close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Ahzâb Sûresi 12. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iż yekûlu-lmunâfikûne velleżîne fî kulûbihim meradun mâ ve’adena(A)llâhu verasûluhu illâ ġurûrâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Hani münafıklarla gönüllerinde hastalık olanlar, Allah ve Peygamberi demişlerdi, bizi ancak aldattılar, vaatlerinde aldatıştan başka bir şey yok.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
O sırada münafıklar ve kalbinde maraz olanlar: "Allah ve Resulü bizi aldatmaktan başka bir şey va’ad etmiyor (boş ve imkânsız zafer ve ganimet müjdeleriyle oyalıyorlar)" diyerek (fesatlık yapmış ve kafaları karıştırmışlardı).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Münafıklar ve kalpleri hastalıklı olanlar, birbirlerine Allah ve elçisi, bizi sadece boş vaatlerde bulunmak suretiyle aldatmaktalar, dedikleri zamanki durumu hatırla!
Ahmet Tekin
swap_vert close
O zaman müslüman görünerek İslâm'a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıklar ile, kalpleri kararmış, aklından zoru olan hasta ruhlular: “Meğer Allah ve Rasûlü bize sadece kuru vaatlerde bulunmuşlar!” diyorlardı.
Ahmet Varol
swap_vert close
O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar: "Allah ve Resulü bize sadece vaadlerde bulundu" diyorlardı.
12.Beyhaki`nin Delail`inde yer alan bir rivayetten anlaşıldığına göre Hendek savaşında Mekke`nin etrafına hendek kazılırken büyük bir taş ortaya çıkmış, Resulullah (a.s.) levye ile onu kırarken her vuruşta taştan geniş bir alanı aydınlatan ışık çıkmış ve her keresinde Resulullah (a.s.) ve ashabı tekbir getirmişlerdir. Daha sonra Resulullah (a.s.) çıkan ışıklarla birincide İran saraylarını, ikincide Bizans saraylarını, üçüncüde de Yemen saraylarını gördüğünü Cibril (a.s.)`in ümmetinin buraları fethedeceklerini kendisine haber verdiğini bildirmiştir. Bu sözleri duyan münâfıklar ve imanları zayıf olanlar da: "Şunun söylediklerine hayret etmiyor musunuz? Size boş şeyler vaad ediyor ve kuru ümitler veriyor. Size Yesrib`den (Medine`den) Bizans saraylarını ve Kisra`nın şehirlerini gördüğünü ve buraların sizin için fethedileceğini ileri sürüyor. Oysa siz müşrik topluluklarına karşı hendek kazıyorsunuz. Karşılarına çıkacak gücünüz bile yok" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimesini indirdi.Mana yönünden buna benzeyen bir rivayeti de Cuveybir Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan nakletmiştir. Bu rivayette bu sözleri söyleyenlerin isimleri de veriliyor.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Hani, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: 'Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi' diyorlardı.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O vakit münafıklarla kalblerinde bir maraz (şübhe) olanlar:” - Allah ve Rasûlü, bize, aldatmadan başka bir vaad etmemiş.” diyorlardı.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Hatırlayın ki, münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar: Allah ve Resulü, aldatmaktan başka hiçbir şey bize vaadetmediler. Va’dleri boş çıktı. diyorlardı.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Münâfıklar ile kalplerinde hastalık olanlar, “Meğer Allah ve Peygamberi bize boş vaadlerden başka bir şeyde bulunmadı” diyorlardı.
Besim Atalay
swap_vert close
Hani, münafık olanlarla, yürekleri bozuklar: «Allah ile peygamberi, ancak bizi aldatmakçin sözleşmiş!» demiş idiler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar (birbirlerine): “Allah ve Resulü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.
Cemil Said
swap_vert close
Münâfıklar ve kalbleri marîz olanlar "Allâh size yalancı va’adde bulundı" didiler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaadlerde bulundular" diyorlardı.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yine o zaman münafıklar ve kalplerinde bozukluk bulunanlar, “Allah ve resulünün vaadleri bizleri aldatmaktan ibaretmiş!” demişlerdi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar! diyorlardı.  
 Rivayete göre, onlardan biri, «Muhammed hem bize İran ve Bizans’ın fethini vadediyor, hem de biz korkumuzdan meydana çıkamayıp hendek kazıyoruz» demişti.  
