-babasına dokundu. Bunun üzerine `Biz bu evliliğe razıyız’ dediler. Peygamberimiz `Ben de bu evliliği uygun görüyorum’ dedi… Not: Birinci rivayetin analizini yaptığımızda görüyoruz ki, buna şahit olmuş gibi olayı anlatan İbnı Abbas neredeyse o zaman bebek yaşta bir çocuk idi, ayrıca bunu görenlerden de aktarmıyor, yani rivayete irsal yapılıyor (İrsal, tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis” mânasına gelir. Bkz: (MÜRSEL - TDV İslâm Ansik..) Yine Mücahit, Mukatil ve Katade gibiler de tabiinlerden olup hiçbiri ne Hz. peygamberi görmüş ne bu olaya vakıf olmuş ne de bir sahbeden aktarmıştır. İkinci rivayeti yapan A. Rahman bi Eslem’in durumu da tıpkı bunların ki gibi rivayeti mürseldir. Yani bütün bunların rivayetleri de İbn Abbas’ın rivayeti gibi Mürsel/zayif olup kabul edilemez. Bu nedenle Fizilali-l Kur’an adlı tefsirinde Merhum Seyyid Kutup şöyle diyor: Eğer bu rivayetler doğru iseler- bu ayeti Zeyd’in, Zeynep bint-i Cahş ile ya da Ümmü Gülsüm bint-i Akabe b. Ebu Muit ile evlenmesi olayına bağlıyorlar. Konuya ilişkin üçüncü rivayete (Culeybib hakkındaki rivayet) yer verişimizin sebebi ise şudur: Bu 3. rivayet, o günün toplumuna egemen olan ve islamın yıkmak istediği, Hz. Peygamberin değiştirmeyi fiilen, uygulamalı olarak üstlendiği zihniyeti ortaya koyuyor. Bu uygulama, islam toplumunu islamın yeni zihniyetine ve yeryüzü değerlerine ilişkin bakış açısına göre düzenleme çabasının bir parçası idi. Böylece islamın ruhundan kaynaklanan islam sistemine dayalı “özgürlük özlemi”nin önü açılmış oluyordu. Fakat ayet genel kapsamlıdır, herhangi bir somut olayla sınırlandırılamaz’’ Kaynak: (Ahzab Suresi’nin Tefsiri – Fizilal’il Kur’an) İşte görüldüğü gibi merhum Seyyid Kutup’ da 1 ve 2. rivayetleri değil, 3. rivayeti (Culeybib) daha doğru bulduğunu ve bu yüzden bunu tercih ettiğini görüyoruz. Not: Bizim tercihimiz de budur. Çünkü 1 ve 2. rivayete baktığımız da zoraki bir evlilik söz konusudur, yani evlenecek olan Zeynep ve Ümmü Gülsüm’de aileleriyle birlikte kendileri de bu evliliğe karşı çıkıyorlar, ama 3. rivayete baktığımız da görüyoruz ki burada ailesi karşı çıkmış olsa bile kız buna karşı çıkmıyor ve ana babasına Allah resulü bunu uygun görüyorsa biz niye karşı çıkalım diyerek ebeyveynini de ikna ediyor. Yani burada kızın itirazı söz konusu olmamış, bilakis Hz. Peygamberin teklifini kabul etmiştir. Yani bu evlilikte kız açısından bir zorlama söz konusu olmamıştır. Oysa ne Allah’ın ne de elçisinin bir kimseyi böyle bir evliliğe zorlaması düşünülemez. Zira hadislerde de belirtildiği gibi evlendirilecek kimsenin izin ve razası alınmalıdır. Yani izin ve rızası alınmadan hiçbir kimse evlendirilemez. Aşağıdaki hadis metnine bkz. والمراد بقاضاء الله والرسول أن يكون قضاء النبي وفق القران ولا يكون الاكذلك (كتاب شبهات وحلول حول القران الكريم) وقرأ ابن عباس {وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الخ } فهذه الآية عامة في جميع الأمور (ابن كثير)َ قوْلُهُ تَعَالَى: {وَمَن يَعْصِ (*) Not: Her ne kadar bu ayetin hangi olay üzerine indiğine dair birbirinden farklı rivayetler varsa da bunun mesajı genel olup bütün Müslüman fert ve toplumları kapsamaktadır. Buradaki hüküm ise, elbette