Murselât Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Murselât Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 77. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 50 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 33. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاًۙ

Andolsun, birbiri ardınca gönderilen (resul)lere,

2. Âyet

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاًۙ

(Hidâyetle) Esip (küfrü) savuranlara,

3. Âyet

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراًۙ

(Allah'ın vahyini) Yaydıkça yayanlara,

4. Âyet

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاًۙ

(Hakkı bâtıldan) Ayırdıkça ayıranlara,

5. Âyet

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْراًۙ

(5-6) (Kıyamet günü insanların) Özür (mazeretini ortadan kaldırmak) ya da uyarı olmak üzere (Allah'ın) Zikri (olan âyetlerini gönüllere) ilka edenlere andolsun ki,

6. Âyet

عُذْراً اَوْ نُذْراًۙ

Bu âyetin meali 5. âyetle birlikte verilmiştir.

7. Âyet

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ

Size vaad edilen (kıyamet saati) mutlaka vuku bulacaktır.

8. Âyet

فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ

Yıldızlar(ın ışığı) söndürüldüğü zaman,

9. Âyet

وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ

Gök (parça parça) yarıldığı zaman,

10. Âyet

وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ

Dağlar (paramparça edilip) savrulduğu zaman,

11. Âyet

وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ

Resullere (ümmetlerine şahidlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).

12. Âyet

لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ

(Peki, bu şahidlik) Hangi güne ertelenmiştir?

13. Âyet

لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ

(İnsanlar arasındaki) Ayrım (ve hüküm) gününe!

14. Âyet

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ

(Resulüm!) Ayrım gününün ne olduğunu biliyor musun?

15. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

16. Âyet

اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ

Biz (bu müşrikler gibi âyetlerimizi ve resulümüzü yalanlayan) önceki (kavim)leri helâk etmedik mi?

17. Âyet

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ

Sonra (yaptıklarıyla onlara tabi olup) ardından gelenleri de onların peşine takarız.

18. Âyet

كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ

İşte Biz, mücrimlere (nefsinin hevâsına uyan suçlulara) böyle yaparız.

19. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

20. Âyet

اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ

(Ey insanlar!) Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?

21. Âyet

فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ

(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar (anne rahmi gibi) sağlam bir yere yerleştirdik.

22. Âyet

اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ

Bu âyetin meali 21. âyetle birlikte verilmiştir.

23. Âyet

فَقَدَرْنَاۗق فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ

Ve (bunu) Biz takdir ettik, Biz ne güzel takdir ediciyiz.

24. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

25. Âyet

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتاًۙ

(25-26) Biz, yeryüzünü dirilere ve ölülere bir toplanma yeri kılmadık mı?

26. Âyet

اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتاًۙ

Bu âyetin meali 25. âyetle birlikte verilmiştir.

27. Âyet

وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ

Orada sabit yüce dağlar meydana getirmedik mi ve (orada) size tatlı bir su içirmedik mi?

28. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

29. Âyet

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ

(Âhireti yalanlayanlara o gün şöyle denilir) "(Dünyada iken) Yalanlamakta olduğunuz (cehennem ateşin)e (haydi şimdi) varın!"

30. Âyet

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ

Üç kola ayrılmış gölgeye (cehennemdeki o üç yerden birine) varın ki,

31. Âyet

لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ

(O sizi) Ne gölgelendirir ne de alevden korur.

32. Âyet

اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ

Muhakkak ki o (ateş), saray gibi (çok büyük) kıvılcımlar saçar.

33. Âyet

كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ

Sanki o (kıvılcımlar), sapsarı deve sürüleri gibidir.

34. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

35. Âyet

هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ

Bu, (Allah'ın âyetlerini ve resulünü yalanlayanların) konuşamayacakları gündür.

36. Âyet

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

(O gün) Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.

37. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

38. Âyet

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ

(Onlara şöyle denir) "Bu, (insanlar arasındaki) ayrım (ve hüküm) günüdür. (Bugün) Sizi ve sizden öncekileri bir araya topladık."

39. Âyet

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ

"Eğer (bu azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa haydi hilenizi uygulayın!"

40. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

41. Âyet

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ

Fakat (o gün) takvâ sahipleri (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlar) gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.

42. Âyet

وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ

Canlarının çektiği meyveler (ve nimetler) arasındadırlar.

43. Âyet

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

(Onlara) "(Dünyada) Yapmakta olduğunuz (sâlih ve güzel ameller)e karşılık (bugün) afiyetle yiyin, için" (denilir).

44. Âyet

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

İşte Biz, muhsinleri (güzellik yapıp güzel olanları) böyle mükâfatlandırırız.

45. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

46. Âyet

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ

(Ey Allah'ın âyetlerini ve resulünü yalanlayanlar! Siz de dünyada) Az bir müddet yiyin ve yararlanın! Çünkü sizler (nefsinin hevâsına uyan) mücrim (ve suçlu) kimselersiniz.

47. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

48. Âyet

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ

Bir de onlara, "rükû edin (Allah'ın hükmü karşısında eğilin ve kibirlenmeyin)" dendiği zaman rükû etmezler.

49. Âyet

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ

O gün (Allah'ın âyetlerini ve resulünü) yalanlayanların vay hâline!

50. Âyet

فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

(Onlar) Artık bu (Kur'ân)dan sonra hangi söze iman edecekler!

