Talâk Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Talâk Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 65. sûresidir. Medenî bir sûredir, 12 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 99. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَاْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْراً

Ey nebî! Kadınları boşa(mak iste)diğinizde, onları iddet (süre)lerini gözeterek (âdetten temiz oldukları sırada) boşayın ve iddeti sayın! Rabbiniz olan Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça onları evlerinden çıkarmayın, (kendileri de) çıkmasınlar! Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa muhakkak ki kendi (nefsi)ne zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra (farklı) bir durum ortaya çıkarıverir (ve onlar barışırlar).

2. Âyet

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاًۙ

O kadınlar bekleme müddetlerinin sonuna geldiklerinde ya onları iyilikle tutun yahut onlardan iyilikle ayrılın! İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de (buna) şahid tutun ve (hepiniz) şahidliği Allah için yapın! İşte bununla Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimselere nasihat edilmektedir. Kim Allah'a karşı takvâ sahibi olur (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışır)sa (Allah da) ona (her darlıktan) bir çıkış (yolu) ihsan eder.

3. Âyet

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً

Ve onu (hiç) hesap etmediği (bir) yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül eder (güvenip dayanır)sa, O, ona yeter. Şüphesiz ki Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir kader (belirli bir ölçü ve vakit) takdir etmiştir.

4. Âyet

وَالّٰٓئ۪ يَـئِسْنَ مِنَ الْمَح۪يضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓئ۪ لَمْ يَحِضْنَۜ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه۪ يُسْراً

Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla (herhangi bir rahatsızlıktan dolayı) âdet görmeyenler(in bekleme süreleri) hususunda şüpheye düşerseniz, (bilin ki) onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise yüklerini bırakmalarına (yani doğum yapmalarına) kadardır. Kim Allah'a karşı takvâ sahibi olur (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışır)sa (Allah da) ona (her) işinde bir kolaylık verir.

5. Âyet

ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَـهُٓ اَجْراً

İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'a karşı takvâ sahibi olur (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışır)sa (Allah da) onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını büyütür.

6. Âyet

اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَٓارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّۜ وَاِنْ كُنَّ اُو۬لَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّٰى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۚ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۚ وَاْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍۚ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُٓ اُخْرٰىۜ

(Boşandığınız) O kadınları gücünüz nisbetinde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun, onları sıkıştır(ıp bir an önce gitmelerini sağla)mak için onlara zarar verme(ye kalkışma)yın! Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya (yani doğum yapıncaya) kadar onlara nafakalarını verin! Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini de verin, aranızda iyilikle anlaşın! Eğer (anlaşmakta) zorluk çekerseniz, o zaman (çocuğu) başka bir kadın emzirecektir.

7. Âyet

لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّٓا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا مَٓا اٰتٰيهَاۜ سَيَجْعَلُ اللّٰهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْراً۟

İmkânı geniş olan kimse, (çocuğu için) nafakayı genişliğine göre versin, rızkı daraltılmış olan kimse de Allah'ın kendisine verdiğinden (bu nafakayı) versin! Allah hiç kimseyi ona takdir ettiğinden fazlasıyla sorumlu tutmaz. Allah, bir zorluktan sonra (mutlaka) bir kolaylık verecektir.

8. Âyet

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِه۪ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَاباً شَد۪يداً وَعَذَّبْنَاهَا عَذَاباً نُكْراً

(Resulüm!) Rabbinin ve O'nun resullerinin buyruğuna isyan ed(erek az)an nice memleketler vardır ki Biz on(lar)ı şiddetli bir hesapla hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azapla cezalandırdık.

9. Âyet

فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْراً

Böylece onlar yaptıklarının vebalini tattılar ve işlerinin sonu (tam bir) hüsran oldu!

10. Âyet

اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداً فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْراًۙ

Allah onlara (âhiret günü) şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ey iman etmiş olan gönül (ve aklı selim) sahipleri! Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Andolsun ki Allah, size bir zikir (öğüt ve nasihat olması için Kur'ân'ı) indirmiştir.

11. Âyet

رَسُولاً يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقاً

Ve iman edip sâlih ameller işleyenleri, (cehalet ve nefsani) karanlıklardan nûra çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir resul (göndermiştir). Artık kim Allah'a iman edip sâlih amel işlerse (Allah) onu (mü'minlerin) içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. (Böylece) Allah ona, gerçekten güzel bir rızık vermiş olur.

12. Âyet

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً

Allah, yedi (kat) göğü ve yerden de bir o kadarını yaratandır. (Allah'ın) Emr(i) bunlar arasından inip durmaktadır ki böylece Allah'ın her şeye Kadîr olduğunu (kudretiyle her şeyi hükmü altında tuttuğunu) ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.