Resulün risalet alanına giren hükümlerdir. Çünkü hüküm koyan yalnız Allah’tır, elçiler de bizim gibi birer beşer ve kul olduğundan dine hüküm koyma yetkileri yoktur. Onların görevi sadece yüce Allah’tan vahiy yoluyla almış oldukları hüküm ve mesajları tebliğ/tebyin ve uygulamaktır. Yani Ahzab sûresi 36. ayette geçen,” ALLAH VE RESULÜ BİR İŞ HAKKINDA HÜKÜM VERDİKLERİ ZAMAN” sözünden, Allah ın ayrı hükmü, elçisinin ayrı hükmü olduğunu değil, elçisinin de yalnız Kur’an ile hüküm vererek, Allah ın hükmünü yerine getirdiğini anlamalıyız ve Allah hüküm verdikten sonra, iman edenlerin buna uymak zorunda olduğu gerçeği anlatılıyor. ÇÜNKÜ HZ. PEYGAMBER DE YALNIZ, KUR’AN’A UYDUĞUNU VE ONUN HÜKMÜNÜ UYGULADIĞINI ALLAH’ IN KİTABI KUR’AN’DAN ÖĞRENİYORUZ. Bunun tersini anlamak ve inanmak bizleri Kur’an’dan uzaklaştırır, Allah korusun şeytanın oyuncağı yapar. Bu durumda Allah ın Resulünü, Allah ın din, hüküm ortağı yapmış oluruz ki, bu da şirktir. ÇÜNKÜ ALLAH HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. (HakyolKuran.com.Haluk Gümüştabak) İşte ilgili ayet:( (ولا يشرك في حكمه أحداBu nedenle Allah’ın hükmettiği işi, resul de onun emrine uyarak o işe hükmediyor, onun dışında bir şey yapmıyor…Ayrıca Resulün verdiği emir ve hükmü de (hadis ve sünneti) vahiy olarak değerlendirip, yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmü gibidir diye iddia edenlere bundan sonra gelen 37. ayet onların iddialarını reddeden bir cevap niteliğindedir. Zira Hz. Peygamberin Zeyd’e (اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ)’’Eşini yanında tut (sakın boşama) ve bu hususta Allah’tan sakın’’ şeklindeki emrine uyulmamış olması da, bu tür iddiaları çürütmektedir. İşte görüyoruz ki, Zeyd Hz. Peygamberin bu emrine uymamış ve eşini boşamıştır. Buna rağmen onun aleyhine ne bir ayet inmiş ne de Hz. Peygamber onu kınamıştır. Demek ki, resulün verdiği emir ve hüküm eğer yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmünün gereği değilse, uyulması zorunlu değildir. Burada olduğu gibi Zeyd resulün verdiği karar ve emre uymamıştır. Hadislerde de buna benzer çok örnekler vardir. Bu ndenle resulün buyruğu ancak vahye/Kur’an’a dayalı ise o zaman ona uymak zorunlu olur. Zira o zaman buyruk onun değil, yüce Allah’ındır. Yani hüküm yüce Allah’ın ise (Kur’an’daki hükümler) o zaman Hz. Peygamberin onu emretmesi ile sadece tebliğ görevini yerine getirmiş olup bir hüküm ortaya koymuş olmuyor ve öyle bir yetkisi de yoktur. Yine eğer Hz. Peygamberin Kur’an dışında yaptığı işler, içtihatlar, sünnet ve hadisleri vahiy olsaydı, hem Tahrim 1. ayette, hem de Abese sûresinin her beş ayetinde Hz. Peygamberin kınanması söz konusu olmazdı, bilakis, onun bu davranışlarına yüce Allah onay verecekti. Ayrıca bu ayetin nüzul sebebi hakkında 3 farklı rivayet vardır: 1. Hz. Peygamber, kendi halasının kızı Zeyneb’i Zeyd ile evlendirme isteği, Zeynep ve ailesinin de buna itiraz etmeleri üzerine indiğini söyleyen rivayet. Bu da, İbni Abbas, Mücahid, Mukatil ve Katade’nin rivayetleridir: 2. Ümü Gülsüm binti akabeh hakkındadır. Zira Ümmü Gülsüm evlenmek için kendi velayetini Hz. Peygambere veriyor, o da onu Zeynep’ten ayrılmış olan Zeyd ile evlendirmek istiyor, oysa onun amacı Hz. Peygamberle evlenmekti. İşte bu duruma hem Ümmü Gülsüm, hem de ailesi tarafından itiraz geliyor, ama sonunda Hz. Peygamberin kararını kabul ediyorlar. Bunu rivayet edenler ise, Cabir b. Zeyd ve A. Rahman b. Eslemdir. 