Allah ve (onun emrine uygun) Resulü (toplumu ilgilendiren) bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkekle mü’min bir kadın için, kendi işlerinden dolayı bu hükme aykırı olanı seçmek yaraşmaz. Ve her kim Allah’a ve (vahiy yoluyla Allah’tan aldığı hükümleri tebliğ edip uygulama hususunda) elçisine (elçinin Allah’ın buyruğuna uygun verdiği hükme) aykırı hareket ederse, şüphesiz açık bir şaşkınlık ile şaşırmış olur. *
(*) Her ne kadar bu ayetin hangi olay üzerine indiğine dair birbirinden farklı rivayetler varsa da bunun mesajı genel olup bütün Müslüman fert ve toplumları kapsamaktadır. Buradaki hüküm ise, elbette Resulün risalet alanına giren hükümlerdir. Çünkü hüküm koyan yalnız Allah’tır, elçiler de bizim gibi birer beşer ve kul olduğundan dine hüküm koyma yetkileri yoktur. Onların görevi sadece yüce Allah’tan vahiy yoluyla almış oldukları hüküm ve mesajları tebliğ/tebyin ve uygulamaktır. Yani Ahzab sûresi 36. ayette geçen,” ALLAH VE RESULÜ BİR İŞ HAKKINDA HÜKÜM VERDİKLERİ ZAMAN” sözünden, Allah ın ayrı hükmü, elçisinin ayrı hükmü olduğunu değil, elçisinin de yalnız Kur’an ile hüküm vererek, Allah ın hükmünü yerine getirdiğini anlamalıyız ve Allah hüküm verdikten sonra, iman edenlerin buna uymak zorunda olduğu gerçeği anlatılıyor. ÇÜNKÜ HZ. PEYGAMBER DE YALNIZ, KUR’AN’A UYDUĞUNU VE ONUN HÜKMÜNÜ UYGULADIĞINI ALLAH’ IN KİTABI KUR’AN’DAN ÖĞRENİYORUZ. Bunun tersini anlamak ve inanmak bizleri Kur’an’dan uzaklaştırır, Allah korusun şeytanın oyuncağı yapar. Bu durumda Allah ın Resulünü, Allah ın din, hüküm ortağı yapmış oluruz ki, bu da şirktir. ÇÜNKÜ ALLAH HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. (HakyolKuran.com.Haluk Gümüştabak) İşte ilgili ayet:( (ولا يشرك في حكمه أحداBu nedenle Allah’ın hükmettiği işi, resul de onun emrine uyarak o işe hükmediyor, onun dışında bir şey yapmıyor…Ayrıca Resulün verdiği emir ve hükmü de (hadis ve sünneti) vahiy olarak değerlendirip, yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmü gibidir diye iddia edenlere bundan sonra gelen 37. ayet onların iddialarını reddeden bir cevap niteliğindedir. Zira Hz. Peygamberin Zeyd’e (اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ)’’Eşini yanında tut (sakın boşama) ve bu hususta Allah’tan sakın’’ şeklindeki emrine uyulmamış olması da, bu tür iddiaları çürütmektedir. İşte görüyoruz ki, Zeyd Hz. Peygamberin bu emrine uymamış ve eşini boşamıştır. Buna rağmen onun aleyhine ne bir ayet inmiş ne de Hz. Peygamber onu kınamıştır. Demek ki, resulün verdiği emir ve hüküm eğer yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmünün gereği değilse, uyulması zorunlu değildir. Burada olduğu gibi Zeyd resulün verdiği karar ve emre uymamıştır. Hadislerde de buna benzer çok örnekler vardir. Bu ndenle resulün buyruğu ancak vahye/Kur’an’a dayalı ise o zaman ona uymak zorunlu olur. Zira o zaman buyruk onun değil, yüce Allah’ındır. Yani hüküm yüce Allah’ın ise (Kur’an’daki hükümler) o zaman Hz. Peygamberin onu emretmesi ile sadece tebliğ görevini yerine getirmiş olup bir hüküm ortaya koymuş olmuyor ve öyle bir yetkisi de yoktur. Yine eğer Hz. Peygamberin Kur’an dışında yaptığı işler, içtihatlar, sünnet ve hadisleri vahiy olsaydı, hem Tahrim 1. ayette, hem de Abese