Murselât Sûresi Hakkında

Mekke döneminde, muhtemelen nübüvvetinin 4. yılında Hz. Peygamber Mina’da bulunuyorken nâzil olmuştur. Adını ilk âyetinde geçen “mürselât” (gönderilenler) kelimesinden alır. Müfessirler bu kelimenin âlemin idaresiyle görevli melekleri, rüzgârları, peygamberleri veya Kur’an âyetlerini ifade ettiğini belirtirler. Ayrıca yine ilk âyetinde yer alan kelimeden dolayı Urf (örf) sûresi olarak da isimlendirilir. Yeminle başlayan sûrelerden olup elli âyettir. Fâsılası “عبرتم لنا” tertibinde yer alan ا، ب، ت، ر، ع، ل، م، ن harfleridir. Nüzûl sebebiyle ilgili herhangi bir bilgi tesbit edilememiştir. İnsanda sorumluluk duygusunu güçlendiren âhiret hayatını etkili ifadelerle tasvir ettiği göz önünde bulundurularak nübüvvetin ilk yıllarında ilâhî vahye ve onun insan davranışlarını disiplin altına alan ilkelerine karşı gösterilen inatçı direnişler sebebiyle nâzil olduğunu söylemek mümkündür.

Mürselât sûresinin muhtevasını bir giriş ve iki bölüm halinde ele almak mümkündür. Giriş niteliğindeki ilk beş âyette Sâffât ve Zâriyât sûrelerinde olduğu gibi ardarda bazı güçler üzerine yapılan yeminler dikkat çekmektedir. Müfessirlere göre bu âyetlerde üzerlerine yemin edilen “mürselât, âsıfât, nâşirât, fârikāt, mülkıyât” kelimeleri melekler, rüzgârlar, Kur’an âyetleri veya insanların kalplerine doğan düşunceleri ifade etmektedir (Elmalılı, VII, 5519). Sözü edilen kavramları bilimin kaydettiği gelişmelerden yararlanarak tabiat güçlerindeki bazı etkileşimlerle açıklamak da mümkündür. Sûrede daha sonra bu yeminlerin yöneldiği konu olarak geleceği haber verilen kıyametin mutlaka gerçekleşeceği belirtilir (âyet 1-7).

Birinci bölüm, kıyametin kopması sırasında vuku bulacak kozmik değişikliklere temas eden âyetlerle başlar. Ardından kıyamet “yevmü’l-fasl” (hakla bâtılın, haklı ile haksızın ayırt edileceği gün) tabiriyle nitelendirilir; ölümün insan türü için aksamayan bir kanun olduğu vurgulanır; insan yaratılışı ve yaşayışının hassas, ölçülü ve sınırlı dengelere bağlı şekilde düzenlendiği ifade edilir; onun barındığı yer küresinin de bir düzen içinde seyrettiği belirtilir. Daha sonraki âyetlerde âhiret hayatında suçlulara uygulanacak azap niteliğindeki işlemlere ve cehennemin kısa tasvirine yer verilir; cehennem ehline özür dilemek için bile izin verilmeyeceği bildirilir (âyet 8-40).

Sûrenin ikinci bölümünde Allah’a karşı gelmekten sakınanlara (müttakiler) sunulacak özenilir hayat tarzına temas edilir. Ardından konu yine suçlulara intikal eder, onların geçici dünya hayatından zevk almaya önem verdikleri ve belirgin niteliklerinden birinin Allah’ın huzurunda boyun eğmemek olduğu ifade edilir. İkinci bölüm, “Peki onlar bu beyana inanmazlarsa hangi söze inanacaklar?” meâlindeki âyetle sona erer (âyet 41-50). Mürselât sûresinde inkârcıların ebedî hayattaki hüsranlarının büyüklüğünü vurgulamak üzere, “Dinî gerçekleri yalan sayanların o gün vay haline!” mânasındaki cümle on defa tekrarlanmaktadır.

Ebû Hüreyre’den nakledilen bir hadise göre Hz. Peygamber, “Sizden biri Mürselât sûresini okuyup da, ‘Peki onlar bu beyana inanmazlarsa hangi söze inanacaklar?’ âyetine gelince, ‘Allah’a iman ettik’ desin” buyurmuştur (İbn Kesîr, VII, 175, 194). Diğer bazı rivayetler de Resûl-i Ekrem’in, “Beni Hûd, Vâkıa, Kıyâme, Mürselât, İze’ş-şemsü küvvirat (Tekvîr), İze’s-semâün şekkat (İnşikāk) ve İze’s-semâün fetarat (İnfitâr) sûreleri ihtiyarlattı” dediği (Abdürrezzâk es-San‘ânî, III, 368), namazın bir rekatında Mürselât sûresiyle ardından gelen Nebe‘ sûresini birlikte okuduğu kaydedilir (Buhârî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 6, 28; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 275-279; krş. İbrahim Ali, s. 306-307, 342-343). Bazı kaynaklarda yer alan, “Mürselât sûresini okuyan kimsenin siciline müşrikler grubuna girmediği hususu kaydedilir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 205; Beyzâvî, IV, 368) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 725). Mina’da Mescid-i Hayf’ın güneyindeki Sâih dağının eteğinde Mürselât sûresinin nâzil olduğu, Mescid-i Mürselât diye de anılan mağara (gārü’l-Mürselât) bugün mevcut değildir.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rsl” md.; Buhârî, “Feżâǿilü’l-Ķurǿân”, 6, 28; Müslim, “Śalâtü’l-müsâfirîn”, 275-279; Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Muśannef (nşr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut 1403/1983, III, 368; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 205; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 368; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VII, 175, 194; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 725; Elmalılı, Hak Dini, VII, 5519; İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, Feżâǿilü süveri’l-Ķurǿâni’l-Kerîm, Kahire 1421/2001, s. 306-307, 342-343.

M. Kâmil Yaşaroğlu