3. Yine “İbn-i Kesir” tefsirinde konu hakkında şu açıklama ile karşılaşıyoruz: “İmam-ı Ahmed’in Abdurrezzak, Muammer ve Sabit Bennanı kanalı ile bildirdiğine göre sahabilerden Enes b. Malik şöyle diyor: Peygamberimiz, Ensar’dan bir kadını, azadlı bir eski köle ve yoksul olan Culeybib adına kadının babasından istemişti. Adam `anasına danışayım’ dedi. Peygamberimiz `iyi öyleyse, danış’ dedi. Adam karısına varıp olayı anlatınca kadın `Hayır, olmaz. Peygamber bula bula Culeybib’i mi buldu? Oysa biz kızımızı falancaya, filancaya bile vermeye razı olmamıştık’ dedi. O sırada kızları perde arkasından ana-babasının bu konuşmasını dinliyordu. Babası durumu Peygamberimize bildirmeye gidince annesine Hz. peygamberin emrine karşı gelmek mi istiyorsunuz? Eğer o bize o adamı uygun gördü ise bu evliliğe razı olun’ dedi. Kızın bu sözü ana-babasına dokundu. Bunun üzerine `Biz bu evliliğe razıyız’ dediler. Peygamberimiz `Ben de bu evliliği uygun görüyorum’ dedi… Not: Birinci rivayetin analizini yaptığımızda görüyoruz ki, buna şahit olmuş gibi olayı anlatan İbnı Abbas neredeyse o zaman bebek yaşta bir çocuk idi, ayrıca bunu görenlerden de aktarmıyor, yani rivayete irsal yapılıyor (İrsal, tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis” mânasına gelir. Bkz: (MÜRSEL - TDV İslâm Ansik..) Yine Mücahit, Mukatil ve Katade gibiler de tabiinlerden olup hiçbiri ne Hz. peygamberi görmüş ne bu olaya vakıf olmuş ne de bir sahbeden aktarmıştır. İkinci rivayeti yapan A. Rahman bi Eslem’in durumu da tıpkı bunların ki gibi rivayeti mürseldir. Yani bütün bunların rivayetleri de İbn Abbas’ın rivayeti gibi Mürsel/zayif olup kabul edilemez. Bu nedenle Fizilali-l Kur’an adlı tefsirinde Merhum Seyyid Kutup şöyle diyor: Eğer bu rivayetler doğru iseler- bu ayeti Zeyd’in, Zeynep bint-i Cahş ile ya da Ümmü Gülsüm bint-i Akabe b. Ebu Muit ile evlenmesi olayına bağlıyorlar. Konuya ilişkin üçüncü rivayete (Culeybib hakkındaki rivayet) yer verişimizin sebebi ise şudur: Bu 3. rivayet, o günün toplumuna egemen olan ve islamın yıkmak istediği, Hz. Peygamberin değiştirmeyi fiilen, uygulamalı olarak üstlendiği zihniyeti ortaya koyuyor. Bu uygulama, islam toplumunu islamın yeni zihniyetine ve yeryüzü değerlerine ilişkin bakış açısına göre düzenleme çabasının bir parçası idi. Böylece islamın ruhundan kaynaklanan islam sistemine dayalı “özgürlük özlemi”nin önü açılmış oluyordu. Fakat ayet genel kapsamlıdır, herhangi bir somut olayla sınırlandırılamaz’’ Kaynak: (Ahzab Suresi’nin Tefsiri – Fizilal’il Kur’an) İşte görüldüğü gibi merhum Seyyid Kutup’ da 1 ve 2. rivayetleri değil, 3. rivayeti (Culeybib) daha doğru bulduğunu ve bu yüzden bunu tercih ettiğini görüyoruz. Not: Bizim tercihimiz de budur. Çünkü 1 ve 2. rivayete baktığımız da zoraki bir evlilik söz konusudur, yani evlenecek olan Zeynep ve Ümmü Gülsüm’de aileleriyle birlikte kendileri de bu evliliğe karşı çıkıyorlar, ama 3. rivayete