sûresinin her beş ayetinde Hz. Peygamberin kınanması söz konusu olmazdı, bilakis, onun bu davranışlarına yüce Allah onay verecekti. Ayrıca bu ayetin nüzul sebebi hakkında 3 farklı rivayet vardır: 1. Hz. Peygamber, kendi halasının kızı Zeyneb’i Zeyd ile evlendirme isteği, Zeynep ve ailesinin de buna itiraz etmeleri üzerine indiğini söyleyen rivayet. Bu da, İbni Abbas, Mücahid, Mukatil ve Katade’nin rivayetleridir: 2. Ümü Gülsüm binti akabeh hakkındadır. Zira Ümmü Gülsüm evlenmek için kendi velayetini Hz. Peygambere veriyor, o da onu Zeynep’ten ayrılmış olan Zeyd ile evlendirmek istiyor, oysa onun amacı Hz. Peygamberle evlenmekti. İşte bu duruma hem Ümmü Gülsüm, hem de ailesi tarafından itiraz geliyor, ama sonunda Hz. Peygamberin kararını kabul ediyorlar. Bunu rivayet edenler ise, Cabir b. Zeyd ve A. Rahman b. Eslemdir. 3. Yine “İbn-i Kesir” tefsirinde konu hakkında şu açıklama ile karşılaşıyoruz: “İmam-ı Ahmed’in Abdurrezzak, Muammer ve Sabit Bennanı kanalı ile bildirdiğine göre sahabilerden Enes b. Malik şöyle diyor: Peygamberimiz, Ensar’dan bir kadını, azadlı bir eski köle ve yoksul olan Culeybib adına kadının babasından istemişti. Adam `anasına danışayım’ dedi. Peygamberimiz `iyi öyleyse, danış’ dedi. Adam karısına varıp olayı anlatınca kadın `Hayır, olmaz. Peygamber bula bula Culeybib’i mi buldu? Oysa biz kızımızı falancaya, filancaya bile vermeye razı olmamıştık’ dedi. O sırada kızları perde arkasından ana-babasının bu konuşmasını dinliyordu. Babası durumu Peygamberimize bildirmeye gidince annesine Hz. peygamberin emrine karşı gelmek mi istiyorsunuz? Eğer o bize o adamı uygun gördü ise bu evliliğe razı olun’ dedi. Kızın bu sözü ana-babasına dokundu. Bunun üzerine `Biz bu evliliğe razıyız’ dediler. Peygamberimiz `Ben de bu evliliği uygun görüyorum’ dedi… Not: Birinci rivayetin analizini yaptığımızda görüyoruz ki, buna şahit olmuş gibi olayı anlatan İbnı Abbas neredeyse o zaman bebek yaşta bir çocuk idi, ayrıca bunu görenlerden de aktarmıyor, yani rivayete irsal yapılıyor (İrsal, tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis” mânasına gelir. Bkz: (MÜRSEL - TDV İslâm Ansik..) Yine Mücahit, Mukatil ve Katade gibiler de tabiinlerden olup hiçbiri ne Hz. peygamberi görmüş ne bu olaya vakıf olmuş ne de bir sahbeden aktarmıştır. İkinci rivayeti yapan A. Rahman bi Eslem’in durumu da tıpkı bunların ki gibi rivayeti mürseldir. Yani bütün bunların rivayetleri de İbn Abbas’ın rivayeti gibi Mürsel/zayif olup kabul edilemez. Bu nedenle Fizilali-l Kur’an adlı tefsirinde Merhum Seyyid Kutup şöyle diyor: Eğer bu rivayetler doğru iseler- bu ayeti Zeyd’in, Zeynep bint-i Cahş ile ya da Ümmü Gülsüm bint-i Akabe b. Ebu Muit ile evlenmesi olayına bağlıyorlar. Konuya ilişkin üçüncü rivayete (Culeybib hakkındaki rivayet) yer verişimizin sebebi ise şudur: Bu 3. rivayet, o günün toplumuna egemen olan ve islamın yıkmak istediği, Hz. Peygamberin değiştirmeyi fiilen, uygulamalı olarak üstlendiği zihniyeti ortaya koyuyor. Bu uygulama, islam toplumunu islamın yeni zihniyetine ve yeryüzü değerlerine ilişkin bakış açısına göre düzenleme çabasının bir parçası idi. Böylece islamın ruhundan kaynaklanan islam sistemine dayalı “özgürlük özlemi”nin önü açılmış oluyordu. Fakat ayet genel