Edip Yüksel
swap_vert close
İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, "ALLAH'ın ve elçisinin bize verdiği söz boş bir hayalden başka bir şey değilmiş!" diyorlardı.
Peygmaberin sahabesi (arkadaşı) olan herkesi kutsayan bir görüş egemendir Sünni literatürde. Sunni kaynaklar, sahabeyi, "müslüman olarak Peygamberle görüşmüş kişi" diye tanımlar. "Sahabelerim yıldızlar gibidir; hangisini izleseniz doğru yolu bulursunuz" gibi nice uydurma hadislere kanan müşrik bir şair "sahabenin atının burnundaki toz" kadar bile olmadığını yazmıştı bir zamanlar. Halbuki, sahabelerin içinde birçok sahtekar ve münafık da vardı. Peygamber bunların bir kısmını zorluk anında tanıdıysa da bunların isimleri ilan edilmedi. Nitekim, Muhammed Peygameberin vefatından kısa süre sonra, Kuran'ın mesajını terkeden, cahiliyye dönemi hastalıklarını hortlatan, kabilecilik ve liderlik ihtiraslarıyla müminleri boğazlayan partilerin önsaflarında binlerce sahabe vardı. Münafık sahabelerin uydurduğu hadisleri "sahih" diye yutturabilmek için tüm sahabeleri kutsayıcı hadisler uyduruldu. Halbuki, inkarcılar dahil, Peygamberin tüm çağdaşları "sahabe" olarak tanımlanır Kuran'da (34:46; 53:2; 81:22). Kuran'ı dinleyen mi var?  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O vakit münâfıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış." diyorlardı.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve o vakıt ki münafıklar ve kalblerinde bir maraz bulunanlar «Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir va'd yapmamış» diyorlardı
Emrah Demiryent
swap_vert close
O zaman munâfıklar ve *kalplerinde (manevi) hastalık bulunanlar, “Allah ve Resûlü bize sadece boş vaatlerde bulundu” diyorlardı.
* “…kalplerinde (manevi) hastalık bulunanlar”; İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a (îmân ile küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder. (Şöyle ki;) Eğer kendisine (tarafımızdan) bir hayır dokunursa, (gönlü) onunla huzur bulup sevinir, ancak (ilâhî hikmet gereği, tarafımızdan çeşitli musibetler ile) imtihâna maruz kalırsa, (işte o zaman hemen) yüzüstü döner (dinden çıkar). (Hac 22/11)  
Erhan Aktaş
swap_vert close
O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resûlü bize boş vaatte¹ bulunmuş.” diyorlardı.
1- Allah ve Resûl'ünün zafer sözü bir aldatmacaymış.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O vakit münafıklarla kalblerinde bir maraz bulunanlar «Allah ve Resulü bize bir aldatışdan başka bir şey va'd etmemiş» diyorlardı.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
O zaman münâfıklarla(2) kalblerinde bir hastalık (i'tikad zayıflığı) bulunanlar ise: “Allah ve Resûlü bize sâdece boş bir va'dde bulunmuş!” diyorlardı.(3)
(2)“Kur’ân’ın, münâfıkların şahıslarını ta‘yîn etmeyerek (belirlemeyerek), umum bir sıfatla, onlara işâret etmesi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın siyâsetine daha münâsibdir. Zîrâ münâfıkların şahıslarının ta‘yîni ile kabâhatleri yüzlerine vurulsa idi, mü’minler, nefsin desîsesiyle (hîlesiyle) vesveseye düşerlerdi. Hâlbuki, vesvese havfa (korkuya), havf riyâya (gösterişe), riyâ nifâka müncer olur (döner). Ve kezâ eğer Kur’ân onları ta‘yîn ile takbîh etse (kötülese) idi; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm mütereddiddir(kararsızdır); etbâına (kendine tâbi‘ olanlara) emniyeti yoktur denilecekti. Ve kezâ bazen kötülük ifşâ edilmese (duyurulmasa) tedrîcen (yavaş-yavaş) zâil olması (geçmesi) ihtimâli vardır. Fakat teşhîr edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrîk eder. Fenâlığı daha fazla yapmasına bâis (sebeb) olur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 77)(3)Rivâyete göre, münâfıklardan biri: “Muhammed bize bir yandan Roma ve Îran’ın fethini va‘d ediyor, diğer yandan da biz korkumuzdan meydana çıkamayıp, hendek kazıyoruz” demişti. (Nesefî, c. 3, 433)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve o zaman, münafıklar (ikiyüzlüler) ile gönüllerinde (manevi) hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: (Mü’minlerin gönüllerine de şüphe ve nifak düşürmek amacıyla) "Meğer Allah ve Resulü bize sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar!’’ diyorlardı.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar “Allah ve Elçisinin vaat ettikleri yalnızca bir aldatmacadan ibarettir” demişlerdi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün iki yüzlülerle içi bozuk olanlar şöyle demişlerdi: "Allah ile elçisi verdikleri sözle bizi ancak aldatmış oldular."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hani, münafıklar ve kalblerinde za/f-ı iman hastalığı bulunanlar «— Allah ve peygamberinin nusrat ve muzafferiyet hususundaki vaadi bizi aldatmadan başka bir şey değildir» demişlerdi.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Hani ikiyüzlüler ve kalplerinde hastalık bulunanlar, “Allah ve elçisi bizi kandırmaktan başka bir şey yapmadı” demişlerdi.