baktığımız da görüyoruz ki burada ailesi karşı çıkmış olsa bile kız buna karşı çıkmıyor ve ana babasına Allah resulü bunu uygun görüyorsa biz niye karşı çıkalım diyerek ebeyveynini de ikna ediyor. Yani burada kızın itirazı söz konusu olmamış, bilakis Hz. Peygamberin teklifini kabul etmiştir. Yani bu evlilikte kız açısından bir zorlama söz konusu olmamıştır. Oysa ne Allah’ın ne de elçisinin bir kimseyi böyle bir evliliğe zorlaması düşünülemez. Zira hadislerde de belirtildiği gibi evlendirilecek kimsenin izin ve razası alınmalıdır. Yani izin ve rızası alınmadan hiçbir kimse evlendirilemez. Aşağıdaki hadis metnine bkz. والمراد بقاضاء الله والرسول أن يكون قضاء النبي وفق القران ولا يكون الاكذلك (كتاب شبهات وحلول حول القران الكريم) وقرأ ابن عباس {وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الخ } فهذه الآية عامة في جميع الأمور (ابن كثير)َ قوْلُهُ تَعَالَى: {وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ}؛ أي فيما أمرتهُ، {فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُّبِيناً} (تفسير الطبراني) يعني فيما أمر الله أن يطيعوه وقيل: هو عام، قال الحاكم: وهو الصحيح (تفسير الأعقم ) {إذا قضى الله} أي الملك الأعظم الذي لا ينبغي لعاقل التوقف في أمره {ورسوله} الذي لا يعرف قضاؤه (أي قضاء الله) إلا به (أي بتبليغ الرسول) {أمراً} أي أيّ أمر كان (نظم الدرر في تناسب الآيات والسور) فعموم اللفظ: أي اختيار يختاره النبي صلى الله عليه وسلم للمؤمنين في أمر حياتهم، أو في أمر جهادهم ومغازيهم، أو في أمر عملهم، م.( كتاب تفسير أحمد حطيبة) ) قال رسول الله ص الأيمُ أحقُّ بنفسِها من وليِّها ، والبكرُ تُستأذنُ ، وإذنُها صماتُها وفي روايةٍ الثيبُ أحقُّ بنفسِها من وليِّها (رواه مسلم) لا تُنْكَحُ الأيِّمُ حتَّى تُسْتَأْمَرَ، ولا تُنْكَحُ البِكْرُ حتَّى تُسْتَأْذَنَ. قالوا: يا رَسولَ اللَّهِ، وكيفَ إذْنُها؟ قالَ: أنْ تَسْكُتَ (رواه البخاري)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İnanan bir erkek ve inanan bir kadın için, Allah ve O’nun Elçisi bir işte hüküm verdiğinde, artık onlar için (o hükme teslim olmaktan başka) işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve elçisine isyan ederse, açık bir sapıklıkla sapıtmış olur.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Allah ile elçisi bir iş üzerine yargılarını verdikten sonra inanan erkekle inanan kadın için artık o işde istedikleri gibi davranmak doğru olamaz. Herkim de Allah’a , elçisine karşı gelecek olursa işte o açıktan açığa sapkınlığa uğramış olur.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Allah ve peygamberi bir işi bitirdikten sonra erkek ve kadın hiçbir mü/mine o işde istediğini ihtiyar etmek yaraşmaz, her kim Allah/a ve peygamberine karşı gelirse açık bir sapıklığa sapmış olur.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Allah ve elçisi bir iş/konu hakkında karar verdiği zaman, inanan erkek ve inanan kadının artık o konuda seçim hakkı [hıyeretu] olmaz. Kim Allah’a ve elçisine karşı gelirse, andolsun o apaçık bir sapıklığa sapmıştır.
Kadri Çelik
swap_vert close
Allah ve resulü bir işe hükmettiği zaman, mümin olan bir erkek ve mümin olan bir kadın için o işte (kendi isteklerine göre) seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve resulüne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapıtmıştır.