kapsamlıdır, herhangi bir somut olayla sınırlandırılamaz’’ Kaynak: (Ahzab Suresi’nin Tefsiri – Fizilal’il Kur’an) İşte görüldüğü gibi merhum Seyyid Kutup’ da 1 ve 2. rivayetleri değil, 3. rivayeti (Culeybib) daha doğru bulduğunu ve bu yüzden bunu tercih ettiğini görüyoruz. Not: Bizim tercihimiz de budur. Çünkü 1 ve 2. rivayete baktığımız da zoraki bir evlilik söz konusudur, yani evlenecek olan Zeynep ve Ümmü Gülsüm’de aileleriyle birlikte kendileri de bu evliliğe karşı çıkıyorlar, ama 3. rivayete baktığımız da görüyoruz ki burada ailesi karşı çıkmış olsa bile kız buna karşı çıkmıyor ve ana babasına Allah resulü bunu uygun görüyorsa biz niye karşı çıkalım diyerek ebeyveynini de ikna ediyor. Yani burada kızın itirazı söz konusu olmamış, bilakis Hz. Peygamberin teklifini kabul etmiştir. Yani bu evlilikte kız açısından bir zorlama söz konusu olmamıştır. Oysa ne Allah’ın ne de elçisinin bir kimseyi böyle bir evliliğe zorlaması düşünülemez. Zira hadislerde de belirtildiği gibi evlendirilecek kimsenin izin ve razası alınmalıdır. Yani izin ve rızası alınmadan hiçbir kimse evlendirilemez. Aşağıdaki hadis metnine bkz.
والمراد بقاضاء الله والرسول أن يكون قضاء النبي وفق القران ولا يكون الاكذلك (كتاب شبهات وحلول حول القران الكريم) وقرأ ابن عباس {وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الخ } فهذه الآية عامة في جميع الأمور (ابن كثير)َ قوْلُهُ تَعَالَى: {وَمَن يَعْصِ (*) Not: Her ne kadar bu ayetin hangi olay üzerine indiğine dair birbirinden farklı rivayetler varsa da bunun mesajı genel olup bütün Müslüman fert ve toplumları kapsamaktadır. Buradaki hüküm ise, elbette Resulün risalet alanına giren hükümlerdir. Çünkü hüküm koyan yalnız Allah’tır, elçiler de bizim gibi birer beşer ve kul olduğundan dine hüküm koyma yetkileri yoktur. Onların görevi sadece yüce Allah’tan vahiy yoluyla almış oldukları hüküm ve mesajları tebliğ/tebyin ve uygulamaktır. Yani Ahzab sûresi 36. ayette geçen,” ALLAH VE RESULÜ BİR İŞ HAKKINDA HÜKÜM VERDİKLERİ ZAMAN” sözünden, Allah ın ayrı hükmü, elçisinin ayrı hükmü olduğunu değil, elçisinin de yalnız Kur’an ile hüküm vererek, Allah ın hükmünü yerine getirdiğini anlamalıyız ve Allah hüküm verdikten sonra, iman edenlerin buna uymak zorunda olduğu gerçeği anlatılıyor. ÇÜNKÜ HZ. PEYGAMBER DE YALNIZ, KUR’AN’A UYDUĞUNU VE ONUN HÜKMÜNÜ UYGULADIĞINI ALLAH’ IN KİTABI KUR’AN’DAN ÖĞRENİYORUZ. Bunun tersini anlamak ve inanmak bizleri Kur’an’dan uzaklaştırır, Allah korusun şeytanın oyuncağı yapar. Bu durumda Allah ın Resulünü, Allah ın din, hüküm ortağı yapmış oluruz ki, bu da şirktir. ÇÜNKÜ ALLAH HÜKMÜME HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEM DİYOR. (HakyolKuran.com.Haluk Gümüştabak) İşte ilgili ayet:( (ولا يشرك في حكمه أحداBu nedenle Allah’ın hükmettiği işi, resul de onun emrine uyarak o işe hükmediyor, onun dışında bir şey yapmıyor…Ayrıca Resulün verdiği emir ve hükmü de (hadis ve sünneti) vahiy olarak değerlendirip, yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmü gibidir diye iddia edenlere bundan sonra gelen 37. ayet onların iddialarını reddeden bir cevap niteliğindedir. Zira Hz. Peygamberin Zeyd’e (اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ)’’Eşini yanında tut (sakın boşama) ve bu hususta Allah’tan