1. Âyet
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ
Yazıklar olsun! Ölçüde ve tartıda hile yapanlara.
Mutaffifîn Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 83. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 36 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 86. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ
Yazıklar olsun! Ölçüde ve tartıda hile yapanlara.
اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۘ
Onlar ki insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman tam ölçerler.
وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَۜ
Fakat onlara (bir şey vermek üzere) ölçtükleri veya tarttıkları zaman (ölçüyü) eksiltirler.
اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ
Yoksa onlar tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
لِيَوْمٍ عَظ۪يمٍۙ
Azametli bir gün (olan kıyamet günü) için,
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
O gün (tüm) insanlar, âlemlerin Rabbi(ne hesap vermek) için kıyamda dururlar!
كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ي سِجّ۪ينٍۜ
Doğrusu, (haktan sapan suçlu) fâcirlerin (amel) kitabı muhakkak Siccîn'dedir.
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سِجّ۪ينٌۜ
Siccîn'in ne olduğunu sen biliyor musun?
كِتَابٌ مَرْقُومٌۜ
(O, tüm fâcirlerin amellerinin) Yazıl(dığ)ı bir kitaptır.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ
O gün (Allah'ın resulünü ve âyetlerini) yalanlayanların vay hâline!
اَلَّذ۪ينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۜ
Onlar ki (herkesin hesaba çekileceği) din gününü yalanlamaktadırlar.
وَمَا يُكَذِّبُ بِه۪ٓ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ
Onu ancak (Allah'a karşı) haddi aşan ve günahkâr kimseler yalanlar.
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۜ
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, "(bunlar) öncekilerin masallarıdır" der!
كَلَّا بَلْسكته رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları (günahlar) kalpleri üzerinde pas tutmuştur.
كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَۜ
(Yine) Hayır! (Bundan daha dehşetli olanı ise) Onlar şüphesiz o gün Rabblerinden (yani O'nu görmekten) perdelenmişlerdir.
ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَح۪يمِۜ
Sonra onlar muhakkak cehenneme yaslanacaklardır.
ثُمَّ يُقَالُ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۜ
Sonra da onlara, "işte sizin (dünyada iken) yalanlayıp durduğunuz (cehennem azabı) budur" denilecektir.
كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَف۪ي عِلِّيّ۪ينَۜ
(Fakat) Hayır! Ebrârın (iyi amel işleyen ve insanları buna sevk edenlerin amel) kitabı, muhakkak İlliyyûn'dadır.
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَۜ
İlliyyûn'un ne olduğunu sen biliyor musun?
كِتَابٌ مَرْقُومٌۙ
(O, iyilerin amellerinin) Yazıl(dığ)ı bir kitaptır.
يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَۜ
Ona, mukarrebun (Allah'a en yakın) olanlar şahid olurlar.
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۙ
Muhakkak ki ebrâr olanlar (o gün cennette) nimet içindedirler!
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ
(Onlar orada) Tahtlar üzerinde (etrafı) seyrederler.
تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّع۪يمِۚ
(O cennetteki) Nimetlerin (sevinç ve) parıltısını onların yüzlerinde okursun.
يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ
(Orada) Onlara, mühürlü (sadece onlara has) hâlis bir şarap sunulur.
خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ
Onun (içiminin) sonu(nda ağızdan) misk (kokusu gel)ir. İşte (dünyada) yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ
Ona Tesnîm karıştırılmıştır.
عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ
(O Tesnîm ise) Mukarrebun (sadece Allah'a yakın) olanların içecekleri (aşk şarabından) bir kaynaktır.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ
Şüphesiz ki (nefsinin hevâsına uyarak) suç işleyenler, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ
Onların yanından geçtikleri zaman birbirlerine kaş göz ed(erek onlarla alay ed)iyorlardı.
وَاِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِه۪ينَۘ
Kendi ailelerine (yandaş ve taraftarlarının yanına) döndüklerinde ise (yaptıklarıyla övünüp) sevinç ve neşeyle dönüyorlardı.
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ
O (mü'mi)nleri gördükleri vakit, "şüphesiz bunlar dalâlette kalmış (yolunu şaşırmış, şaşkın) kimselerdir" diyorlardı.
وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظ۪ينَۜ
Hâlbuki onlar, o (mü'mi)nleri denetleyici olarak gönderilmemişlerdi.
فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ
İşte o gün (âhirette) de iman edenler kâfirlere gülerler.
عَلَى الْاَرَٓائِكِۙ يَنْظُرُونَۜ
Tahtlar üzerinde (onların hâlini) seyrederler.
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
(Bak!) Kâfirler (dünyada) yaptıklarının karşılığını (kıyamet günü) buldular mı (elbette buldular)!
