1. Âyet
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ
(Karanlığı ile her şeyi örtüp) Bürüdüğü zaman geceye,
Leyl Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 92. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 21 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 9. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ
(Karanlığı ile her şeyi örtüp) Bürüdüğü zaman geceye,
وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ
Tecelli ed(ip her şeyi aydınlat)tığı zaman gündüze,
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ
Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ
Gerçekten sizin (maddi, manevi) çabalarınız başka başkadır.
فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ
Fakat kim (Allah'ın kendisine ikram ettiğinden) verir, takvâ sahibi olursa (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışırsa),
وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ
Ve en güzeli (Allah'ın âyetlerini) tasdik ederse,
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ
Biz de ona (yapılması) kolay olan (Allah'a kulluğ)u kolaylaştıracağız.
وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ
Fakat kim de kendini (Allah'a karşı) ihtiyaçsız görüp cimrilik ederse,
وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ
Ve en güzeli (Allah'ın âyetlerini) yalanlarsa,
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ
Biz de ona (yapılması çok) zor olan (insan olmaktan çıkmay)ı kolaylaştıracağız.
وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ
(Âhiret günü cehennem ateşine) Düşüp yuvarlandığında malı ona (hiçbir) fayda vermez.
اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ
Muhakkak ki hidâyet elbette Bize aittir.
وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى
Ve muhakkak ki son da ilk de (âhiret de dünya da) kesinlikle Bizimdir.
فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ
İşte Ben sizi, alev alev yanan bir ateşle uyardım.
لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ
Ona, (Allah'a karşı) isyankâr olandan başkası girmez.
اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ
O ki (Allah'ın âyetlerini) yalanladı ve yüz çevirdi.
وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ
(O gün) Takvâ sahibi (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışan kimse) ise ondan uzaklaştırılır.
اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ
O ki (nefsinin cimriliğinden kurtulmak için) malını verir, temizlenir.
وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ
(O gün) Onun (Allah'ın) yanında hiçbir kimseye verilecek bir nimet yoktur.
اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ
E'Âlâ (yüceliği anlaşılamayacak kadar büyük) olan Rabbinin vechini (cemâlini ve rızasını) isteye(rek gerekeni yapa)n müstesna!
وَلَسَوْفَ يَرْضٰى
Elbette yakında (Allah ona istediğini verecek, o da Rabbinden) razı olacaktır.
Mekke döneminde nâzil olmuştur. Yirmi bir âyet olup fâsılası ا harfidir. Adını ilk âyetindeki “leyl” (gece) kelimesinden alır. Ve’l-Leyl, ve’l-Leyli izâ yağşâ sûresi olarak da anılır. Üslûp ve muhtevasından Mekke döneminin ilk yıllarında indiği anlaşılmaktadır. Tefsir kaynaklarında Leyl sûresinin, Mekke döneminde müslüman köleleri satın alıp âzat etmek suretiyle servetini Allah yolunda harcayan Hz. Ebû Bekir ile cimrilik yaparak malını ihtiyaç sahiplerinden esirgeyen Ümeyye b. Halef hakkında nâzil olduğu bildirilmektedir (Fahreddin er-Râzî, XXXI, 197). Diğer bir rivayete göre ise sûre, fakir bir aileye yardımda bulunan İbnü’d-Dahdâh (Ebü’d-Dahdâh) adındaki sahâbî hakkında nâzil olmuştur (Vâhidî, s. 254; Âlûsî, XXX, 147).
