Tekvîr Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Tekvîr Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 81. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 29 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 7. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

اِذَا الشَّمْسُ كُـوِّرَتْۙۖ

Güneş dürül(üp ışığı gideril)diği (ve âyetlerin nûru artık insana fayda vermediği) zaman,

2. Âyet

وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۙۖ

Yıldızlar (kararıp) döküldüğü (insanın büyük zannettikleri, onun için hiçbir mana ifade etmediği) zaman,

3. Âyet

وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙۖ

Dağlar yürütüldüğü (insanın yüce zannettikleri, ondan uzaklaştığı) zaman,

4. Âyet

وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙۖ

Gebe develer başıboş salıverildiği (herkesin sevdiği malını bırakıp kendi derdine düştüğü) zaman,

5. Âyet

وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْۙۖ

Vahşi hayvanlar (ve kendini başkalarına karşı ihtiyaçsız gören insanlar korkudan bir araya) toplandığı zaman,

6. Âyet

وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙۖ

Denizler kaynatıldığı (insan, için için yandığı) zaman,

7. Âyet

وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْۙۖ

(Yeniden diriliş günü) Nefisler (bedenle rûh tekrar) birleştirildiği zaman,

8. Âyet

وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْۙ

(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahından dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman,

9. Âyet

بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ

Bu âyetin meali 8. âyetle birlikte verilmiştir.

10. Âyet

وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙۖ

(Amellerin yazılı olduğu) Sayfalar (hesap görülmesi için) açıldığı zaman,

11. Âyet

وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙۖ

Gökyüzü soyul(up hakikati ortaya çıkarıl)dığı zaman,

12. Âyet

وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙۖ

Cehennem (kâfirler ve zalimler için) kızıştırıldığı zaman,

13. Âyet

وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۙۖ

Cennet (mü'minler için) yaklaştırıldığı zaman,

14. Âyet

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ

(İşte o gün) Her nefis (dünyada kendi namına) neler hazırla(yıp âhirete gönder)diğini bilir.

15. Âyet

فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ

Hayır! Yemin olsun, (insanlara hakkı söyleyen sonra) geri çekilenlere,

16. Âyet

اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ

(Hakkı söyleyerek insanların gönlünde) Akıp gidip (sonra susarak) gizlenenlere,

17. Âyet

وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ

Kararmaya başladığı zaman geceye (insanların, hakkı sevmeyerek ondan yüz çevirmesinden dolayı gönlü geceye dönene),

18. Âyet

وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ

Nefes al(arak ağar)dığı zaman sabaha (gönlündeki iman nûrunu teneffüs edip o nûru insanlara saçana yemin olsun) ki,

19. Âyet

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ

Muhakkak bu (Kur'ân, Allah'ın katında ikrama nail olmuş) kerim bir resulün sözüdür.

20. Âyet

ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ

(O, kendisine ihsan edilmiş) Bir kuvvet (şan ve şeref) sahibidir, Arş'ın sahibi (olan Allah'ın) katında ise çok itibarlıdır.

21. Âyet

مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ

Orada (kendisine melekler tarafından) itaat edilir ve güvenilir.

22. Âyet

وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍۚ

Arkadaşınız (Muhammed asla) bir mecnun değildir.

23. Âyet

وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ

Andolsun ki o, O'nu apaçık ufukta görmüştür.

24. Âyet

وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَن۪ينٍۚ

O, gayb hakkında (gördüklerini sizden gizleyici, kıskanıp) saklayıcı da değildir.

25. Âyet

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۚ

O (Kur'ân) da kovulmuş şeytanın sözü değildir.

26. Âyet

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ

Hâl böyle iken (ondan yüz çevirip) nereye gidiyorsunuz?

27. Âyet

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ

(27-28) O (Kur'ân) ancak âlemler için (ve) sizden (Allah'a varan yolda) istikamet üzere olmak isteyenler için bir zikir (hatırlatma ve öğüt)tür.

28. Âyet

لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَق۪يمَ

Bu âyetin meali 27. âyetle birlikte verilmiştir.

29. Âyet

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ

(Şunu da unutmayın!) Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz (ve Allah sizin için sadece hayrı diler).

Tekvîr Sûresi Hakkında

Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olmuştur. Buhârî ve Tirmizî’nin el-CâmiǾu’ś-śaĥîĥ’lerinde “İze’ş-şemsü küvvirat” adıyla geçer. Bazı kaynaklarda sadece “Küvvirat” ismiyle de anılır (Buhârî, “Tefsîr”, 81/1; Tirmizî, “Tefsîr”, 74; Âlûsî, XXX, 355). Yirmi dokuz âyet olup fâsılası “ت، س، م، ن” harfleridir. Kıyametin kopmasını ve Kur’an’ın vahiy ürünü oluşunu konu alan Tekvîr sûresinde Allah tarafından konulan tabiat kanunlarının değiştirilerek güneşin, yıldızların, dağların, denizlerin, vahşi hayvanların tersine çevrileceğine temas edilir; ardından büyük hesap gününün kısa tasviri yapılır ve o gün kişinin ebedî hayat için önceden neler hazırladığının bilincinde olacağı belirtilir (âyet: 1-14). Tabiatın işleyişine dair birçok âyette görüldüğü üzere yıldızların çeşitli görünümlerdeki seyrine, kararmaya yüz tutan geceye ve ağarmaya başlayan sabah vaktine yemin edilerek Kur’an’ın vahiy eseri olduğu ifade edilir, onun değerli ve itibarlı bir elçi (Cebrâil) tarafından Resûlullah’a getirildiği bildirilir. Ardından “arkadaşınız” diye nitelendirilen Hz. Muhammed’in inatçı inkârcıların iddia ettiği gibi bir mecnun olmadığı, gayb âlemine ait gerçekleri gizlemediği, bildirdiği tebliğin şeytandan gelmediği vurgulanır (âyet: 15-25). Sûrenin son dört âyeti, “Bu açık gerçeklere rağmen siz nereye gidiyorsunuz?” sorusuyla başlar ve Kur’an’ın doğru yola girmek isteyen herkes için bir uyarıcı ve öğütçü olduğu vurgulanır; ancak doğru yola girme talebinin ilâhî irade doğrultusunda yapılmasının şart koşulduğu belirtilir. Rivayete göre, sûrenin son âyetlerinde dileyen kimsenin doğru yola girebileceğinin ifade edilmesi üzerine Ebû Cehil, “Bu husus kendi isteğimize bağlıdır, uygun görürsek bu yola gireriz, görmezsek girmeyiz” demiş, bundan dolayı sûrenin ilâhî iradeyle ilgili âyeti inmiştir (Taberî, XXX, 105; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, VII, 230).

