close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Abese Sûresi 4. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ev yeżżekkeru fetenfe’ahu-żżikrâ
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Yahut da öğüt alacaktır da ondan faydalanacaktır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Yahut öğüt alacaktı da, bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Yahutta kendisine hakikat hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Yahut öğüt alacak da, o öğüt ona fayda verecek.
Ahmet Varol
swap_vert close
Yahut öğüt alacak ve öğüt ona yarar sağlayacaktır?
Ali Bulaç
swap_vert close
Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yahud öğüd alacaktı da, o öğüt kendisine fayda verecekti.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Yahut mesajı idrak edecek de mesaj ona fayda verecekti.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10. Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
[719] ‘Abese sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 343.[720] Hz. Peygamber’in uyarılmasına neden olan olay hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 346-350.  
Besim Atalay
swap_vert close
Ya da öğüt alarak, ondan faydalanacak
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Cemil Said
swap_vert close
3,4. O âdemin fazîlet kesb itmeyeceğini ve va’zından müteneffi’ olmayacağını sana kim söyledi?
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yahut o bir öğüt alacak, bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2, 3, 4. (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Edip Yüksel
swap_vert close
Yahut ta öğüt alacak ve ona mesajın yararı dokunacaktı.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Veya öğüt belliyecek de o öğüt kendine fâide verecek
Emrah Demiryent
swap_vert close
3-4. (Resûlüm!) Sen nereden bilebilecektin ki? Belki o (soru soran kişi, senden öğrenecekleriyle) arınacak yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecekti!
Âyet-i kerîmedeki “belki” ifadesindeki belirsizlik, peygamber içindir. Ezelî ve ebedî ilmi ile her şeyi hakkıyla bilen Allah Teâlâ için değildir.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Veya öğüt alır ve böylece öğüt ona yararlı olur.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Yahud öğüd olacakdı da (senin) bu öğüd (ün) kendisine fâide verecekdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
3,4. (Habîbim, yâ Muhammed!) Hâlbuki sana ne bildiriyor ki, belki o (günahlardan)temizlenecekti veya nasîhat alacak da bu nasîhat kendisine fayda verecekti!
İhsan Aktaş
swap_vert close
3, 4. Ve (onun hâlini) sana bildiren nedir? Muhakkak ki o (âmâ) arınacaktı ve öğüt alacak da öğüt kendisine fayda verecekti. (*)
(*)…Hz. Peygamber kendisini eleştiren âyetlere muhatap olduğunda, bir kere hata yaptım, bir daha yapmam diyerek gelen vahyi gizleme yoluna gitmeden, peygambere yakışır bir şekilde kınayanın kınamasını dikkate almadan, herkesin huzurunda âyetleri açıklamaktan çekinmemesi, Kur’an’ın onun sözü ve beşer kaynaklı olmadığını, vahiy ürünü olduğunu kesin bir şekilde açıklamaktadır. Hz. Peygamber’in de eleştirildiğini ifade etmesi takdire şayan bir davranıştır. Bu sebeple Allah katında insani makam, mevki ve sıfatlar ilâhî eleştiriye mâni değildir. Uygun olmayan hareketler kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın kişiyi rencide etmeden uygun bir şekilde belirtilmelidir. Böyle bir davranışın Müslümanlar arasında eleştiri kültürünün yaygınlaşmasına, fikir ve ifade hürriyetinin gelişmesine katkı sağlayacağı muhakkaktır. Not: 1- Üçüncü ayette bulunan (لعله)’’leallehu’’daki zamir kendisine tebliğ yapılan o inkârcı kimseye değil, (الاعمي) ‘’el-â’ma’’ya gider. Çünkü, bundan önce ‘’âma’’ zikri geçiyor, ama kendisine tebliğ yapılan o inkârcı kimsenin zikri hiç geçmiyor. 