Mekke’de bu sûrenin indiği dönemde varlıklı müşrik Araplar, yoksullar karşısında insanlıkla bağdaşmayacak derecede bencil ve duyarsız davranıyor, hatta Kur’ân-ı Kerîm’in beyanına göre (Yâsîn 36/47), “Allah’ın doyurmadıklarını biz mi doyuracağız?” diyorlardı. Bu sebeple diğer birçok benzeri gibi Leyl sûresinde de temel hedef, Allah’ın birliği inancının yanında sıkıntıların ve nimetlerin paylaşılabildiği toplumsal bir ruh ve zihniyeti geliştirmek olmuştur. Sûrede, Allah’ın kendilerine bildirdiği iman esaslarını ve davranış ilkelerini tasdik edip insanlara iyilik ve cömertlikte bulunanlar övülmüş, bunların ilâhî yardıma, dünya ve âhiret kurtuluşuna kavuşacakları müjdelenmiştir. Bunun yanında Allah karşısında bile kendilerini ihtiyaçsız sayacak kadar küstahlaşıp cimrilik yapanların Allah’ın hidayet ve yardımından mahrum bırakılacakları, böylece günah işlemelerinin daha da kolaylaşacağı, sonuçta “alev alev yanan ateş”i boylayacakları bildirilmiştir.
Sûrenin başındaki yemin ifadeleri, üzerine yemin edilen varlıkların yaratılışındaki olağan üstü durumu, onları yaratan gücün büyüklüğünü göstermekte, ayrıca gelecek konunun önemine dikkat çekmektedir. “En güzel” anlamına gelen 6. âyetteki “hüsnâ” kelimesi tefsirlerde “iman, kelime-i tevhid, İslâm; namaz, oruç ve zekât; ibadetlerin en güzel karşılığı” şeklinde yorumlanmıştır. Kelimenin bu bağlamda Kur’an’ın inanç ve davranış ilkelerini ifade ettiği anlaşılmaktadır. 7. âyette geçen ve Allah’ın cömert kuluna kolaylaştıracağı bildirilen “yüsrâ” “rahatlık ve mutluluk yolu” veya “daha fazla iyilik yapma özelliği, erdemi” olarak açıklanmıştır. Bu son anlama göre âyette, mümin iyilik yapmaya çalıştıkça Allah’ın da kendisinde iyilik iradesini güçlendireceği, nihayet cömertliği onda kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği haline getireceği bildirilmiştir. 8-10. âyetlerde ise yoksullara karşı umursamazlığın giderek nasıl cimrilik şeklinde bir kişilik özelliğine dönüşeceği ifade edilmektedir. 12. âyette hidayetin, 13. âyette dünya ve âhiretin Allah’a ait olduğu belirtilerek insanın iyilik ve kurtuluş yolunu seçme ve o yolda yürüme çabasında Allah’ın yardımına sığınması, dünya huzurunu ve âhiret kurtuluşunu da O’ndan beklemesi gerektiği anlatılmıştır. 17. âyetteki “etkā” kelimesinin kök anlamı “büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “vķy” md.). Burada ise iman edip hayırlı işler yapmak suretiyle cehenneme karşı kendini korumayı ifade etmektedir. Sûrenin son âyetlerinde ruhunu arındırmak için servetini iyilik yolunda harcayan, bunu da gördüğü bir iyilik karşılığında değil yalnız Allah rızâsı için yapanların vakti geldiğinde mutlaka memnun ve mutlu edilecekleri bildirilmektedir.
Hz. Peygamber’in öğle ile ikindi namazlarında Leyl sûresini okuduğu nakledilmektedir (Şevkânî, V, 451). Bazı tefsir kaynaklarında yer alan (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 262), “Allah ve’l-Leyl sûresini okuyan kimseye razı oluncaya kadar nimet verir, onu zorluklardan kurtarır ve kolaylık sağlar” şeklindeki hadisin sahih olmadığı belirtilmektedir (Muhammed et-Trablusî, II, 727).
BİBLİYOGRAFYA:
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “vķy” md.; Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ (nşr. Abdülgaffâr Süleyman el-Bündârî - Seyyid Kesrevî Hasan), Beyrut 1411/1991, VI, 516-517; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Kahire 1379/1959, s. 254; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 260-262; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXI, 197-206; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 727; Şevkânî, Fetĥu’l-ķadîr, V, 451-455; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, XXX, 147-153; Zuhûr Ahmed Ezhar, “el-Leyl”, UDMİ, XVIII, 194-196.
Kâmil Yaşaroğlu