1. Âyet
اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ
Gökyüzü yarıl(ıp dökül)düğü zaman,
İnşikak Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 84. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 25 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 83. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.
اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ
Gökyüzü yarıl(ıp dökül)düğü zaman,
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۙ
Rabbi(nin emri)ni dinleyip (yaratılışının) hakkını verdiği (zaman),
وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْۙ
Yer (dümdüz edilip boylu boyunca) uzatıldığı zaman,
وَاَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْۙ
Ve içindeki her şeyi dışarı atıp boşaldığı zaman,
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۜ
Rabbi(nin emri)ni dinleyip (yaratılışının) hakkını verdiği (zaman insan yaptıklarıyla karşı karşıya gelir).
يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاق۪يهِۚ
Ey insan! Şüphesiz ki sen Rabbine (kavuşuncaya kadar) çaba üstüne çaba göstermektesin ve sonunda O'na kavuşacaksın.
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ۙ
(O hesap günü) Kimin (amel) kitabı sağından verilirse,
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَس۪يراًۙ
Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,
وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُوراًۜ
Ve sevinçli olarak ehline (ve mü'min kardeşlerine) dönecektir.
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ
Kimin de (amel) kitabı arkasından verilirse,
فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُوراًۙ
(O da) Yok olmayı isteyecek,
وَيَصْلٰى سَع۪يراًۜ
Ama alev alev yanan bir ateşe yaslanacaktır.
اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓي اَهْلِه۪ مَسْرُوراً
Oysa o, (dünyada) ehli içinde (beraber yaşadığı toplum içinde kendisinin doğru yaptığını zannederek) sevinçli idi.
اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَۚۛ
Çünkü o, asla (Rabbine) dönmeyeceğini sanmıştı.
بَلٰىۚۛ اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِه۪ بَص۪يراًۜ
Hâlbuki Rabbi onu muhakkak görmekte idi.
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ
Dikkat edin! Yemin ederim şafağa (vahyin insanın gönlünü aydınlatmasına),
وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ
Geceye ve (içinde) barındırdığı şeylere (yıldızlara, bir de geceleyin kalkıp Allah'a taat ve ibadette bulunanlara),
وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ
(Nurunu) Barındırdığı (dolunay olduğu) zaman Ay'a (ve Allah'ın âyetlerini üzerinde göstererek kararmış gönülleri aydınlatan mü'minlere) yemin ederim ki,
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَنْ طَبَقٍۜ
Siz mutlaka (bu duruma gelmek için) tabakadan tabakaya binecek (nefsinize binip nefis mertebelerini bir bir geçecek)siniz!
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۙ
Hâl böyleyken o (kâfir)lere ne oluyor da iman etmiyorlar?
وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَۜ
Onlar kendilerine Kur'ân okunduğu zaman secde de etmezler.
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ
Aksine o kâfirler (resulümüzü ve âyetlerimizi) yalanlarlar.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ
Hâlbuki Allah, onların (kalplerinde) yığdıkları (küfrü, şirki ve gizledikleri her) şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir.
فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ
(Resulüm!) Sen onlara elem verici (iç yakan) bir azabı müjdele!
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler müstesna, onlar için (Bizim katımızda) kesintisiz bir ecir (ve tükenmez bir mükâfat) vardır.
Mekke döneminde nâzil olan ilk sûrelerden olup İnfitâr sûresinden sonra inmiştir; yirmi beş âyettir. Fâsılası ا، ت، ر، ق، م، ن، هـ arfleridir. Adını ilk âyette geçen “yarılmak, parçalanmak” anlamındaki inşikāk kelimesinden alır.
Üslûp ve muhteva bakımından Mekke döneminde nâzil olan diğer sûrelerle benzerlik arzeden sûrenin ilk bölümünde (âyet 1-5), kendisinden önce inen İnfitâr sûresindekine benzer tarzda bazı kıyamet sahnelerinden bahsedilerek göğün parçalara ayrılacağı, yeryüzünün dümdüz hale getirileceği ve yerin içindeki her şeyi dışarı atacağı belirtilmiştir. Ardından gelen âyetlerde (âyet 6-15) insana hitap edilerek rabbine doğru yol aldığı ve nihayet O’na kavuşacağı belirtildikten sonra dünyada iken yaptığı işlerin kaydedildiği defteri sağ elinden verilenlerin hesaplarının kolay olacağı ve sevinçli bir şekilde yakınlarına dönecekleri, defterleri arka taraflarından verilenlerin ise dünyada iken yakınları arasında şımardıkları, bunların yakıcı ateşe atılacakları bildirilmekte, dünyada zenginliğini kendisi için bir imtiyaz vesilesi görerek çevresindeki ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyenlerin âhiretteki acıklı durumları ortaya konulmaktadır. Sûrenin son bölümünde (âyet 16-25) akşamın alaca karanlığına, geceye ve aya yemin edilerek insanların halden hale geçecekleri, Kur’an okunduğu zaman secde etmeyip onu yalanlayanlar için acı bir azap, inananlar için de kesintisiz bir mükâfat bulunduğu ifade edilir. 19. âyette yer alan “insanların halden hale geçeceği” şeklindeki ifadenin çocukluk, gençlik ve yaşlılık gibi insan hayatının farklı devrelerine veya dünya hayatından âhiret âlemine yahut fakirlikten zenginliğe geçiş gibi durumlara işaret ettiği söylenmiştir (Aynî, XVI, 147; Mevdûdî, VII, 279).
Hz. Peygamber’in bir gün Alak sûresinin, “Secde et ve yaklaş” meâlindeki son âyetini okuduktan sonra secde etmesi üzerine yanında bulunanların da secde ettikleri, bu durumu gören Kureyşliler’in el çırpıp ıslık çalmaları üzerine İnşikāk sûresinin, “Kendilerine Kur’an okunduğu zaman secde etmiyorlar” meâlindeki âyetinin nâzil olduğu nakledilmektedir (Fahreddin er-Râzî, XXXI, 112). Ayrıca Ebû Hüreyre’nin namazda bu sûreyi okuyup aynı âyete gelince secde ettiği ve Resûlullah’ın da aynı şeyi yaptığını belirttiği (Buhârî, “Sücûdü’l-Ķurǿân”, 7; Müslim, “Mesâcid”, 110-111), Hz. Peygamber’in bu sûrede yer alan kıyamet sahnelerinin dehşetine işaret ederek, “Kıyamet gününü bizzat gözleriyle görmek isteyen kimse ize’ş-şemsü küvvirat (Tekvîr), ize’s-semâün fetarat (İnfitâr) ve ize’s-semâün şekkat (İnşikāk) sûrelerini okusun” dediği (Tirmizî, “Tefsîr”, 81) rivayet edilmiştir (diğer bir rivayet için bk. İNFİTÂR SÛRESİ).
BİBLİYOGRAFYA:
Buhârî, “Tefsîr”, 84/1; “Sücûdü’l-Ķurǿân”, 7; Müslim, “Mesâcid”, 110-111; Tirmizî, “Tefsîr”, 81; Hâkim, el-Müstedrek, I, 255; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXI, 103-112; Aynî, ǾUmdetü’l-ķārî, Kahire 1392/1972, XVI, 145-148; Âlûsî, Rûĥu’l-meǾânî, XXX, 78-84; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 5669-5685; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân (trc. Ahmed Asrar), İstanbul 1997, VII, 273-280; “el-İnşiķāķ”, UDMİ, III, 411-412.
Kâmil Yaşaroğlu