2- Her ne kadar birçok kaynakta (لعله يزكى) ‘’leallehu yezzekâ’’ nın cümlesi (وَما يُدْرِيكَ)’’yudrike’’ nin ikinci mef’ulu olarak gösteriliyorsa da bu yanlıştır. Çünkü (يدريك) üzerindeki hitap ‘’kâfı’’ birinci me’ful değil, bilakis mef’ulu bihidir. 3- ’’lealle’’nin birkaç anlamı bulunsa bile, yine ayetlerin siyak ve sibakına göre anlamı değişmektedir. Bu nedenle burada geçen (لعل)’’ lealle’’kelimesi ise cümleye muhakkak anlamını katmaktadır. Çünkü Allah hakkında ‘’belki, olabilir ki veya umulabilir’’şeklindeki ifadeler muhaldır, zaten o, bir şeyin olup olmayacağını bilmektedir. Bu durum diğer benzer ayetler için de aynen geçerlidir. Ayrıca Buradaki (أو) ’’ev’’ ise, sadece’’atıf edatıdır, yahut-veya anlamlarında değildir. Bu nedenle yüce Allah’tan Lealle (لعل), “müspet ve gereklidir, cümlenin anlamanı olumlu ve gerekli kılmaktadır, teracci anlamında değildir. İşte başta İmam Maturidi (تأويلات أهل السنة) ve Ebu Suud’un tefsirleri olmak üzere buradaki (لعل)’’lealle’’hakkındaki açıklamalara bkz: ومَا يُدْرِيكَ" أي: يعلمك "لَعلَّهُ" ابنُ أم مكتوم "يَزَّكَّى" بما استدعى منك تعليمه إياه من القرآن والدين،( اللباب في علوم الكتاب)") { وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّىٰ }، "لعل" من الله - تعالى – واجب (تأويلات أهل السنة – الماتريدي) وجملة (لعله يزكى) تفسيرية لما قبلها (أي لجملة وما يدريك) : والهاء هنا (لعله) مفعول به. وجملة (ما يدريك) كلها مستأنفة (أرشيف ملتقى أهل الحديث – 3 - ص256 - أرشيف ملتقى أهل الحديث - إعراب جزء عم الحلقة الثالثة) - وقيل: إنَّ (لَعَلَّ) تُفيد تحقيق مضمون الجملة التي بعدها ووقوعه، نحو قولك: لَعَلَّ ينجحُ وأرى أنَّ (لَعَلَّ) قد جاءَت في مواضع متعددةٍ من كلام الله - تعالى - وتنوَّعت معانيها تَمَشِّيًاه مع سياق الآيات الكريمة، فلا ضيرَ إنْ حُمِلَت في بعض الآيات على معنًى من المعاني المذكورة دون غيره أمَّا الوقوف عند معنًى واحدٍ منها فقط، وعدم قَبول غيره، فهذا ما لا أرتضيه، ولا أقبله البتةَ؛ لأنه يُوقعُ في خطأ كبيرٍ، وإثمٍ عظيمٍ. ("لعل" في كلام الله تعالى - شبكة الألوكة) ، متى اقتضى السياقُ القرآني ذلك,.).أمَّا الوقوف عند معنًى واحدٍ منها فقط، وعدم قَبول غيره، فهذا ما لا أرتضيه، ولا أقبله البتةَ؛ لأنه يُوقعُ في خطأ كبيرٍ، وإثمٍ عظيمٍ. ("لعل" في كلام الله تعالى - شبكة الألوكة) وكلمة (لعل) مع تحقق التزكي واردة علي سنن الكبرياء ...( إرشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم) معني حرف ( أو) في القران ؟ فمن الأول - وهو ما يشي بشيء من بالتلازم والاقتران - قوله تعالى: (فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى ﴾ [طه: 44]، وكذلك قوله تعالى: ﴿ وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ قُرْآَنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا ﴾ [طه: 113]؛ فالمعنى الراجح في الآيتين لدى كثيرين تقديره: لعله يتذكر ويخشى، ولعلهم يتقون ويُحْدِث لهم ذكراً، أي: عظة وعبرة؛ لأن كلاً من الخشية والتقوى لا يتنافى مع التذكر وحدوث الذكر؛ إذ لا تصح التقوى إلا مع الذكر، فهو من لوازمها، كما لا تصحَ الخشية إلا بالتذكر؛ ؛ لأن كلاً من الخشية والتقوى لا يتنافى مع التذكر وحدوث الذكر؛ إذ لا تصح التقوى إلا مع الذكر، فهو من لوازمها، كما لا تصحَ الخشية إلا بالتذكر؛ لأن و) المبنية في الأصل على عدم الاشتراك، والدلالة على أحد الشيئين فقط : أنظر: (اللباب في علوم الكتاب، لأبي حفص عمر)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Verdiğin öğüdü düşünecek ve öğüt ona fayda verecekti.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
ya da öğüt alacak, öğütten yararlanacaktı?
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Yahut nasihat dinler de nasihat kendisine fayda verir.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.
Kadri Çelik
swap_vert close
Ya da hatırlayıp kendine gelecek ve böylece bu hatırlama kendisine yarar sağlayacak?
