(Ey inananlar!) Gerçekten, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe ulaşmayı uman (inanan) ve Allah’ı çok zikredenler için (sarsılmayan imanıyla, tertemiz ahlâkı, fedâkârlığı, cömertliği, şefkati, merhameti, adaleti, kararlılığı ve çalışkanlığıyla kısaca bir hayat boyu yaşadığı kulluğu ile) Allah’ın Resulü’nde (takip edilecek) pek güzel bir örnek vardır.*
(*) Ayette, Allah’ın rızasını kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenlere, ömrünün hemen her karesini çile ve ıstıraplarla geçiren Hz. Muhammed’in sarsılmayan imanını, çalışkanlığını, dürüstlüğünü, cesaretini, cömertliğini, sabrını ve kararlılığını, tertemiz ahlakını, fedakârlığını, kısaca bir hayat boyu yaşadığı kulluğunu örnek almaları tavsiye ediliyor. Bu tavsiye, kendine özgü koşullarda o günün inananlarına seslendiği halde, aslında bütün durumlar ve şartlar için geçerli olan zamanlar üstü bir muhtevaya sahiptir. Çünkü Kur’an 23 yıllık peygamberlik süresi içinde farklı zamanlarda, farklı şartlara ve sebeplere bağlı olarak inmiş olup kıyamete kadar yaşanacak olan hadiselere akılla uzlaşarak cevap verecek bir özelliktedir. İşte bu hadiseler bu özelliğin bir parçasıdır. Ayette geçen “güzel bir örnek vardır” ifadesi, İslam’ı yaşam konusunda onun hayatının tümünü kapsamaktadır. Yani “onun hayatı sizin için güzel bir örnektir. Onun gibi yaşarsanız iyi bir mü’min, faydalı bir kul, erdemli bir insan olursunuz” demektir. Bu ayet, aynı zamanda Hz. Peygamber’in, Allah’tan aldığı vahiy ile Kur’an mesajını yaşanılır kılmak ve inananların onu pratik hayatta uygulayabilmelerini sağlamak amacıyla verdiği emirleri her Müslümanın yerine getirme yükümlülüğünü de ortaya koymaktadır… (C. Külünkoğlu Meali 21. Ayet Açıklaması)… Ancak bu vb. ayetler bağlamından koparılarak haşa Hz. Muhammed’e beşer üstü nice nitelikler yakıştırmaya çalışanlar tarafından maalesef suiistimal edilmiştir. Bunlar, Allah Resulünün Kur’an ayetlerini nasıl uyguladığını, Kur’an’ı tek hidayet rehberi olarak nasıl gördüğünü, bu ayetlerden nasıl doğru hüküm ve hikmet çıkardığını, insanları kötülüklerden nasıl arındırdığını ve Kur’an ahlakıyla nasıl ahlaklandığını öğrenip düşünmeleri gerekirken, onun kişisel davranışlarını, giysilerini, giyim biçimini, yiyeceğini, içeceğini, saçını sakalını, diş fırçasını, oturuşunu kalkışını, yürüyüşünü, yatışını ve hatta tuvalet adabını taklit etmeyi, kutsallaştırmayı tercih ettiler ve bütün bunları da dinin aslıymış gibi insanlara dayatmaya kalktılar.