(Bu ayet esasınca hiçbir Müslüman fert veya millet, kurum, mahkeme, parlamento ve devletin, Allah ve resulünün hüküm verdiği bir konuda kendi isteğine göre seçme hakkı yoktur. Müslüman olmak, kendi düşünce, davranış ve seçme özgürlüğünü Allah ve resulüne teslim etmek demektir. Hiçbir makul insan iki karşıt davranışı birleştirmeye kalkmaz. Müslüman kalmak isteyen kimse mutlaka Allah ve resulünün emrine boyun eğmek zorundadır; boyun eğmeyi istemeyen kimse ise Müslüman olmadığını kabul etmelidir. Eğer bunu da kabul etmezse, ne kadar Müslüman olduğunu haykırsa da, hem Allah hem de insanlar tarafından münafık olarak kabul edilecektir.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Allah ve dolayısıyla, O’nun emirlerini sizlere ulaştıran Elçisi herhangi bir konuda kesin ve bağlayıcı bir hüküm vermişse, artık inanan bir erkek ve kadının, kendi görüşüne dayanarak aksi yönde bir tercihte bulunması kesinlikle söz konusu olamaz! Şunu iyi bilin ki, her kim kendisinde böyle bir hak görerek Allah’a ve Elçisine başkaldıracak olursa, muhakkak apaçık bir sapıklığa düşmüş demektir! Hz. Muhammed (s) Peygamber olmadan yıllar önce eşi Hatice, kabîle savaşlarında esir edilen çocuk yaşta bir köleyi ona hediye etmişti. Muhammed, Zeyd adındaki bu genç köleyi alır almaz özgürlüğüne kavuşturdu ve ona öz evladı gibi davrandı. Yıllar sonra Zeyd’in babası, kaçırılıp köle yapılan çocuğunun izini süre süre Mekke’ye kadar gelerek, ücretini ödemek şartıyla çocuğunu Muhammed’den istedi. O da kararı Zeyd’e bıraktı; eğer gitmek isterse hiçbir ücret istemeden onu ailesine vereceğini söyledi. Fakat Zeyd, Muhammed’i babasına tercih ederek onun yanında kaldı. Muhammed (s) de onu evlat edinerek yanına aldı. Muhammed’e Peygamberlik verildiğinde, ona ilk inananlardan biri de, Zeyd olmuştu. Müslümanlar Medîne’ye hicret ettikten sonra Peygamber, halasının kızı Zeyneb ile azatlı kölesi Zeyd’i evlendirmek istedi. Zeyneb, önce bunu kabul etmek istemediyse de, Peygamberi kıramayıp Zeyd ile evlendi. Fakat bu evlilik, eşler arasındaki uyumsuzluk sebebiyle sağlıklı yürüyemedi. Bu arada Allah, bu evliliğin sona ereceğini ve ardından, —başka bir geleneği daha yıkmak için— Peygamberin Zeyneb ile evleneceğini ona vahiy yoluyla bildirmişti. Fakat bu emir Peygambere o kadar ağır gelmişti ki, eşini boşamak için kendisine danışmaya gelen evlatlığı Zeyd’e, her defasında bunu yapmamasını söyleyerek işi geciktirmeye çalışıyordu. Çünkü kâfirlerin bunu fırsat bilip İslâm aleyhinde propaganda yapacakları endişesi bir yana, Müslümanların bile bu evliliği yadırgayacağından korkuyordu. O günkü geleneklere göre, bir kişinin evlatlığı aynen öz evladı gibi kabul ediliyor, bu yüzden de evlatlığın boşadığı kadınla evlenmek çirkin bir davranış olarak görülüyordu. Oysa Allah, helâli haram kılan bu geleneği kökünden kaldırmak istiyordu. Bunun için Peygambere, evlatlığının boşadığı bu kadınla evlenmesini —Kur’an hâricinde bir vahiy ile— emretti:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Allah ve O’nun rasûlü bir işe karar verdiği zaman erkek mümin için de, kadın mümin için de, işlerinden onlara Tercih Hakkı yoktur. Kim Allah’a ve O’nun rasûlüne isyan ederse, kesinlikle açıkça bir sapkınlığa düşmüştür.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah ve resulü tarafından verilen bir emri, Müslümanların kafasına göre uygulama seçenekleri yoktur. Allah ve resulüne karşı gelen, dışlanır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah bir konuda hüküm bildirmiş, Allah’ın Resulü bildirilen hükmü emretmiş ise; hiçbir Mümin erkeğin, hiçbir Mümin kadının emredilen hükme karşılık farklı bir hüküm verme veya tercih etme hakkı yoktur. Kim Allah’a, Allah’ın Resulüne karşı gelirse şüphesiz o kişi apaçık bir sapıklık içindedir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah ve Elçisi bir işe hükmettiği zaman, mümin erkek ve kadına işleri konusunda tercih hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Elçisine isyan ederse elbette apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah ve Rasûlü bir işe karar verdiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadının o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.¹ Kim Allah’a ve Rasûlü’ne isyan ederse, şüphesiz o, apaçık bir şekilde sapıtmıştır.