Tekvîr sûresinde kelimelerin ve cümlelerin sıralanışıyla âyet sonlarındaki seciler kulağa hoş gelen sesler taşırken fesahat ve belâgat açısından da üstün bir hâkimiyet hissedilir. Sûrede aynı dönemde nâzil olan diğer sûrelerde görüldüğü gibi insana sorumluluk duygusu veren âhiret hayatına vurgu yapılır. Gayb âlemine ait bu hayatın mevcudiyetini haber veren Hz. Muhammed’in Hak elçisi, tebliğlerinin de vahiy ürünü olduğu bildirilir. Tekvîr’den sonra gelen İnfitâr ve İnşikāk sûreleri de hem isimlerinin mânası (“Gök yarılıp tabiatın düzeni bozulduğu zaman ...”) hem de muhtevaları bakımından Tekvîr sûresine benzer. Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber, “Kıyamet gününü çıplak gözle müşahede eder gibi görmek isteyen kimse ‘İze’ş-şemsü küvvirat’, ‘İze’s-semâü’nfetarat’, ‘İze’s-semâü’nşekkat’ sûrelerini okusun” buyurmuştur (Müsned, II, 27; Tirmizî, “Tefsîr”, 74). Vahyin insanlara ulaşmaya başladığı dönemlerden itibaren dine karşı ilgi duymayan kişilerin en önemli sorunu âhiret hayatını inkâr etmeleri ya da âhiret gününe inanmakla birlikte vukuunu çok uzak gördüklerinden davranışlarının uhrevî sorumluluğunun farkına varmamalarıdır. Bu sebeple Kur’an’da ve hadislerde Allah’a ve âhiret gününe iman etmenin önemine çokça vurgu yapılmaktadır. Abdullah b. Abbas’tan nakledildiğine göre Hz. Ebû Bekir, Resûlullah’a erken sayılacak bir yaşta saçlarına ak düşmesinin sebebini sorunca Resûlullah, “Beni Vâkıa, Amme yetesâelûn ve İze’ş-şemsü küvvirat sûreleri ihtiyarlattı” demiştir (Heysemî, VII, 37; bk. İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, s. 343).

Tekvîr, önceki peygamberlere verilen Tevrat, Zebûr ve İncil’in fazilet açısından Kur’an’daki karşılıklarından başka Resûl-i Ekrem’e has olmak üzere inzal edilen “mufassal” sûrelerdendir (a.g.e., s. 224-225). Hz. Peygamber’in zaman zaman namazların birinci rek‘atında Duhân, ikinci rek‘atında Tekvîr sûresini okuduğu bilinmektedir (a.g.e., s. 307). Bazı tefsir kitaplarında yer alan, “Allah, İze’ş-şemsü küvvirat sûresini okuyan kimseyi amel defterlerinin açıldığı kıyamet gününde mahcup olmaktan korur” meâlindeki hadisin (Zemahşerî, VI, 328; Beyzâvî, IV, 390) mevzû olduğu belirtilmiştir (Zemahşerî, I, 684 [nâşirin notu]; Muhammed et-Trablusî, II, 726). Cemâleddin Ayyâd sûrenin tefsirine dair bir eser yazmıştır (Tefsîrü’l-Ķurǿân-sûretü’t-Tekvîr, Kahire 1389). Tekvîr sûresiyle daha sonra gelen üç sûre arasında kelime dizilişi, ses yapısı ve kompozisyon açısından tam bir uyumun bulunduğu belirtilmektedir (Michel Cuypers, “La composition rhétorique des sourates 81 à 84”, AIsl., XXXVII [2003], s. 91-135).

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned (Arnaût), II, 27; VIII, 424-425; Heysemî, MecmaǾu’z-zevâǿid, VII, 37; Taberî, CâmiǾu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, XXX, 105; Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, I, 684; VI, 328; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 390; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VII, 230; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 726; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî (nşr. M. Ahmed el-Emed - Ömer Abdüsselâm es-Selâmî), Beyrut 1421/2000, XXX, 355; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, el-Eĥâdîŝ ve’l-âŝârü’l-vâride fî feżâǿili süveri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 224-225, 307, 343; Seyyid Muhammed Hüseynî, “Sûre-i Tekvîr”, DMT, IX, 404-405.

Bekir Topaloğlu