Talâk Sûresi Hakkında

Medine döneminin ortalarında nâzil olan sûre adını boşamadan bahseden ilk âyetinden almıştır. Abdullah b. Mes‘ûd’un bu sûreyi Sûretü’n-nisâ’ el-kusrâ (es-suğrâ) (iddetten söz eden kısa sûre) diye andığı rivayet edilir (Buhârî, “Tefsîr”, 65/2; Süyûtî, I, 175). Âyet sayısı on iki olan sûrenin fâsılası elif harfidir. Boşanma hukukuyla ilgili bazı hususları ve toplum hayatında Allah’ın ve resulünün gösterdiği yolu izlemenin önemini konu edinen Talâk sûresinin muhtevasını iki bölüm halinde incelemek mümkündür. Sûrenin ilk yedi âyetini içeren birinci bölümünde Hz. Peygamber’in şahsında müminlere hitap edilerek eşlerini boşamaları durumunda -bu sûre ile birlikte Bakara sûresinde- belirlenmiş olan kurallara uymaları emredilir; yaklaşık üç ay devam eden bekleme süresi (iddet) içinde eşlerin evlerinden çıkarılmaması ve nafakalarının sağlanması istenir; hamilelerin iddetinin doğum yapıncaya kadar süreceği ve bu süre içinde nafaka yükümlülüğünün devam edeceği; ayrıca çocuğu emziren annelere ücretinin ödeneceği bildirilir. Sûrenin son beş âyetini ihtiva eden ikinci bölümde Allah’ın ve O’nun gönderdiği elçilerin emirlerini yerine getirmeyen geçmiş milletlerin çetin imtihanlara tâbi tutulup helâk edildiği, onların âhiret hayatında da şiddetli bir azaba uğrayacakları bildirilir. Ardından basîret sahibi müminlere hitap edilerek Allah’a karşı saygılı olmaları emredilir ve Allah’ın âyetlerini okumak suretiyle kendilerini karanlıklardan aydınlığa çıkaracak bir peygambere muhatap kılındıkları hatırlatılır, inanan ve yararlı işler yapanların ebedî mutluluğa erişeceği belirtilir. Sûre Allah’ın yukarıda yedi göğü ve yer küresi tarafında da benzerlerini yarattığına, O’nun emir ve tasarrufunun bunların arasında egemen olduğuna dikkat çeken, Cenâb-ı Hakk’ın her şeye güç yetirip her şeyi bildiğini ifade eden âyetle son bulur. Buradaki “yedi” sayısını İbn Manzûr’un da belirttiği üzere (Lisânü’l-ǾArab, “sbǾ” md.) sınırlandırılmış bir rakam değil yedi, yetmiş ve yedi yüz sayıları gibi çokluktan kinaye kabul etmek gerekir. Ayrıca sema “belli bir noktaya göre izâfî bir yükseklik” demek olup arz üzerindeki aynı nokta ters istikametteki gezegenlere göre sema konumunda bulunur (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “smv” md.).

Toplumun temelini oluşturan evliliğin ve aile hayatının sürdürülmesi bazan onun kurulmasından daha zor bir duruma gelir. Bir hadiste “en sevimsiz hak” diye nitelendirilen boşama veya boşanma (İbn Mâce, “Ŧalâķ”, 1; Ebû Dâvûd, “Ŧalâķ”, 3) Câhiliye döneminde kadına zarar verecek şekilde uygulanırdı. Medine’de müslüman bir toplumun ortaya çıkmaya başladığı bir dönemde nâzil olan Talâk sûresinde kadın haklarının korunması hedeflenmiş, boşama yetkisine sahip bulunan kocaya hitap edilerek onun bu yetkiyi kullanırken Allah’tan korkması gerektiği bildirilmiş, Allah’ın belirlediği sınırların aşılmamasına dikkat edilmesi istenmiş, aile meselelerinin çözümünde akıl ve din açısından güzel olan yolun (mâruf) benimsenmesi emredilmiş, geçmiş milletlere atıf yapılarak hem uyarma hem özendirme yöntemleri kullanılmıştır. “Talâk sûresini okuyan kimse Resûlullah’ın sünneti üzerine ölür” meâlinde nakledilen hadisin (Zemahşerî, VII, 152; Beyzâvî, IV, 291) mevzû olduğu belirtilmiştir (Zemahşerî, I, 648-649 [neşredenlerin notu]; Muhammed et-Trablusî, II, 723). Muhammed b. Ömer b. Ukayl Tefsîrü sûreti’ŧ-Ŧalâķ ve’stinbâŧu mâ fîhâ min aĥkâm adıyla yüksek lisans tezi hazırlamıştır (1393, Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye el-Ma‘hedü’l-âlî li’l-kazâ’). BİBLİYOGRAFYA:

Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, I, 648-649 [neşredenlerin notu]; VII, 152; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 291; Süyûtî, el-İtķān (nşr. Mustafa Dîb el-Bugā), Beyrut-Dımaşk 1416/1966, I, 175; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Beyrut 1408/1987, II, 723; Seyyid Muhammed Hüseynî - Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i Ŧalâķ”, DMT, IX, 393-394.

Bekir Topaloğlu