Adını ilk âyetinde geçen “mutaffifîn” kelimesinden alır. Sözlükte “ölçü ve tartıda hile yapmak” anlamındaki tatfîf kökünden türeyen mutaffif “hile yapan” demektir. Sûre ayrıca Tatfîf olarak da anılır. Mutaffifîn sûresinin Mekke’de veya Medine’de, ilk dört âyetinin Hz. Peygamber’in Medine’ye varışından hemen sonra, diğerlerinin Mekke’de nâzil olduğu şeklinde rivayetler mevcuttur (Âlûsî, XXX, 384). Mekkeliler’in özellikle ticaretle, Medineliler’in tarımla uğraşması, Mekke’de inen diğer bazı âyetlerde de ölçü ve tartıya hile karıştırmanın kötülüğüne işaret edilmesi, sûrenin muhtevası ve üslûbu, özellikle son âyetlerinde yer alan, kâfirlerin inananlarla alay ettikleri yolundaki beyanlar (âyet 29-33) dikkate alındığında sûrenin Mekke döneminde indiğini benimseyen görüşün daha isabetli olduğu ortaya çıkar. Muhtemelen Resûl-i Ekrem hicretinin hemen ardından Medineliler’e söz konusu âyetleri okumuş, bu durum daha sonra, âyetlerin Medine’de nâzil olduğu şeklindeki görüşün ortaya çıkmasına sebep teşkil etmiştir. Sûre otuz altı âyet olup fâsılası م، ن harfleridir.
Mutaffifîn sûresinin muhtevasını iki bölümde ele almak mümkündür. Birinci bölümde ölçü ve tartıda hile yapanların, meşru sınırları aşanların, yaratana ve yaratılmışlara karşı suç işleyip bunun hesabını verecekleri âhiret gününe inanmayanların durumu anlatılır (âyet 1-17). İkinci bölümde itaatkârların âhirette kavuşacakları mutlu hayatın tasviri yapılır ve buna karşılık dünyada kendileriyle alay edenlerin aşağılanacağı bildirilir (âyet 18-36).
Sûre ölçü ve tartıda hileye sapanları kınayan âyetlerle başlar. Burada mutaffifîn kelimesi müteakip âyetlerde açıklanır ve mutaffifîn diye nitelendirilen kimselerin bir şeyi satın alırken ölçü ve tartıyı tam yaptıkları, başkalarına satarken bunu eksik bıraktıkları ifade edilir (âyet 2-3). Kişileri bu tür davranışlara sevkeden en önemli faktörün, onların bütün insanların huzûr-i ilâhîde divan duracakları büyük hesap gününe inanmaması olduğu belirtilir (âyet 4-6). Bunların temel davranış biçimi ise insanın medenî, şuurlu ve onurlu bir canlı oluşunu sağlayan sınırları aşma, ayrıca uyarılmaları halinde bu tür söylemlerin eskilerin masallarından ibaret olduğu cevabını verme şeklinde belirlenir. Bu arada ebedî hayatta barınacakları yerin cehennem olacağı da vurgulanır (âyet 7-17).
Sûrenin ikinci bölümü, Allah’a ve resulüne itaat edenlerin amel defterlerinin Allah’a yakın kulların müşahede edebileceği mûtena bir yerde (illiyyîn) bulunacağını haber veren âyetlerle başlar (âyet 18-21). Ardından bunlar için cennette hazırlanan mutlu hayatın tasvirine yer verilir (âyet 22-28) ve özellikle cennet ehline sunulacak misk kokulu bir nevi meşrubattan söz edilirken Allah’a yakın kullara (mukarrebîn) tesnîm katkılı bir içecek verileceği belirtilir. Tesnîm, bazı müfessirlerce “mahiyeti bilinmeyen bir içecek” diye nitelendirilirken bazıları bunu “yukarıdan akıp gelen en değerli kaynak” diye yorumlamıştır (Taberî, XXX, 134-136; Fahreddin er-Râzî, XXXI, 101). Bölümün son kısmında, İslâmiyet’in Mekke’de geçen ilk dönemlerinde fıtrî-insanî duyguları körelmiş ve işledikleri günahlar yüzünden kalpleri kararmış (âyet 14) küstah kimselerin zayıf durumda bulunan müminlerle alay ettikleri, kıyamet gününde ise bu iki zümrenin konum değiştireceği ve müminlerin kâfirlerle alay edeceği bildirilir (âyet 29-36).
Mutaffifîn sûresinde, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren ortaya çıkıp süregelen hak ehli ile bâtıl taraftarları arasındaki mücadelenin Asr-ı saâdet’te cereyan eden bazı sahnelerine temas edilmekte, her iki zümrenin âhiretteki âkıbetleri hakkında kısa tasvirler yapılmaktadır. Dünya hayatının sonuna kadar devam edeceği şüphesiz olan bu mücadele genel karakteri itibariyle zamanımızda da sürmekte ve basiret sahibi müminler bu durumu müşahede etmektedir.
Bazı kaynaklarda yer alan, “Allah, Mutaffifîn sûresini okuyan kişiye kıyamet gününde ağzı mühürlenmiş lezzetli bir içecek ikram eder” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 233) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 726). Musa Öziş Mutaffifîn Sûresi Tefsiri adıyla yüksek lisans çalışması yapmıştır (1997, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).
BİBLİYOGRAFYA:
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ŧff” md.; Taberî, CâmiǾu’l-beyân (nşr. Sıdkī Cemîl el-Attâr), Beyrut 1415/1995, XXX, 134-136; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Kahire 1379/1959, s. 253; Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 233; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, Beyrut 1410/1990, XXXI, 101; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿân, IV, 483-487; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 726; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, Beyrut 1421/2000, XXX, 384; İlyas Üzüm, “İlliyyîn”, DİA, XXII, 123-124.
M. Kâmil Yaşaroğlu