sakın’’ şeklindeki emrine uyulmamış olması da, bu tür iddiaları çürütmektedir. İşte görüyoruz ki, Zeyd Hz. Peygamberin bu emrine uymamış ve eşini boşamıştır. Buna rağmen onun aleyhine ne bir ayet inmiş ne de Hz. Peygamber onu kınamıştır. Demek ki, resulün verdiği emir ve hüküm eğer yüce Allah’ın verdiği emir ve hükmünün gereği değilse, uyulması zorunlu değildir. Burada olduğu gibi Zeyd resulün verdiği karar ve emre uymamıştır. Hadislerde de buna benzer çok örnekler vardir. Bu ndenle resulün buyruğu ancak vahye/Kur’an’a dayalı ise o zaman ona uymak zorunlu olur. Zira o zaman buyruk onun değil, yüce Allah’ındır. Yani hüküm yüce Allah’ın ise (Kur’an’daki hükümler) o zaman Hz. Peygamberin onu emretmesi ile sadece tebliğ görevini yerine getirmiş olup bir hüküm ortaya koymuş olmuyor ve öyle bir yetkisi de yoktur. Yine eğer Hz. Peygamberin Kur’an dışında yaptığı işler, içtihatlar, sünnet ve hadisleri vahiy olsaydı, hem Tahrim 1. ayette, hem de Abese sûresinin her beş ayetinde Hz. Peygamberin kınanması söz konusu olmazdı, bilakis, onun bu davranışlarına yüce Allah onay verecekti. Ayrıca bu ayetin nüzul sebebi hakkında 3 farklı rivayet vardır: 1. Hz. Peygamber, kendi halasının kızı Zeyneb’i Zeyd ile evlendirme isteği, Zeynep ve ailesinin de buna itiraz etmeleri üzerine indiğini söyleyen rivayet. Bu da, İbni Abbas, Mücahid, Mukatil ve Katade’nin rivayetleridir: 2. Ümü Gülsüm binti akabeh hakkındadır. Zira Ümmü Gülsüm evlenmek için kendi velayetini Hz. Peygambere veriyor, o da onu Zeynep’ten ayrılmış olan Zeyd ile evlendirmek istiyor, oysa onun amacı Hz. Peygamberle evlenmekti. İşte bu duruma hem Ümmü Gülsüm, hem de ailesi tarafından itiraz geliyor, ama sonunda Hz. Peygamberin kararını kabul ediyorlar. Bunu rivayet edenler ise, Cabir b. Zeyd ve A. Rahman b. Eslemdir. 3. Yine “İbn-i Kesir” tefsirinde konu hakkında şu açıklama ile karşılaşıyoruz: “İmam-ı Ahmed’in Abdurrezzak, Muammer ve Sabit Bennanı kanalı ile bildirdiğine göre sahabilerden Enes b. Malik şöyle diyor: Peygamberimiz, Ensar’dan bir kadını, azadlı bir eski köle ve yoksul olan Culeybib adına kadının babasından istemişti. Adam `anasına danışayım’ dedi. Peygamberimiz `iyi öyleyse, danış’ dedi. Adam karısına varıp olayı anlatınca kadın `Hayır, olmaz. Peygamber bula bula Culeybib’i mi buldu? Oysa biz kızımızı falancaya, filancaya bile vermeye razı olmamıştık’ dedi. O sırada kızları perde arkasından ana-babasının bu konuşmasını dinliyordu. Babası durumu Peygamberimize bildirmeye gidince annesine Hz. peygamberin emrine karşı gelmek mi istiyorsunuz? Eğer o bize o adamı uygun gördü ise bu evliliğe razı olun’ dedi. Kızın bu sözü ana-babasına dokundu. Bunun üzerine `Biz bu evliliğe razıyız’ dediler. Peygamberimiz `Ben de bu evliliği uygun görüyorum’ dedi… Not: Birinci rivayetin analizini yaptığımızda görüyoruz ki, buna şahit olmuş gibi olayı anlatan İbnı Abbas neredeyse o zaman bebek yaşta bir çocuk idi, ayrıca bunu görenlerden de aktarmıyor, yani rivayete irsal yapılıyor (İrsal, tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis” mânasına gelir. Bkz: (MÜRSEL - TDV İslâm Ansik..) Yine Mücahit, Mukatil ve Katade gibiler de tabiinlerden olup hiçbiri ne Hz. peygamberi görmüş ne bu olaya vakıf olmuş ne de bir sahbeden