Kadri Çelik
swap_vert close
Hani münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, “Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi” diyorlardı.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Hani, içten içe İslâm’ı inkâr eden münâfıklar ve kalplerinde hastalık bulunan zayıf imanlı kimseler, “Artık bizi kimse kurtaramaz! Demek Allah ve Elçisinin bize verdiği sözler aldatmacadan başka bir şey değilmiş!” diyorlardı.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Münâfıklar ve kalblerinde hastalık olanlar: “Allah ve O’nun rasûlü bize, ‘aldatma’dan başkasını vaad etmemiş!” diyorlardı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Münafıklar ve kalplerinde sakatlık bulunanlar: " Allah ve resulü, resmen bizi kandırdı " diyorlardı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Hani! Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, "Allah ve Resulü bizi aldatmaktır. Bize boş vaatlerde bulunmuştur." diyorlar, kendilerini Allah’ın ve Resulünün kandırdığını iddia ediyorlardı.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hani münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar “(Meğer) Allah ve Elçisi bize aldatmadan başka bir vaatte bulunmamışlar!” diyorlardı.
Mehmet Türk
swap_vert close
O gün münâfıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar da:¹ “Allah ve Elçisi bize sadece boş vaatlerde bulundu.” diyorlardı.
1 Muattib b. Kuşeyr: “Biz korkudan tuvalete gidemezken Muhammed bize Kisrâ’nın ve Kayser’in hazinelerini vâdediyor, bu boş bir vaattir.” demişti.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve ikiyüzlüler ile kalpleri hastalıklı olanların ¹⁶ [birbirlerine], “Allah ve Elçisi bize sadece boş vaadlerde bulunmaktalar” dedikleri zaman[ki durumu hatırla!] ¹⁷
16 Bu ifade, müminler arasındaki itikad zayıflığına işaret eder.17 Bu, Muhammed (s)’in, hendeklerin kazılması sırasında, Müslümanların gelecekte bütün Arap Yarımadası ile İran ve Bizans İmparatorluklarını fethedeceğini önceden haber vermesine bir atıftır (Taberî). Birçok sahih Hadis, olayın meydana geldiği tarihte Hz. Peygamber’in bu öngörüsü ile ilgili sözlerine tanıklık yapmaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
O anda inanmadığı halde inanmış gibi görünen ikiyüzlü münafıklar ve kalplerinde iman zafiyeti bulunanlar: “Allah’ın ve Elçi’sinin bize vaat ettiği zafer bir yalan ve aldatmacadan ibaretmiş” diyorlardı. 3/166...168, 4/161...166
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O sırada ikiyüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar diyordu ki:[³⁷³²] “Allah ve Rasulü bizi yalnızca boş vaadlerle avuttu.”[³⁷³³]
[3732] Bu zümre ile ilgili genel bir okuma için bkz: 74:31, not 24. [3733] Bu âyet şu olayla birlikte düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır: Hendekler kazılırken Selman ve Huzeyfe’nin de aralarında bulunduğu gurup kendi paylarına düşen yerde hendek kazarken bir kaya çıkmıştı. Tüm çabaları sonuçsuz kalmış, kaya değil balyoz kırılmıştı. Allah Rasûlü’ne durum haber verildi. Olay yerine gelerek balyozu aldı ve kayaya vurdu. Her vuruşta kayanın bir parçası kopuyor ve kıvılcımlar saçılıyordu. Rasulullah o kıvılcımlara işaretle Pers, Bizans ve Yemen saraylarının ümmetinin eline geçeceğini müjdeliyordu. İşte içinde bulunulan zor zamanla bu müjde arasında makul bir bağlantı kuramayan hasta kalpliler, bunu “boş vaad” olarak gördüler.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlardan (onlara yatkın olanlardan) bir gurup: "Allah ile Resulü bize boş va’adlerde bulundular" diyordu.
