Şems Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Şems Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 91. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 15 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 26. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ

Güneş'e ve onun aydınlığına (âyetlerin manen gönülleri aydınlatmasına) andolsun,

2. Âyet

وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ

Onu takip ed(ip oku)duğu zaman Ay'a (ve nûrunu Allah'ın âyetlerinden alıp diğer insanlara o nûru saçana) andolsun,

3. Âyet

وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ

Ve o (Güneş) tecelli ettiğinde gündüze (Allah'ın âyetlerinin aydınlattığı gönüle) andolsun,

4. Âyet

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ

Onu bürüdüğünde geceye (âyetlerin, nefsi tamamen bürümesine) andolsun,

5. Âyet

وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ

Ve göğe (gönülleri bürümesine) ve onu bina edene (bütün bunları yapan Allah'a) andolsun,

6. Âyet

وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ

Yere (insanın bedenine) ve onu yayıp döşeyene (bir düzene koyana) andolsun,

7. Âyet

وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ

(Nefis, rûh ve bedenden oluşan insanın hakiki benliğine) Nefse ve onu (güzel bir şekilde yaratıp) düzenleyene andolsun,

8. Âyet

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ

Sonra da ona (seçim yapması için) fücuru (hak yoldan sapmayı) ve takvâyı (hak yolda olmayı) ilham edene (andolsun ki),

9. Âyet

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ

Muhakkak (nefsini) temizleyen kimse (kurtuluşa erip) felah bulmuştur.

10. Âyet

وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ

Fakat onu (kötülüğe) gömen (ve bu kötülüğü örtmeye çalışarak kendini temize çıkaran) kimse ise (hüsrana uğrayarak) harab olmuştur.

11. Âyet

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ

Semûd (kavmi), azgınlığı sebebiyle (şeytana uyup hakkı) yalanladı.

12. Âyet

اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ

Hani onların en azgın olanı (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı.

13. Âyet

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠قف

Allah'ın resulü (olan Hz. Sâlih) de onlara şöyle demişti: "Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına (dokunmayın)."

14. Âyet

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ

Fakat onlar, onu yalanladılar ve (deveyi vahşice biçip) kestiler. Bunun üzerine Rabbleri onların günahlarını başlarına geçir(ip onları helâk et)ti ve orayı (yerle bir ederek) dümdüz etti.

15. Âyet

وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا

Ve (onlar) bunun sonucundan da korkmuyor(lar)dı.

Şems Sûresi Hakkında

Nübüvvetin 5. yılında nâzil olduğu tahmin edilmektedir. Adını ilk âyetinde geçen ve “güneş” anlamına gelen “şems” kelimesinden alır. “Ve’ş-şemsi”, “Ve’ş-şemsi ve duhâhâ” sûresi olarak da bilinir. On beş âyet olup fâsılası “a” harfidir. Şems sûresinde, insanların üzerinde yaşadığı yer küresinin güneş sistemi içinde gözlenebilen konumuna ve işleyişine dikkat çekilerek tabiatın yaratıcısı ve yöneticisi olan Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Sâlih’in gönderildiği Semûd kavminin âkıbetine temas edilir ve İslâm akaidinin nübüvvet esasına, ebedî kurtuluşun yahut hüsranın hatırlatılmasıyla insanlar ebedî âlemi teşkil eden âhirete inanmaya davet edilir. Bu çerçevede sûrenin muhtevasını iki bölüm halinde incelemek mümkündür. Birinci bölüm yemin ifadeleriyle başlar. Arka arkaya on bir defa tekrarlanan bu yeminin konuları şöylece sıralanabilir: Güneş, onun kuşluk vaktindeki parıltısı, güneşin batışından sonra görünen ay, onun alaca karanlığını ortadan kaldıran gündüz vakti, bunu da karanlığıyla örten gece, gökyüzü ve onun sistemini kuran (yahut sisteminin kuruluşu), yer ve onu yayıp döşeyen (yahut yayılıp döşenmesi), ayrıca insan ve onu en güzel biçimde şekillendiren (yahut onun en güzel biçimde şekillendirilmesi). Âyetlerde üzerine yemin edilen şeylerin dokuzu insanın dışındaki varlıklar iken son ikisi bizzat onun kendisidir. Böylece yeminlerle pekiştirilip dikkat çekilen varlığın insan olduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim yeminlerin ardından insanın yaratılışına hem iyi hem kötü yetenek ve imkânların yerleştirildiği ifade edilmekte, onun iradesiyle iyi yeteneklerini kullanması halinde kurtuluşa ve cennete kavuşacağı, aksi takdirde hüsrana uğrayacağı belirtilmektedir (âyet: 1-10).