aktarmıştır. İkinci rivayeti yapan A. Rahman bi Eslem’in durumu da tıpkı bunların ki gibi rivayeti mürseldir. Yani bütün bunların rivayetleri de İbn Abbas’ın rivayeti gibi Mürsel/zayif olup kabul edilemez. Bu nedenle Fizilali-l Kur’an adlı tefsirinde Merhum Seyyid Kutup şöyle diyor: Eğer bu rivayetler doğru iseler- bu ayeti Zeyd’in, Zeynep bint-i Cahş ile ya da Ümmü Gülsüm bint-i Akabe b. Ebu Muit ile evlenmesi olayına bağlıyorlar. Konuya ilişkin üçüncü rivayete (Culeybib hakkındaki rivayet) yer verişimizin sebebi ise şudur: Bu 3. rivayet, o günün toplumuna egemen olan ve islamın yıkmak istediği, Hz. Peygamberin değiştirmeyi fiilen, uygulamalı olarak üstlendiği zihniyeti ortaya koyuyor. Bu uygulama, islam toplumunu islamın yeni zihniyetine ve yeryüzü değerlerine ilişkin bakış açısına göre düzenleme çabasının bir parçası idi. Böylece islamın ruhundan kaynaklanan islam sistemine dayalı “özgürlük özlemi”nin önü açılmış oluyordu. Fakat ayet genel kapsamlıdır, herhangi bir somut olayla sınırlandırılamaz’’ Kaynak: (Ahzab Suresi’nin Tefsiri – Fizilal’il Kur’an) İşte görüldüğü gibi merhum Seyyid Kutup’ da 1 ve 2. rivayetleri değil, 3. rivayeti (Culeybib) daha doğru bulduğunu ve bu yüzden bunu tercih ettiğini görüyoruz. Not: Bizim tercihimiz de budur. Çünkü 1 ve 2. rivayete baktığımız da zoraki bir evlilik söz konusudur, yani evlenecek olan Zeynep ve Ümmü Gülsüm’de aileleriyle birlikte kendileri de bu evliliğe karşı çıkıyorlar, ama 3. rivayete baktığımız da görüyoruz ki burada ailesi karşı çıkmış olsa bile kız buna karşı çıkmıyor ve ana babasına Allah resulü bunu uygun görüyorsa biz niye karşı çıkalım diyerek ebeyveynini de ikna ediyor. Yani burada kızın itirazı söz konusu olmamış, bilakis Hz. Peygamberin teklifini kabul etmiştir. Yani bu evlilikte kız açısından bir zorlama söz konusu olmamıştır. Oysa ne Allah’ın ne de elçisinin bir kimseyi böyle bir evliliğe zorlaması düşünülemez. Zira hadislerde de belirtildiği gibi evlendirilecek kimsenin izin ve razası alınmalıdır. Yani izin ve rızası alınmadan hiçbir kimse evlendirilemez. Aşağıdaki hadis metnine bkz.
والمراد بقاضاء الله والرسول أن يكون قضاء النبي وفق القران ولا يكون الاكذلك (كتاب شبهات وحلول حول القران الكريم) وقرأ ابن عباس {وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الخ } فهذه الآية عامة في جميع الأمور (ابن كثير)َ قوْلُهُ تَعَالَى: {وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ}؛ أي فيما أمرتهُ، {فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُّبِيناً} (تفسير الطبراني) يعني فيما أمر الله أن يطيعوه وقيل: هو عام، قال الحاكم: وهو الصحيح (تفسير الأعقم ) {إذا قضى الله} أي الملك الأعظم الذي لا ينبغي لعاقل التوقف في أمره {ورسوله} الذي لا يعرف قضاؤه (أي قضاء الله) إلا به (أي بتبليغ الرسول) {أمراً} أي أيّ أمر كان (نظم الدرر في تناسب الآيات والسور) فعموم اللفظ: أي اختيار يختاره النبي صلى الله عليه وسلم للمؤمنين في أمر حياتهم، أو في أمر جهادهم ومغازيهم، أو في أمر عملهم، م.( كتاب تفسير أحمد حطيبة) ) قال رسول الله ص الأيمُ أحقُّ بنفسِها من وليِّها ، والبكرُ تُستأذنُ ، وإذنُها صماتُها وفي روايةٍ الثيبُ أحقُّ بنفسِها من وليِّها (رواه مسلم) لا تُنْكَحُ الأيِّمُ حتَّى تُسْتَأْمَرَ، ولا تُنْكَحُ البِكْرُ حتَّى تُسْتَأْذَنَ. قالوا: يا رَسولَ اللَّهِ، وكيفَ إذْنُها؟ قالَ: أنْ تَسْكُتَ (رواه البخاري)