Osman Fırat
swap_vert close
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, "Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar" diyorlardı.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve o vakit münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar diyordu ki, «Allah ve Resûlü bize bir aldatıştan başka vaadetmiş olmadı».
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) olanlar: “Allah ve Resulünün bize zafer vâd etmesi, meğer bizi aldatmak içinmiş! ” diyorlardı.
Abdullah İbn Übey gibi münafıklar: “Muhammed bize İran ve Bizans’ı fethedeceğimizi vaad ediyordu. Şimdi ise, korkusundan hendek kazdırıyor” gibi fısıltılar yayıyorlardı.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunan kimseler: "Allah ve Resulü bize sadece boş vaadlerde bulundu." diyordu.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Münâfıklar ve kalblerinde nifâk hastalığı olanlar: "Allâh'ın rasûlünün bize va'ad iylediği şey ancak gurûrdur (esâssız ve bâtıldır)" didiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İkiyüzlüler ile kalplerinde hastalık olanlar ise şöyle diyorlardı: "Allah ve Elçisinin verdiği söz, bizi aldatmaktan başka bir işe yaramadı.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar:-Allah ve elçisi bize sadece boş vaadde bulunmuş, diyorlardı.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar ise, “Allah ve Resulünün vaadleri bizi kandırmak içinmiş” diyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Münafıklarla, kalplerinde maraz olanlar şöyle diyorlardı: "Allah ve resulü bize, bir aldanıştan başka bir şey vaat etmemiş."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim eydür idi münafıķlar daħı anlar kim göñülleri içinde śayrulıķdur “va'de eylemedi bize Tañrı daħı yalavacı illā aldamaķ.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ol vaḳtında eyitdi münāfıḳlar, yüreklerinde ḫastalıḳ olanlar daḫı: Bizeva‘de eylemedi Tañrı, resūli daḫı; illā bizi aldayup fitneye bıraḳmaġ‐ıçun, di‐diler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O zaman münafiqlər və qəlblərində mərəz (şəkk) olanlar: “Allah və Onun peyğəmbəri bizə yalan və’d etmişdir. (Biz zəfər çala bilməyəcəyik)” – deyirdilər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And When the hypocrites, and those in whose hearts is a disease, were saying: Allah and His messenger promised us naught but delusion.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And behold! The Hypocrites and those in whose hearts is a disease (even) say: "(Allah) and His Messenger promised us nothing but delusion!"(3683)
3683 Before this year's mass attack on Madinah, the Muslims had successfully reached the Syrian border on the north, and there were hopes of reaching Yemen in the south. The Prophet had seen signs of expansion and victory for the Muslims. Now that they were shut within the Trench on the defensive, the Hypocrites taunted them with having indulged in delusive hopes. But the event showed that the hopes were not delusive. They were realised beyond expectations in a few years.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذْ
ve o zaman ki
يَقُولُ
diyordu
الْمُنَافِقُونَ
münafıklar
وَالَّذ۪ينَ
ve o kim- seler ki
ف۪ي قُلُوبِهِمْ
kalplerinde vardır
مَرَضٌ
bir hastalık
مَا وَعَدَنَا
bize vaad etmemiş
اللّٰهُ
Allah
وَرَسُولُـهُٓ
ve resulü
اِلَّا
ancak
غُرُوراً
bir aldatma
Ve o zaman, münafıklarla kalplerinde (şeytanın verdiği vesveseyle) bir hastalık bulunanlar, "Allah ve resulü bize ancak aldatmak için vaadde bulunmuş" diyorlardı.
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
مُنَافِقُون
Etken fiil-III
ن ف ق
Münafık erkekler
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
مَرَض
İsim
م ر ض
Hastalık
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
وَعَدَ
Fiil-I
و ع د
Telkin etti, vaad etti, tehdit etti, söz verdi, uyardı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
غُرُور
İsim
غ ر ر
Aldatmak