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ya da senin vereceğin öğüdü can kulağıyla dinleyecek de, bu öğüt ona fayda verecek?
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yahut öğüt alır da ona Öğütler yarar sağlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Belki de ders alıp istifade edecek.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Anlattığın gerçeklerden öğüt alıp düzelecek!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
3,4. O (azgın Mekkeli)nin arınacağını veya (gerçeği) hatırlayıp bunun ona yarar sağlayacağını sana bildirecek olan ne olabilir ki! [*]
Bu ayet grubunda Hz. Muhammed’e hitap burada başlamaktadır. Yüce Allah [mâ yüdrîke] ifadesiyle gündeme getirdiği meseleyi, Hz. Muhammed dahil kimsenin bilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Çünkü konu gaybla ilgilidir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yahut öğüt alacak da o öğüt kendisine fayda verecek.
Muhammed Esed
swap_vert close
yahut [hakikat] hatırlatılacak ve bu hatırlatma kendisine fayda verecekti.
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yahut senden öğüt alacak ve bundan yararlanacak. 10/57, 50/45
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
veya alacağı dersin kendisine yarar sağlayacağını?[⁵⁵⁶⁸]
[5568] Veya: “Ve (ey rasul); sen nereden bileceksin; belki de o arınacak veya alacağı öğüt kendisine bir yarar sağlayacaktı?” İki âyetlik bu uzun cümlenin i’rabı, mâna farklılığına izin verecek bir yapıdadır. Klasik tefsir iki hatta üç mef’ul alan yudrîke geçişli fiilini ya biri zamir (ke/sen) diğeri mahzuf iki mef’ulle izah etmiş, ya da arkasından gelen le‘alle edatının kalp fiillerinden olduğunu, üstelik talep ve temenni bildiren bir istifham olduğunu söyleyen Ebu Ali Fârisi’ye dayanarak, bu durumda yudrî fiilinin iki-üç değil, tek tümleç isteyen fiile dönüştüğünü, sonrasının da müstakil bir cümle olduğunu savunmuşlardır (Nkl: İbn Âşûr). Tercihimiz, yudrî fiilinin iki mef’ulüyle birlikte (biri ke zamiri diğeri müteakip iki cümle) tek bir cümle gibi okunmasına dayanmaktadır. Bu âyet İslâm’a davette seçkinci yaklaşımı reddetmektedir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Senin öğüdünden o yararlanacaktı!
Osman Fırat
swap_vert close
Veya öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecekti.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yahut öğüt dinleyecek de kendisine o öğüt fâide verecektir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
3, 4. Ne bilirsin, belki de alacağı öğütle arınacaktı. Yahut nasihati dinleyip ondan yararlanacaktı?
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ve senin va'z u nasîhatini dinleyerek bundan fâide ve menfa'at bulurdı.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Veya bilgi edinecek[*], o bilgi ona yarayacaktı?
[*] Bilgi diye çevrilen kelime "zikir"dir. Zikir, sürekli akılda tutulan kullanıma hazır bilgidir. (Müfredat s.237)  
Şaban Piriş
swap_vert close
Veya öğüt alacak da öğüt ona fayda verecektir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Yahut öğüt alacak, öğütten faydalanacaktı.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
yā ögüt duta pes aśśı ide aña ögüt virmek.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
yā ögütlene. Pes aña naṣīḥat aṣṣı ide.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Yaxud öyüd dinləyəcək və bu öyüd ona fayda verəcəkdir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Or take heed and so the reminder might avail him?
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Or that he might receive admonition, and the teaching might profit him?(5951)
5951 It may be that the poor blind man might, on account of his will to learn, be more likely to grow in his own spiritual development or to profit by any lessons taught to him even in reproof than a self-sufficient leader. In fact it was so. For the blind man became a true and sincere Muslim and lived to become a governor of Madinah.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَوْ
ve-ya
يَذَّكَّرُ
öğüt alacak
فَتَنْفَعَهُ
ve ona fay-da verecek
الذِّكْرٰىۜ
öğüt
Yahut (âyetlerimizden) öğüt alacak da o öğüt kendisine fayda verecek.
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
تَذَكَّرَ
Fiil-V
ذ ك ر
Tezekkür etti, öğüt aldı, hatırladı, ibret aldı, idrak etti
نَفَعَ
Fiil-I
ن ف ع
Fayda verdi, fayda sağladı, faydası dokundu
ذِكْرٰى
İsim
ذ ك ر
Hatırlama, zikir, ihtar, öğüt, nasihat, uyarı, anma