1 Peygamberimiz, halasının kızı Zeyneb binti Cahş’ı Zeyd b. Harise ile evlendirmek isteyince; Zeyneb ve kardeşi Abdullah, buna pek rıza göstermemişlerdi. Bunun üzerine bu âyet, nâzil olmuştur. (Kurtubî)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Allah ve Elçisi bir konuda hüküm verdikten sonra ⁴⁰ artık inanmış bir erkek ve kadının kendileriyle ilgili konularda tercih serbestisi ⁴¹ yoktur: [bu, hakkı kendinde görerek] Allah’a ve Elçisi’ne isyan eden kimse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur.
40 Yani, Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in emirlerinde spesifik bir kural öngörülmüş ise.41 Lafzen, “kendi işlerinde (min emrihim) bir serbestliğe sahip olmak” -yani, davranışlarının ve hareket tarzlarının vahyin koyduğu kurallar tarafından değil de, kişisel çıkarları veya temayüllerince belirlenmesine izin vermek.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Allah bir konuda hüküm vermiş ve elçisi de tebliğ ettikten sonra herhangi bir konuda hiçbir mümin erkek veya mümin kadının, kişisel tercihlerine göre davranma hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden Elçi’sine karşı gelirse, apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur. 24/51, 65/8-9
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verdiği zaman, inanan bir erkek ve kadının kendi işlerinde kişisel tercihlerine göre hareket etmeleri düşünülemez:[³⁷⁵⁷] zira kim Allah ve Rasulü’ne isyan ederse, işte o apaçık bir sapıklığa gömülmüş olur.
[3757] Mâ kâne li.. kalıbı için krş: 12:76. Buradaki hüküm, elbette Rasulullah’ın risalet alanına giren hükümlerdir. Değilse hurma aşılayanlara “eğer kendi haline bıraksaydınız daha iyi olurdu” deyince onların “bıraktık fakat daha iyi olmadı” cevabını vermeleri üzerine “Siz dünyanıza ilişkin işleri benden iyi bilirsiniz” demesi; yine Bedir’deki mevzi seçiminde Hubâb b. Münzir’in daha isabetli önerisi üzerine geri çektiği kendi kararı; kocasının ricasını kıramayarak Berire’ye yaptığı sonuçsuz kalan “kocana dön” teklifi; istişare sonucunda geri çektiği Hendek kuşatması sırasında Medine’nin mahsulünün yarısını verme teklifi… Bütün bunlar âyetin kapsamı dışındadır. Bu nedenledir ki sahabe bu konularda farklı görüş geliştirebilmiştir (Krş: 24:62, not 106).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, ne mümin erkekler, ne de mümin kadınlar için artık işlerinde bir seçme hakkı olmaz. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, kuşkusuz o, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Osman Fırat
swap_vert close
Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için O iş konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve bir mü'min ve bir mü'mine için sahih değildir ki, Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği vakit onlar için kendi işlerinden dolayı (O hükm-ü ilâhîye karşı) bir muhayyerlik olsun. Ve her kim Allah'a ve Peygamberine isyan ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse besbelli bir sapıklığa düşmüş olur. [4, 65; 24, 63]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Allâh ve rasûl bir işde hüküm ve emir iyledikde gerek erkek ve gerek kadın bir mü'mine kendi işlerinde muhayyer olmak hakkı yokdur. (İtâ'at ve inkıyâd lâzımdır) Allâh ve rasûlüne 'âsî olan tahkîk âşikâr dalâlete düşmüşdür.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
“Allah ve Resulü bir işi kesinleştirince artık inanmış bir erkeğin ve kadının, kendi işlerinde seçme hakkı kalmaz. Kim, Allah'a ve Resulüne başkaldırırsa apaçık bir şekilde sapmış olur
Şaban Piriş
swap_vert close