İkinci bölümde geçmiş kavimlerden ibret verici bir örnek olarak Kur’ân-ı Kerîm’in birçok yerinde zikri geçen Semûd kavminden söz edilir. Sürekli biçimde Allah’ın elçilerini yalancı ve şımarık, son elçi Hz. Sâlih’i de büyülenmiş bir kişi diye nitelendirilen bu kavmin (eş-Şuarâ 26/141-159; el-Kamer 54/23-31) azgınlıklarına kapılarak Hz. Sâlih’i yalanladıkları, atalarından beri süregelen mûcize taleplerine karşılık kendilerine özelliği bulunan bir deve gönderilip ona ilişmemelerinin istendiği, fakat içlerinden en azgın kişinin deveyi kestiği, bunun üzerine -korkunç bir sesle- helâk edildikleri belirtilir (âyet: 11-15). Kur’an’da, geçmiş peygamberlerin ümmetlerine dair yer alan bu tür kıssalarla ibretin yanı sıra tehdit ve uyarı da amaçlanmaktadır. Sûrede maddî-hissî mûcize olarak söz konusu edilen devenin Kur’an’ın ilk muhatabı Mekkeliler’in ihtiyaç duyduğu bir hayvan olması ayrıca dikkat çekmektedir. Şems sûresi İslâm’ın temel inanç esaslarına iman etmeye, kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olan tek Allah’a teslim olmaya çağrıda bulunurken insanın zihnine ve gönlüne hitap eden muhtevasından başka üstün seviyedeki edebî üslûp ve ifadesiyle de okuyucuyu etkilemektedir. Sûrede harfler, bunların oluşturduğu kelimeler ve bunlardan meydana gelen cümlelerin kuruluşu telaffuza kolaylık sağlarken sûreye hâkim olan âhenkli ses kişiye ayrıca mensur şiir zevki vermektedir. Sûrede on beş âyetin her biri “-hâ” secileriyle sona ermektedir.

Şems sûresinin Resûlullah’a özgü bir lutf-i ilâhî olan mufassal sûreler grubu içinde yer aldığı bilinmektedir (Müsned, IV, 107). Hz. Peygamber’in bu sûreyi yatsı namazlarında okuduğu ve kendi mahallesinde namaz kıldıran Muâz b. Cebel’e yatsı namazını uzatmayarak Şems, Duhâ, Leyl ve A‘lâ sûrelerini okumasını tavsiye ettiği nakledilmektedir (Buhârî, “Eźân”, 63; Müslim, “Śalât”, 178-179; Tirmizî, “Śalât”, 114). Bazı tefsir kaynaklarında yer alan, “Şems sûresini okuyan kimse, üzerine güneşin ve ayın doğduğu her şeyi sadaka olarak vermiş gibi olur” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, VI, 384; Beyzâvî, IV, 423) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Zemahşerî, I, 684-685 [neşredenin notu]; Trablusî, II, 727). Friedrich Schulthess, Şems sûresinin 9 ve 10. âyetlerinin özellikle son kelimelerinin (zekkâhâ-dessâ-hâ) yorumuyla ilgili bir makale yazmış (bk. bibl.), Yûsuf ed-Dicvî sûre hakkında dört makale yayımlamıştır (“Sûretü’ş-Şems ve đuĥâhâ”, Mecelletü’l-Ezher, XI [1940], s. 327-330, 391-393, 455-457, 583-585).

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, IV, 107; Mâtürîdî, Teǿvîlâtü’l-Ķurǿân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 888a-889a; Zemahşerî, el-Keşşâf (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Riyad 1418/1998, I, 684-685; VI, 384; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 423; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VII, 299-303; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ž-žaǾf ve’l-mevžûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408/1987, II, 727; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, XXX, 140-147; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, Feżâǿilü süveri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 355-356; F. Schulthess, “Zu Sura 91, 9. 10.”, ZA, sy. 26 (1912), s. 148-157; Zuhûr Ahmed Azher, “eş-Şems”, UDMİ, XI, 776-777; Seyyid M. Hüseynî - Mahbûbe Müezzin, “Sûre-i Şems”, DMT, IX, 410.

M. Kâmil Yaşaroğlu