Allah ve elçisi bir konuda hüküm verdiği zaman mü'min erkek ve mü'min kadının, artık dilediği gibi davranma hakkı yoktur. Kim Allah'a ve elçisine karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, ne bir mü'min erkeğin, ne de bir mü'min kadının, o işte başka bir seçeneği olmaz. Allah'a ve Resulüne isyan eden ise apaçık bir sapıklığa düşmüştür.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Allah ve resulü bir işte hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının, işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah'a ve resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batıp gitmiş demektir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı olmadı hįç inanur er daħı inanur 'avrat ķaçan kim hükm eyleye Tañrı daħı yalavacı bir işi kim ola anlaruñ dilek işlerinden. daħı her kim āsį olur-ise Tañrı’ya daħı yalavacına bayıķ azdı azmaķ bellü.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı yoḳdur mü’min ere, ne daḫı mü’min ‘avrata ol vaḳt ki ḥükm eyleseTañrı Ta‘ālā daḫı resūli, bir buyruḳ dilek olmaya özlerine ol işde. Daḫı kim‘āṣī olsa Tañrıya daḫı resūline, ol bellü azmaḳ azmışdur.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Allah və Peyğəmbəri bir işi hökm etdiyi zaman heç bir mö’min kişiyə və qadına öz işlərində başqa yol seçmək (öz ixtiyarları ilə ayrı cür hərəkət etmək) yaraşmaz. Allaha və Onun Peyğəmbərinə asi olan kəs, şübhəsiz ki, (haqq yoldan) açıq-aydın azmışdır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And it becometh not a believing man or a believing woman, when Allah and His messenger have decided and affair (for them), that they should (after that) claim any say in their affair; and whoso is rebellious to Allah and His messenger, be verily goeth astray in error manifest.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
It is not fitting for a Believer, man or woman, when a matter has been decided by Allah and His Messenger to have any option about their decision:(3721) if any one disobeys Allah and His Messenger, he is indeed on a clearly wrong Path.
3721 We must not put our own wisdom in competition with Allah's wisdom. Allah's decree is often known to us by the logic of facts. We must accept it loyally, and do the best we can to help in our own way to carry it out. We must make our will consonant to Allah's Will. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَا كَانَ
ve olmadı
لِمُؤْمِنٍ
mü'min bir erkek için
وَلَا مُؤْمِنَةٍ
ve ne mü'min bir kadın için
اِذَا
o za- man ki
قَضَى
hükmetti
اللّٰهُ
Allah
وَرَسُولُهُٓ
ve resulü
اَمْراً
bir işe
اَنْ يَكُونَ
olması
لَهُمُ
kendile- rine
الْخِيَرَةُ
seçme hakkı
مِنْ اَمْرِهِمْۜ
işlerinden
وَمَنْ
ve kim
يَعْصِ
isyan ederse
اللّٰهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُ
ve resulüne
فَقَدْ
şüphe- siz ki
ضَلَّ
sapmış-tır
ضَلَالاً
bir dalâlet ile
مُب۪يناً
apaçık
Allah ve resulü bir işe hükmettiği zaman, mü'min olan bir erkek ve mü'min olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim de (bu hakkı kendinde görerek) Allah'a ve resulüne isyan ederse şüphesiz ki o, apaçık bir dalâlet ile (sırât-ı mustakîmden) sapmış olur.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مُؤْمِن
Etken fiil-IV
ا م ن
İman eden, mü'min, inanan
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
مُؤْمِنَة
Etken fiil-IV
ا م ن
Mü'min bir kadın
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
قَضَى
Fiil-I
ق ض ي
Hükmetti, bitirdi, hüküm verdi, takdir etti, tamamladı, yerine getirdi, karar verdi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
خِيَرَة
İsim
خ ي ر
Seçme hakkı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
عَصَا
Fiil-I
ع ص ي
İsyan etti, asi oldu, karşı geldi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
ضَلَّ
Fiil-I
ض ل ل
Saptı, şaşırdı, dalâlete düştü, kayboldu, boşa gitti, yanıldı
ضَلَال
İsim
ض ل ل
Dalâlet, sapma, şaşkınlık, boşa çıkma, boşa gitme
مُبِين
Etken fiil-IV
ب ي ن
Mubîn (Allah'ın esması, ismidir. Apaçık hakk olan demektir), apaçık, Mübin, açıklayıcı, açıklayan